Bölüm 5

992 Words
Toplantı odasının ağır çelik kapısı kapanıp Aybars dışarı çıktığında, Kamuran Bey masanın başköşesinde tek başına kaldı. Yüzündeki o öfkeli ve afallamış ifade, saniyeler içinde yerini uğursuz, kibirli bir sakinliğe bıraktı. Kamuran Bey, yeraltı dünyasında kimseye tamamen güvenilmeyeceğini çok iyi bilirdi. Cebinden tamamen şifreli, özel yapım başka bir cihaz çıkardı ve Londra’daki ortağı Harry Bross’u aradı. Telefon açılır açılmaz, ses tonu az önceki gürleyen adamdan uzaktı; son derece soğuk ve hesapçıydı. "Harry, durum tahmin ettiğimizden daha karmaşık," dedi Kamuran Bey, İngilizce konuşarak. "Telefon gece kasadan çalınmış. Sarraf durumun farkında ve işleri yokuşa sürüyor, bana sistem üzerinden rest çekti. Yirmi dört saat süre verdim. Ama artık onunla vakit kaybedemeyiz. Yedek planı, yani 'Klon' protokolünü devreye sokun." Kamuran Bey arkasına yaslanıp acımasızca gülümsedi. "O salaklar ellerindeki telefonun sadece bir kilit olduğunu sanıyorlar. Telefonun birebir bulut kopyası şu an sende. Çalınan o asıl telefon her kimin elindeyse, cihazı çalıştırıp şifresini kırdığı veya açtığı ilk saniyede, içindeki tüm milyar dolarlık veriler, kumar hatları ve fuhuş şifreleri senin elindeki o yedek telefona transfer olacak. Ve bizim asıl telefon, tek bir salisede kendini tamamen imha edip içindeki her şeyi silecek. Hırsız elinde boş bir plastik parçasıyla kalırken, sistem Londra üzerinden senin kontrolünde sıfırlanacak. Hemen hazırlıkları tamamlayın." O sırada havalandırma tünelinden geri dönüp Selin’i o odadan kaçırmak için hamle yapmaya hazırlanan Murat, menfezin ağzında şans eseri duyduğu bu sözlerle buz kesti. Nefesi boğazında düğümlendi. Eğer operasyon merkezindeki analistler veya teşkilatın siber birimleri, Murat’ın getirdiği telefonu açıp içindeki bilgileri deşifre etmeye kalkışırlarsa, tüm veriler bir anda Londra’ya uçacak ve şebeke kendini tamamen temizleyecekti. Devletin aylardır uğraştığı bu devasa operasyon tek bir tıkla çöp olabilirdi. Murat, Selin’i o sırtlanların arasında bırakmanın verdiği o ağır vicdan azabıyla dişlerini sıktı. Onu şu an kurtaramazdı; çünkü elindeki bu bilgi, operasyonun kaderini belirleyecekti. Bir hayalet gibi, havalandırma borularının içinde ters yöne doğru hızla ve sessizce sürünmeye başladı. Jeneratör odasından dışarı fırladı ve AVM’nin personeller için ayrılan kör noktasından dışarı, gecenin karanlığına çıktı. Hemen teşkilatın kriptolu haberleşme cihazını aktif hale getirdi. Güvenli bir kanaldan merkezdeki analisti Aylin’e ve operasyon amirine bağlandı. Sesi hiç olmadığı kadar gergin ve netti: "Merkez, acil durum. Telefon bende, sahadan çıktım. Ancak Kamuran’ın Londra ile yaptığı gizli görüşmeyi dinledim. Telefonda bir 'Klon' protokolü var. Cihaz açıldığı an kendini silecek ve tüm veriler Londra’daki ortağa transfer olacak. Siber birim cihazı sakın kurcalamasın, açmasın. Acilen bu tuzağı bypass edecek bir ters yazılım hazırlamamız lazım. Ayrıca... Selin ve arkadaşı aşağıda rehin. Zamanımız daralıyor, ne yapıyoruz?" Merkezden gelen derin sessizlik, devletin en üst kademesinde de hararetli bir planlamanın başladığının habercisiydi. Oyun artık sadece AVM'nin altındaki kumarhanede değil, İstanbul-Londra siber hattında, saniyelerin bile hayati önem taşıdığı küresel bir satranç tahtasında oynanıyordu. Selin’in psikolojik savaş planı tam anlamıyla kusursuz işledi. Kamuran Bey, yan odadaki o derin sessizliğin ortasında Londra'daki ortağı Harry Bross ile konuşmasını bitirmişti ki kulaklarını tırmalayan o tiz çığlıkları ve arbede seslerini duydu. Hışımla toplantı odasından çıkıp kızların tutulduğu salona girdi. Manzarayı gördüğü an neye uğradığını şaşırdı. Koruma nefsine yenik düşmüş, Selin ise sandalyesiyle birlikte yerde çırpınıyordu. "Neler oluyor burada!" diye gürledi Kamuran Bey, sesindeki mutlak otorite salonun duvarlarında yankılanarak. Korumaya nefes alacak şans bile tanımadı. "Defol dışarı! Gözüm görmesin seni, cezanı sonra keseceğim!" diye bağırarak adamı odadan kovdu. Koruma arkasına bakmadan dışarı kaçarken, Kamuran Bey yerdeki Selin’e doğru adımladı. Eğilip genç kadını sandalyesiyle birlikte tek bir hamlede ayağa kaldırdı. Tam o doomed (kader) anında Selin, askeri zekasını ve oyunculuk yeteneğini birleştirerek ölümcül darbeyi vurdu. Sandalyede doğrulur doğrulmaz, hıçkırıklar içinde kendini öne doğru bıraktı ve başını Kamuran Bey’in göğsüne yasladı. O kibirli, şımarık reyon görevlisi kız gitmiş; yerine çaresizlikten ne yapacağını bilemeyen masum bir çocuk gelmişti. Kamuran’ın göğsünde sarsılarak ağlarken, parfümlü ceketini gözyaşlarıyla ıslatıyordu. "Çok korktum... Yemin ederim hiçbir şeyden haberimiz yok, bize zarar vermeyin lütfen," diye fısıldadı Selin, adamın kalbinin tam üzerinde. Kamuran Bey hayatı boyunca her zaman korkulan, nefret edilen bir figür olmuştu. Ancak bu genç ve güzel kadının, otoparktaki o dişli çıkışından sonra şimdi tamamen çaresizce kendi göğsüne sığınması, çelikten kalbinde tuhaf bir his uyandırdı. Hayatında ilk kez bir kadın onun acımasızlığından kaçmak yerine, onun gücüne sığınıyordu. Hisleri bir anlığına tamamen gevşedi, afalladı. Sarraf’a verdiği o yirmi dört saatlik namus sözü ve içindeki o tuhaf koruma içgüdüsü bir araya geldi. "Tamam... Sakin ol," dedi Kamuran Bey, ses tonu ilk kez bir nebze olsun yumuşayarak. Arkasındaki diğer korumaya döndü. "Çezün şunların ellerini," diye emretti. Korumalar hemen plastik kelepçeleri kesti. Kamuran, Selin’in o kızarmış bileklerine baktı, ardından Selin’in gözlerinin içine dikti gözlerini. "Sarraf’a yirmi dört saat söz verdim. O süre dolana kadar kılına bile zarar gelmeyecek." Kamuran Bey, kızları bu azgın ve gözü dönmüş korumaların arasında bırakamayacağını anladı. Onları yeraltı kumarhanesindeki herkesten, hatta kendi adamlarından bile korumak istiyordu. Selin ve Merve’yi kolundan tutarak az önce çıktığı, şebekenin en güvenli ve dış dünyadan tamamen soyutlanmış yeri olan toplantı odasına götürdü. Kızları içeri soktuktan sonra ağır çelik kapıyı üzerlerine kapattı ve parmak izi kilidiyle içeriden hiç kimsenin açamayacağı şekilde üzerlerine kilitledi. Ağır çelik kapı üzerlerine kilitlendiği an, saatlerdir korkudan titreyen Merve’nin zaten pamuk ipliğine bağlı olan sinir sistemi tamamen iflas etti. Yaşadığı o devasa şok, eter kokusu ve ölüm korkusi bir araya gelince bacakları onu daha fazla taşıyamadı. Gözleri yavaşça geriye doğru kaydı ve derin bir nefes alıp hıçkırdıktan hemen sonra, odanın halı kaplı zeminine yığılarak bayıldı. Selin, askeri bir refleksle hemen Merve’nin yanına diz çöktü. Boynundaki şah damarından nabzını kontrol etti; nefesi düzenliydi, sadece yaşadığı korkudan dolayı vücudu kendini kapatmıştı. Selin, arkadaşını masanın arkasındaki lüks deri koltuklardan birine rahatça uzandırdı. Bu durum, onun için bulunmaz bir nimetti. Merve’nin bayılmasıyla birlikte, odada dikkat etmesi gereken hiçbir göz kalmamıştı. Artık tamamen özgürdü. Selin vakit kaybetmeden ayağa kaldı. Gözlerindeki o sahte yaşlar tamamen kurumuş, yerini bir istihbarat teğmeninin keskin ve profesyonel bakışlarına bırakmıştı. Önceliği, Kamuran Bey’in az önce kimseye çaktırmadan oturduğu o devasa abanoz masanın başköşesiydi. Masaya doğru yaklaştı. Kamuran'ın az önce viski kadehini bıraktığı yerin hemen yanında, şebekenin kozmik ağına dair izler arıyordu. Elleri serbestti, zamanı kısıtlıydı ve şebekenin kalbinde, tüm sırların saklandığı o odada tek başınaydı. Avuç içi kadar bir ipucu bile, abisinin katillerine giden yolu tamamen aydınlatabilirdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD