Sabahın beşiydi. İstanbul'daki yalının en üst katında, camların önünde durmuş Boğaz'ın ilk ışıklarla aydınlanmasını izliyordum. Ceyda hâlâ uyuyordu. Son günlerin yorgunluğu, hamileliğin getirdiği ağırlık, onu derin bir uykuya çekmişti. Ben ise saatlerdir uyuyamıyordum. Duruşmanın ertelenmesiyle gelen rahatlama, yerini yeni bir huzursuzluğa bırakmıştı. Sanki içimde bir ses, “Her şey çok iyi gidiyor, dikkat et” diyordu. Telefonum sessizce titredi. Ekranda, AMYK'ın uluslararası ilişkiler direktörü Can'ın adı yazıyordu. Saat beş. Kimse saat beşte iyi haber için aramaz. — Mert Bey, kötü haber. Sesi boğuktu. Bir gece önce Dubai'deydi, Singapur merkezli küresel bir inşaat deviyle yapılacak olan liman otomasyon ihalemizin son görüşmeleri için. Ben de orada olacaktım ama duruşma süreci nedeniyle

