"Bahar beni sinir etme!" dedi.
"Bende sinirliyim olursan ol." kızarmıştım.
Oflayıp duruyor. Bana kötü kötü bakıyordu. Bende ona baktım. Gıcık oluyordum bu adama. Yataktan indi, yanıma doğru geliyor. Kalbim çok hızlı atıyordu. Hislerim korku, şaşkınlık bilemediğim başka duygular. Anlamlandıramıyordum. Ayağa kalktım banyoya yöneliyordum. Elimden tuttu.
"Yalnız gidemezsin!"
"Nasıl ?" dedim. Daha ne kadar şaşırabilirim ki! Sürekli artıyordu.
" İhtiyacın varsa bende geleceğim." Gözlerim yuvasından çıkacaktı az kalsın.
"Yuh artık, sen ne söylüyorsun iyice saçmaladın?"
Elimi bırakmadı kendi de geliyordu. Elimi elinden kurtarmaya çalışarak,
"Yok benim tuvaletim, yok," dedim kekeleyerek.
Gülüyordu. Geri masaya yöneldim.
" Elimi bırak ! " dedim.
Sert bir şekilde bakıyor. Homurdanıyordu.
"Ya siz gitsenize. Ben kalırım."
Çığırımdan çıkmama çok az kaldı.
"Hayır olmaz ,"dedi. Sert tavrıyla.
Sandalyeden kaldırdı, yatağa doğru çekiyordu. Ben nasıl bu işin içinden sıyrılacağımı bilemiyordum.
" Ben çok açım olmaz," dedim birden bire.
Tamam açım ama yatağa gitmemek için kullandım.
"Akşam birşey yemedin," dedi. Suçlayıcı bakışlarla...
" Sen ve o adi Murat yüzünden iştah mı bıraktınız? "
"Akşam korkundan titriyordun, şimdi ne oldu böyle cesaretlisin? "dedi. Tepkilerime şaşırdığı çok belli oluyordu. Yüzünde karışık duygular...
" Artık böyle, en fazla ölürüm..." dedim omzumu silktim.
Eline telefonu aldı. Bir yerleri aradı. " Bize yemek getirin, " dedi. Geceydi bu saatte yemek bulunmaz diye bahane etmiştim, ama gerçekten geliyor... Hiç durmadan yüzüme bakıyordu. Ben gözlerimi sürekli ondan kaçırıyordum.
" Ferhat bey bakmayın artık yeter ! Sizin yüzünüzden yüzüm eskidi, " dedim.
Kahkaha attı. Belki bakmayı bırakır zannettim. Ama daha da yaklaştırdı sandalyesini, yüzüme nefesi çarpıyordu. O kadar yakın olmamam lazımdı. Kirpikleri uzun, ela hareleri benim kahverengi gözlerimi bulduğunda içim bir tuhaf oldu. Ilık bir his vücudumu sararken ayağa kalktım.
" Banyoya mı gidiyoruz?" dedi.
Şaşkınlığım silinmiyordu.
Elimle hayırdır der gibi hareket ettirdikten sonra,
"Siz gerçek misiniz ya iyice saçmalıyorsunuz?"
Geri oturdum.
"Beni böyle tutamazsınız. Sabah evime gitmem lazım. İşimden kovulamam."
Tekrar kahkaha attı. " Bırakacağımı kim söyledi?"
Sinirlenmiştim. Bitmeyen öfke...
" Mecbur bırakacaksın... Murat'ın gerçek karısını bul onunla yat, " dedim.
"Nasılsa senin için fark etmez, alışıksındır."
Öyle bir yüzümü buruşturdum ki kusacağım sandım.
O sırada kapı tıkladı içeri girdiler. Birisi masayı hazırlıyordu. Banyoya gitmek için kalktım. Kapı kırıldığı için kilitlenemiyordu. Peşimden onunda geldiğini hissedebiliyordum. Elimi yüzümü yıkadım o da yanımdaydı. Aynaya baktı. İkimizi aynada yan yana görmek iyi gelmemişti.
" Salak! Bir de özür dilemiş, "dedi. Dalga geçer gibi bakarak.
" Salak filan sen ne diyorsun ?
Odanda öleceğim ya...
İş çıkar diye özür diledim. Ama değmiyorsun özrüme, bir daha özür de yok."
Kırgınlık, anlaşılmama, yoğun öfke, yalnızlık, kimsesizlik...Bu duygular beni an be an bitiriyordu.
Elimi tuttu masaya yönlendirdi. Oturdum. Gerçekten çok açtım yedim, o da yiyordu. Yerken hiç birşey konuşmadık. Yemeğimiz bitmişti.
" Hadi kalk," dedi.
Boş bir şekilde yüzüne baktım. O da bana bakıyordu.
" Uyuyacağız, çok geç saat dinlenelim."
Paniklemiştim. Elim, kolum nereye koyacağımı bilemeden, kalbim yerini unutmuş ya da yeni mi bulmuş ...
" Olmaz sen uyu, benim uykum yok ben oturacağım ..."
" Uykun yoksa, o zaman başka şeyler yapalım, " dedi. Pis bir şekilde sırıtıyordu.
" Ferhat bey olmaz, sizinle yatamam beni anlayın."
" Sevişelim demedim, uyuyacağız dedim."
Diye sert bir çıkış yaptı.
"Olsun yine de olmaz." sıkılmıştım...
Sinirlendi ayağa kalktı. Yanıma diz çöktü.
" Ne, ne oluyor ?"
Birden kucağına aldı. Çok şaşırdım tepki bile veremedim. Yüzümüz bir birine çok yakın göz göze geldik. Soluğunu soluğumda hissettim. Başımı hemen çevirdim. Çok yakındık ve bu iyi değildi.
Yatağa bıraktı. Hemen yanıma geldi.
" Kalkmaya çalışırsan başka şeylerde denerim... " dedi.
Çok ciddiydi. Korktum. Kekeleyerek,
" Ama benim tuvaletim var, uyuyamam."
"Götürüyüm mü ? " dedi komik bir yüz ifadesi sunarak...
" Hayır, sadece beni rahat bırak banyoya gideyim. Zaten kapıda kilitlenmiyor, " dedim.
" Tamam git ama sonra direkt yatak, " dedi.
Gözüyle yatağı gösterdi.
" Tamam." Mecburiyet içinde bir tamamdı.
Kalktım banyoya girdim, kapı ne kadar kapanırsa kapattım. Aynadaki lekeyi sildim tuvalet kağıdıyla. Tuvaletimi yaptım. Sonra elimi yüzümü yıkadım. Yatağa girdim, en kenara kıvrıldım. DÜ'm düz yattım. Aynı yatakta hiç tanımadığım bir adamla kalbim ah kalbim dayanabilir misin bu ani atışlara...
Bileklerim çok acıyor. O da düz bir şekilde yatıyordu. Daha önce hiç bir erkekle bu kadar yakın yatmamıştım. Murat'la kavga edip, hemen kızgınlıkla evi terketmişti. Ama bu bırakmıyor. Niye bu kadar heyecanlandım ki sanki!...
Bir süre sonra uyuya kaldım. Sabah olmuş. Hatta öğlen de diyebilirim. Uyandığımda çok yakındık. Dip dibe. Saçlarım onun yüzüne gelmişti. Vücudum onu hissetmişti. Hoşuma gitmiş olamazdı. Ama neden ben adamı inceliyorum. Sessizce kalkmaya çalıştım. Ama saçlarım altında da kalmış. Hafif dokundum.
Belki yan döner diye...
Elimi tuttu. "Eyvah ," dedim içimden uyandı. Gözlerini açıp, kapatarak bana bakıyordu.
"Vücuduma ilgi mi duyuyorsun ?" dedi.
Gıcıklığına bu kez ben güldüm. "Aşık oldum sana, dokunmadan duramıyorum..."
"Saçım altında kalmış hareket et de kurtulayım." dedim biraz hiddetle...
Galiba hareket etmemeyi düşündü. Bir anda benim üzerime doğru geldi. Gerçekten üstümde iki cm yoktu aramızda çok yakındı. Nefeslerimiz öpüşmeden de birleşebiliyordu. Gözlerime baktı. Çok farklı bir durum içindeydik. Gözlerimiz birbirinde derin bakışlar sunarken, nefesi bütün yüzümü, boynumu hapsine almıştı. Bu yakınlık, bu temas...
"Ferhat," diyebildim kendimi alkışlıyorum. Büyük başarı...
Ellerim acıdığı için itemiyordum. " Ferhat in üzerimden." Sesim biraz kısık ve boğuk çıkmıştı.
Gözlerimi kaçırdım. Yan tarafa devrildi. Bende kalktım. Banyoya girdim. O kadar hızlı gittim ki, saniyeler sürmedi.
Yüzüm resmen alev topu olmuştu. Nefesim hızlı , kalbim desen ramazan davulu gibi... Saçımı bağladım biraz zor oldu. Elimi yüzümü yıkadım. Dışarı çıktım.
O girdi banyoya. Ben boş boş oturuyordum. Duş almış havluyla çıktı. Üst tarafı çıplak belinde sarılı havlu vardı.
"Sen, sen bu ne şimdi böyle ?" dedim arkamı döndüm. Biraz paniklemiştim. Ömrümde gördüğüm ilk çıplak erkekti...
" Seni sikmemek için kamyon devirdim. Teşekkür edeceğine bir de çemkiriyorsun."
Dediğinde kızgındı.
O sinirle döndüm. " Beni sikebileceğini kim söyledi ki sana, anca böyle rüyanda görürsün, " dedim.
Elimle vücudunu göstererek.
Ama vücudu çok şekilli baklavaları vardı. Sonra geri arkamı döndüm. Arkamdan belime sarılmış beni yatağa fırlattı. Sonrada üzerimdeydi. Kalbim göğsümden çıkacak sandım. Aletini vücudum çok rahat hissediyordu. Dudaklarıma yapıştı çok sert öpüyordu. İlk tepkiyle şoka girdim. Sonra debeleniyordum.
Öpüşürken " Bırak beni Ferhat, " diye inledim. Devam etti. Orasına tekme attım.
" Ha siktir. Bahar şimdi bu ne? "dedi. Biraz kıvranıyordu.
Kendime gelince,
" Hak ettin sen beni nasıl öpersin?" diye yüksek sesle bağırdım.
"Dahasını da yapacağım, " dedi. Gıcık pis bir ifade sunarak...
"Çok gözlersin, " dedim.
Ayakkabı mı giyindim. " Odanın kapısını aç," dedim. Kollarımı göğsümde birleştirmiş bekliyordum.
Güldü "Gidebileceğini mi sanıyorsun?"
"Evet bugün gidiyorum, beni burada tutamazsın." Ayağım tempo tutmuş yere doğru bastırıyordum.
"Sen öyle san bir ömür buradasın, " dedi.
Çok sinirlendim. " Fahişe olmayacağım gerekirse beni öldür," diye yüksek sesle bağırdım.
"Seni fahişem edeceğim, "dedi. Dudaklarını yalıyordu.
Yanımda çıplak göğsüne vuruyordum.
"Bana böyle bir şey yapma, " diye ağlamaya başladım. Sarıldı. Kurtulmaya çalışıyorum. Öyle sıkı sarılmıştı ki göğsündeydim. Çıplak teninde, tenim dokununca elektrik çarptı, akımına uğradım sandım. Banyodan çıkmış, farklı bir kokusuyla o an ne düşündüğümü nelerle savaştığımı anlayamıyordum.
" Beni bırak, "dedim. Tükenmişlik içinde.
Durgunlaşmış haliyle,
" Kimsen yok nereye gideceksin ?" dedi.
Daha çok ağlıyordum.
" Beni öldür. Lütfen adamlarına söyle öldürsün."
Gözlerinin içine bakarak ölümümü istiyordum.
Şaşkın bir ifadeyle bana baktı anlamaya çalışıyordu. Geri çekildi.
"Gitmek mi istiyorsun?"
Kafamı salladım "Evet " dedim.
"Ama önce senden bir şey istiyorum."
"Söyle," dedi.
" O Murat'ı çok fena dövün lütfen! Bir daha bana yaklaşmaya cesaret edemesin," dedim.
Sakin bir ses tonu ...
" Tamam o iş bende, kendi ellerimle bizzat ben döveceğim, " dedi. Ellerini ovuşturuyordu .
"Ama bende senden bir şey isteyeceğim," dedi.
Bana çok derin bakıyordu.
"Ne, yapabileceğim bir şey ise, yaparım."
Güldü ilk başta. Sonra ciddileşti.
" Sana yardım edeceğim, " dedi.
" Ben böyle bir şey istemiyorum. Çalışıyorum zaten. "
"O zaman numara mı al, ilk beni ara ihtiyacın olursa. "
" Tamam buna söz verebilirim, çünkü başka hiç kimsem yok, en kötü günüm olursa seni arayacağım." Anlaşmaya çalıştığımız için mutlu olmuştum.
"Ama benim telefonum yanımda değil, her şey evde kaldı. "
" Sen giyinsene ya, sonra konuşalım, " dedim arkamı döndüm.
Bir adamını aradı kıyafet getirdiler. Banyoda giyindi. Adam heykellere taş çıkartırdı. Kahvaltı da geldi.
"Yemeğimizi yiyelim seni evine bırakırım, " dedi.
"Sizden bir şey istesem? Evden telefonumu alıp beni işe bıraksanız. Daha da geç kalmayım."
"Tamam," dedi.
Zaten öğlen olmuştu, dünde gidemedim. Bakalım patron bana neler söyleyecek? Hızlı yaptık kahvaltımızı, odadan çıkacaktık...
" Hacer ablayla vedalaşmak isterim, " dedim.
Şaşırmıştı.
Telefonla aradı. Beş dakika sürmedi geldi.
" Hacer abla yardımların için teşekkür ederim. Hakkını helâl et."
"Kızım birşey yapmadım ben sana, ama helâl olsun, sende et."
" Helâl olsun abla. İnşallah bir daha görüşmeyelim, " dedim. Sarıldım.
" İnşallah. "
Ama Ferhat bey bize çok sert baktı. Sonra odadan çıktık. Elimi tuttu. Geri çektim. Asansöre bindik. Üzerime doğru geliyordu. Asansördeki aynadan her tepkisini ,nefes alışını bile görüyordum. Elimi çektiğimde ki yüz ifadesi öfke saçıyordu.
"Kurtuluyorum, " diye mutluluktan gülümsedim.
"Gülünce daha güzel oluyormuşsun, "dedi.
"Güldürecek kimsem yok , bu ara çok nadir oluyor," dedim.
" İyi o zaman yüzünde küçük bir tebessüm yapabildik, " dedi.
" Dün ki ağlattıkların sayılmaz mı oldu? " diye sitem ettim.
Biraz kızmıştı.
" Seni ben ağlatmadım. Murat ağlattı. Benim üç milyonum gitti. Ben zaten zarardayım. Senide satamıyorum..."
Sinirle,
" Karısını al sik, sat derdim ama hiç bir kadın bu aşağılamayı hak etmiyor. Siz Murat'ı satın böbrek, dalak ,kalp ,ciğer , " dedim.