Alarmın sesiyle uyanırken lanetler okuyarak ayağa kalktım. Şu okuldan nefret ettiğim kadar hiçbir şeyden nefret etmiyordum. Ne olurdu sanki bu saatte okula gitmesek? Gözlerimi ovuşturarak banyoya girdim, yüzümü yıkarken aklıma yine dün olanlar geldi. Ben bu yaşıma kadar gayet normal bir hayat yaşamıştım ama bundan sonra o kadar normal olmayacak gibi hissediyordum.
Lavaboda işimi hallettikten sonra okul için aldığım etekli formayı giyip üstüne en sevdiğim beyaz sweatshirt'ümü giydim. Saçlarımı dağınık bir topuz yaptıktan sonra çantamla telefonumu da alıp aşağı indim.
"Kızım uyandın mı? Günaydın." Dedi babam mutfaktan çıkarken. Sonraysa devam etti. "Senin için tost yaptım."
"Aslında ben sabahları bir şey yemem baba." Dediğimde kaşlarını çatarak baktı.
"Ne demek bir şey yemem?"
"Öyle işte."
"Annen yedirmemiş olabilir ama benim evimdeysen yiyeceksin."
"Çok istiyorsan kalmam baba merak etme."
"O yüzden öyle demediğimi biliyorsun değil mi?" Dediğinde başımı salladım.
"Tamam baba." Dedikten sonra üzerine göz attım.
"Ee sen neden hazırlanmadın?" Dedim hala daha eşofmanlarıyla durmasına şaşırarak.
"Ben 1 saat sonra çıkacağım."
"Ee ben nasıl gideceğim?"
"Servisle." Dediğinde şaşkınca baktım.
"Servis mi? Ne zaman gelecek ki?" Dediğim an kapıda korna sesini duymam bir oldu. Harika! Zamanlamanın böylesi. Babam bana sarıldıktan sonra evden uğurladı.
Şoföre gülümsedikten sonra serviste boş bir yer bulup oturdum. Cama kafamı yaslayarak rahatlamaya çalıştım, kafamda hala daha dün olanları kurguluyordum. Aşırı garipti dün olanlar ve ben hiçbir şekilde bunu açıklayamıyordum.
Bir el gözümün önünde sallanınca dikkatim dağılarak düşüncelerimden sıyrıldım. Sağ tarafa döndüğümde yanıma bir erkeğin oturduğunu farkettim.
"Selam?" Dedi sempatik bir gülümsemeyle.
"Sana da selam." Dedim bende bu samimiyetine şaşırmamaya çalışarak.
"Okulumuza hoş geldin nasılsın?" Dediğinde omuz silktim. "İyiyim teşekkürler sen?"
"Bende iyiyim ne olsun işler güçler."
"İyi iyi ne güzel."
"Hiç arkadaş edindin mi bir sorayım dedim." Dediğinde olumsuzca suratına baktım.
"Pek sayılmaz, arkadaş edinme konusunda beceriksizim."
"Ben hiç öyle sanmıyorum." Dedi şirince gülümserken. Bende onunla beraber gülümseyerek "Nedenmiş?" Dedim.
"Ee yeni arkadaşın benim de ondan."
"Ah peki yeni arkadaşım ismini ne zaman söylemeyi düşünüyorsun?"
"Hemen şimdi, bendeniz Mert Can ama sen bana kısaca Can diyebilirsin." Dedikten sonra elini uzattı. "Peki ya siz?"
"Ben Mehir." Dedim.
"Hmm güzel isim." Dedikten sonra geri yaslandı. O güler yüzlü sempatik çocuk kaybolmuş adeta ölü ve ruhsuz biri vardı karşımda. Şaşırarak suratına baktım.
"Ne oldu?"
"Daha ne olsun, okula gidiyoruz ya."
"Ah o da doğru." Diyerek bende onun gibi yaptım ve geri yaslandım.
"Umarım bugünü sorunsuz atlatabiliriz."
"İnşallah."
Okula nihayet girebilmiştim. Can da sağ olsun yanımdan hiç ayrılmıyordu. Nedense hep erkeklerin (arkadaşlık açısından) kızlardan daha iyi olduğuna inanırım. Kızlarda aşırı bir şekilde çekememezlik var, çok kıskançlar ama erkekler öyle değildi. Onlar bu dünyanın en umursamaz yaratıkları olabilir. Ya da belki de benim karşıma çıkan kızlar böyleydi... Her şeye rağmen genelleme yapmamak lazımdı.
"MF sınıfında mısın TM mi?" Dediğinde göz devirdim.
"MF ya sen?"
"Vallahi mi? Bende." Dedi sevinçle. Onun bu yüksek enerjisi beni aşırı etkilemişti.
"Senin okulda arkadaşın falan yok mu?"
"Var hemde dolu ama hepsi şerefsiz." Dediğinde kahkaha attım.
"Niye öyle diyorsun ki?" Dedim merdivenleri tırmanırken.
"Öyleler çünkü." Dedi o da gülerek sonraysa devam etti. "Lise bir bitsin hiçbirinin suratına bakmayacağım."
"Niye sana kötülükleri mi dokundu?"
"Hayır da hepsi birbirinin kuyusunu kazıyor. Yasak elma'dayız sanki her gün bir entrika dönüyor."
"Ya demek öyle." Dedim gülerek. "Entrika severim aslında ama hayatımın merkezinde olmadığı sürece."
"Öylesini bende severim canım bize dokunmasında, diğerleri yesin birbirini umrumda bile olmaz." Dediğinde ona hak verdim, nedense Can'ı sevmeye başlamıştım. Komik, pozitif ve enerji doluydu. Bana da iyi gelmişti.
Beni yönlendirmesiyle sınıfa girdik ve boş bir yere oturduk.
"Kız arkadaşın falan yok mu?" Dediğimde omuz silkti ve etrafını göstererek.
"Sence benim gibi yakışıklı bir erkek şu salaklardan hangisiyle arkadaş olabilir ki?" Dediğinde masamıza bir kız geldi.
"Kanka nasılsın?" Dediğinde Can samimiyetle gülümsedi.
"İyiyim canım sen?"
"Bende iyiyim." Dedi fakat hoca geldiği için sırasına geçmek zorunda kaldı. Can arkasından bakarken "Bu şıllığı da hiç sevmem." Dediğinde kahkaha atmamak için zor tuttum kendimi.
"Eh ben nereden bileyim benim de arkamdan böyle konuşmayacaksın?" Dediğinde gülümseyerek kolunu omzuma koydu.
"Sana her zaman açık olacağıma söz veriyorum." Dediğinde başımı salladım.
"Peki inandım say." Dedim ve doğru söyleyip söylemediğini anlamak için düşüncelerini okumaya çalıştım ve evet doğru söylüyordu.
"Sana sesleniyor çilli." Dediğinde Can'a baktım ve fısıltıyla 'ne?' Dedim.
"Hoca" dediğinde başımı hocaya çevirdim. Genelde bir şeye odaklandığımda diğer dünya etkenlerini farkedemiyordum, şu an da da olduğu gibi.
Hoca "Merhaba kızım hoşgeldin." Diyerek sıcacık gülümsediğinde bende aynı samimiyetle gülümsedim. Buradaki insanlar ne kadar da iyi niyetliydi.
"Hoşbuldum hocam." Dedim ve tanışma faslından sonra yerime oturdum. Bu sıra da da sınıfa göz gezdirebilmiştim. Can neden entrikacı demişti ki bunlara, hepsi de gayet sakin tiplere benziyordu aslında?
"Şaşırtıcı." Dediğinde Can'a döndüm.
"Neden ki?"
"Yektay hoca çok sinir bozucu bir kadındır, millete laf sokup durur doğrusu seni sevmesi şaşırttı."
"Eh beni herkes sever." Dediğimde atma dercesine baktı.
"Daha demin ben mi dedim 'arkadaşlık kurmakla aram iyi değil' diye?"
"O başka bu başka canıım."
"He tamam öyle olsun." Dedi fısıltıyla ve biraz sustuktan sonra devam etti. "E sen nereden gelmiştin?"
"Mardin'den."
"Niye ki?"
"Hiç babamın yanına." Dediğimde üzgünce suratıma baktı.
"Özür dilerim ayrılar mıydı?" Dediğinde başımı olumlu şekilde salladım.
"Özür dilemene gerek yok ben bebekken ayrılmışlar zaten."
"Anladım peki zor oluyor mu?"
"Yani ne bileyim değişik bir his bu." Dedim ve devam ettim. "Neyse boşver bu konuyu."
"Aynen boşverelim erkek arkadaşın var mı?" Dedi merakla bakarken.
"Aslında benim insanlarla aram pek iyi değil." Dediğimde sessizce güldü.
"Manyak mısın sen? Peki hayvanlarla nasıl?" Dediğimde başımı olumsuzca salladım.
"Çoğundan korkarım."
"Oha ya kıza canlı beğendiremiyoruz." Dediğinde bende kıkırdadım. Masamıza 3 kere vurulduğunda kafalarımızı sıradan kaldırıp yukarı baktık. Aa hoca ne ara gelmişti acaba buraya?
"Sohbetiniz bol olsun. Mehir senden hiç beklemezdim."
"Sanki tanıyor da bunak karı." Diye fısıldadı Can. Gülmemek için iç yanağımı dişlerken hocaya üzgün bakışlar atmaya çalıştım.
"Evet hocam çok özür dilerim bir daha olmaz." Dediğimde Can fısıltıyla 'kesin olmaz kesin' dediğinde dudağımı dişlemeye başladım.
Hoca da başını sallayarak "Tamam ilk gün diye bir şey demiyorum." Dedi ve giderken Can arkasından yine söylendi.
"Sanki dese bir şey olacak kül tablası ya." Dediğinde ona döndüm.
"Niye öyle dedin?"
"Nasıl?"
"Kül tablası diye?"
"Kokuyu almadım deme bana."
"Aynen aldım baya bir sigara kokuyordu da ne bileyim tuhafıma gitti."
"Ben böyle lakaplar takmayı severim." Dedi şirince gülümserken.
"Yaa, bana çilli demen gibi mi?"
"Evet onun gibi." Dediğinde gülümsedim.
"Bende sana bir tane bulacağım ama henüz aklıma bir şey gelmiyor."
"Bulunca dersin be cano."
Nihayet okul bittiğinde çantamı da alıp okuldan çıktım ve derin bir nefes aldım. Can'dan başka arkadaş edinememiştim ama o iyi ki benim karşıma çıkmıştı. Az da olsa dünki olanları kafamdan atmama yardımcı olmuştu.
"Servisi bırakıp eve beraber yürüyelim mi?" Dediğinde kararsızca baktım ona.
"Aslında ben yürümeyi pek sevmem."
"Kızım sen ne seviyorsun Allah aşkına?" Dediğinde güldüm.
"Uyumayı."
"Nesin sen koala falan mı?"
"Ah keşke." Dedim bir yandan da koala olsam nasıl olurdu diye düşünüyorum.
Omzuma birinin çarpmasıyla Can'a doğru itildim.
"Oha." Dedi Can kıza bakarken yavaş olması adına.
Kıza baktığımda yeşil gözleri parlamıştı adeta. Onu bu kadar sinirlendiren neydi acaba? Düşüncelerini okumaya çalıştığımda hiçbir şekilde okuyamamıştım. Kaşlarımı çatarak suratına bakarken sahte bir şekilde 'özür dilerim canım ya yanlışlıkla oldu' dedi ve önüne dönüp gözden kayboldu.
"Salak mıdır nedir ya?" Dediğimde Can'da katıldı.
"Gerizekalı işte, böylelerine yolda yürüme dersi verilmeli." Dediğinde başımı salladım.
"Kesinlikle, kimdi ki o kız? Tanıyor musun?" Diye sorduğumda başını olumsuzca salladı.
"Tanımıyorum siması da tanıdık gelmedi tuhaf, oysa ki burada herkesi tanıdığımı düşünüyordum."
"Aman neyse böyle birini tanıma zaten." Dediğimde başını salladı.
"Sen iyisin değil mi? Canın acıdı mı?"
"Yok ya iyiyim ben." Dedim ve neden düşüncelerini okuyamadığımı düşündüm. Acaba artık normal bir insana mı dönüşüyordum? Sanmam. O zaman niye ikidir böyle oluyor? Bir yolunu bulup öğreneceğiz.
Kafamdaki düşünceleri atıp eve yürümeye karar verdik bu yüzden de servisçiye haber verip yolumuza devam ettik.
"Burada hayvan saldırıları çok oluyor mu?" Diye sordum başımı Can'a çevirirken.
"Yani arada bir ayı, kurt falan geliyor."
"Vallahi mi?" Diye korkarak baktığımda güldü.
"Evet ama yollara pek çıkmaz."
"He çıktığı oluyor yani?" Dedim korkuyla.
"Sakin ol çilli şaka yapıyorum." Deyince derin bir oh çektiğimde "Sende amma korkaksın he, burcun ne senin?" Dedi.
"Kova senin ne?"
"Kova mı aman aman onlar çok egolu olmuyor mu ya?"
"Sence egolu muyum?" Diye sorduğumda şöyle bir süzdü beni.
"Yani pek egolu durmuyorsun ama tanıyınca daha iyi anlarım bunu." Dedi ve devam etti. "Ve bende bir aslanım."
"Iıı kendini beğenmiş." Dediğimde gülümseyerek kaslarını işaret etti.
"Şunlardan sende olsa sende beğenirdin kendini."
"Ay yok kalsın." Dedim bende ve gözlerimi ondan ayırıp yola çevirdim.
"Eve az kaldı ya." Dedi ve telefonunu çıkardı. "Numaranı verir misin belki ararım seni mükemmel sesimi falan özlersin."
"Sen hayırdır ya bir kedini beğenmeye başladın?"
"Bilmem. Sen hayırdır Can?" Dedi kendine sorup gülümserken.
"Allahım neden hiç akıllısı denk gelmiyor?"
"Niye acaba, sanki kendisinin her şeyi tam benim eksikliklerime laf ediyor."
"Estağfirullah canım, neyse yaz." Dedim ve numaramı söyledim beni çilli diye kaydettiği için bende onu Uyuz diye kaydettim.
"Olduk biz ya. Değil mi Bayan Smith?"
"Bilemiyorum sanki biraz eksiklikler var Bay Smith."
"Vay canına izledin mi?"
"Herhalde ki!"
"Şimdi daha da gözüme girdin." Dediklerine gülümseyerek başımı salladım. Sanırım Can'a güvenmeye başlamıştım. Biliyorum bir günde birine güvenmek aşırı saçma olabilirdi ama bana aşırı samimi gelmişti. Ona dün olanlardan bahsetsem belki de bana fikir verebilirdi.
"Dün ne oldu biliyor musun?" Dedim ve tam anlatmaya başlayacaktım ki o sırada olan oldu, gözlerim bir çift yeşil göze takıldı. Can bir şeyler söylerken algılayamamaya başladım. Gözleri gözlerimi delip geçercesine bakarken Can'ın beni kendine çekmesiyle gözlerimi çekmek zorunda kaldım.
"Hasta mısın sen?"
"Efendim?" Dedim ne olduğunu anlamayarak.
"Kaldırımdan çıktığının farkında değil misin?" Derken sesi sinirli çıkmıştı. Gözlerimi tekrar aynı noktaya getirdiğimde orada kimseyi görememiştim. Ne planlıyorsun yeşil gözlü adam?
"Mehir beni duyuyor musun?"
"Evet özür dilerim, dalmışım." Dedim saçımı karıştırırken.
"Bir şey anlatacaktın." Dedi meraklı bir sesle.
"Ben mi? Unuttum, sanırım o kadar da önemli değildi."
"Peki sen bilirsin." Dedi ve nihayet eve vardığımızı gördüğümde yorulduğumu yeni yeni farketmiştim.
"Yarın görüşürüz o halde?" Dediğinde gülümsedim.
"Görüşürüz." Diyerek el salladım.
"Görüşürüz Çilli."
***
Odamda oturmuş camdan dışarıya bakıyordum. Camdan dışarıyı seyretmek her zaman favorim olmuştu. Genelde bunu yaşlılar yapar ama ben zaten şimdiden yaşlandığımı hissediyordum.
Canımın kahve çekmesiyle ayağa kalkıp mutfağa geçtim. Suyu kaynatırken düşüncelerime bir çift yeşil göz dahil oldu. Neydi onu bende bu kadar gizemli yapan? Sanırım düşüncelerini okuyamayışımdı. Hayatım boyunca insanların ne hissedip ne düşündüklerini bilmeye o kadar alışmışım ki bu yüzden de o bana farklı geliyordu. Çözülmesi gereken gizemli bir oyun gibi. Bir yandan da hayatıma Can dahil olmuştu, onun düşüncelerini okumamak için çok fazla çaba sarf ediyordum.
Su nihayet kaynadığında kahveyi bardağa koyup üzerine su ekledim ve karıştırarak odama gittim.
Babam yine evde değildi anlaşılan bugün de geç gelecekti ama ben bu sefer evden çıkmayacaktım. Yeni bir olayı daha kaldıramazdım. Hem o ayıların beni yeme ihtimali de vardı.
Camdan dışarıyı seyrederken aynı zamanda da instagramda geziniyordum. Herkesin boş boş hikaye paylaşımlarını göz devirerek izliyordum. Hayır madem araba story'si atıyorsun bir tane at kardeşim. Neden 10 tane atıyorsun ki, neden yani? Napalım biz senin dinlediğin şarkıyı ya da arabayı kaçla sürdüğünü? Şu kafasını sallayarak boomerang çekmekte bir başka saçma. Of benimde arkadaşım olmayınca herkesi eleştiriyorum işte. Hiç arkadaşının olmaması harbi kötü bir şey.
Can Can istek attı bildirimi geldiğinde şaşkınlıkla baktım. Bu bugün ki Can mıydı? Soy adı da mı Can'mış? Ay harbiden tuhaf. Can Can ne ya? Gerçi isminin de karakteri gibi tuhaf olduğunu görmek pek de şaşırtmamalıydı.
Neyse beni ilgilendirmezdi, geri takibimi yapıp fotoğraflarına baktım. Baya da yakışıklı çıkmış ya, yani zaten normalde de yakışıklı ama i********: üzerinde daha bir değişik havalı duruyordu. Fotoğraflarda güzel gözükmeyi de hiç beceremem ya, hatta normalden daha kötü gözüküyorum. Bir kere fotoğrafımızı güzel çekecek bir arkadaş yoktu ki. Gerçi benim hiç arkadaşım yoktu. Düşüncelerime gülerken Can'dan mesaj geldi.
-Kahven elinde hayata küskün bir şekilde oturmuşsun öfsşfjeöfk
Mesajı açtığımda hemen kafamı kaldırıp karşımızdaki eve baktım. Balkonda durmuş bana bakıyordu elinde de sigarası vardı.
-Senin gibi birinin sigara içmesi şaşırttı doğrusu.
-Neden çok mu Berke Can'lara benziyorum?
-Hayır ama bir Thomas Shelby de etmezsin xjösmxks
-Olsun be bizim ruhumuzda Polat Alemdar yatıyor özçaöxjaş
-Ya öyledir söçaöxmaşz
-Şu Corona virüs muhabbetlerini gördün mü?
-Görmez miyim? Çinliler her şeyi yemişler ya resmen.
-Değil mi? Yarasa yemek ne abi!? Hayır öyle şeyler yiyon bari git pişirip ye. Pişirmeyi de geçtim git öldür bari aq. Canlı canlı yiyon hayvan eziyet çekiyor.
-Tamam sakin ol ya. Umarım ülkemiz önlemini alır da Türkiye'ye falan yayılmaz yoksa sonumuz kötü olabilir.
-Haklısın neyse bırak koronayı falan daha daha nasılsın?
-İyiyim birazdan Yasak Elma başlayacak ben gideyim bir izleyeyim.
-Sen de mi izliyorsun xjsöödkd
-Evet izlemez miyimm.
-Valla orda idolüm Halit adamın karıları süper sjjdj
-Can iğrençsin ya dhdn Ben Kaya'yla Ender'e bayılıyorum mükemmel çift. Neyse ben gittim hadi babay canım.
-Babay değil bay bay Mehir bay bay.
-Babayyy ndmsjd
Gülümseyerek sohbetten çıktım ve bakışlarımı yine Can'ın balkonuna çevirdim fakat kimse yoktu. Boşvererek perdeyi kapatıp kahve fincanımı da alarak mutfağa gittim. Fincanı yıkayıp makinaya koyduktan sonra oturma odasına geçtim. Işığı açmadığım için salak gibi koltukta kumanda arıyordum. Koltukların üzerinde elimi gezdirirken bir bacak hissettiğimde korkuyla geri adımladım. O neydi lan?
"Baba?" Diye fısıldayarak geri adımladım telefonumu çıkarıp hızla flaşı açtığımda orada bir şey olmadığını fark ettim. Hızla etrafımda dönerek her yere ışık tuttum.
Işığı açmak için hızlı adımlarla giderken geri doğru ittirilmem bir oldu. Telefonum elimden ters bir şekilde düşerken bende yere düştüm, geri geri sürünürken koltuğa çarptım. Dizlerimi kendime çektikten sonra fısıldamaya başladım.
"Lütfen git lütfen." Dedim korkuyla.
Işığın açılmasıyla odada gür bir kahkaha sesi duyuldu. Kaşlarımı çatarak kafamı kaldırdığımda Can'ın karşımda pişmiş kelle gibi gülüyor olduğunu farkettim.
"Sen aklını mı kaybettin!" Diyerek bağırdım ve ayağa kalktım.
"Biliyorum özür dilerim." Derken hala daha gülüyordu. "Ay gözümden yaş geldi."
"Sen pisliksin ya! Ödüm bir taraflarıma karıştı resmen! Az kalsın hakkın rahmetine kavuşuyordum, sen de hala gülüyorsun!" Dedim sinirle omuzuna vururken.
"Lütfen git lütfen." Dedi ve tekrar kahkaha attı.
"Yalnız ben sana bunun hesabını sorarım." Dedim sinirle suratına bakarak. Bir de utanmadan beni taklit ediyordu!
Cama bir el yapıştığında ikimiz de sıçrayarak o yöne baktık. Kanlı bir el izi camda duruyordu.
"Haha hiç de korkmadım Can." Dedim suratına boş bir şekilde bakarken. O da kaşlarını çatmış cama bakıyordu.
"Bunu ben yapmadım ki Mehir."
"Tamam sus komik değil." dedim ve kollarımı göğsümde birleştirip suratına anlamsızca baktım.
"Sana yemin ederim bunu ben yaptırmadım." Dedi ciddiyetle. Arkamı dönerken korkuyla tekrar cama baktım.
"Sen ciddi misin?"
"Evet." Dedi buz gibi bir sesle.
"Dışarı bakalım mı?" Dediğimde 'Aptal mısın' dercesine suratıma baktı.
"Korku filmlerinde böyle bir sahne olduğunda dışarı ilk çıkan ölüyordu ama yine de sen bilirsin."
"Of tamam sus babamı arayacağım." Dedim ve yere düşen telefonumu alıp babamın ezberimde olan numarasını girip aradım.
"Baba hemen eve gelebilir misin?" Dedim sesimi normal tutmaya çalışarak.
"Ne oldu kızım?" Dedi sesinden yorgun olduğu belliydi.
"Baba kanlı bir el cama yapıştı ve korktum."
"Ne?! Sen ciddi misin?" Dedi endişeli çıkan sesiyle. "Tamam sen merak etme eve kimse giremez ben hemen geliyorum korkma."
"Tamam baba bekliyorum." Dedim ve telefonu kapadım.
"Can sen nasıl eve girdin?"
"Komşuyuz sonuçta ve babanla da aram iyi yani yedek anahtarın paspasın altında olduğunu biliyorum." Dedi.
"Hıı peki neyse iyi ki gelmişsin sensiz bu kanlı elle kafayı yerdim herhalde." Dedim ona sarılarak.
"Tamam korkma ben varım." Diyerek bana sarıldı.
"Sana güvendiğimden değil hani denize düşen yılana sarılır derler ya o misal."
"Bak sen." Dedi gülerek. "Neyse aç Yasak Elma'yı da izleyelim bari."
"Camımıza kanlı bir el yapışmış ve sen hala Yasak elma diyorsun."
"Ya ne yapalım? Dışarı çıkıp bakalım fikrinden daha mantıklı bence." Dedi yine topu bana atarak.
"Babam gelene kadar oturup bekleyeceğiz."
"Mısır patlat bari." Dedi koltuğa yayılırken.
"Oldu canım başka emrin?"
"Sırtım da ağrıyor bir masaj yapıver be." Dedi pis pis sırıtarak.
"Kaşınıyon sen he?"
"Vallahi nereden bildin?" Dedi ve eliyle sırtında bir noktayı göstererek "Tam şuralar." Dedi.
"Of Can sus tamam."
Kapı açıldığında babamın endişeyle bize baktığını gördüm. Gözlerini Can'a çevirip kıstıktan sonra tekrar bana çevirdi.
"İyi misin kızım ne oldu?" Dediğinde Camı işaret ettim.
"Tamam sorun yok ben gerekeni halledeceğim. Can oğlum sen neden buradasın?"
"Şey Mehir okuldan arkadaşım da korkunca aradı beni Can nolur gel babam evde yok korkudan öleceğim falan deyince bende bir koşu geldim." Dediğinde ben inanamayarak ona baktım. Bu nasıl rahat yalan söylemek? Can'dan gerçekten de korkulur.
"Tamam oğlum iyi yapmışsın sen şimdi evine git Mehir sende odana çık. Hadi bakalım." Dediğinde ikimiz de vedalaşıp babamın dediğini yaptık.
Merdivenleri ağır ağır çıkıp cama yapışan eli düşüne düşüne odaya girdim. Kapıyı kapayıp ışığı açmamla ağzıma bir el kapandı. Gözlerimi korkuyla açıp arkamı dönmeye çalıştım ama izin vermedi.
"Sessiz ol lütfen." Bu sesi tanıyordum, başımı hızla arkama çevirdiğimde o yeşil gözlü çocuğun olduğunu fark ettiö.
Tam düşerken onu tuttum. Ne olmuştu ona böyle? Karnına saplanmış büyük bir kılıç olduğunu görünce korkuyla suratına baktım. Terden sırılsıklam olmuştu yüzü. Bana bitkin bir şekilde bakarken yürümeye başladı bense korkudan ne diyeceğimi bilemiyordum. Çığlık atıp sana ne oldu demek istesem de babam evde olduğu için bunu yapamazdım. Onu yatağa oturtarak endişeyle neredeyse arka taraftan çıkan kılıca baktım.
"Bunu çekmeme yardım eder misin?" Dedi sesi titreye titreye.
"Sen-" diyordum ki beni susturdu. Neredeyse ölecek gibiydi, aslında neden hala ölmediğine şaşırıyordum.
"L-lütfen sadece yardım et."
Ağzındaki kanları gördüğümde başımı hızla salladım. Ellerimle sapı buz gibi olan kılıcı sıkıca kavradım. Eli elimin üzerindeyken temkinli bir şekilde kılıcı çıkarmaya çalıştım.
Bir kaç dakikalık uğraştan sonra nihayet çıkarabilmiştim. O da yatağa yığıldı ve gözlerini kapadı. Korkuyla yanına yaklaştım.
"Öldün mü?" Dedim fısıltıyla. Acı bir gülümseyle yüzüme baktı.
"Hayır daha iyiyim, rahatladım." Dedi fısıltıyla.
"Neden hastaneye gitmiyoruz?" Dedim ayağa kalkarak. "Ve yaranı kapatmamız gerekmiyor mu?" Dedim korku dolu sesimle. Ölecekti burada benim yatağımda ve ben ne yapacağımı bilmiyordum! Ölürse hapse girer miydim?
"Kendi kendine kapanacak zaten." Dediğinde şaşkınlıkla suratına baktım.
"Ne demek istiyorsun." Dedim fısılıyla.
"Burada uyumama izin verir misin?"
"Ama öleceksin!" Dedim endişeli sesimle.
"Ölmeyeceğim."
"Ne demek ölmeyeceğim manyak mısın sen?" Dedim sinirle ve devam ettim. "Gel hastaneye gidiyoruz. Babamı çağıracağım." Derken bileğimi tuttu.
"Sakın." Dedi ve öksürdü. "Lütfen sadece uyumama izin ver ve kimseye bir şey söyleme." Dediğinde kararsız bakışlarımla suratına baktım. "Sana söz veriyorum ölmeyeceğim." Diye devam ettiğinde dudaklarımı dişlemeye başladım.
"Ya sen neden buraya geldin ki? Başka biri mi yok gidecek?" Dedim fakat kapalı olan gözleri açılmamıştı. Sertçe yutkunup onu sarsamaya başladım. "Şş öldün mü söylesene?!"