5. Bölüm/ Yıkılış

2177 Words
5. Bölüm/ Yıkılış Mahir Küreci her ne kadar sinirini kontrol altında tutmaya çalışsa da direksiyonu sıkan parmaklarının beyazlığından sinirini az da olsa belli ediyordu. Arka koltukta Umay ve Ahu oturuyorken ön koltukta da Kağan sakince duruyordu. Araba Magosa’dan çıkıp Ercan Havalimanı’na doğru ilerlerken araçta garip bir sessizlik kol geziyordu. Önde giden korumaların aracı havalimanına giriş yaptığında direk jetin olduğu kısma geçmişlerdi. Ahu orada ayrılmıştı onun istikameti İstanbul’du şimdilik yolları ayrılıyordu. Kısa sürede jet havalanmış istikametleri Trabzon olmuştu. Yaklaşık bir buçuk saat sonra Karadeniz topraklarına ayak basmıştı Kosovalı ailesi. İşte şimdi ortalık toz duman olacaktı. Onlar için gelen araca binip Samsun’a geldiklerinde motor yarışının final olacağı alana gelmişlerdi bile. Saat tam on ikiyi gösteriyordu Umay bugünü ve bu saati asla unutmamak üzere zihnine kazıdı. Çünkü bugün onun miladı olacaktı. Umay’ın çevresi ve Eren, onu Aybüke Hanımın özenle yetiştirdiği nazik hanımefendi kişiliğini görmüşlerdi. Ama şimdi herkes Kıbrıs’ın en güçlü mafya lideri Kürşat Kosovalı’nın yetiştirdiği diğer Umay ile tanışacaklardı. Mahir aracı şampiyonanın kutlandığı en yakın yere park etmişti. Araçtan inen Kosovalı kardeşler birbirlerine baktılar. Abisi sonuna kadar arkandayım bakışını attıktan sonra piste doğru adımlamaya başladı. Yer gök insan kaynıyordu. Her yer motor ve motor fanatikleri ile dolup taşmıştı. Hoparlörlerden yüksek sesle müzikler yankılanıyordu sahile. Umay bu kocaman kalabalığa baktığında korumaları rahat geçmesi için bir koridor oluşturunca ilerlemeye başladı. İlerledikçe duyguları alt üst oluyordu. Şuan neyle karışılacağı hakkında en küçük bir fikri bile yoktu. Omuzlarını dikleştirdi ve emin adımlarla ilerlemeye devam etti. Bir adım… Bir adım… Bir adım daha derken o mavi gözleri yeşil gözlü adamı buldu. Keşke bulmasa mıydı? Dün gece bile hissetmediği o duygu sardı dört bir yanını. Kalbi şimdi sızlıyordu. O hiç böyle bir sahne beklemiyordu! O sarı saçlı yeşil gözlü, altı senesini geçirdiği adam kucağında kızıl bir güzelle öpüşerek elindeki kutlama şampanyasının köpüğünü sağa sola sallıyordu. Attığı adımda tutuklu kaldı Umay. Aklı susmuştu. Kalbi ise canhıraş çarpıyor ve yara bere içinde kalmıştı. Bu adam sevdiği adam mıydı? Bu adamın kucağında o kızılın ne işi vardı? Bu adam demeye bin şahit isteyen kişi gerçek miydi? Gözlerindeki buğulanma ile ilk şoku zorla da olsa atlatmıştı. Herkes ‘Eren Eren şampiyon Eren’ diye bağırıyordu Bekledi bir süre izledi sessizce. Umdu ki o anın şoku ile öpmüştü. İç sesi devreye girerek ‘ sen heyecanlanınca yanındaki adamı öpüyor musun?’ diye fısıldadı. Sus Allah’ın cezası dedi ve elini kalbine götürdü. Göğsünde derince bir sancı oluşmuştu? “Hiç mi sevmedin?” Döküldü dudaklarından. ‘Sevseydi dün gelirdi…’dedi iç sesi. Sus konuşma! ‘Sevseydi o kızı öpmezdi.’dedi. Sus dedim suss! ‘Sevseydi...’ Anladım yalvarırım sus. Bari zavallı kalbim için sus o aptal inanacak sus! ‘Peki…’ Omuzumda hissettiğim el ile yerimde kısa biran sendeledim. Gözlerimi sıkıca yumup tekrar açtım. Umdum ki bu sahne gerçek olmasın. Omuzumdaki el birden bire arkamdan sarılınca abim olduğunu anladım. “Ay parçam git ve ona Kosovalıların kızının kim olduğunu göster!” sanki bu komutu bekliyormuşum gibi bir adım attım o an Umay diyen Mahir abime döndüm. “Al şunu ve dağıt o güzelliği.” Diyerek kaşı ile Eren’in göz bebeği lacivert beyaz olan motorunu gösterdi. O an dudaklarım sinsice kıvrıldı. “Onun hakkından birazdan geleceğim abi.” Dedim ve ilerledim. Her adımda göğsüme zorla da olsa yeni nefesler alıyordum. Her adımda nefesim daha çok açılıyordu. Önce Eren’in kucağındaki kız beni fark etti. Evet bu kızı tanıyordum kuzenim dediği Banu’ydu. Biran düşündüm insan kuzenim dediği ile öpüşüyor muydu? Kızın rengi anlık kaçtı ve Eren’in kucağından kalkmak için atılımda bulununca Eren’in belindeki eli sıkıca onu sabitledi ve kalkmasına izin vermedi. Yüzümdeki tehlikeli gülümseme artmaya başladı. Sahnenin yanındaki merdivenlere çıkmaya başladığımda şampiyonluk sarhoşu olan Eren hala beni fark etmemişti. Bu iyiydi işte. Son adımı da atıp o kızıl saçlı kevaşenin saçlarından tuttuğumla Eren’in kucağından çekip o beyaz suratına en sağlamından Osmanlı tokadını attım. Attığım tokat o kadar sertti ki layık olduğu yere tam da ayaklarımın önüne düştü. Bakışlarımı yerden kalkmaya bile gücü kalmayan Banu’dan çekip ağır ağır Eren’e çevirdim anlık şaşkınlıkla hala o gösterişli koltukta oturuyordu. “U-Umay!” döküldü dudaklarından. “Umay ya Umay!” dediğimde aniden oturduğu yerden ayağa kalktı. “Ben ben..” dedi ama ne diyeceğini bilemedi. “Evet sen Eren! Tebrik ederim şampiyon olmuşsun.” Dedim ve elimle alkış tuttum. “Seni orusbu çocuğu.” Dediğimde geriye bir adım atıp hızlıca dönerek tam kalbinin üzerine gelen yere sert tekmemi çaktım. Dizlerindeki güç çekildiğinde iki dizinin üzerine çöktü. Derin bir nefes aldım. Ve o ahenkle dans eden saçlarından kavradığımla acı çeken, nefes almada zorlanan, bir zamanlar bana mükemmel gelen yüzüne baktım iğrenerek. Ve aynı Banu’ya attığım tokadın daha kuvvetlisini suratına çarptım. Canı yanıyordu hem de çok fena ama gözlerindeki şey şaşkınlıktı. Tekrar saçlarını kavradım ve öne doğru eğilerek kulağına yaklaştım. “Sen kiminle dans ettiğini bilmiyorsun. Ben Mafya lideri Kürşat Kosovalının kızı Umay Kosovalı. Sen dün gelmeyerek benim başımı babamın önünde eğdin ya piç kurusu. Sen şimdi öldün.” Histerik bir kahkaha attım ve “ evet bundan sonra sen ölüsün. Kosovalıların gazabından kork Eren ve şimdi bir fare gibi defol git bir deliğe gir. Ahh gerçi sen deliklere girmekte uzmansın nede olsa dimi? Kuzenin Banu’nun deliğine girdiğin gibi şimdi siktir git hangi deliğe giriyorsan gir.” Dedim ve bu sefer o en usta plastik cerrahların elinden çıkmış gibi olan burnuna bir yumruk indirdim. Ellerimde kalan birkaç tutam saçını sanki en iğrenç şeymiş gibi baktım ve silkeledim. Arkamı döndüğümde herkes şaşkınlıkla ağızları açık bana bakıyordu. “Umay.. Sevgilim.” Dedi acı içinde bu bendeki son damlaydı ve hızlıca dönüp hayâlarına tekmeyi indirdim. “Eren Günay ben bugün indirdim Allah bir daha kaldırmasın!” dedim. “Umay” diye acı ile inledi. Ona keskin bir bakış atıp, “Gerekirse yere çökerim ama bir daha sana sırtımı asla yaslamam!” Ve çıktığım basamakları hızlıca inerken polis siren sesini de duymaya başladım. Mahir abimin elindeki levyeyi kaptığım gibi hızlıca yönümü motoruna çevirdim ve bakışlarımı Eren’e çevirdim. Hala iki dizinin üzerinde acı ile duruyordu ve burnundan kanlar akıyordu. “Bak iyi bak ve bunu sakın unutma Eren Günay” dedim ve hızlıca elimdeki levyeyi kaldırarak o güzelim motora indirmeye başladım tekrar tekrar ve tekrar. Motorun kırılan ayna parçaları sağa sola saçılıyordu. İndirdiğim her darbede içim soğuyordu. Art arda indirdiğim darbelerden sonra abim elimden levyeyi aldı ve bana sıkıca sarıldı. “Ay parçam yeterli.” Dedi. “Abi bitti. Altı senem çöp oldu abi.” Dedim ve sıkıca sarıldım. “Bitti geçti artık hadi gidelim.” Dediğinde elimden sıkıca tutarak ilerlemeye başladık. O an polislerin Mahir abimle konuştuğunu gördüğümde başlarını sallayıp kenara çekildiler. Tam arabanın önüne geldiğimizde nedense binemedim araca. “Abi biraz yalnız kalmak istiyorum” dediğimde beni hiç zorlamadı. “Ben seni arabada bekliyorum Ay parçam.” Dediğinde yavaş yavaş uzaklaştım oradan. Eminim korumalar ve Mahir abim arkamda geliyordu ama şuan onları ne görecek ne duyacak haldeydim. Kordon boyundaki denizin kenarında bulunan kayalara çıktım ve sonsuz maviliğe baktım. “Sen mi daha çok hırçınsın ben mi ey Karadeniz!” diye haykırdım. Sonra gözümdeki yaşları artık serbest bıraktım. Ben ben bunu hak etmedim. Ben sadece sana güvendim. En yanlış kişiye inandım! Sen ise bir çırpıda kırdın tüm kanatlarımı… Dün gelmedin ya uçurumun kenarında bıraktın beni. Bir adım atsam sonsuz derinliğe savrulacaktım. Dün yaşadıklarım ile ben uçurum kenarında sallanırken hiç acımadan bir tekme attın tam göğsüme ve beni ittin o sonsuz cehennem çukuruna. Sen benim sebebim oldun, bitirdin tükettin beni!! Uçurumdan aşağıya sert keskin kayalıklara çarpa çarpa düşürdün beni. Bedenim.. Bedenime bir şey olmadı da ya o aklı kendine zor yeten küçücük kalbim o ne olacaktı… O ki tüm engelleri, sınavları keskin zekâsıyla başaran mantığım! Neredesin ha nerede!! Hadi bir şey söyle, dindir şu yüreğimdeki sancıyı. Hadi söylesene neden susuyorsun, söyle o inanır sana. Neden susuyorsun. Uyurken bile susmayan sen şimdi neden susuyorsun! Yazık değil mi kalbime? Cam fanustaki duvarları kırıldı ve paramparça oldu. Batıyor kesiyor her yerini bak kan revan içinde kaldı. Acı çekiyorum be.. Kalbimin deli gibi atması heyecandan değil neden anlamıyorsun? Korkuyor yara bere içinde kalmış. O böyle bir ihaneti hak etmedi bee diye son kez haykırdım Karadeniz’e… Gücüm çekildi ve iki dizimin üzerine çöktüm. Ellerim ile yüzümü kapattım ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. “Ahhh canım yanıyor Ahhhh. Lanet olsun sana Eren nalet olsun!!” *** Ellerimle gözyaşlarımı sildim ve ayağa kalktım ne kadardır burada ağladığımı bilmiyorum. Yavaş yavaş adımlar atarak ilerliyordum ama nereye gittiğimi bilmeden. Zaman mekân kavramını yitirmiştim. Sadece yürüyordum dümdüz. Nereye gittiğimi sonunun nereye çıkacağını bilmeden sallana sallana yürüyordum. Vücudumu bir titreme sarıyordu. Bacaklarım beynimden aldığı komut ile hareket ediyor mantığım tamamen devre dışı kalmış resmen görevini terk etmişti. Oda böyle bir kandırılmayı beklemiyordu. Kalbim ise o zavallıya söyleyecek acısını dindirecek bir kelimem bile yoktu. Arkamdan “Umay Umay seninim sende benimsin sevgilim gitme” diye bağıran Eren’in sesini kulaklarım duyuyor ama beynim idrak etmemi ret ediyordu. Resmen aklım şuan Erene ait her şeyi kapatmıştı. Sanki altı senemi geçirdiğim adam değil de bir yabancıydı o bağıran. O kadar umursamazdım. Birden bire kolumdan tutulup geriye doğru çekilene kadar yürüdüm başım Erenin göğsüne gömüldüğünde burnumda onun kokusunu duyumsadım. Artık bana yabancı gelen kokusu ile yüzümü tiksinircesine buruşturup ona baktım. Konuşmak haykırmak ve onu parçalara ayırmak istiyordum. Ama değmezdi… Boş gözlerle ona bakıyordum hala bir şeyler anlatıyordu ama dedim ya beynim onun sesini artık idrak etmiyordu. Sanki dudaklarını oynatan bir dilsiz gibi duruyordu şuursuzca karşımda. Birden bire iki kolumu sıkıca tutan Eren geriye doğru çekildi ve Mahir abim balyoz etkisi yaratan yumruklarını onun suratına bir bir indirmeye başladı. Erem ani harekete hazırlıksız yakalanmıştı ve Mahir abimin yumruklarına karşılık veremiyordu. “Senin şu siktiğim yakışıklı suratını dağıtayım da içim bir nebzede olsa soğusun lan it! Diye bağırıyor bir yandan da yumruklarını indirmeye devam ediyordu. Ben o kadar soğumuş buz tutmuşum ki sanki parkta dolaşan insanları seyrediyor gibi izliyordum Eren’in dayak yemesini. Gözlerim ölümüne boş bakıyordu. Ruhum bile uçup gitmişti bu bedenimden. Onları bir süre daha izledikten sonra arkamı döndüm kollarımı göğsümde bağladıktan sonra yürümeye devam ettim. Beyimden geçenler aklımı sarsıyordu. Güven mi? Oda neydi? Babamın ısrarla kabullenmemesine rağmen inatla direnmiş babama Eren’i kabul ettirmiştim. O ne yaptı beni babamın önünde rezil etti. Kırgındım. İhaneti hiç tahmin etmemiştim. Sadece güvendim o yeşil gözlü adama. Nereden bilebilirdim ki en mutlu olacağım günde aldığım nefesin boğazıma düğümleneceğini. Nereden bilebilirdim ki babamın ‘sana inanma ona ’demiştim sözünün gerçek olacağını. Keşke, keşke dedim ölseydim de gözlerim bu ihaneti görmeseydi. Ama göz gördü kalp kırıldı. Yeminlerimi ettim sözlerimi verdim. And olsun Eren Günay seni bu kalbimden ve bu beynimden sileceğim! Omuzlarıma konulan ceket ile duraksadım. “Sarıpapatya yetmez mi hadi dönelim abicim.” Dediğinde ona baktım ilk defa yüzünde hüzün vardı Mahir abimin. Başım ile onu onayladım ve beni sahil yolundan yana doğru çevirdi ve adım adım ilerledik. “Abi..” “Söyle abim söyle. Ama yeter ki ağlama. Bak o iti öldürmemek için zor tutuyorum kendimi ağlama ne olursun.” Dediğinde sıkıca sarıldım başım göğsüne bile denk gelmiyordu öyle uzun ve heybetliydi. “Çok acıyor abi..” “Geçecek sarıpapatyam geçecek.” Dediğinde arabanın yanındaydık abim hemen yanıma geldi ve beni kucağına aldı boynuna başımı gömdüm. “Ay parçam ağlama kurban olurum sana ben ağlama.” “Abi durduramıyorum kendimi içimdeki bu ihanet beni öldürecek.” “O piçi ben öldüreceğim. Söz veriyorum ay parçam geçek.” Abimin söylediklerine inanmak istiyordum. Benim güvenim yerle bir olmuştu hem de öyle birkaç günlük biri için değil altı sene güvendiğim sevdiğim adam tarafından. Arabaya abimin kucağında bindim. Bomboş camdan dışarıya bakıyordum. Aracımız ta ki Trabzon havalimanına giriş yapana kadar hiç konuşmadım. Arabadan yine abimin kucağında indiğimde. “Abi.” “Söyle ay parçam.” “Abi ben İstanbul’a gitmek istiyorum” dediğimde anlamazca bana baktı. Ve kucağından yere indim. “Abi ben Ahu ile İtalya’ya gideceğim. İki senedir hocalarımız orada düzenlenen seminerde bizim okulu temsil etmemizi istiyorlardı. O adını ağzıma almak istemediğim adam yüzünden gitmemiştim. Ama şimdi gitmek istiyorum ve gece uçağımız var.” Dediğimde abim bana şaşkınca bakıyordu. “Babama döneceğim diye söz vermedin mi Ay parçam.” “Evet söz verdim ama öyle çok utanıyorum ki babamın yüzüne bakamam. Lütfen engel olma gideyim beş hafta zaten. Hem bu yaşadıklarımı unuturum kafam dağılır ha.” Diye abime bakınca. “Babama sormam lazım Umay buna tek başıma karar veremem.” “Ama abi.” “Aması yok Umay.” “Tamam abi sor.” Dedim el mahkûm. Abim cebindeki telefonu çıkartıp babamı aradı ve telefonu hoparlöre aldı. “Kızım iyi mi Kağan.” Babamın üzgün sesi ile gözlerim doldu. “İyi olacak baba merak etme.” Babamın derince aldığı nefesi duydum. “Tamam oğlum tek kızım iyi olsun.” “Baba Umay benden bir şey istedi.” “Kızım ne istiyorsa yap Kağan.” “Baba Umay İtalya’ya beş haftalık eğitime gitmek istiyor. Sana sormadan onay vermedim.” “Gitsin oğlum ben izin veriyorum. Umay beni duyuyor musun?” “Duyuyorum babam.” “İtalya’ya git ve bana eski kızım gibi geri dön tamam mı güzel kızım.” Gözlerimdeki yaşlar sicim gibi akıyordu. “Döneceğim babam.” Dediğimde. “Allaha emanet ettim kızım seni.” Dedi ve telefonu kapattı. “Hadi binelim seni İstanbul’a bırakıp ben Kıbrıs’a geri döneceğim.” “Tamam abi.” “Umay.” “Hı..” “Git ve benim ay parçamı geri getir.” “Tamam abim…” dedim ve sıkıca sarıldım abime. ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD