3. Bölüm / İhanet

2692 Words
3. Bölüm / İhanet Yer: Gazi Magosa KKTC 10 Mayıs 2023 Kürşat Kosovalı malikânesi. İzmirli bir öğretmen anne babanın, iki çocuğundan bir olan Doktor Eren Günay sonunda delice âşık olduğu Umay’ı nişan yüzüğü takmaya ikna etmişti. Sarışın, mavi gözlü ve mankenlere taş çıkartacak kadar yakışıklı olan bu genç adam, gönlünü uzun zaman önce Umay’a kaptırmıştı. Eren, Umay’ın çok fazla peşinden koşmuş çeşitli jestlerle daha on dokuzunda olan Umay’ın kalbini sonunda çalmayı başarmıştı. Kendisini prenses gibi hissettiren bu adama kıyamıyordu Umay ve evlenme teklifini hemen kabul etmişti. Ailesini özellikle babasını ikna etmesi zor olmuştu. Çünkü babası bir mafya lideri idi. Düşmanları vardı ve babası her fırsatta kızını güçlü bir aileye emanet etmek istediğini, bunun sebebi olarak da düşmanlarının o zaman ona zarar veremeyeceğini söylerdi. Ne var ki Kürşat Bey kızının gözünden akan yaşlara daha fazla dayanamadı ve bu evliliğe onay vermiş bulundu. Ama nereden bilebilirdi ki bu onay ile kızına en büyük acıları yaşatacağını. Yoksa hiç kıyar mıydı kızına? Peki ya Umay, hiç Eren’den böyle bir ihanet bekler miydi? Nede olsa insanoğlu çiğ süt emmemiş miydi? *** Akdeniz’in incisi olan Kıbrıs adasında, sonsuz mavi denizlere ve altın sarısı kumsallara ev sahipliği yapan muhteşem şehir Magosa’da hayat da bir başkaydı, yaşamda. Hayatı ne kadar tehlikeli de olsa Kürşat Bey, bu engin denizlere ev sahipliği yapan şehire yaptırdığı malikânesi ve ona hayatı cennete çeviren eşi Aybüke Hanım ile sorunsuz geçen son günlerini yaşıyorlardı. Nereden bileceklerdi kızlarının âşık olup evleneceğim diye direttiği adamın hayatlarını alt üste edecek sorunlara sebep olacağını… Daha bu acılar neydi ki? Kader yazıldı… Roller belirlendi… Kâğıtlar ortaya sürüldü… Bazen kötü yaşadığımız olaylar aslında daha güzel anların ortaya çıkmasına zemin hazırlıyordur kim bilir. İnsanoğlu işte bunu bilmeden kaderine isyan etmektedir. Oysa isyan en büyük günah değil midir? *** Uzun zaman sonra beklenen gün nihayet gelmişti. Artık Kürşat Kosovalı ikna olmuş bu akşam bu malikânede kızını istemeye gelecek olan konuklarını pekte gönlü olmasa da sıkıntılı bir şekilde beklemeye başlamıştı. Malikânede hummalı bir telaş vardı. Bir yandan catring ekibi ikramlıkları hazırlarken bir yanda da organizasyon ekibi merasimin yapılacağı bahçeyi süslüyordu. O sırada kızı Umay üst kattaki odasında büyük bir heyecanla akşama hazırlanıyordu. “İçim çok huzursuz Ahu.” Diye sıkkın bir nefes koy verdi Umay Kosovalı. “Yine aynı rüyada takılı kalıyorsun Umay, sana kaç kere bir doktora görünmeni söyleyeceğim.” Diye endişe ile arkadaşının ellerini sıkıca tuttu Ahu Türkoğlu. “Rüyamda o karanlık depodayım ellerim kollarım bağlı ve yine yanımda yosun gözlü bir çocuk var. Belki bilinçaltım bana bir şeyi hatırlatmaya çalışıyor.” Diye garip bir cümle kurdu Umay gözlerini penceresinden gözüken seyirlik denize çevirdi. “O da ne demek Umay.” Diyen Ahu şaşkın gözlerle baktı en yakın arkadaşına. “Ne demek olduğunu bilsem bende sana sormazdım Ahu. Sence de hemen hemen her gece bu rüyayı görüyor olmam normal mi?” “Umay tıp okuyoruz kızım biz. Kafamız mı yerinde kalıyor. Seni bilmem ama ben rüyamda bile anatomi notlarını görüyorum.” Anatomi mi? Umay’ın dudaklarının kenarı kıvrıldı ve daha fazla içindeki kahkahayı tutamadı. “Umayyy!! Beni delirtme! Benim senin gibi Hipertimezim (otobiyografik hafıza; hiçbir anıyı unutmama sendromu) yok. “Tamam tamam gülmüyorum.” Diye ellerini olmuşuz manasında salladı Umay. “Neyse sen hep gül, güzelim. Bugünde en güzel günlerinden biri olacak.” Dedi Ahu. “Evet, babam nasıl ikna oldu hala şaşkınım Attila abimde bir şey demiyor.” “Evet, Attila abimin sessiz olması hayra alamet değil ya neyse.” Dedi Ahu o sırada odanın kapısı açılmış içeriye Kıbrıs’ın en profesyonel saç makyaj uzmanı Ayşegül Sönmez, ekip arkadaşları ile girdi. İki arkadaş aralarındaki bu konuyu hemen kapatmışlardı. Yaklaşık iki saat içerisinde güzeller güzeli Umay nişan merasimine kusursuz derecede hazırdı. “İşte bu bebeğim çok güzelsin Maşallah, tüm gözler üzerinde olacak.” Diyen Ayşegül büyük bir hevesle konuştu. Aynadaki aksine memnun bir ifade ile bakan Umay mavi harelerini arkadaşına çevirdi. “Seni de zor durumda bıraktım ama Ödül’ün düğün fotoğraflarını gördükten sonra nişanıma, senin beni hazırlamanı istedim. Lütfen kusura bakma senide apar topar Urfa’dan getirttim.” Diye mahcup bakışlarını çevirdi Ayşegül’e. “Bebeğim sen iste ben her yere gelirim işim bu benim ayol” dedi ve şen bir kahkaha attı. “Teşekkür ediyorum. Çok güzel oldum resmen fırçanla harikalar yaratıyorsun.” “Bebeğim sen güzelsin ben bir şey yapmadım.” Diye tebessüm eden Ayşegül bir yandan da ekipmanlarını toparlıyordu. Umay ise Ahu’nun yardımı ile elbisesini giymek için giyinme odasına geçmişti. O sırada içeriye giren Aybüke Hanım Ayşegül’e yaklaştı. “Kızım sana da zahmet verdik ama Umay Ödül’ün fotoğraflarını görünce onu bu geceye senin hazırlamanı istedi.” “Aaa olur mu hiç Aybüke teyzecim, ne zahmeti işim bu benim.” Diye gülümsedi Ayşegül. “Teşekkür ederim kızım. Bu arada nişanını tebrik ederim düğününe muhakkak katılacağım.” “Çok mutlu olurum teyzecim.” “Aşirete gelin gidiyorsun umarım adapte olursun kızım.” “Biraz zorlanacağımı düşünüyorum buradaki hayat ile oradaki hayat bir değil. Allahtan kayınvalidem ve kayınpederim anlayışlı insanlar bu konuda gönlüm rahat.” Diye cümlesini tamamladığında giyinme odasından bir su perisi gibi çıkan Umay’a çevrildi tüm bakışlar. “Kızım gözümün nuru ne kadar güzel olmuşsun maşallah sana.” Gözleri dolu dolu baktı Aybüke Hanım kızına. “Ya annecim lütfen ağlama bak bende ağlayacağım şimdi” diye veryansın eden Umay’ı Ahu durdurdu. “Kızım saçmalama birazdan gelecekler makyajın bozulacak. Aybüke teyzecim rica ediyorum.” Dediğinde elindeki ipek mendille gözyaşlarını silen Aybüke Hanım derin nefesler alarak kendine gelmeye çalıştı. O sırada Ayşegül, “Umay bebeğim makyajın özel malzemelerle yaptığım için hiçbir şekilde akmaz. Gönlün rahat olsun. Nişanınız şimdiden hayırlı olsun benim artık çıkmam gerekiyor Sarp aşağıda beni bekliyordu.” Dedi ve arkadaşı ile sarılarak vedalaştı. Ayşegül malikânenin merdivenlerinden bir bir inerek uzaklaştığında Umay eline telefonu alarak Eren’den bir haber var mı diyerek kontrol etti. Ne bir arama ne bir mesaj göremeyince havalimanında olduğunu düşünerek fazla üzerinde durmadı. Malikanede herkes hazır bir vaziyette gelecek konuklarını bekliyorlardı. Yalnız bir sorun vardı oda Eren’den hala bir haber alamıyorlardı. Endişe ile kocaman salonda bir o yana bir bu yana giden Umay’ı artık iyice sabırsız olmuştu. “Doğru diyorsun Ahu.” Dediği an korumalarından Mahir içeriye doğru girdi ve “Efendim Süleyman Günay ve eşi Ayten Hanım malikâneden giriş yaptılar. Bir dakika içerisinde ana kapıda olurlar.” Dedi Keskin lakaplı Mahir Küreci. Derin bir nefes koy verdi Kürşat Bey ve başı ile onayladıktan sonra Mahir salondan çıktı. “Gelsinler bakalım hadi Aybüke’m kapıda karşılamak gerekir.” Dedi ve eşi ile birlikte büyük kapıya yöneldiler. “Gördün mü bak geldiler işte hadi gülsün şu yüzün.” “Tamam, canım haklısın ben stres yaptım. Hadi bizde gidelim.” Dediler ve babasının peşinden kapıya doğru adımladılar. Kısa sürede ana kapıya bir araç yaklaştı ve içerisinde son derece mütevazı karı koca indi. Umay yüzünde büyük bir gülümseme ile karşıladı. Kürşat Bey, Süleyman beye elini uzatarak, “Hoş geldiniz Süleyman Bey.” Diyerek tokalaştılar. “Hoş bulduk Kürşat Bey. Müsaade var mı?” dedi son derece kibarca. “Ne demek müsaade sizindir buyurun lütfen” dedi. Ve eliyle içeriyi gösterdi. Sonra Ayten hanıma bakışlar döndü. “Hoş geldiniz Ayten Hanım buyurun lütfen” diyen Aybüke hanım konuklarını büyük bir hürmetle karşıladılar. Ana girişten salona giren Süleyman Bey malikânenin muhteşemliği ile derince bir yutkundu. Gelinleri son derece varlıklı bir aileden geliyordu. Bunu biliyordu ama bu kadar zengin olduklarını bilmiyordu. Kendisi ve eşi öğretmen emeklisiydi. Bir keder kapladı yüzünü, bu düğünün altından nasıl kalacaklarını düşündü. Sonra bakışları Umay’ı buldu. Mütevazı bakışlarını yakaladı ve büyük bir tebessümle gülümsedi gelinine. “Hoş geldiniz Süleyman amca.” Dedi. “Hoş buldum güzel kızım. Maşallah ne kadar güzel olmuşsun. Tıpkı peri kızlarına benzemişsin.” Dediğinde Umay’ın gönlündeki sis perdesi kalktı sanki Süleyman Bey gerçekten baba adamdı. Kısa bir selamlaşmanın ardından herkes salondaki koltuklara oturmuştu. Ayten Hanımdaki huzursuzluk gözle görülür şekildeydi. Yapılan hoş sohbette bitmişti ve herkesin gözü ana kapıya kayıyordu çünkü Eren hala ortada yoktu. Umay ve Ahu hiç durmadan arıyorlardı ama aldıkları sonuç ‘aradığınız kişiye şuan ulaşılamıyor’ oluyordu. Kürşat Bey de merakla kızına bakıyordu, çünkü evlerine tanrı misafiri olarak gelen insanların rengi kızarıyordu. En sonunda dayanamayan Aybüke Hanım. “Kızım Eren ne zaman gelecek, misafirlerimiz acıkmışlardır.” Diye sorunca Ayten Hanım renkten renge girmeye başlamıştı. Umay artık gözyaşlarını tutmaz hale gelmişti. Derin bir nefes alarak annesine baktı. “Telefonu kapalı sabahtan beri ulaşamadım.” Dedi ve başını yere eğdi. Kürşat Bey ise aldığı cevapla canı sıkılmıştı hele Attila bir ok gibi yerinden fırladı ve babasına dönerek. “Baba benim ufak bir işim var güvenliğe kadar gitmem gerekiyor.” Diyerek babasına baktı. “Tamam, oğlum çabuk gel misafirlerimiz burada.” Dediğinde Attila kardeşi Emir ve Kağan’a bakış atarak salondan ayrıldılar. Dışarıya çıktıklarında Attila barut gibiydi. “Abi sakin olsana çocuk belki uçağı kaçırdı ya da rötar yaptı.” “Ulan o zaman o siktiğimin telefonu neden kapalı. Şimdi söveceğim siz de gördünüz anası babası düzgün insanlar sövemiyorum da.” Diye sinirle güvenlik odasındaki sandalyeye tekme attı. Mahir Attila’nın malikâneden çıktığını görünce hemen yanına geldi. Attila bakışlarını Mahire çevirdiğinde, “Söyle abi. Sen biliyorsundur bu itin nerede olduğunu.” Dediğinde Mahir’in tek düşüncesi Umay’ın ne kadar çok üzüleceği olmuştu. “Attila, doktor şuan Egeden başlayıp Karadeniz de biten bir motor yarışmasında. Muhtemelen yarın on ikiye doğru Samsun’da olur.” diyerek Attila’nın gözlerine baktı. Attila sinirden köpürmek üzereydi. Daha ilk günden kanı ısınmamıştı bu lavuğa ama gel gör ki bir tanecik kız kardeşi âşık olmuştu. “Kağan çabuk uçağı hazırla bu gece hava puslu tam av zamanı.” Diye sinirle bağırdı. “Attila bu Hakan Beyin hoşuna gitmeyecektir. Biliyorsun sizin Türkiye’ye girmenizi istemiyor.” Dedi sert bir şekilde Mahir. “Abi ne yapacağız alkış tutup, bravo Eren doktor ne güzel yarıştınız sözünüze de gelemediniz olsun Umay seni hala bekliyor mu diyeceğiz. Abi sen ne saçmalıyorsun? O şerefsizi kanından boğmayan Attila’yı siksinler.” “Attila söz dinle abicim. Daha Kürşat Bey karar vermedi. Sende iyi biliyorsun baban buranın lideri amcan Türkiye’nin birbirinizin sınırlarını aşamazsınız!” “Sikerim lan sınırını benim gözümün nuru orada bi çare gözü yaşlı hala Eren itini bekliyor.” “Attila!!” diye kükredi Kürşat Bey. Babasını gören kardeşler hemen duruşlarını düzeltti. “Anlat Mahir neredeymiş bizim ex damat.” Diye gayet rahat bir şekilde sordu. “Efendim Egeden Samsuna olan bir motor yarışmasındaymış.” “Hıımm peki şampiyon olacak mı?” “Öyle görünüyor efendim.” “Anladım Mahir, abime haber salın durumu bilsin.” Dedi ve bakışlarını oğullarına çevirdi. “Hadi misafirlerimiz içeride ayıp oluyor.” Dediğinde Attila iyice çileden çıkmıştı. “Baba daha ne misafiri kov gitsinler.” Diye çıkışınca. Kürşat Bey sert bakışlarını oğluna çevirdi. “Biz ne zaman evimize gelen misafirimizi kovduk! Aile kurallarımızı adetlerimizi sakın unutayım deme Attila yoksa affetmem!” cümlesini tamamladığı gibi eve doğru yürüdü Kürşat bey. Elbette ki Eren’in hatasını annesi ve babasına kesmeyecekti. Ama o Eren bir daha kızını asla göremeyecek mumla arasa da bulamayacaktı. Evin salonuna girdiğinde hali pekiyi olmayan Süleyman Bey dikkatini çekti. Hemen yanına adımladı, adamcağız karşısında Kürşat beyi görünce biranda afallasa da kendisini toparladı. “Süleyman Bey iyi misiniz?” gerçek bir endişe ile baktı. “Galiba tansiyonum yükseliyor Kürşat Bey. Ben ben çok mahcubum şuan size karşı. Ben ne diyeceğimi bilemiyorum.” “Ne mahcubiyeti Süleyman hocam Eren’in başhekimi aradı az önce acil bir ameliyata çağrılmış o yüzden gelememiş.” Saatine baktı “ Hala ameliyattaymış. Çıkınca arayacaktır bizi. Şimdi lütfen sakin olun.” Dedi ve bakışları evin hizmetlisine döndü. “Sultan Hanım hemen doktorumuzu çağırın.” “Gerek yok Kürşat Bey. İlaçlarım yanımda içersem rahatlarım. Ben nasıl özür dileyeceğimi bilemiyorum lütfen affedin bizi.” “Süleyman hocam o doktor hayat kurtarıyor işi bu. Dönünce yaparız nişanımızı.” Dediğinde artık rahat nefes almıştı Süleyman Bey. “O zaman bize müsaade Kürşat Bey.” Diyerek tereddütle baktı karşısındaki adama. Elbette anlamıştı oğlu olacak namert ameliyatta falan değildi. Kürşat Bey kendilerini daha fazla mahcup hissetmesinler diye böyle konuşmuştu. “Tabi ki müsaade sizin. Mahir !” diye seslendi. Mahir hemen içeriye girdi. “Mahir özel konuklarımızı lütfen otelimize yerleştir. Ve bizzat sen götür.” Dedi Mahir başı ile onayladıktan sonra. Ayten Hanımı bir korku salmıştı. Çünkü bu aile hiçte normal bir aile değildi. Bunu anlamak da zor değildi. Şuan oğlunun burada olmayışını kendilerine büyük hakaret sayıp canına kıymasından korkuyordu. Oğlunun canını nasıl kurtarırım diye düşünürken Kürşat beyin sözleri ile olduğu yerde kala kalmıştı. İnanmak istedi oğlunun ameliyatta olduğuna inanmak istedi. Ama oğlu ameliyatta değildi olamazdı da çünkü Eren Cerrah değildi. Kosovalı ailesi elbet bunu biliyordur. Ama kendilerine neden bu kadar nazik davrandıklarını anlayamamıştı. Hele Umay’ın yüzüne bakamıyordu. Aybüke hanım gelip elini tutunca. “Lütfen kusurumuza bakmayın. Çok mahcubuz.” “Olur mu Ayten Hanım damadımız doktor can kurtarıyor. Ameliyattan çıkınca gelecek bizde nişanımızı yapacağız.” Dediğinde inanmak istedi Ayten Hanım. Ama artık gerçek olamayacağının gayet farkındaydı. Evlerine konuk olup kızlarını istemeye geldikleri aile gerçekten yüce gönüllü bir aile idi. Ahmak oğlu nasıl böyle bir hata yapıp Umay’ı elinden kaçırmıştı. Offf oğlum diye içinden kendi kendine söyleniyordu. Kısa sürede misafirler malikâneyi terk etmişti. Umay hala ayakta dikilmiş taş kesmiş gibi kıpırdamadan duruyordu. Ya şimdi nasıl bakacaktı babasının yüzüne. O kadar üzgündü ki ne ağzını açabiliyordu ne de gözündeki yaşlar duruyordu. “Umay kendine gel bak ameliyattaymış işte.” Diyen Ahu en yakın dostunu ikna etmeye çalışıyordu. Çünkü Eren’in Umay’a olan düşkünlüğünü en çok Ahu biliyordu. Ama bir şeyi unutuyordu Ahu o da Eren’in cerrah olmadığını. Kürşat Bey kızına nasıl yaklaşacağını ilk defa bilmiyordu. O ki cennet emanetiydi. O ki biriciği gözünden sakındığıydı. Şimdi ciğeri beş para etmez biri için gözünden yaşlar akıyordu. Sakin hali biranda kayboldu Kürşat beyin. “Umay sil o gözünden akan yaşları. Yoksa her damla için o itin bedeninde bir delik açarım!” diye gürledi. Umay Eren için ağlamıyordu ki o babasını ilk defa mahcup ettiği için ağlıyordu. Hayal kırıklığı sarmıştı dört bir yanını babasını nasıl böyle bir duruma düşürürdü. Neden babasının şimdi onaylamadığını anlıyordu. Eren Günay güven vermez bir adamdı. Buda bu akşam kesinleşmiş olmuştu. Hala başı aşağıda duran Umay’ı gören Kürşat Bey bu sefer sesinin tonunu iyice yükselterek bağırdı. “UMAY!” Umay anında bakışlarını kaldırdı. O sırda Kağan abisi Umay'ın önüne geçti ve “Baba lütfen..” daha cümlesini tamamlayamadan Umay abisinin arkasından çıktı ve “Abi ben konuşacağım” deyip abisine yaşlı gözlerle baktıktan sonra babasına döndü. “Efendim baba.” Aileme karşı gururum yerle bir olmuştu beni ne hale soktuğunun farkında mıydı? Neden bana bu utancı yaşattın Allahlın cezası diye içinden veryansın ediyordu. “Umay kaldır o başını. Sen Kürşat Kosovalı’nın kızısın. Değil hiç kimse, benim için bile olsa o başını asla aşağıya eğmeyeceksin!” işte bu çıkışı beklemiyordu Umay saatler sonra ilk defa yüzünde bir tebessüm oluştu. “Efendim baba” dedi Umay bu sefer başı dik bir şekilde babasının mavi gözlerine bakıyordu. “Sana o çocuğu gözüm tutmadı demiştim. Bu gece de burada olmaması bunun en büyük kanıtıdır. Sen burada onu beklerken onun gelmemesi için iki sebebin olması lazım. Ya ölmüştür ya da bu nişana katılmak istememiştir. Umuyorum ki ölmüştür! Yoksa ben kızımın onuru ile oynayan biri asla yaşatmam!” babasının sesi sakindi ama mavi harelerinde şimşekler çakıyordu. Umay artık ne desin ki babası sonuna kadar haklıydı. Zaten uzak mesafeli bir ilişkileri olmasına rağmen nedense erene kayıtsız şartsız güveniyordu. “Baba ben yanlış yaptım. Senin gördüklerini göremedim. Affet beni babam..” “Kızımm.” Dedi sesi titreyen Kürşat Bey... “Baba lütfen izin ver sadece bana iki gün izin ver. Gidip görmem lazım ölmüş de mi gelememiş yoksa o andan itibaren benim için yaşan ölü mü olmuş. Ben bunu görmezsem bu ihaneti kalbim kabul etmeyecek. Baba lütfen önce gözümle görmeliyim sonra gönlümden öldürmeliyim. Sana söz veriyorum iki gün sonra tamamen geri döneceğim okulu da bırakacağım burada okurum. İki gün sadece baba söz veriyorum iki gün sonra dizinin dibinde olacağım.” Diye son kez yalvardı Umay. Kürşat Bey sert bir adamdı ama gönül işlerine saygı duyardı. Çünkü oda sevdiğine kavuşmak için çok cefa çekmişti. “Tamam, kızım sana kırk sekiz saat veriyorum. Ama Umay bir daha Eren iti için karşıma asla çıkmayacaksın. Ne canı için ne sevdan için. Senin hayatına Eren diye biri asla girmedi. Sen görmedin sevmedin. Tamam mı?” “Söz veriyorum baba. Benim hayatıma Eren diye biri hiçbir zaman girmedi.” Abisi koluna girdi ve Umay'ı odasına çıkardı peşlerinden ahuda çıkmıştı. Bu nasıl bir utançtı bu nasıl bir mahcubiyetti. Ve neden başına gelmişti. İçindeki hüzün fersah fersah artarken kahroluyordu. Seneleri bir çöp olmuştu. En önemlisi de ailesini utandırmıştı. ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD