4. Bölüm / Acı
Malikânenin üst katına bir kolunda Kağan abisi diğer kolunda en yakın dostu Ahu ile merdivenleri birer işkence gibi çıktı Umay. Abisi ve arkadaşı, Eren’in nişana gelmediği ve babasının resti için bu kadar derbeder olduğunu düşünerek üzülüyorlardı. Ama Umay’ın üzüntüsü bu değildi ki, o babasını nasıl mahcup ettiğine üzülüyordu.
Koskoca Mafya lideri Kürşat Kosovalı ilk defa çaresiz kalmıştı. Tabi ki o Eren’in anasından emdiği sütü burnundan getirecekti ama kızının üzüntüsünü nasıl giderecekti bilemedi. Kocaman bir ah çekti Kürşat Kosovalı, ‘keşke yüreğindeki acıyı alsam kendi yüreğime katsam da sen bu kadar üzülmesen nazlı çiçeğim’ diye kederlendi.
Aybüke Hanım Eren’i severdi, şeytan tüyü vardı resmen adamda. Allem eder gallem eder karşısındakini kandırırdı. Nasılda inanmıştı kadıncağız Umay’a olan aşkına, resmen oyuna gelmişti.
“Kürşat!” dedi zorla Aybüke Hanım. Kürşat Bey elindeki kehribar rengindeki sıvıyı dudaklarına götürüp hanımına baktı.
“Söyle ömrümün baharı..”
“Bu bize oynanmış bir oyun olmasın. Eren çok samimiydi ama bir tedirginlik taşıyordu yüreğinde. Yüzü gülüyordu ama gözleri hep bir, nasıl desem.”
“Korku vardı. Değil mi?” diye Kürşat Bey hanımını cevapladı.
“Evet doğru diyorsun.”
“Çünkü Umay İstanbul’a gittiğinde okul kayıt işleri için Eren onu Hakan’ın yalısından almıştı. O zaman o ihtişam gözünü kör etmişti. Eren’de bir para hırsı vardı. Sonra Hakan’ın kim olduğunu dolaylı yollardan öğrendiğinde yanlış yaparsa canından olacağını iyi biliyordu.”
“Yani bu bir oyun değil diyorsun?”
“Oyun değil! Eren Umay’a gerçekten âşık. Âşık ama yanındaki kızlara da fazla kayıtsız kalamıyordu.” Duydukları ile gözleri dehşet şekilde açılan Aybüke Hanım
“Ve sen bunu bile bile istemeye gelmesine izin verdin öyle mi?” diye sesini biraz yükseltti.
Kürşat Bey derin bir nefes alma ihtiyacı hissetti. Zira bu aralar bu hissiyatı çok fazla yaşıyordu.
“Bunu Umay’ın görmesi lazımdı. Ben ona bu durumu ne kadar açıklasam da inanmazdı.”
“Neden ailesine karşı bu kadar sakin yaklaştın peki?”
“Ailesinin ne suçu var hayatım. Sende gördün nasıl utandılar. Anne ve baba evlatlarını seçemiyor işte.”
“Doğru diyorsun Kürşat’ım.”
Aybüke Hanım başka hiç konuşmadı yüreği sıkıştı, kızının kahroluşu gözünün önünden gitmiyordu. Kocasını salonda bırakıp merdivenleri çıkmaya başladı. Melek gibi bir kalbi vardı Umay’ının, asla kibirli olmamış gerek maddi durumları gerek babasının sonsuz gücü ile hiç hareket etmemişti. Aksine mütevazi bir yaşam sürmüştü özel okula gitmek istemeyip devletin okullarında okumuştu. Arkadaşlarına hep yardım ederdi. Neden başına bu geldi diye düşünerek son basamağı da çıktı. Anneydi işte yüreği sızlıyordu. Ay parçası gibi olan kızı şimdi darma dağındı.
***
Umay ise başka bir dünya da idi sanki, abisi ve Ahu ile odasına girdiğinde bakışlarını yerdeki halıya sabitledi. Beyni durmuş düşünemez olmuştu sanki, kalbinde bir sızı bile hissetmiyordu. Bu yaşadıkları gerçek miydi?
Eren gerçekten istemeye gelmemiş miydi?
Peki, o zaman neden yalvardı aylarca evlenelim hiç olmazsa nişanımız olsun, parmağında yüzüğüm olsun diye. Yalan mıydı her şey yani.
Altı sene ya altı sene oyun mu oynamıştı?
Hiç mi sevmemişti kendisini?
Neden böyle bir acıyı kendisine reva görmüştü.
Hayatına giren ilk erkekti. Oysa o aklı sadece test kitaplarında olan bir kızdı. Evet, güzeldi hem de çok güzeldi. Birçok teklif almıştı on dokuz yaşına kadar hiç birini kabul etmemişti ama Eren’e neden hayır diyememişti. Lanet olsun diyordu. İçten içe kinleniyordu. İşte kalbi şimdi sıkışıyordu. Abisinin tuttuğu kolunu çekti ve kalbine bastırdı. Gözlerinde bir buğulanma geçiyordu. Ağlayacak mıydı? Hem de onu böyle yüz üstü bırakan biri için mi? Mantığı HAYIR! Diye haykırdı. Yavaşça başını kaldırıp odasındaki devasa boy aynasından kendi aksine baktı.
Bu gece için özenle hazırlanmıştı. Adanın bir numaralı makyözünden saç ve makyajı yapılmış, üzerindeki elbise ise tasarım ürünüydü. Heyecanla titreyerek hazırlanmıştı. Nasıl güvenmişti o yeşil gözlü adama nasılda inanmıştı onun sevdasına. Şimdi hepsi koca bir hiçti. Umay aynaya bakarken gözlerindeki donukluk ile duraksadı. Ruhu çekilmiş gibi hissetti. Abisi kahroluyordu ama Umay’ın kendisi ile yüzleşmesine izin vermesi gerekiyordu. Sabırsızdı ama sakince bekledi.
“Ben, ben bunu hak etmedim. Nalet olsun abi, ben neyi yanlış yaptım!” diye haykırarak makyaj masasının üzerinde ne var ne yoksa yerle bir etti. Eline aldığı çerçeveye baktı hâlbuki nede güzel gülümsemişlerdi Eren ile kendisi. Birden bire elindeki çerçeveyi boy aynasına fırlattı. Ellerini saçlarına atarak sertçe çekmeye başladı.
“Ahhhh!!!”
“Ahhh nalet olsun adam sana!”
“Sana ve seninle tanıştığım güne nalet olsun!!” diyerek bağırmaya başlayınca Kağan daha fazla dayanamadı ve hemen kollarından tutarak göğsüne bastırdı biricik kız kardeşini güneş saçlısını ay parçasını. Kağan ellerini Umay’ın saçlarında tüy gibi okşarken bile canını yakıyor muyum diye düşünürken şuan ki durumda derdine derman olamaması yakıyordu yüreğini.
“Şşş sakin ol meleğim, lütfen ağlama Umay’ım.” Diye son derece sakin bir sesle konuşuyordu kız kardeşi ile.
“Ben ben nasıl babamın yüzüne bir daha bakacağım abi onun başını eğdim, babamı ya babamı mahcup ettim. Ben nasıl bir evladım.” Diyerek hıçkırmaya başladı.
O sırada Umay’ın çığlıklarını duyan Attila ve Emir koşarak merdivenleri çıkmıştı. Korkarak hızla odanın kapısını açtığında Umay’ın derbeder olmuş halini gören Attila çıldırmak üzereydi. Zaten çok sinirli olan Attila her an delidumrula bağlanabilirdi. Ama Umay’ın o hali ile boğazı düğümlendi. Koskoca adam yutkunamadı. Yavaş adımlarla gitti ve Umay’ı kucaklayarak tekli koltuğa oturdu. Saçlarında bahar bahçelerini taşıyan kız kardeşinin saçlarını kokladı.
“Abicim, meleğim, ağlama yıpratma kendini, bak şuan zaten kendimi zor tutuyorum. Her an seni bırakıp o Eren itini bulup leşini ayaklarının önüne sermek istiyorum. Şu halin ah Umay’ım şu halini ölsem de görmeseydim.” Herkes şaşkınca Attila’ya bakıyordu.
O ki sert mizacı ve sinirli halleri olan adam sanki ortadan kaybolmuştu. Yerine pamuk gibi yüreği olan biri gelmişti. Tüm bakışlar Attila’ya çevrilmişti ama Attila şuan Eren’i türlü işkencelerle öldürmeyi düşünüyordu.
Umay ise içindeki çatışmalarla uğraşırken birde abisinin güvendiği koca dağın sözleri içini yakmıştı.
Nasıldı ki Umay hiçbir fikri yoktu sadece içi dışına çıkana kadar ağlamak sinirini atmak istiyordu. Attila kucağında küçücük kalan kardeşi için sinirini geri plana bırakmıştı. Sanki bir bebek seviyormuş gibi teselli ediyordu kardeşini.
“Abi abimm… Ben çok utanıyorum. Ba.. Babamın yüzüne nasıl bakacağım. Onu mahcup ettim başını aşağıya eğdim. Abi abi ben..” sözlerini devam ettiremedi. Kocaman bir hıçkırık boğazından firar ettirmişti.
“Sen bizim biriciğimizsin Umay’ım, sen ne yaparsan yap bizi mahcup etmezsin. Sen her zaman en iyisini yaparsın. Babam sana kızgın değil abim, sadece senin bu üzgün haline dayanamıyor.”
Kağan duydukları ile şaşırdı ve o an anlamıştı Umay Eren’e âşık değildi. Âşık olan insan şuan burada duramaz başına bir şey geldi diye endişeden ölürdü. Ama Umay sadece babasına olan mahcubiyetini fersah fersah yaşıyordu. O sırada içeriye giren annesine baktı Kağan. Umay abisinin kollarından çıkmak için bir atakta bulunmadı. Vücudu şoka girmiş gibiydi. Sıkıca sarıldı abisine. Kürşat Bey hariç herkes Umay’ın odasındaydı. Zira oda gelseydi Umay’ın şu hali ile ilk uçakla Samsuna gitmiş o itin leşini yere sermiş olurdu. Bir süre sessizce ağladı Umay.
“Umay şimdi ne yapacaksın?” diye soran Ahu’ya kaydı tüm bakışlar.
“Onu bitireceğim!” diye fısıldadı.
Bu fısıltıyı bir tek Attila duymuştu. Akşamdan bu yana ilk defa gülümsedi. Küçük kız kardeşi intikam istiyorsa o da sonuna kadar ona destek olacaktı.
Umay birden bire şaşırdı kendisine ne oluyordu anlamıyordu. Hâlbuki az önce ailesi önünde erkek arkadaşı yüzünden rezil olmamış mıydı? Sadece babasını düşünüyordu onu bir adam için rezil etmişti. Allahtan bu nişan haberini basına duyurmamışlardı. Ya eve nişan için tanıdıklarını akrabalarını da çağırmış olsalardı ne olurdu?
Gözlerini sımsıkı yumdu ve derince bir nefes aldı o an abisi ve Ahu’nun konuşmalarını duymaya başladı. Attila kucağındaki kardeşi ile ayağa kalktı yönünü banyoya çevirdi ve klozetin üzerine oturttu. Yolduğu saçlarını öptü sonrada anlını. Azıcık geri çekildi.
“Sabah uyandığımda ben ay parçamı kahvaltıda şakıyarak pan kek yapmasını istiyorum. Yaşanması gereken acılar yaşandı ve bitti. Unutma abim hiçbir acı kalıcı değildir. Bu da senin sınavındı. Demek ki her seviyorum diyene güvenmemek gerekiyormuş. Şimdi güzelce yıkan en sevdiğin pijamalarını giyin ve uyu. Ama sakın o iti ve sana yaptıklarını düşünme. Düşünme işini yarın sabah kahvaltıdan sonra seninle birlikte yapacağız. Anlaştık mı ay parçam.” Diyen Attila ile derince bir nefes aldı Umay. Sıkıca sarıldı abisine.
“Seni seviyorum abicim.” Dedi. Attila da bu sarılışa karşılık verdi ve sonra banyodan çıktı.
“Anne Umay’ı yıkayın ve sakinleştirici bir ilaç verin. Hadi Emir Kağan aşağıya inelim babamla konuşacaklarımız var” dediğine Kosovalı erkekleri odayı boşaltınca Ahu hemen üzerindeki abiyeyi çıkarttı ve Umay’ın şort askılı pijamalarından birini giydi ardından Aybüke Hanım ile banyoya girdi. Önce Umay’ın saçını çözdüler. Sonra makyajını bir bebeğe dokunur gibi yumuşak hareketlerle sildiler. Umay ayağa kalktığında üzerindeki elbiseden de hemen kurtuldu. Kendisini sıcak su dolu küvete bıraktı. Aybüke Hanım yüreği cayır cayır yanarken ayakta durmaya zorluyordu kendisini. Yavaşça saçlarını şampuanladı ve duruladı. Ahu elinde bornoz ile bekliyordu. Umay ise inci gibi tanelerini sessizce döküyordu. Küvetten çıkınca bornoza sarıldı. Banyodan çıktıktan sonra giyinme odasına gidecek güç göremedi kendinde. Yatağına oturdu. Aybüke Hanım hemen iç çamaşırı ve pijamalarla geldi. Kızını en son ilkokula giderken giydirmişti. Şefkatle giydirdi kızını sonra saçlarını taradı her tarak darbesinde saçlarını öptü.
“Hadi annem iç şu melisa çayını ve uyumaya çalış. Uyu ki bitsin bu gece. Yeni gün yeni hayat demektir.” Deyip tekrar saçını öptü ve odadan çıktı.
Ahu ne diyeceğini bilemiyordu. Neler yaşanmıştı son saatlerde, kafası patlamak üzereydi. Eren nasıl gelmemişti ve şuan neredeydi? Manyak mıydı bu adam? Evlenmek için ne kadar uğraşmıştı, hatta evlilik teklifi için ortamı Ahu ile hazırlamışlardı. Hiç mi Kosovalı ailesini duymamıştı canının kıymeti de mi yoktu. Sinirle soluklar alarak ellerini yumruk yaptı. Ama gözleri Umay’ı bulunca ellerini açtı ve Umay’ın yanına gelerek elindeki kupayı aldı.
“Seni çok seviyorum can arkadaşım. Hadi uyuyalım.” Dedi. Oda yatağa uzandı ama iki arkadaşı da gram uyku tutmuyordu. Sabaha karşı zorla uykuya yenik düşmüşlerdi.
Sabah gözlerini ilk açan Umay oldu. Babası başucunda hüzünle ona bakıyordu. Ağzını açıp baba demek istedi ama boğazı düğüm düğüm olmuştu.
“Günaydın ay parçam. Attila bana senin pankek yapacağını söyledi. Hadi seni masada bekliyorum.” Dedi ve anlından öperek geri çekildi.
“Ta- tamam babam” dedi Umay.
Kürşat Bey aldığı cevapla her ne kadar yüzü gülse de kızının kederli yüzü ile yüreği paramparça olmuştu. Odadan çıktı ve ağır ağır merdivenleri inerek salona geçti. O sırada Umay yataktan kalktı ve banyoya girdi. Elini yüzünü buz gibi soğuk suyla yıkadı yüzünü kuruladıktan sonra şişmiş gözlerle kendisine bakan aksine baktı.
Bu sen olamazsın, sen bu kadar aciz değilsin kimin kızı olduğunu unutma. Sen ayağına takılan ilk taşla düşecek biri değilsin. Silkelen ve kendine gel Umay Kosovalı diyen iç sesi ile omuzlarını dikleştirdi.
Şimdi Mafya Lideri Kürşat Kosovalı’nın kızının kim olduğunu gösterme zamanı dedi ve banyodan çıkıp giyinme odasında girdi. Altına buz mavisi tonlarda bir kot ve beyaz bir crop giyerek makyaj masasına oturdu. Saçlarını özenle taradı ve tepeden dağınık topuz yaptı. Moraran gözaltları için eline kapatıcısını aldığında Ahu yatağına oturmuş şaşkınca Umay’a bakıyordu. Bu dün akşam ki kız mıydı?
“Umay iyi misin?” diye sordu Ahu. Umay arkasını dönemden aynadan Ahuya baktı.
“Evet tatlım iyiyim. Dün olan dünde kaldı. Bugün bambaşka bir gün. Hadi ben aşağıya iniyorum abime pankek yapacağım sende gecikme.” dediğinde makyajını da bitirmişti. Ayağa kalkıp odasından çıktı. Merdivenleri inerek mutfağa geçti. Pankek malzemelerini hazırlarken mutfak çalışanları şaşkınca Umay’a bakıyordu. Dünkü hali ile hiç alakası yoktu. Güçlü duruşu ile gülümsediler. Pankekleri tek tek tavaya döküp pişirdikten sonra eline aldığı tabak ile salondaki kocaman masaya geçti. Tüm ailesi oradaydı hatta büyük dev adamı Mahir Küreci’de masadaydı. Ahu ise merdivenlerden hızlıca indi ve Emir’in yanına oturdu.
“Günaydın muhteşem ailem.” Diyerek sevinçle şakıdı Umay. Başta babası olmak üzere herkes derin bir nefes alıp tebessüm ettiler. Ve hep bir ağızdan günaydın dediler. Umay Attila abisi ve Mahir abisinin ortasına oturdu.
“Bu kadarcık mı yaptın kız sarıpapatya. Bu bana bile yetmez.” Diyerek sitemle söylendi ama dudağının kenarı da kıvırılmıştı.
“Hop abi onları benim için yaptı alayım şu tabağı önünden” diyerek tabağa uzanan Attila daha önüne alamadan Mahir çoktan üç beş tane pankeki kapmıştı bile.
“Ayy zaten çok tatsız olmuş. Kız sarıpapatya sen bu işi beceremiyorsun.” Diyerek sahtece yüzünü buruşturdu.
“Kızıma laf söyletmem. Beğenmeyen yemesin!” diye sert çıkış yapan Kürşat Beye baktı Umay babası canıydı her kes bir yana babası bir yanaydı.
Neşe ile kahvaltılarını yaptılar ve çaylarını içmek için salondaki koltuklara geçip oturdular. Konuya nasıl gireceğini kimse bilmiyordu. Ama artık birinin konuşması gerekiyordu.
“Eren neredeymiş baba.” Diye sordu Umay.
Sesi kısık değildi özgüveni yerine gelmişti. Merak etmiyordu artık hesap soruyordu.
Kürşat Bey kızının sorusundaki ses tonu ile anladı durumu rahat bir nefes aldı.
“Motor şampiyonasındaymış” dedi tiksinircesine.
“Hımm. Demek bir yarışa değişildim.” Dediğinde Mahir sinirle soludu.
“Peki şimdi neredeymiş.” Dediğinde kimseden ses çıkmadı. Bakışlarını Mahir abisine çevirdi.
“Mahir abi.” Dediğinde sorma dercesine baktı Mahir. Çünkü Eren yarışa bir kız ile birlikte katılmıştı bunu nasıl açıklardı.
“Sarıpapatya..”
“Sen benim koca abimsin öyle değil mi? Sen bana yalan söylemezsin hadi abi söyle bana.”
Elini kolundaki saatine çevirdi ve
“Yaklaşık üç saat sonra Samsunda olacaktır.” Dedi.
“Baba dün verdiğin söz hala geçerli değil mi?” diye babasına çevirdi bakışlarını.
“Elbette kızım.”
“Teşekkür ederim babam” dedi ve babasına gidip sıkıca sarıldı. Kısa süre sonra ayağa kalktı
“Abi” dediğinde üç abisi de aynı anda Umay’a baktılar. Attila abisinin yanına geldiğinde ellerinden tuttu.
“Abi iznin olursa Kağan abim ve Mahir abimle gitmek istiyorum. Değmeyecek biri için elini kana bulaştırmanı istemiyorum.”
“Hayır Umay! Ben geleceğim ve onun o yakışıklı suratını mahvedeceğim.”
“Abi lütfen hem amcan senin Türkiye’ye girmeni istemiyor.” Dediğinde ellerini yumruk yaptı.
“Attila” diyen babasına baktı.
“Umay nasıl istiyorsa öyle olacak ona söz verdim oğlum.” Dediğinde babasının lafının üstüne laf söyleyemedi.
Mahir ve Kağan aynı anda ayaklandı.
“Sarıpapatya on dakika içinde araçta ol uçağı hazırlatıyorum.” Dedi ve salondan çıktı.
Umay Ahu ile hemen üst kata çıktı küçük bir valiz hazırlıyorken Ahu’ya döndü.
“Sen de benimle gelmeyeceksin Ahu.” Dediğinde Ahu elindeki katlanmış etek ile kala kaldı.
“Neden?” diye sordu zorla.
“Sen beni İstanbul’da bekleyeceksin. Osman hoca ile görüş hala İtalya’daki seminere bizim katılmamızı istiyor mu bir sor. Eğer istiyorsa benim içinde bir valiz hazırla ve akşam beni havalimanında bekle.” Dediğinde valizini de hazırlamıştı.
“Kızım sen babana adaya geri döneceğim demedin mi?”
“Dedim evet ama dönemem İstanbul’da da kalmam. Bir süre uzaklaşmak iyi gelecek. Ben ben çok üzgünüm ama kimsenin yüzüne bakacak gücüm yok.” Dediğinde Ahu sıkıca sarıldı Umay’a.
“Özür dilerim hepsi benim yüzümden sana Eren’e şans ver demeseydim bunlar olmayacaktı.” Dedi ve gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Ahu Türkoğlu ağlıyor muydu? İşte bu ender rastlanan bir durumdu.
“Ağlama kaderimde bu acı varmış sen demesen de ben belki yine kabul edecektim kim bilir?” dedi ve aşağıdan araba korna sesi gelince hemen ayrılıp merdivenleri inmeye başladılar. Aybüke hanım kızına sarıldı ve
“Umay kimin kızı olduğunu unutma. Sen güçlü birisin kimse için ezilip büzülemezsin. Git gör ve tamamen bitir kızım.” Dedi ve anne yüreği ile sarıldı.
Umay artık ağlamak istemiyordu. Dile kolay altı senesini birlikte geçirdiği adam ile tüm bağlarını koparmaya gidiyordu. Ailesine baktı doya doya ve
“Allaha emanet olun.” Dedi sanki bir daha hiç dönemeyeceğini anlamış gibi tebessüm ederek baktı ve ailesini en güzeline emanet etti.
***