Rekabet

644 Words
İpek, plazanın çıkışına doğru hızla ilerlerken gözyaşlarını tutmaya çalışıyordu. Claude’un o aşağılayıcı bakışları, ciğerlerindeki tıkanıklıktan daha çok canını yakmıştı. Tam döner kapıdan çıkacakken, Umut’un güçlü eli kolunu nazikçe kavradı. ​"İpek, bekle! Lütfen..." ​İpek durdu ama arkasını dönmedi. "Umut Bey, lütfen bırakın. Claude Hanım haklı. Ben bu dünyaya ait değilim. Benim nefesim sizin lüks parfümlerinize, eski sevgililerinizle olan o şatafatlı hayatınıza yetmez." ​Umut, İpek’in önüne geçip durdu. Nefes nefeseydi. "Claude ile geçmişte bir birlikteliğimiz olduğu doğru. Ama bu yıllar önce Berlin’de kaldı. Şimdi sadece iş ortağım ve yakın bir dostum. Ötesi yok." ​İpek alaycı bir gülümsemeyle başını kaldırdı. "Bunu bana açıklamanıza gerek yok. Sizin özel hayatınız beni ilgilendirmiyor. Ben buraya sadece çalışmaya geldim." ​Umut bir adım daha yaklaştı. Aralarındaki mesafe azaldığında, İpek o tanıdık orman kokusunu tekrar duydu. "İlgilendiriyor," dedi Umut, sesi alçak ama etkileyici bir ton alarak. "Çünkü Claude’un bugün neden böyle davrandığını biliyorum. O, hayatı boyunca benim yanımda senin gibi 'gerçek' ve 'kokusuz' birini görmedi. Seni kıskandı İpek. Senin o doğal sessizliğinin, onun bin dolarlık parfümlerinden daha etkileyici olduğunu fark ettiği için saldırdı." ​İpek donup kaldı. "Kıskanmak mı? Beni mi?" ​"Evet, seni," dedi Umut, gözlerini bir an bile ayırmadan. "Çünkü sen benim zihnimdeki o gürültüyü susturan tek kişisin. Claude bunu anladı. Şimdi lütfen, o kadının seni bu kapıdan dışarı atmasına izin verme. Dön ve işimizi bitirelim. Kimin 'yük' olduğunu, kimin 'asıl' olduğunu ona gösterelim." ​İpek’in yanaklarına hafif bir renk geldi. Kadınlık gururu, o ezilmişlik hissinin arasından başını kaldırmıştı. Claude gibi bir kadının ondan çekindiğini duymak, içinde tarif edemediği bir güç uyandırdı. Çantasının sapını sıkıca kavradı ve derin bir nefes aldı. Bu sefer boğazı düğümlenmedi. ​"Peki," dedi İpek, dikleşerek. "Gidelim ve şu formülü bitirelim. Ama o kadının bir daha bana 'temizlikçi' muamelesi yapmasına izin vermeyeceksiniz." ​Umut gülümsedi. "Söz veriyorum. Oraya girdiğimizde, buranın kraliçesi sen olacaksın." Laboratuvarın kapısı tekrar açıldığında, Umut ve İpek içeriye yan yana, sanki aralarında gizli bir antlaşma varmış gibi girdiler. Claude, elinde bir koku kağıdıyla cam kenarında bekliyordu; bakışları keskin, duruşu ise her zamanki gibi kusursuzdu. Ancak İpek’in geri döndüğünü görünce o kusursuz maskesinde küçük bir çatlak oluştu. ​"Ah, geri gelmişiz," dedi Claude, sesindeki zehri saklamaya tenezzül etmeyerek. "Umarım bu sefer nefesimiz çalışmaya yeter." ​Umut ona cevap bile vermedi. Doğrudan masasına geçti ve İpek’i yanına çağırdı. "İpek, az önceki o gri notayı hatırla. Şimdi onun üzerine biraz 'şefkat' eklememiz lazım. Ama öyle şekerli, yapay bir şey değil... Gerçek bir şefkat." ​Umut, küçük bir damlalıktan İpek’in bileğinin iç kısmına tek bir damla yağ damlattı. İpek istemsizce titredi. Umut, İpek’in elini yavaşça tuttu ve bileğini kendi burnuna doğru yaklaştırdı. Bu, profesyonel bir parfümör hareketiydi ama aralarındaki çekim o kadar yoğundu ki, odadaki hava bir anda ağırlaştı. ​Umut, gözlerini kapatıp İpek’in nabzının attığı o sıcak noktadan yayılan kokuyu içine çekti. İpek nefesini tutmuştu. Umut’un yüzü, bileğine o kadar yakındı ki, adamın sıcak nefesini teninde hissediyordu. ​"Bu..." diye fısıldadı Umut, hâlâ gözleri kapalıyken. "Bu inanılmaz. Claude, bak... Hiçbir sentetik karışımın veremeyeceği o saf sıcaklık burada. İpek’in teni, kokuyu reddetmiyor, onu evcilleştiriyor." ​Claude, olduğu yerde donup kalmıştı. Umut’un İpek’in elini tutuşundaki o naif ama sahiplenici tavrı, bir parfümörün denekle olan ilişkisinden çok daha fazlasıydı. Umut’un yıllardır kendisine bile bu kadar "teslimiyetle" yaklaşmadığını biliyordu. ​Claude adımlarını sertçe masaya doğru attı. "Umut, saçmalıyorsun! Sadece astımlı bir kızın ter kokusunu romantize ediyorsun. Bu profesyonellikten tamamen uzak bir tablo." ​Umut başını kaldırdı, gözleri parlıyordu. "Bu profesyonellik değil Claude, bu keşif. Ben yıllardır bu notayı arıyordum ve İpek onu bana veriyor." ​İpek, Claude’un kıskançlıktan kararan gözlerine baktığında, Umut’un haklı olduğunu anladı. Claude sadece öfkeli değildi; ilk kez korkuyordu. İpek, Umut’un elindeki elini çekmedi. Aksine, bir adım daha yaklaşarak Claude’a gülümsedi. ​"Belki de bazen," dedi İpek, sesi artık titremeyerek, "en güçlü parfümler bile o sessizliğin karşısında etkisiz kalıyordur Claude Hanım. Nefesim yetiyor mu diye sormuştunuz ya... Şu an gayet iyi nefes alıyorum."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD