"Ne yani Sare, Ares'ten mi hamile?" dediğimde frene öyle bir bastı ki kafamı torpidoya çarpıp koltuğa yapıştım, emniyet kemeri boynumu ağrıtmaktan başka bir işe yaramamıştı.
"Ne dedin sen?" diye bağırdığında sertçe yutkundum. İşte bu gerçekten kötü bir patavatsızlıktı.
"Bana bak!" çenemi sıkarak yüzümü ona çevirmemi sağladığında eline yapıştım. Ne yapıyordu bu adam?!
"Elini çek." dedim avucunun içindeki buruşmuş dudaklarımla çenemi kurtarmaya çalışarak.
"Bu doğru mu? Sare Ares'ten hamile mi? Sare hamile mi?"
Kahverengi gözlerinin rengi açılmış, bal rengi irisleri öfkeyle parlıyordu. Dolan gözlerimi kırpıştırarak ne diyeceğimi bilemez halde suratına boş boş baktım. Hangisi daha kötüydü Alaz için? Hamile olması mı Ares'ten olması mı?
"Ağlamayı kes ve bana cevap ver!"
Yüzüme doğru nefretle bağırdığında istemsizce hıçkırdım istemeden de olsa olmayacak bir cevap verdim,
"B-ben bir şey bilmiyorum..." dediğimde çenemi bırakıp önüne döndü ve direksiyonu sıkıca kavradı. Titreyen elim kapıya giderken kilit sesiyle Alaz'a döndüm.
"Ne yapıyorsun?" dediğimde sinirle iç geçirdi.
"İnmek istiyorum." titreyen sesimle konuştuğumda bana döndü. Bu arabada son oturuşum gibi hissediyordum.
"İnemezsin." dediğinde içimdeki öfkenin bedenimi yer yer yaktığını hissettim.
"Aç şu kapıyı, aç! Ben bir aptal gibi sevdiğim adamın beni aldattığı kızı kurtardım! Allah kahretsin!" boğazım yırtılana kadar bağırdığımda Alaz bir küfür savurdu.
"Sare'yi sen mi kurtardın?"
"Evet! Neden biliyor musun? Çünkü ben bir aptalım. Lütfen öldür beni! Bu kadar aptallık çok fazla! Çok fazla! Yaptığım her şey çok aptalca! Aptalım ben! Aptal!"
Kafama defalarca kez vurdum fakat canımın acısı öfkemi dindirmedi. Vurmaya devam ettim.
Hissettiğim tek şey öfkeydi. O kadar saf ve güçlüydü ki kime veya neye karşı olduğu belirsizdi. Yapmak istediğim tek şey kafama sıkıp cehennemde cezamı çekmekti. Yaşamaktan, insanlardan, duygularımdan nefret ediyordum. İçimdeki kadını zapt etmek o kadar zordu ki kendimi parçalayabilirdim.
Her şeyden nefret ediyordum. Kafama daha sert vurdum.
Bu kadar salak olduğum için gurur duymalıydım. Çok daha sert vurdum öyle ki avuç içlerim kafamdan daha çok acıyorduç
"Sakin ol" Alaz bana uzanırken tırnaklarımı etine geçirerek ellerini itekledim,
"Dokunma bana! Hele ki sen bana asla dokunma!" diyerek birkaç tokadı da ona geçirmiştim.
Kapının kilidinden çıkan tok sesle kendimi dışarı attım ve arabanın biraz ilerisindeki kaldırıma oturarak başımı ellerimin arasına aldım. Artık bütün çileyi saçlarım çekiyordu, nefretle onları yoluştururken ileri geri sallandım. Annemi o haldeyken Ares gibi bir adam için üzdüğüme inanamıyordum. Beni aldattığı kadını ve bebeğini kurtardığıma inanmıyordum? Neydi bu? Yemin etmeme rağmen bunları bilsem onları yine de kurtarır mıydım? Hayır. Peki ya bebek onun suçu neydi?
Saçlarımı daha çok yoluştururken daha hızlı ileri geri sallandım.
Sare'yi kurtarmak çok zoruma gitmişti. Vicdanım kafasını iki yana sallayarak beni onaylamazken içimdeki kadın beni alkışlıyordu. Belki Sare benimle olduğunu bilmiyordu tıpkı benim bilmediğim gibi belki de tek suçlu Ares'ti. Ama ya bilerek yaptıysa? Ya bile bile sevdiğim adamla... Dişlerimi sıkarak sinirle inlediğimde Alaz'ın arabadan indiğini gördüm ve bir hışımla ayağa kalkarak üzerine yürüdüm.
"Senin o sürtük kardeşini kurtardım yani ödeştik beni rahat bırak ve defol git! " diyerek işaret parmağımı yüzüne salladım.
Bileğimi tutarak beni çekti ve boşta kalan eliyle çenemi kavradı.
"Geri zekalı." dediğinde şaşkınca kahverengi gözlerine baktım.
"Ben onu öldürmeye çalışıyordum ancak sen onu kurtararak cezanı ikiye katladın."diye devam etti yüzüme eğilerek, hayır beni kandırıyordu.
"Onu öldürmek istemediğini biliyorum. Sen yapmadın."
"Ben yaptım."
"Hayır Alaz. Amatör birisiydi, Efruz tereddüt etmediğini söyledi. Sen değildin."
"Bendim, kardeşim olduğu için tereddüt ettim. O yüzden kurtuldu zaten."
"Sen kardeşini öldürmek isteyen bir psikopatsın." dedim inanamayarak, bu bir şaka olmalıydı değil mi? Gerçekten kız kardeşini mi öldürmeye çalışmıştı?
"Sende benim kölemsin."
"Hayır Alaz ya beni öldürürsün ya da... " söyleyecek bir şey bulamadığımdan sertçe yutkundum.
Cansız ama güzel bir gülüş bahşetti.
"Ya da ne? "
"Ya da kaçarım." dediğimde utancın zirvesindeydim.
"Gerçekten mi? " dedikten sonra birkaç adım geriledi,
"E hadi o zaman, durma. Bir kaç bakalım görelim." diye devam ettiğinde daha ne kadar kötü hissedebilirdim bilmiyorum.
Yumruklarımı sıkarak bir süre gözlerine baktım. Neden kaçamıyorsun Esila? İçimdeki kadın bana şaşkınca bakarken sertçe yutkundum. Benimle dalga geçiyordu ve ben buna izin veriyordum.
"Neden kaçmıyorsun? " dedi ellerini cebine koyarak ,gözleri alayla parlıyordu.
"Pisliğin tekisin, şerefsiz! "
Bağırdığımda gülerek kafasını iki yana salladı.
"Öyle olabilir ama sen bunu dile getirecek hakka sahip değilsin. Unuttun mu? Sen benim kölemsin. "
Kolumdan tutarak beni yanına çekti ve arabanın kapısını açarak binmem işaret etti.
"Eğer senin kölensem, neden yanına oturuyorum? "
"Çünkü ben öyle istiyorum."
Gözlerimi devirerek arabaya bindim ve kapıyı sertçe kapattı. Alaz arabanın önünden dolaşarak kapıyı açtı ve kendine has bir havayla sürücü koltuğuna oturdu ellerini koyu kahverengi saçlarına daldırarak saçlarını dağıttı ve derin bir nefes aldı. Kontağı çevirirken bana döndü.
"Bundan sonra doktor değilsin, bunu kabullensen iyi olur. Ama üzülme ben sana doktor oyuncakları alırım."
"Gerçi zaten doktorluğu hakkıyla yapabildiğin yok."
Kendi kendine söylenmesini hayal meyal duyduğumda ona döndüm fakat doğru anladığımdan bile emin değildim kahverengi gözlerine baktıktan sonra bakışlarını kucağımdaki ellerime indirdim. Bunu nasıl kabullenebilirdim ki?
"Nereye gidiyoruz?" dedim gergin havayı dağıtmak için,
"Ares'in yanına, kapanmamış hesabı kapatıp, defterleri yakmaya. " dediğinde sertçe yutkundum.
Onu öldürmezdi değil mi?
Yolculuğum eski nişanlımın başına ne geleceğini düşünmekle geçmişti. Alaz geldiğimiz depo benzeri yerde beni yanına almamış başka bir odada kalmamı söylemişti, üstelik üzerime kapıyı da kilitlemişti. İlk başlarda kapıya kulağımı dayayıp ne olup bittiğini anlamak için çabalamıştım sonrasında ise ölüm sessizliğini kabul edip kendi düşüncelerime kulak vermiştim.
Bir insana farkında olmadan zarar vermek kulağa komik geliyordu. Ama zarar verdiğin kişi Alaz Elezer olduğunda her şey tersine işliyordu ve korku güçlü bir hakimiyet kuruyordu. Böylesine güçlü bir adamın nefretini kazanmak için çok ağır bir şey yapmış olmalıydım. Yoksa onun arabasına çarpmam veya buna benzer şeyler onu kızdırır, nefretin derinliklerinde gizlemezdi.
Derin bir nefes aldım. Benim gibi basit bir insan ona ne yapmış olabilirdi ki? O çok güçlü ve zengindi. Acı çekmesi ya da ona zarar vermek kulağa imkansız gibi geliyordu. Ellerimi birleştirerek duvara yaslandım. Alaz'la eski bir fabrikaya gelmiştik ve beni duvarları rutubetlenmiş bu küçük odaya hapsetmişti. Neden burada olduğumuza dair bir fikrim yoktu ancak iyi şeyler için olmadığını biliyordum.
Hayatımın nasıl bu noktaya kadar geldiğini anlamıyordum. Normalde sıradan insanlar gibi sabah erkenden kalkar söylenerek hazırlanır kahvaltı yapar, evden çıkardım. Gayet rutin şeyler yapar aynı şeyleri düşünürdüm. Ta ki Alaz Elezer hayatıma girene kadar.