Yağmur damlaları cama ufak darbelerde bulunurken çıkan melodik ses, arabada canlılığını koruyan tek şeydi. Silecekler Alaz'a itaat ederken ıslak camı silip geri çekiliyorlardı. Uyku mahmuru gözlerim şişmişti ve uzun süre oturarak uyuduğum için boynum tutulmuştu. Elimi enseme koyarak ovaladım ve ağrıyı dağıtmaya çalıştım.
"Nereye gidiyoruz?" Kısılan sesimle sorduğumda bana baktığını hissettim ama bakışlarımı yolda tutmaya devam ettim.
"Evine."
Başımı mekanik bir hareketle ona çevirdiğimde ensemdeki keskin ağrıyı hissettim ve acıyla inledim.
"Benim evime mi?"
Şaşkınca sorduğumda cevap vermek yerine bıkkınca nefes aldı. Sağa dönmek için sinyal verdikten sonra elini tekrar direksiyona çıkardı.
"Neden peki?"
"Eşyalarını alman için, senin kıyafetlerine ve diğer ıvır zıvırlarına para harcayacak değilim."
Şaşkınca gözlerimi kırpıştırdım.
"Senin parana ihtiyacım yok zaten!"
"Bu sözünü sana hatırlatacağım, para istediğinde." dediğinde başımı koltuğa yasladım, ondan para isteyene kadar ölürdüm daha iyi ayrıca hesabımda gayet iyi bir miktar vardı ölene kadar bitmezdi tabi kız kardeşim yokluğumu fırsat bilip hepsini harcamazsa.
"Nerede çalışıyorsun ya da kim için?" dediğimde kendi tarafındaki camı biraz açmış ve klima düğmelerini altındaki yerden sigara kutusunu almıştı.
"Ben kendim için çalışırım."
Bir dal sigarayı çekip dudaklarının arasına koyduktan sonra paketi yerine koydu ve araç çakmağını alıp sigarayı yaktı.
"Peki işin ne?"
"Adam öldürmek?" dedi yarım ağız ardından sigarasından bir nefes çekti.
"Yani kiralık katilsin öyle mi? Nasıl kendin için çalışıyorsun o zaman?"
"Kötü adamları öldürürüm, bana ya da sevdiklerime kötülük yapanları." diyerek beni düzelttiğinde cevabımı almıştım.
"Senin mahkemende kötü olan birisi belki de masumdur. Size her zarar veren kötü olamaz ve her zarar zarar değildir. Belki de bazıları sadece sizi korumak istedi."
"Bu da benim adaletim o zaman." dedikten sonra umursamaz ve gayet rahat bir tavırları sigarasını içmeye devam etti. Camımı açmak istediğimde izin vermeyerek tuşa bastı ve cam tekrar yukarı tırmandı.
"Nefes alamıyorum camda mı açamam bu kadar kötü ne yaptım ben sana?"
"Dışarıya bağırıp yardım istemeyeceğini nereden bileceğim?" dediğinde ağzım açık kalmıştı, gerçekten bunu mu düşünmüştü? Benim korkak bir kadın olduğumu anlamamış mıydı? Hiçbir şey söylemeyerek az önceki konuya döndüm.
"Kendi adaletini yaratamazsın, bu çok saçma. Masum bir çok insanı öldürebilrisin." Kafamı iki yana salladım. Sağ tarafımdaki cam dört parmak kadar açıldığında dudakalrından sızan duman onun tarafındaki camdan dışarı doğru görünmez bir kuvvetle çekildi.
"Çok konuşuyorsun."
Bakışlarımı dışarı çevirerek dudaklarımın fermuarını çektim ne kadar az konuşursam o kadar az gözüne batardım.
"Bu arada," Bana döndü.
"Kaçmaya çalışırsan, aramızda gerçekten hoş şeyler olmaz." dedikten sonra yola döndü.
"Sürekli seninle uğraşamam çok fazla insanla uğraşmam lazım, ne kadar zorluk çıkarırsan o kadar acı çeker ve o kadar çabuk ölürsün."
Şuh bir kahkaha atmak istesem de mantığım bunun yanlış olduğunu söyleyerek dudaklarıma asıldı. Somurtarak koltuğa biraz daha gömüldüm. Yolculuk sessizlikle olan anlaşmamıza uygun şekilde sürerken Alaz kaşlarını çatarak sokağın başında durdu ve farları kapattı. Ona anlamayarak baktığımda çenesiyle bir noktayı gösterdi. Başımı çevirdiğimde oturduğum binanın önünde bekleyen takım elbiseli adamları görmüştüm.
"Kimi bekliyorlar?" diye sorduğumda sesimdeki dehşet net ve kesindi.
"Seni."
Alaz'ın cevabıyla düşüncelerim sağa sola kaçışmaya başlamıştı. Böyle adamların benimle ne işi olabilirdi? Özel harekat değillerdi, kaçırıldığımdan haberi olan kim vardı ki?
"Efruz'un adamları."
İçimdeki dehşet bir buhar olup yok olduğunda gevşeyen bedenimle derin nefesler aldım, nihayet beklediğim yardım gelmişti. Alaz'ın kölesi olmaktansa Efruz ile çalışmak daha iyi bir seçenekti. Yağmur damlaları arabanın camını kapladığında bakışlarım birkaç saniyeliğine gökyüzünü buldu.
"Madem onun için çalışmıyorsun neden bu adamlar seni bekliyor?" diye sorduğunda haklı olduğunu düşünerek kendimi sorguladım ve bakışlarımı gökyüzünden ayırıp takım elbiseli adamlara diktim ama görüşüm net değildi. Silecekleri neden kapatmıştı ki?
"Onu ben de bilmiyorum."
"İn." dedi Alaz, buz gibi bir sesle.
"Ne?"
"Arabadan in ve yanlarına git." dediğinde öyle sert bakıyordu ki dediğini ikiletmemek adına emniyet kemerimi çıkardım.
"Kaçmayacağımdan nasıl eminsin? Beni öylece gönderiyor musun gerçekten?" dediğimde alnını ovuşturdu.
"Sen benim kölemsin Esila, ben seni azat etmedikçe nereye kaçabileceğini sanıyorsun? Teyit etmek ister misin?"
Arabadan inip kapıyı sert bir şekilde kapattım bu şekilde devam ederse ondan gerçekten nefret etmeye başlayacaktım, artık içinde iyi birisi olduğuna biraz bile inanmıyordum. Yağmur şiddetini iyice artırmış ve hava soğumuştu. Bunu beklemeyen bedenim titrediğinde trikonun kollarını çekiştererek kollarımı kendime sardım. Yağmur damlaları yüzüme hafif ama sık darbelerde bulunurken gözlerimi kıstım. Efruz'un adamları beni Alaz'dan kurtarabilir miydi?
Ksıa bir süre düşünceme gülecek oldum. Alaz Elezer'den bahsediyorduk, gölgelere hükmeden adamdan. Kafamı önüme eğerek oturduğum binaya yürümeye başladım. Oraya gidecektim peki ya sonra? Akışına bırakmamı söyleyen yanımı dinledim ve adımlarımı hızlandırdım. Soğuk rüzgar sertçe eserek yağmur damlalarının yönünü değiştirdiğinde burnumun ucunun uyuştuğunu hissettim. Nihayet binanın önüne geldiğimde adamlardan birisi şemsiyesini bana siper ederek kendini aç yağmur damlalarına feda etti. Üzerindeki gri takım elbise kara lekelerle dolarken adımı söyledi.
"Esila Hanım?"
"E...evet?" Kekelediğimde adam büyük bir ciddiyetle boğazını temizledi.
"Bizi Efruz Bey gönderdi, size zarar vermeyeceğiz."
Dönüp Alaz'a bakmamak için insanüstü çaba harcıyordum. Bu adamlardan yardım istesem kaçmama yardım ederler miydi? Alaz'dan kurtulacağıma olan inancım yeninden yanmaya başladığında adama baktım.
"Alaz Elezer, burada..." duraksadım "...arkamda, sokağın başındaki siyah arabanın içinde." diye devam ettim.
Adamın bakışları omzumun üzerinden bir noktaya kaydığında, kaşları hoşnutsuzca çatıldı.
"Siz eve gidin ve valizinizi hazırlayın, Alaz Elezer'i bize bırakın Esila Hanım." dediğinde kafamı hızlıca aşağı yukarı sallayıp arkama döndüm ve hızla binaya yürüdüm. Dış kapıdan içeri girerken duyduğum son söz,
"Alaz Elezer'i öldürün." olmuştu.
İhanet duygusu zehirli oklarını ruhuma sapladığında kendimi haklı çıkaracak sebepleri öne sürdüm. Beni öldürmek isteyen bir adam için neden endişeleniyordum ki? Aptal köle oyunundan kurtulmak için fırsatım varken neden kullanmayayım?
Onun için değil kendin için endişeleniyorsun. Eğer onu öldürmeyi başaramazlarsa seni bulacağını ve canını yakacağını biliyorsun, dedi bir ses.
Alaz'ın onları kolayca alt edebileceği zaten ortada bunu bilerek riske girdi, dedi başka bir ses.
Kafamı iki yana sallayarak asansöre bindim. İçimden pek çok ses yanlış yaptığımı haykırırken onları duymazdan geldim ve 5.katın düğmesine bastım. Sürgülü kapı ağır ağır kapanırken kabin hafifçe hareketlendi. Dönüp aynadaki yansımama baktığımda yüzümün solduğunu gördüm. Kaç gündür yemek yemiyordum? Asansör durduğunda derin bir nefes alarak indim ve evime yürüdüm.
ANAHTAR?
Zihnimde büyük harflerle yazılmış neon lambalarla aydınlatılmış kelimeye baktım.
Ah...Benim anahtarım yoktu, bu durumda eve giremezdim.Sinirle inleyip saçımı çekiştirdim. Bu saatte kız kardeşimde evde olmazdı.
"Hay böyle işe!" Kapıya tekme atıp sırtımı çaresizce duvara yasladım. Burada böylece duramazdım, öyle değil mi? Eve girip eşyalarımı almam gerekiyordu, çilingir falan mı çağırmalıydım?
"Abla?"
Erdenay'ın sesiyle gözlerim iri iri açıldı ve yaslandığım duvardan sırtımı ayırıp ona baktım.
"Erdenay senin burada ne---"
"Abla nerelerdeydin?" Bana bağırdığında gözleri dolmuştu.
"Sakin ol."
Alelacele içeri girip kapıyı kapattım ve bileğinden tutarak odaya çekiştirdim.
"Abla neler oluyor?"
Dolabın üzerindeki valizi indirip yatağın üzerine koydum ardından fermuarı büyük bir gürültüyle açtım.
"Bak buradan hemen gitmemiz gerekiyor tamam mı? Sadece dediğimi yap her şeyi daha sonra anlatacağım."
"Ne? Neden?"
Dolabın kapaklarını sonuna kadar açarken kalp atışlarım kulaklarımda uğulduyordu. Bunu ona açıklayamazdım ama ikna edebilirdim. Raftaki kıyafetleri kalıp şeklinde valize koyarken, saç diplerim heyecandan yanmaya başlamıştı. Şimdi sadece kendimi değil Erdenay'ı da kurtarmam gerekiyordu.
"Abla neler oluyor anlatır mısın?"
"Ne zaman geldin sen?" dedim azarlar bir tonda.
"Dün gece geldim, birkaç gündür telefonuna ulaşamayınca korktum."
Saçlarımı karıştırıp kız kardeşime döndüm ve ellerimi omuzlarına yerleştirdim. Yağmurun şiddetinden çıkan tok sesler odayı dolduruyordu, içerisi çok olmasa da karanlık sayılırdı, sadece gece lambası açıktı.
Yeşil gözleri irileşmiş bana bakarken gözyaşları irislerini parlatmaya başlamıştı.
"Peşimde birisi var, 2 sene önce beni vuran adam; Alaz Elezer. Bilmediğim bir sebepten ötürü benden intikam almak istiyor."
Sol gözündeki iri damlacık ağır çekimle yanağından süzüldüğünde alt dudağını dişledi. Acıyla iç geçirdiğinde benimde gözlerim dolmuştu.
"Peki seni öldürecek mi?"
Dalgalı koyu kahverengi saçlarını omzunun gerisine attım ve elimi yanağına koydum, cevap vermek için dudaklarımı araladığımda, bize ait olmayan erkeksi ve tok ses odada yankılandı.
"Henüz değil."
Alaz'ın sesi tanınmışlık duygusuyla sarsılmamı sağlarken hızla arkama döndüm. Odanın kapısında ellerini cebine koymuş, ifadesizce Erdenay'a bakıyordu. Koyu kahverengi saçları nemliydi ve alnında birkaç yağmur damlası vardı. Yüz hatları tam belli olmasa da gölgelerin altında gördüğüm kanayan dudak kenarı ve kızarmış elmacık kemiği bana el salladı.
"Alaz..." Adını söylediğimde bakışları yavaşça beni buldu ve nefret koltuğuna oturdu.
"Bana ihanet ettin?" Sorarcasına konuştuğunda Erdenay koluma yapıştı, onu arkama doğru alırken sertçe yutkundum bu ihanetin bana nasıl bir geri dönüşü olacağı konusunda epey endişeliydim.