33. Gün: Dilek
-Geçmiş-
Bartu ile daha dün tanışmış olsam da aşırı samimiyetimiz olmuştu. Bora, halimizi görüp aramıza girmeye çalışsa da Bartu ile ona dil çıkarıp buna izin vermiyorduk. Bartu, içimdeki çocuğu çıkarmamı sağlamıştı. Daha çocukken olgun davranmaya çalışıyordum ama çocuktum ki ben.
Sokaklarda boş boş gezerek bileklikler için çiçek açmış bir ağaç arıyorduk ama bulmak zordu. Hatta imkansıza yakındı.
Pes etmek üzereyken kaldırıma oturdum ve derin nefes aldım. "Bulamayacağız sanırım. Ağlayacağım."
Bora da yanıma oturdu ve kendine doğru çektiği dizlerinin üzerine dirseklerini yaslayıp yüzünü de ellerinin arasına alarak bana baktı. "Ağlayamazsın."
"Neden ki? Ben hep ağlayabilirim."
"Ağlarsan sana küserim çünkü. Hem pes edemeyiz. O ağacı bulacağız!"
Bartu, Bora ile ikimizin arasına girip kollarını ikimizin omzuna atıp kendisine doğru çekti.
"Aman siz de ne dramacı insanlarsınız. Ağacı bulamazsak çiçeğe bağlarız. Aynı şey."
Bora, gözlerini kısıp Bartu'ya baktı. "Kesin aynı şeylerdir ya. Babaannen illah ağaç olacak demedi mi sana?"
Bartu cıklayıp saçımdaki tokayı çıkarttı ve kendi sarı saçlarının arasına taktı. Sarı saçlarının içindeki mor, çiçek desenli toka kıkırdamama neden olmuştu.
"Çiçek için onu demişti. Çiçek çiçektir yani."
Ayağa kalktı ve saçındaki tokayı bana gösterip sırıttı. "Kim takarsa onundur. Yani benim."
"Ne garip bir çocuksun sen ya." Diye ona bakarken Bora yanıma gelip aynı Bartu gibi omzuma kolunu attı.
"Öyledir öyledir. Hadi ağacı bulalım."
Yine ayaklandık ve sokaklarda boş boş gezinmeye başladık. Bir ara Bartu'dan kopup sahil kenarında yürümeye başlamıştık. Hava güzeldi ve hafifte olsa bizi ısıtıyordu. Yine de mevsimlik lacivert montum üzerimdeydi. Şans bu ki Bora'nın da üzerinde lacivert montu vardı. İkimiz de şirin görünüyorduk.
"Bartu'yu benden çok mu seviyorsun?"
Bora, kısık sesle sorduğunda bakışlarımı ona çevirdim ve merakla sordum.
"Bunu neden soruyorsun ki?"
"Bilmem, sanki daha yakın arkadaş oldunuz ve beni istemiyorsunuz gibi."
Bir anda yapmayacağım bir şeyi yapıp Bora'nın yere bakan yüzlerini avucumun içine aldım ve yanaklarını okşadım. Bakışları anında bana dönerken yanaklarımın ısındığını hissediyordum.
"Tabii ki öyle bir şey yok. Sen benim hep en yakın arkadaşım olacaksın. Aramıza hiçbir şey giremez."
Bora gülümsediğinde ben de gülümsedim. Kalbim, onu bu kadar yakından görmeye alışık olmadığı için istemsizce hızlanırken Bora ellerini belime yerleştirdi ve kahverengi gözlerini gözlerime dikerek konuştu.
"Hiçbir şey girmez di mi? Hep arkadaş kalacağız? Ne olursa olsun?"
"Hep arkadaş kalacağız. Birbirimizin kalbini kırana kadar hep arkadaş kalacağız."
Bora başını eğdiğinde refleks olarak bir adım geriledim. Kalbim, sanki daha fazla hızlanabilecekmiş gibi hızlanıyordu. Biraz daha hızlanırsa yerinden çıkacaktı, haberi yoktu.
Bora'nın yüzünde minik ama minicik bir kızarma gördüm sanki. Ellerini belimden çekti ve gülümsemeye çalıştı.
"O zaman ben seni hiç kırmayacağım ama önce ne yaparsam seni kırarım onu öğrenmem lazım."
Ellerimi yanağından çekip boğazımı temizledim. "Çok zamanımız var, öğrenirsin."
Bora, ağzını açtığında arkamızdan bir ses yükseldi.
"Buldum! Ağacı buldum!" Bartu koşarak yanımıza geldiğinde konu istemeden de olsa kapanmıştı.
"Yaşasın! Hadi bizi oraya götür." Bartu, koşarken ben de peşinden koşmaya başlamıştım. Bora da peşimizden yavaş yavaş yürüyordu. Aslında koşmayı severdi, neden yürüyesi gelmişti acaba?
Pembe çiçek açmış bir ağacın altında durduğumuzda neşeyle ağaca baktım. Çok güzeldi. Baharın gelişinin en güzel temsilcisiydi resmen. Gülümseyerek ağacı izlerken Bartu bileğindeki bilekliği çıkarıp uzanabildiği bir dala bilekliğini astı ve derin nefes aldı.
"Bu sefer olacaksın inanıyorum."
Bartu'ya döndüm. "Daha öncekiler olmadı mı?"
Omuz silkti. "Hep aynı dileği diliyorum ve şimdiye kadar olmadı. Ama olacak ya inanıyorum."
Takıldım Bartu'ya. "Ne o yoksa süper kahraman olmayı falan mı diliyorsun?"
Güldü ve saçındaki tokamı çıkarıp saçıma taktı. "Tokam bir süre sende kalsın, belki espiri yeteneğim de bu yolla geçer sana Buket hanım."
"Ha ha çok komik. Neyse, ne diledin söylesene ya!"
Bartu kulağıma yaklaştığında heyecanla onu dinliyordum. "Şimdiye kadar bir sürü arkadaşım oldu ama ben hep kalabalık bir arkadaş grubu diliyorum. Erkek grubu olalım ve hepimiz birbirimizi kardeş gibi görelim. Benim kardeşim yok. Kardeş istiyorum bir sürü."
Sırtına vurdum ve dalgaya vurdum. "Vay be cinsiyet ayrımcılığı yapıyorsun demek."
"Kardeşimin cinsiyetini ben seçeyim bari yav."
Güldüm. "Tamam tamam. Hadi umarım bu yıl olur."
"Olur olur da sen ne diledin bakalım." Bakışlarım Bora'ya döndü. Kendi bilekliğini ağacın dalına asıyordu. Bakışlarım tekrar Bartu'ya döndü.
"Bora ile hep arkadaş kalmayı diledim. Bora benim ilk gerçek arkadaşım ve onunla hep arkadaş kalmak istiyorum."
Bartu alınmış gibi başını diğer tarafa çevirdi. "Git hep arkadaş kalmak istediğin Boracığına yardım et. Koynumda yılan beslemişim yılan. En yakın arkadaş dediğim kahpe çıktı. Ben ağlamayım da kimler ağlasın?"
Bartu kendini yere atarken şaşkınca ona bakıyordum. Ani ruh değişimlerini anlamam zaman alacak gibiydi.
"Bartu daha dün tanıştık." Diye isyan ederken Bartu bacağıma yapıştı.
"Önemli olan tanışma zamanı değil bağ, bağ! Seninle bağ kurduk, kankam oldun sanmıştım. Yanılmışım. Pü sana be!"
Bartu bacağımı bıraksın diye bacağımı sallıyordum ama salmıyordu beni.
"Bırak kızı Bartu." Bora, kollarını göğsüne bağladı ve bize baktı. Ben de ona beni kurtarsın diye bakışlar atıyordum.
"Ama Bora aşkım..."
"Bartu." Bora uyarıcı bir tonla konuştuğunda, Bartu bacağımı bırakmak zorunda kalmıştı. Koşarak Bora'nın arkasına sakladım. Bartu beni korkutuyordu bazen.
"Gelmişken, bilekliğini kendin asmak ister misin?" Bora, bileğindeki diğer bilekliği çıkarıp bana uzattı. Bilekliği hemen aldım elinden.
"Tabii ki isterim! Ama boyum pek erecek gibi durmuyor."
Bora gülüp sıska kollarını gösterdi. "Ben seni kaldırırım. Kollarım güçsüz duruyor olabilir ama hiç öyle değil. Spora gidiyorum."
Kendisini açıklarken güldüm ve ona yaklaştım. "Düşürürsen kafana düşerim. Senin canın daha çok acır ona göre." Diye tembihleyip beni kaldırması için kollarımı kaldırdım.
Bora beni kaldırırken hiç zorlanmamıştı. Dalı nazikçe tuttum ve bilekliğimi bağlayıp son kez dileğimi aklımdan geçirdim. Umarım benim dileğim de Bartu'nun dileği gibi olmazdı. Hep arkadaş kalırdık bu kıvırcık saçlı şirin çocukla. Belki... belki daha fazlası olurduk.
Neyse. Saçma şeyler düşünmemem gerekiyordu.
***
-Şimdiki Zaman-
Gözlerimi araladığımda havanın aydınlandığını fark etmiştim hemen. Ne ara gözümü kapattım ne ara hastanenin bekleme alanındaki koltukların üzerinde uyuyakaldım hatırlamıyordum. Gördüğüm rüya yüzünden gözlerimi açmıştım.
Bora rüyamda yanımdaydı ve sessizce beni izliyordu. Ne olduğunu sorduğumda sadece dudağının üzerine işaret parmağını yerleştirmiş, sessiz olmamı istiyordu. Konuşmadan, sadece dudağını kıpırdatarak bana 'seni seviyorum' demişti ve yok olmuştu. Sanki hiç olmamış gibi bütün eşyaları gitmiş, bileğimdeki hediyesi yok olmuştu. Sanki hayatımdan silinmişti ya da ben deliriyordum.
Yattığım yerden doğrulup ellerimi yüzüme kapattım. "Bora seni çok özledim." Sesim kısılırken yanımda bir hareketlilik hissettim ve başımı kaldırıp etrafı izledim.
Yeni bir hasta gelmiş olmalıydı. Genç bir kadın ağlayarak hastaneyi inletiyordu. Yanında da onu teselli etmeye çalışan orta yaşlı bir kadın vardı. Derin nefes aldım ve titreyen bacaklarımı kendime çekip başımı duvara yasladım.
"Buket!" Sesimi duyduğumda bakışlarım, asansörden çıkan Bartu'ya döndü hemen. Yanında güzel bir kız vardı. Sanırım o Aden olmalıydı. Arkasında ise Alkın'ı ve Ayaz'ı gördüm. Oturduğum yerden kalkıp zorlukla gözlerimde duran yaşları serbest bırakıp Bartu'ya sarıldım.
"Bartu... ben dayanamıyorum. Bora'yı kurtarabilirdim ama korktum, yapamadım. Eğer... eğer ona aşık olduğumu o gitmeden söyleseydim gidemezdi, bırakamazdi beni."
Bartu ellinin birini belime, diğerini de saçıma götürüp beni göğsüne bastırdı. "Şşt, bilemezdin Buket. Nasıl olmuş kaza biliyor musun?"
Bartu'nun göğsünden başımı kaldırıp Aden'e baktım mahçup bir ifadeyle. Aden ise endişeli bir şekilde yüzümü inceliyordu. Arkada duran Alkın bir adım yaklaşıp boğazını temizledi.
"İstersen önce kantine inip bir şeyler atıştıralım sen de bize neler olduğunu anlatırsın."
"Bora orada yatarken ben hiçbir şey yiyemem. Uyanana kadar yiyemem." Alkın'ı reddederken Alkın derin nefes aldı.
"Seni anlayabiliyorum Buket. Benim de çok sevdiğim biri ölümle burun buruna geldi ve ben de senin gibi direndim yemek yemeye ama onlar bizi hissediyor. Eğer Bora aç olduğunu hissederse uyanınca sana kızabilir. Hadi kantine bu yüzden."
Alkın, elini belime yerleştirip beni asansöre doğru ittirdiğinde itiraz etmedim. Bora orada yatarken bir de benim açlığımı düşünmesin istedim. Çünkü Bora'ydı o, kesin düşünürdü beni.
Kantine indiğimizde bize yer tutmuş olan Gökdeniz'in yanına oturduk. Kantin sırasına Ayaz girmiş, bana poğaça ve çay getirmişti. Ben ise üstümdeki Bora'nın ceketine tutunmuş öylece önümdeki çaya bakıyordum.
"Hadi Buket çayın soğumadan iç." Aden, bardağı eline alıp bana uzattığında itiraz etmeden karton bardağı elime aldım ve bir yudum alıp masaya geri koydum.
"Kaza nasıl olmuş biliyor musun?" Ayaz konuştuğunda bakışlarımı ona çevirdim. Bu sırada Aden poğaçadan koparıp zorla yedirmişti.
"Bora'yı arkadaşı Enes aradı Bora'yı ve çok önemli bir şey olduğunu söylemiş. O gece Bora bana söz vermişti, yanımda kalacaktı ama Enes arayınca gitmek zorunda kaldı. Söyleseydim gitmezdi, gidemezdi ama söyleyemedim ve gitti."
"Neyi söyleyecektin ki?" Alkın merakla sorduğunda söylemeye cesaret edemedim. Bartu, benim yerime açıklama yaptı.
"Buket, Bora'ya kör kütük aşık ve Bora kaza yaptığı gece ona açılacakmış ama olmamış."
Alkın, başını yere çevirip ensesini kaşıdı ve bana tekrardan döndü. "Anladım. Seni cidden anlayabiliyorum Buket. Şu an hayatının en zor saatlerini hatta günlerini yaşıyorsun ama güçlü olmaktan başka şansın yok. Bora'nın durumu nasıl?"
Elimdeki çaydan bir yudum alıp konuştum. "Hayati tehlikesi hala sürüyor. Dün gece yanına girmeme izin verdiler ve ben ona seni seviyorum dediğimde kalp atışları hızlandı. Beni duymuş mudur?"
Alkın, sanki yalan söylecekmiş gibi bir gülüşle bana baktı. "Tabii ki duymuştur. Bizi duyuyorlar ama tepki veremiyorlar sadece."
"Sen nereden biliyorsun?" Diye sormadan edemedim. Herkes, sessizleşirken Alkın gülümseyip bakışlarını kantinin içinde gezdirdi.
"Bundan iki yıl önce sevgilim intihar etmişti ve ben de senin gibi onun uyanmasını bekliyordum. Uyandı da."
Bana yalan söylediğini hissedip masaya elimi yerleştirip kaşlarımı çattım. "Yalan söylüyorsun. Yoksa o..."
"Bence çok üstelemeyelim Buket." Aden elimi tuttuğunda gözlerim dolmuştu. Beni teselli etmek için yalan söylüyordu sanırım.
"Sorun değil, anlatabilirim kafan dağılacaksa. Dila, yani eski sevgilim ölmedi. Aramızda çok büyük sorunlar oldu ve ayrıldık. En yakın arkadaşım Berke de onu seviyordu ve onunla sevgili oldular."
Gözlerim açılırken hemen açıklama yapmaya devam etti. "Berke'yi tanıyorsun aslında. Ben tedavi olurken sevgili olmuşlardı bu yüzden kızamadım çünkü Dila'nın kalbini cidden çok kırmıştım. O da kalbi kırık başka biriyle olmak istedi. Berke de, Dila'yla aramıza girdiğini düşünerek aradan çekildi ve başka ülkeye gitti. Bir hikaye, üç üzgün insan kısacası. Yıllar geçti, ikisini de görmedim."
Sorduğum için kendimi pişman hissettim. Neden her şeye burnumu sokuyordum ki?
"Neyse kapatalım bu konuyu. Enes'le konuştun mu hiç? Ya da geldi mi?" Ayaz sorduğunda hemen konuyu değiştirmek için konuştum.
"Hayır. Enes, Bora ile çok yakındır oysa ki ama ne hastaneye geldi ne de beni aradı."
"Ona da bir şey olmuş olabilir mi?" Gökdeniz konuştuğunda kaşlarımı çattım ve bilmediğimi belli edercesine omuzlarımı silktim.
"Bilmiyorum. Onu arayacağım ama telefonum kapalı."
Bartu, telefonunu çıkarıp önüme koyduğunda derin nefes aldım. "Numarasını ezbere bilmiyorum."
"Daha önceden numarasını almıştım Bora'dan. Bende var yani."
Derin nefes alarak Bartu'nun telefon şifresini açmasını bekledim. Telefonu elime tutuşturdu ve aramamı bekledi. Enes'in numarasını bulup arama tuşuna bastım ve kulağıma götürdüm. İkinci çalışında açtı.
"Efendim?"
"Enes, benim Buket. Müsait misin?" Enes birkaç saniye sessizliğini korudu, ardından boğazını temizleyerek konuştu.
"Evet müsaitim de bu senin telefonun değil sanırım."
"Benim sarjım bitti. Arkadaşımdan arıyorum. Boş ver şimdi bunu. Bora kaza yaptı."
"Ne? Nasıl ya?" Telaşlı sesini duyunca boşta kalan elimi saçlarıma götürdüm ve çekeledim.
"Sana gelirken ya da giderken kaza yapmış. Yanına geldi mi?"
"Buket hangi hastanedesiniz? Geliyorum hemen. Orada konuşuruz."
Hastanenin adını söylediğimde telefonu yüzüme kapattı. Derin nefes alıp telefonu Bartu'ya uzattım. Aklıma yeni yeni geliyordu eksik parçalar.
Bora neden gecenin köründe gitmişti ki Enes'in yanına? Hangi konu bu kadar önemli olabilirdi? Peki ya Enes'le konuştuktan sonra kaza yapmıştı, önce mi? Biri ona çarpmamıştı. Bora dikkatli giderdi aslında. Nasıl olmuştu bu kaza? Bora sinirli miydi?
"Bu işte bir iş var. Bu kaza da bir karmaşa, çözülmeyen şeyler var." Diye konuştum bir anda.
Bora'nın nasıl kaza geçirdiğini, o gün neler olduğunu bulacaktım. Bora benim her şeyimse bunu yapmam gerekiyordu. En azından bunu yapmalıydım.
***