3. Bölüm

1773 Words
30. Gün: İlk Ceza -Geçmiş- Yanımda esneme hareketlerini yapan Bora'ya bakıp taklit etmeye çalıştım ama esnek olmadığım için epey zorlanıyordum. "Öyle yapmayacaksın küçük kız." Bora kollarını esnetmeyi bırakıp yanıma ilerledi ve iki kolumu kaldırıp esneme hareketini gösterdi. "Beden dersinden nefret ediyorum." Diye söylendim gösterdiği hareketi yapmaya çalışırken. O ise burnuma işaret parmağıyla bir fıske vurup kendi yerine geçerken konuştu. "Benim en sevdiğim ders." "Biliyorum." Diye mırıldanıp bakışlarımı kaçırdım. Geldiğinden beri hakkında belli başlı şeyler öğrenmiştim. En sevdiği ders bedendi, en nefret ettiği ders matematikti ve genelde dersi kaynatmak için her türlü şeyi yapıyordu. Sınıftakiler, bu özelliği için onu epey sevmişlerdi ama Bora inatla yanımdaydı. İnatçıydı. İddiaya girsek kazanana kadar uğraşırdı. Hep kendi istediği olsun isterdi ama ben yapmayınca zorlamazdı. Bencil gibi görünse de kalbinin içindeki şefkati görebiliyordum. "Evet, şimdi ayaklarımıza uzanıyoruz ama dizlerimizi bükmek yok. Özellikle sen Buket." Birkaç kişi kıkırdarken bakışlarımı kaçırdım. Bora benim yerime kötü bakışlarını gülen kişilere çevirince bir anda sessizlik oldu ve herkes dediği hareketi yapmaya çalıştı. Bora gelmeden önce beden deslerinde herkes kafasına göre bir şeyler yapıyordu ama Bora sağ olsun bedenci ile konuşup en azından esnememiz gerektiğini söylemişti. Bedenci de yıllar sonra hevesli bir öğrenciyi görünce bizi süründürmeye başlamıştı. Aman ne güzel. "Evet, bu kadardı arkadaşlar. Şimdi isteyen top alarak basketbol, voleybol ya da futbol oynayabilir ama takım olarak." Her hafta yaptığı gibi uyarırken herkes onaylayıp top almak için basket sahasının oraya ilerledi. "Sen bu hafta oynamıyor musun?" Dedim benimle beraber banklara doğru gelen Bora'ya bakarak. "Kendimi oynayacak kadar iyi hissetmiyorum." Dedi hafif tempoyla yanımdan koşup giderken. Banklara kadar koşarken ben de peşinden koşmaya başladım ve yetişemeyeceğimi bildiğimden arkasından seslendim. "Neden, hasta falan mı oldun yoksa? İstersen hastaneye gidebiliriz." Banka ilerleyip çantasından su şişesini çıkardı ve büyük bir yudum alıp başını bana çevirdi. "Hayır hasta değilim. Sadece... boş ver." Yanına ilerleyip merakla yüzünü inceledim. Saçları alnına yapışmıştı. Gözlerini yere dikmiş bana bakmıyordu. Kesin bir şey vardı ve ben Buket'sem bunu öğrenecektim. Elindeki su şişesini bana uzatırken itiraz edip kolundan tuttum ve banka oturtturdum onu. Ben de yanına oturup bağdaş kurduktan sonra konuşmaya başladım. "Bence en yakın arkadaşlar birbirlerine her şeyi söylerler." Bora, arkadaşlık konusu açılınca çok farklı bir çocuk oluyordu. Onun için arkadaşları en az ailesi kadar değerliydi. O da benim gibi bankta bağdaş kurdu ve bana doğru dönüp gözlerini gözlerime dikti. Birkaç saniye sorunsuz gözlerine baksam bile sonrasında istemsizce çekiyordum. Sanki... sanki biraz daha bakarsam yanlış anlayacak, güzel giden arkadaşlığımız bitecek gibi geliyordu. Bunu istemiyordum. İlk defa gerçekten iyi gelen bir arkadaşım vardı. Böyle kalmasını istiyordum. "Son günlerde kendimi garip hissediyorum. Sanki kötü bir şey olacak gibi geliyor." Elimi Bora'nın dizine yerleştirdim ve gülümseyerek ona baktım. Bana ilk tanıştığımız günlerde hislerinin kuvvetli olduğunu ve bu yüzden bazen farklı davrandığını söylemişti. Sanırım bu olayla ilk karşılaşmamız şu an oluyordu. "Ne olursa olsun hep yanındayım. Kötü mü hissediyorsun? Bana yaptığın gibi ben de sana çikolata verebilirim." Uzanıp çantamın ön gözünden çikolata çıkarttım ve Bora'nın gözünün önünde salladım. Bora gülerek çikolatayı aldığında ben de gülümsüyordum. "Sen olmasan ne yapardım ben acaba?" Bora yanaklarımı sıkarken istemsizce güldüm ve ellerine hafifçe vurdum. Onun bu davranışları hoşuma gitse de uzaktan hiç normal gözükmüyorduk. "Bora, Buket. Sizi sınıf öğretmeni çağırıyor." Koşarak yanımıza gelen Emre'ye şaşkınca baktım. "Neden ki? Bir şey mi oldu acaba?" "Hiçbir fikrim yok. Sadece ikinizi çağırıyor." Emre yanımızdan giderken oturduğum yerden kalkıp Bora'ya baktım. Hiçte şaşırmışa benzemiyordu aslında. Sanki bunu bekliyormuş gibiydi. "Sen bir şey biliyor musun?" Diye sordum Bora yanıma gelirken. Başını bilmiyorum der gibi salladı ve sessizce bahçede ilerledik. Onun içindeki kötü his, benim içime de yayılmıştı bir anda. Sanki biraz sonra cidden kötü şeyler duyacak gibiydik. Oysaki derslerimiz de güzeldi. Tamam, arada ses yapıyor olabilirdik ama kimseye zararımız yoktu. Yani öyle olduğunu düşünüyordum. Öğretmenler odasının kapısını Bora çaldığında bir adım gerisinde bekliyordum. Son bir ayda ciddi anlamda hiçbir kötü şey yapmamıştım. Bora da aynı şekildeydi. Neden sadece bizi çağırmış olabilirdi ki? "Gir." Derin nefes alarak içeri girdiğimizde öğretmenler odasının boş olduğunu gördüm. Ders saati olduğu için epey normal gelmişti aslında. Sınıf öğretmenimiz olan Türkçeci ilerideki koltuklardan birinde oturuyordu. "Buraya gelin çocuklar. Sizinle bir konu hakkında konuşmam gerekiyor." Biraz korku, biraz çekingenlikle Bora'ya baktım. Bora sanki beni rahatlatmak istermiş gibi son gayretiyle gülümsedi ve ben de son bir ayda olduğu gibi onun gülüşüyle bir anda kötü hisleri unuttum. Nasıl yapıyordu aklım almıyordu ama işe yarıyordu ya, önemli değildi gerisi. Tekli koltuklara oturduk ve öğretmenimizin bize bir açıklama yapmasını bekledik sessizce. Çok geçmeden öğretmenimiz boğazını temizleyerek söze başladı. "Birkaç hafta önce sizin hakkınızda şikayet gelmişti. Ben de öğretmenlerinize sizi incelemelerini istemiştim. Öğretmenleriniz sizi incelemiş ve bazı yanlışlıklar fark etmiş. Okulda olmayacak davranışları sergiliyorsunuz. Sizi uyarmak için çağırdım." Oturduğum tekli koltuğa iyice gömülürken Bora hemen itiraz etmişti. "Nasıl davranışlar sergiliyormuşuz. Sadece normal arkadaşlar gibi yan yana oturuyoruz ve konuşuyoruz." Öğretmenimiz kaşlarını kaldırıp Bora'ya baktığında Bora'ya dönüp susması için işaret ettim ama beni dinlemedi. "Arkadaşlığın da bir sınırı vardır Boracığım. Okul dışında istediğiniz gibi davranabilirsiniz ama burası resmi bir kurum çocuklar. Her türlü temastan kaçınmanız gerekiyor." "Neden sadece bize bunu söylüyorsunuz? Kızlar da birbirine sarılıyor ya da kollarını omuzlarına atıyor. Erkekler de birbirlerine temas ediyor. Karşı cinsle arkadaş olamaz mıyız yani?" Bora kendini tutamayıp söylenmeye başladığında öğretmenimiz sabrının son kırıntılarıyla bana baktı. "Bence Buket ne demek istediğimi anladı. Sizin iyiliğiniz için bu davranışlarınızı kesin." "Yoksa?" Bora yerinde dikleşirken çekinerek koluna dokundum ama bana bakıp sakin olmamı ister gibi gülümsedi. "Yoksa sizi başka sınıflara almak zorunda kalacağım çocuklar. Buket, Bora'ya neden böyle olması gerektiğini anlat lütfen." Her zaman örnek öğrenci olmuştum. Bana susmayı öğrettikleri için susuyordum ama buradaki yanlış bizde miydi ki? Sadece arkadaştık. Cinsiyetlerimiz farklı olduğu için normal davranışlar bile neden yanlış anlaşılıyordu ki? "Öğretmenim. Bence bizim bir hatamız yok. Şimdiye kadar arkadaşlığın ne güzel olduğunu öğrettiniz bize ama şimdi arkadaş olmamızı istemiyorsunuz. Bora benim tek arkadaşım. Kimse benimle arkadaş olmak istemiyordu Bora gelene kadar. Şimdi ise çok iyi arkadaşım var ama siz onunla arkadaş olmamı istemiyorsunuz. Neden istemiyorsunuz? Kızlar hakkımda yanlış şeyler söyledi değil mi? Ben öyle biri değilim öğretmenim. Lütfen Bora'yla arkadaşlığımızı bozmaya çalışmayın." Bora boğazını temizleyip elime uzandı. Çekinsem de o çoktan tutup öğretmenimizin gözüne sokar gibi salladı. "Bizim arkadaşlığımızı bozamazsınız." Öğretmenimiz şaşkınca bize bakarken Bora ayaklandı. Elimi bıraktığında ben de peşinden kalktım ve ilerledim. Kapıdan çıkmadan önce öğretmenimize döndüm. "Bora her zaman arkadaşım olacak öğretmenim. Siz isteseniz de istemeseniz de." *** -Şimdiki Zaman- "Hep arkadaş olacağız öğretmenim." Kendi sesimi duyup gözlerimi araladım. Nerede olduğumu kavrayamıyordum. Hiç tanıdık gelmeyen bu duvarlar da neyin nesiydi? Birkaç saniye boş boş etrafıma bakındıktan sonra her şeyi hatırlayıp titrek bir nefes aldım. Bir saniye, sadece bir saniye çocukluğumda olduğumu sanmıştım. Gördüğüm geçmişe dönük rüya sayesindeydi büyük ihtimal. Yattığım yerden dikkatlice doğruldum ve cebimdeki telefonumu çıkarıp Bora'nın hesabına girdim. Dün attığı hikayenin son saati gelmişti. Kazanın olduğu saate yaklaşıyorduk. Derin nefes alarak hikayesine bastım. Zaten bende olan fotoğrafını tekrar ekran görüntüsü alarak fotoğrafı incelemeye başladım. Dışarı çıkmadan önce asansördeki fotoğrafıydı. Ben de onu asansörün dışında bekliyordum. Gece yarısında yanında olup ona açılacaktım ama ani bir telefonla beklememi söyleyip gülümsemiş ardından gitmişti. İçimdeki kötü hisle beklemiştim ve gelen telefonla kendimi burada, hastanede bulmuştum. Derin nefes alıp fotoğrafı okşadım ve mesaj kısmına girip yine içimi dökmeye başladım. 3316gun: Hikayendeki fotoğrafın süresi dolmak üzere. İstemeden fotoğrafa bakıp bakıp duruyorum. 3316gun: Ağlamak istiyorum ama sana söz verdim. Ağlayamıyorum da. 3316gun: Az önce rüyamda ortaokula döndük Bora. Hatırlıyor musun bilmiyorum ama sınıf öğretmenimizin bizi öğretmenler odasına çağırdığı o güne döndüm. Bir an, sadece bir an yine o küçük çocuklar olduğumuzu sandım. 3316gun: Hatırlıyor musun, o gün o konuşmadan sonra daha da yakınlaşmıştık seninle. Sanki o konuşma olmadan önce aramızda bir sınıf vardı, o konuşmayla gitti gibi. 3316gun: Ne çok özledim o günleri. Ağladığım günleri, mutsuz olduğum günleri özleten adam... keşke yine gözlerin açık olsa da özletmesen o günleri. 3316gun: Yanına geleceğim. Evet yanına geleceğim şimdi. Yazarak olmuyor, duyarsan daha çabuk uyanırsın. Ani bir istekle ayaklandım. Kolumdaki serumu fark edip serumun olduğu o aparatla beraber ilerlerken kimsenin dikkatini çekmemeye çalışıyordum, hoş zaten gecenin geç saatleri olduğu için kimseler yoktu neredeyse. Görevli bir kadına ilerlediğimde beni görüp kızgın bakışlarını yüzüme çevirdi. Azar yemeden önce hızla söze atladım. "Bora Altun'u görmek istiyorum. Benim sesimi duyarsa uyanır." "Hemen geri dön ve dinlen. Şimdilik kimseyi sokmuyoruz Bora'nın iyiliği için." Başka bir hemşireye seslenirken elimi masaya koyup direndim. "Lütfen, uzun kalmayacağım. Sadece iki dakika. Bora benim sesimi duyarsa uyanır. Onu hep ben uyandırıyordum. Şimdi de uyanır kesin." Kadın, gecenin geç saati olduğu için fazla uğraşmak istemiyormuş gibi gözüküyordu. Bunun için biraz olsun umutlanmıştım. Bora'nın yüzünü görebilirdim. "Başımı belaya sokarım. Olmaz." "İki dakikadan hiçbir şey olmaz. Söz, dokunmam. Sadece yanına oturup birkaç bir şey söyleyeceğim. Dokunmam onun iyiliği için. Lütfen." Kadın derin nefes alıp yerinden kalktı. "Tamam, sadece iki dakika. Kimse görmeden içeri sokarım ama önce serumunu çıkaralım." Gülümsedim ve kendimi tutamayıp birkaç damla yaşı yanağımdan bıraktım. Bora'yı görecektim. Belki varlığımı hissederse uyanırdı cidden. Şimdiye kadar hep uyanmıştı, bugün de uyanırdı. Hem, daha önce de kaza geçirmişti. O zaman da yanında ben vardım. Hemen iyileştim deyip eve gitmiştik. Şimdi de öyle olurdu belki. Serumumu çıkarıp özel kıyafetler giydikten sonra yoğun bakıma gittik hemşireyle. Neyse ki Eda teyze ve Levent amca yoktu. Onlara ne oldu tam hatırlamasam da düşünmeden yoğun bakıma giriş yaptım. Kadın arkamdan son defa beni uyarırken onu onaylayıp Bora'nın öylece yattığı yere ilerledim. "Bora, kuzum." Sesim titrerken kendimi zorlukla durdurup yanına ilerledim ve yüzünü inceledim. Kaşında büyük bir yarık vardı. Yüzünde sayısız çizik ve yarayı görünce kendimi zorlayıp yanına oturdum. "Ben geldim Bora. Küçük kızın geldi. Seni çok özledim. Uyanır mısın artık? Yine gözlerini bana çevirip sinir eder misin beni? Beni duyuyorsun değil mi?" Yüzünde hiçbir mimik oynamazken derin nefes aldım ve gülümsemeye çalıştım. Tabii ki duyuyordu beni. Bu yüzden ağlamayacaktım. İyi şeyler söyleyip onu mutlu edecektim. "Sana yıllardır söylemeyemediğim bir şey var Bora. Biliyorum, aramızda sır olmayacak diye söz vermiştik birbirimize ama bu sır değil bence. Sana söyleyecektim bugün ama olmadı. Şimdi söyleyeceğim belki şaşırıp uyanırsın diye." Bakışlarımı öten makinaya çevirdim. Kalp atışları normal bir şekilde atıyordu. Yaşadığını bu makinadan öğrenmek o kadar koyuyordu ki bana. "Sana ilk yanıma geldiğin andan beri aşığım Bora. Biliyorum, ikimizin de hayatına birileri girdi, çıktı ama ben sadece seni unuttum sanıp hayatıma soktum onları. Ama gecenin sonunda yine aklıma sen gelince, bıraktım hepsini. Hani derdin ya 'Birini bul kızım turşunu mu kuracağım ben senin?' diye. Ben onu daha küçücükken bulmuştum ama onun haberi yoktu. Sana aşığım Bora. Kalbim hep seninleydi ve seninle olacak." Makinadaki çizliler daha da yükselirken konuşmayı bırakıp gözlerimi makinaya çevirdim. Kalp atışı hızlanmıştı. Bu da demek oluyordu ki... beni duyuyordu. Elini tutmamak için kendimi zorlarken hemşire kapıda belirdi. "Yine geleceğim Bora. Seni seviyorum, bunu unutma." Dışarı çıktığım anda hemşireye döndüm. "Bora beni duyuyor. Kalbinin atış hızı hızlandı onu sevdiğimi söylediğimde. Bora beni duyuyor." Bora, beni duyuyorsun biliyorum. Seni seviyorum. Unutma. Her zaman sevdim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD