1. Bölüm

967 Words
Aylin, henüz yirmi üç yaşında, zarafetiyle hayranlık uyandıran genç bir kadındı. Uzun boyu, ince fiziği ve ay ışığını andıran beyaz teniyle, çevresindekiler onu bir peri kızına benzetirdi. Ancak bu güzelliğin ardında, doğduğu gün başlayan büyük bir hüzün saklıydı; annesi onu dünyaya getirirken hayata gözlerini yummuştu. Evin en küçüğüydü. Üstünde iki kalesi vardı: Abileri Mert ve Ali. Babaları ise iflah olmaz bir kumar bağımlısıydı ve Aylin’i hiçbir zaman kızı olarak görmemişti. Onun gözünde Aylin, hem eşinin ölümünün sebebi hem de öfkesini kusabileceği bir hedefti. Her akşam eve sarhoş gelir, günün hıncını ondan çıkarırdı. Bazı geceler o kadar çok içerdi ki, dövmeye bile mecali kalmazdı; Aylin o geceleri "huzurlu" sayardı. Abilerinin bu şiddetten haberi yoktu; çünkü onlar, babalarının bitmek bilmeyen borçlarını ödemek için gece gündüz ter döküyorlardı. Abilerinin zorlamasıyla üniversiteye gitmesine izin verilmişti ama babası onu okuldan almak için her an bir bahane kolluyordu. Aylin hemşirelik son sınıftaydı. Tek hayali mezun olup bu cehennemden bir nebze olsun uzaklaşmaktı. Abilerinin ısrarıyla, babaları Aylin’in üniversiteye gitmesine istemeyerek de olsa izin vermişti. Fakat en ufak bir bahaneyle onu okuldan almak için fırsat kolluyordu. Hemşirelik bölümünü bitirip babasının bu zorbalığından bir nebze de olsa kurtulmayı umuyordu. O sabah erkenden uyanmıştı. Bugünün güzel geçmesini diliyordu çünkü doğum günüydü; 24 yaşına giriyordu. Sabah erkenden kalkıp abilerine kahvaltı hazırladı, onları işe uğurladı. Kendisi de kahvaltısını yaptıktan sonra okula gitti. Abilerinin akşamki sürprizlerinden habersizdi. Onların doğum gününü unuttuğunu düşünüyordu. Ama olsun, zaten kutlanmasa da olurdu onun için. Abileri çalışıp yoruluyorlardı, bu yeterdi. Okula vardığında, okulun köşesinde arkadaşı Elif onu bekliyordu. Elif çoktan söylenmeye başlamıştı bile. Aylin yolda dalıp gitmiş, erken kalkmasına rağmen okula biraz geç kalmıştı. “Elif, ağaç oldum burada! Sen böyle geç kalmazdın, hayırdır? Düşünceli gördüm seni. Yine o pislik baban bir şey mi dedi? Dövdü mü seni?” dedi Elif, endişeli gözlerle. Aylin gülümsedi, başını iki yana salladı. “Yok canım, bir şey olmadı. Zaten dün akşam eve gelmedi. Sessiz bir geceydi. Sadece abilerimin durumuna üzülüyorum. Ne kadar çalışsalar da babamın borçları hiç bitmiyor. Üstüne hep yenisini ekliyor. Bazen keşke ölse de hepimiz kurtulsak diyorum,” dedi sesi titreyerek. Elif, Aylin’e sıkıca sarıldı. “Haklısın güzelim. O adamdan Mert ve Ali abine de huzur kalmadı. Onlar yine işe gidiyor, biraz olsun uzak kalıyorlar ama olan sana oluyor. Gelip seni dövüyor. Bu nereye kadar böyle sürecek? Şu üniversiteyi bitirseydin de sen de mesailerde hastanede kalsaydın, şu adamdan kurtulsaydın.” Aylin başını salladı. “Aynen öyle. Bu yüzden dersleri aksatmamalıyım. Geç kaldık, derse gidelim. Mehmet Hoca yine kızacak.” “Doğru diyorsun kız! Lafa daldık, dersi unuttuk. Koş!” Aylin ve Elif hızla koridorları geçerek sınıflarına yetişmeye çalıştılar. Ders çıkışı Elif, Aylin’i kolundan tutup okulun karşısındaki kafeye götürdü. Aylin şaşkın bir şekilde sordu: “Elif nereye gidiyoruz? Eve geç kalacağım.” Elif gülümsedi. “Sen bana bırak. Bugün özel bir gün, unutmadım.” Kafeye girdiklerinde küçük bir masa süslenmişti. Üzerinde minik bir pasta, birkaç mum ve renkli balonlar vardı. Masanın üstünde “İyi ki doğdun Aylin” yazılı küçük bir kart dikkat çekiyordu. Aylin’in gözleri doldu. “Elif… Bu kadarını beklemiyordum,” dedi kısık sesle. “Sen her şeyi hak ediyorsun. Nice yaşlara canım arkadaşım,” dedi Elif ve sarıldılar. Küçük ama sıcak bir kutlama yaptılar. Aylin, hayatında nadir yaşadığı bu güzel anı içinden uzun uzun saklamak istedi. Kutlama bittikten sonra Aylin eve doğru yola çıktı. Anahtarla kapıyı açtığında salonun ışıkları bir anda yanıp “Sürpriz!” sesi yükseldi. Mert ve Ali, ellerinde küçük bir pasta ve bir buket çiçekle karşısındaydı. Aylin şaşkınlıktan donakaldı, sonra gülümseyerek onlara sarıldı. “Siz… unuttunuz sanmıştım.” “Sen bizim bir tanemizsin, unutulur musun hiç?” dedi Mert. “Biz geç olsa da yanındayız kardeşim,” diye ekledi Ali. Üç kardeş güldü, pastayı kestiler, eski anıları hatırlayıp kısa ama içten bir kutlama yaptılar. Daha sonra mert ve Ali işe yetişmek için evden ayrıldılar. Aylin o an mutluydu. Kısa bir süreliğine de olsa. Fakat huzur uzun sürmedi. Kapı hızla açıldı. İçeriye sarhoş ve sendeleyerek giren babasıydı. Gözleri kızı aradı. Sonra tiz sesiyle bağırmaya başladı: “Ev mi burası yoksa eğlence mekânı mı ha? Ne bu rezillik!” Sessizlik çöktü. Aylin, pastanın önünde elinde mumla kala kaldı öyle. Babası ona yaklaştı, gözleri sinsi bir parıltıyla doluydu. “Benim güzel, ve değerli kızım, madem bugün senin doğum günün... Sana küçük bir doğum günü sürprizim var. Canım kızım… Seni evlendiriyorum.” Aylin’in yüzü bir anda soldu. Elindeki pasta bıçağı titredi. “Ne?” diye fısıldadı. “Evet evet! Hem de seni alacak kişi benim tüm kumar borçlarımı ödeyecek. Bak ne kadar hayırlı bir damat! Sen de işe yarayacaksın sonunda!” Aylin şokla geriye çekildi. “Hayır! Asla! Senin o pis borçlarına karşılık ben evlenmem! İstersen öldür beni, ama asla evlenmeyeceğim!” diye bağırdı. Babası sinirle ona yaklaştı, şak diye bir tokat sesi evin içinde yankılandı. Aylin yere düştü ama bakışları dimdikti. “Evleneceksin dediysem evleneceksin!” diye kükredi adam. Aylin gözyaşları içinde başını kaldırdı. “Neden baba… neden bana öz kızın değilmişim gibi davranıyorsun? Anlamıyorum... Ben doğduğumda annem ölmüş bu yüzden mi. Ama bu benim suçum mu? Ben mi istedim bunu? Keşke hiç doğmasaymışım! Ben sana ne yaptım da beni böyle cezalandırıyorsun?” diye haykırdı hıçkıra hıçkıra. Babası onun gözyaşlarına kulak asmadı. Gülümseyerek döndü: “Yarın hazır ol. Seni istemeye gelecekler. Bir sıkıntı çıkarırsan… emin ol, dediğini yapar, seni doğduğuna pişman ederim.” Sonra salona geçti. “Şimdi şu masayı topla. Bana rakı getir. Bugün en güzel gecem. Keyfimi bozma!” Aylin gözyaşlarını silerken içinden geçirdi: “Zaten doğduğuma pişmanım… Daha ne kadar pişman olabilirim ki?” Abileri çoktan işe gitmişti. Olanlardan habersizdiler. Aylin ise bu karanlık sırla yalnız kalmıştı. İçini bir boşluk kapladı. Kalbi sıkıştı ama aklından tek bir şey geçti: Belki bu evlilik, bu cehennemden çıkış kapısıdır. Bir yabancıya değil, en azından babasına ait olmayacaktı. Umudunu bilinmeze bağladı ve içinden sessizce diledi: “Lütfen… yeni hayatım bu hayattan daha kötü olmasın.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD