Bölüm 2: Duvarlar

1304 Words
Kuzey’in evi, şehrin kalabalığından uzak bir yerdeydi. Gürültü yoktu. Sokak lambaları bile gereksizmiş gibi kısık yanıyordu. Bina, çevresindeki diğer yapılardan ayrılmıyordu ama bir fark vardı: yaklaşılmak istenmeyen bir hâli vardı. Sessizliği bile tehditkârdı. Araba durduğunda Lâl başını kaldırdı. Camdan baktı. Yüksek duvarlar. Geniş bir kapı. Kapının ardında ne olduğunu bilmediği bir boşluk. Kalbi hızlandı. Kuzey arabadan indi. Kapıyı açtı. Lâl hâlâ yerinden kıpırdamıyordu. “İn,” dedi. Lâl başını iki yana salladı. Çok küçük bir hareketti ama kararlıydı. “Ben… burada kalamam,” dedi. Sesi yorgundu artık. Panik bitmiş, yerini korkunun ağır hâli almıştı. Kuzey cevap vermedi. Kapının açık kalmasına izin verdi. Lâl’in yüzüne baktı. Göz altları kızarmıştı. Dudakları solgundu. “Evime gitmek istiyorum,” dedi Lâl. “Lütfen.” Kuzey bir adım yaklaştı. Ses tonu değişmedi. “Ev diye bir şey yok şu an,” dedi. “Buradasın.” Lâl arabadan indi ama geriye doğru bir adım attı. Evin kapısına bakıyordu. Sanki kapı ona doğru eğiliyordu. “Burada kalmak istemiyorum,” dedi bu kez daha açık. “Tanımıyorum seni. Hiçbir şey bilmiyorum. Yanlış bir yerdeydim sadece.” Kuzey kapıyı açtı. İçeriden loş bir ışık sızdı. Geniş, sade, soğuk bir alan. Fazlalık yoktu. Her şey yerli yerindeydi. Sanki bu evde duygulara yer yoktu. “İçeri gir,” dedi. Lâl yerinde kaldı. “Ya çıkmak istersem?” diye sordu. Soru değil, denemeydi. Kuzey başını çok az eğdi. Gözleri karardı. “Dışarı adım attığın an,” dedi, “seni öldürürler.” Lâl’in nefesi kesildi. “Kim?” diye fısıldadı. “Az önce arkada bıraktıkların,” dedi Kuzey. “Arkalarında iz bırakmazlar.” Bu cümle, Lâl’in direncini kırdı. Omuzları çöktü. Gözleri doldu ama sesi çıkmadı. Yavaşça içeri girdi. Kapı arkasından kapandığında çıkan ses, evin içinde yankılandı. Tok. Kesin. Salon genişti. Renkler koyuydu. Gri, siyah, soğuk ahşap. Camlar kalındı. Perdeler yarı kapalıydı. Bu ev dışarıyı istemiyordu. Lâl ortada durdu. Ellerini nereye koyacağını bilmiyordu. “Burada kalamam,” dedi tekrar. Bu kez sesi titriyordu. Kuzey ceketini çıkardı. Sakince bir kenara bıraktı. “Kalacaksın,” dedi. “Çünkü başka seçeneğin yok.” Lâl başını eğdi. Gözlerinden yaşlar süzüldü ama hıçkırık yoktu. Sessizdi. Dişlerini sıktı. Omuzları titredi. Ağlamayı bastırıyordu. Sanki ses çıkarırsa bir şeyler daha kötü olacakmış gibi. Kuzey onu izledi. Müdahale etmedi. Ağlamasına da engel olmadı. “Ne kadar?” diye sordu Lâl, neredeyse fısıltıyla. “Ne kadar kalacağım?” Kuzey bir an düşündü. Gerçekten düşündü mü, yoksa cevabı zaten var mıydı, belli değildi. “Ben izin verene kadar,” dedi. Bu cümle, Lâl’in içini tamamen boşalttı. Dizleri titredi. Koltuğun kenarına tutunarak oturdu. Başını ellerinin arasına aldı. Gözyaşları sessizce parmaklarının arasından aktı. Tırnakları yine derisine battı ama bu kez acıyı hissediyordu. “Ben kimse değilim,” dedi kendi kendine. “Sadece eve gidiyordum…” Kuzey ona baktı. “Artık değilsin,” dedi. “Sıradan.” Lâl başını kaldırdı. Gözleri yaşlı, yüzü yorgundu. “Ben ne oldum?” diye sordu. Kuzey’in cevabı kısa oldu. “Benim sorumluluğum.” Sessizlik çöktü. Ve Lâl Aydın, bu evin duvarları arasında şunu anladı: Burada kapılar vardı. Ama çıkış yoktu. Kuzey sessizliği bozduğunda sesi evin içinde yankılanmadı. Bu ev yankıyı bile bastırıyordu. “Bu bir misafirlik değil,” dedi. “Ve bu bir ceza da değil.” Lâl başını kaldırmadı. Gözyaşları hâlâ sessizce akıyordu. Omuzları titriyordu ama hıçkırık yoktu. Ağlamayı küçüklüğünden beri sessiz yapmayı öğrenmişti. “Bir süre,” diye devam etti Kuzey, “ölmemen için korumam altında olacaksın.” Bu cümle, Lâl’in kalbine ağır bir taş gibi oturdu. “Bir süre…” diye mırıldandı. “Ne kadar?” Kuzey omuz silkti. “Duruma bağlı.” Lâl başını kaldırdı. Gözleri kırmızıydı. Ama bakışı hâlâ direniyordu. “Benim… okulum var,” dedi. Sanki bu kelime, onu hayata bağlayan son ipmiş gibi. “Derslerim var. Devamsızlık—” “Bir hafta rapor alırız,” dedi Kuzey, sözünü kesti. “Sorun değil.” Bu kadar basit söylemesi, Lâl’in içini daha çok sıktı. “Benim hayatım bu kadar kolay durdurulamaz,” dedi. Sesi zayıftı ama inat vardı. Kuzey ona baktı. Uzun uzun. Sanki yüzündeki ifadeyi ezberlemek ister gibi. “Az önce durduruldu,” dedi. “Sadece fark etmedin.” Lâl yutkundu. Bir şey söylemek istedi ama kelimeler ağzında dağıldı. Sessizlik yeniden çöktü. Kuzey birkaç saniye sonra konuştu. “Ailen?” diye sordu. Bu tek kelime, Lâl’in yüzünü anında değiştirdi. Gözleri kaçtı. Çenesi gerildi. Omuzları daha da düştü. “Yok,” dedi kısa bir cevapla. “Ailem yok.” Bu kez sessizlik daha ağırdı. Kuzey bir şey sormadı. “Neden” demedi. “Nasıl” demedi. Yüzündeki ifade değişmedi ama bakışı bir anlığına sertleşti. Sonra geçti. “Tamam,” dedi sadece. Bu tek kelime, Lâl için garip bir rahatlama oldu. Açıklamak zorunda kalmamak… O an için yeterliydi. Kuzey arkasını döndü. “Gel,” dedi. “Sana kalacağın odayı göstereyim.” Lâl yerinden kalktı. Dizleri hâlâ titriyordu. Adımlarını dikkatli attı. Sanki yere basmak bile yanlış bir şeymiş gibi. Kuzey merdivenlere yöneldi. Merdivenler genişti. Basamaklar sessizdi. Ev, her adımı yutuyordu. İkinci kata çıktıklarında koridor loştu. Duvarlar sade, kapılar kapalıydı. Fazlalık yoktu. Bu kat, daha da sessizdi. Kuzey bir kapının önünde durdu. Açtı. Oda genişti. Büyük bir yatak. Temiz, sade nevresimler. Pencere vardı ama perde yarı kapalıydı. Bir masa. Bir sandalye. Bir dolap. Her şey düzenliydi. Ama sıcak değildi. “Burası,” dedi Kuzey. “Kapı kilitli değil.” Bu bilgi, Lâl’i rahatlatmadı. “Çıkmam yasak mı?” diye sordu. “Evin içi serbest,” dedi Kuzey. “Dışarısı değil.” Lâl başını salladı. Yatağın kenarına oturdu. Parmaklarını birbirine kenetledi. Bu kez tırnaklarını derisine batırmadı. Sanki acıyı bile harcamak istemiyordu. “Ben…” dedi, sesi yine alçaldı. “Ben kimseye bir şey anlatmam.” Kuzey kapının eşiğinde durdu. “Biliyorum,” dedi. “Anlatacak hâlin yok.” Kapıyı kapatmadı. Sadece durdu. “Dinlen,” diye ekledi. “Bu gece uzun geçti.” Sonra arkasını döndü ve koridorda kayboldu. Lâl odada yalnız kaldığında, sessizlik daha da belirginleşti. Yatağa uzanmadı. Sadece oturdu. Ellerini kucağına koydu. Gözlerinden yaşlar yeniden süzüldü. Bu kez engellemedi. Sessizce ağladı. Ve şunu fark etti: Bu evde kimse bağırmıyordu. Kimse zorlamıyordu. Ama her şey, kesindi. Lâl yatağın kenarında oturmuştu. Oda sessizdi. Saat yoktu ama zamanın ağır ağır aktığını hissedebiliyordu. Duvarlar üstüne gelmiyor, tavan alçalmıyordu. Bu da onu daha çok huzursuz ediyordu. Ellerini dizlerinin üstünde birleştirdi. Parmakları artık titremiyordu. Korumak… diye düşündü. Eğer bana zarar vermek isteseydi, beni orada bırakmazdı. Gözleri istemsizce tavana kaydı. Bir şey yapacak olsa… o sokakta yapardı. Kimse fark etmezdi. Dokunmak istese… ayrı bir odaya koymazdı. Bu düşünceler zihninde peş peşe dizildi. Mantığı, korkusunu bastırmaya çalışıyordu. Bana zarar vermiyor, diye geçirdi içinden. Sadece… koruyor. Ama bu düşünce onu rahatlatmadı. Peki neden? Ben kimim ki? Ne gördüm ki? Ne biliyorum ki? Başını iki elinin arasına aldı. Gözlerini kapattı. Delireceğim, diye düşündü. Gerçekten delireceğim. Zaman geçti. Ne kadar geçtiğini bilmiyordu ama düşünceler yavaşladı. Nefesi düzeldi. Omuzlarındaki gerginlik az da olsa çözüldü. Yaklaşık yarım saat sonra, kapının önünde hafif bir tıklama duyuldu. Lâl irkildi. Başını kaldırdı. Bir an tereddüt etti. Sonra sesi kısık ama net çıktı: “Gel.” Kapı açıldı. Kuzey içeri girdi. Elinde katlanmış beyaz bir tişört ve temiz bir havlu vardı. Odanın eşiğinde durdu. İçeri fazla girmedi. Sanki sınır belliydi. “Duş almak istersen,” dedi. “Üzerindekilerle kalma.” Elindekileri uzattı. Lâl refleksle ayağa kalktı. Eşyaları aldı. Parmakları kısa bir an değdi tişörte. Pamuktu. Temizdi. Sıradandı. Kuzey odanın içini işaret etti. “Banyoyu burada kullanabilirsin,” dedi. “Yarın, lazım olan eşyalarını evinden aldırırım.” Bu cümle, Lâl’in boğazını düğümledi. Yarın… Demek bu gece gerçekten buradaydı. Kuzey arkasını dönüp çıkmak üzereyken, Lâl arkasından seslendi. “Teşekkür ederim.” Sesi alçaktı. Ama gerçekti. Kuzey durdu. Geri döndü. Bir şey söylemedi. Sadece başını hafifçe eğdi. Ne gülümsedi, ne yumuşadı. Sanki teşekkür almak onun için yeni değildi. Ya da önemli değildi. Sonra çıktı. Kapı kapandı. Lâl odada tek başına kaldığında, elindeki tişörte baktı. Beyazdı. Temizdi. Bu evin karanlığına ait değildi. Ve o an şunu fark etti: Bu adamın tehlikesi, yaptıklarında değil… yapmadıklarındaydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD