2. BÖLÜM
Kathy göz göze geldiği katiline bakarken kurşunlardan değil ama korkudan ölebileceğini anladı. Düşünmeye bile zaman bırakmadan hızla ağacın arkasına kaydı ve ayaklarına var gücüyle zorlayarak koşmaya başladı. Kulağına dolan ince, tiz kurşun sesleri ise sanki onu bu dünyadan soyutlamıştı. Yaşadığı bu şeye inanamıyordu. Her an ölebilirdi ve kalbini patlatırcasına sıkıştıran korku tüm duyularını kapatmış, sadece koşmaya programlamıştı onu.
Fakat dizlerine kadar batan bu karda nereye koşabilirdi ki! Şimdi tek istediği hızlı ve çabuk bir ölümdü. Belki de koşmayı bırakmalı ve kaderine teslim olup ölüm meleğini beklemeliydi. Boşuna bedenini yormaktansa kalan zamanını iyi anılarını düşünerek tüketebilirdi. Bunları düşünürken bile her an kafasını delip geçecek bir merminin varlığını hissediyor, korkudan hızını her saniye daha da arttırıyordu. Karar vermişti! Hayır ölmek istemiyordu ve bu kadar kolay pes etmeyecekti!
Ne kadar koştuğunu bilmese de ara ara dönüp baktığında katilinin fazla hızlı olmayan adımlarla kendisini izlediğini gördü. Aşağılık adam o kadar kendinden emin duruyordu ki koşmaya bile tenezzül etmeyerek Kathy’in korkusunu ateşliyordu. Muhtemelen kızı elinden kaçırmayacağına olan inancı tamdı ve bu yüzden fazla bir çaba göstermeye bile gerek duymuyordu. Ne var ki Ethan yanılmıştı. Kathy’nin koştuğu taraftan gelen bir grup dağcı onun tüm planlarını alt üst etti. Genç kız bir anda çığlık atarak yardım isteyince Ethan hızla arkasını dönmek zorunda kaldı. Yoğun Boreal ormanlarında yetişen çam ve ladinler saklanmasını kolaylaştırmış, onu adeta hiç var olmamış gibi gizlemişti.
Kathy soluk soluğa arkasına bakınca artık onu görmüyordu. Rahatlama sayılmayan derin bir nefes bıraktı. “Şurada bir adam vari beni öldürmek istiyor,” diye bağırdı.
“Öldürmek mi?” diye sordu bu sırada bir başkası. Norveç gibi sakinliğiyle ünlü bir ülkede üstelik terk edilmiş gibi duran bu kasabada nasıl olur da bir cinayet teşebbüsü olabilirdi. Yine de korkudan tir tir titreyen bu genç kızın sözleri onları etkiledi. Bir tanesi her an düşmek üzere olan genç kızı tuttu.
“Evet, bakın şu tarafta o beni takip ediyordu.” Yukarıdaki patikayı gösterdi. Elbette orada kimse yoktu. Birilerinin orayı arayacağını umuyordu fakat kimse bununla ilgilenmiyordu. Kathy onların şüphede kaldıklarını görünce çaresizce inledi. “Lütfen bana inanmalısınız. Ayak izlerini takip edin. Gerçekten ölmek üzereydim.”
İnsanlar ilgisizce birbirlerine bakıyor ve hiçbiri bir adım atmıyordu.
“Hanımefendi isterseniz kasabanın polis müdürüne gidelim. Eğer bu dediğiniz doğruysa sizin polis koruması altında olmanız daha doğru olacaktır,” diye konuşmaya başladı gruptan biri.”
Kathy polisin de bu grup gibi ona inanmayacağını düşündü. Onlara teşekkür edip otele kadar eşlik edip edemeyeceklerini sordu. Herkes bunu yapmakta gönüllü olunca genç kız biraz rahatladı. Otelde ona dokunamazdı. Durumu otel sahiplerine anlatıp beraber polise gidebilirlerdi. Bu hamle ona biraz zaman kazandırabilirdi. Katili, izlerini kaybetmek için uzaklaşacak ve Kathy de bu fırsattan yaralanıp kasabadan kaçacaktı. Bu onun ikinci şansı olacaktı. Birinci şansı bu gruba denk gelmesiydi. Bu ıssız yerde bu insanlarla karşılaşmak tamamen ilahi bir dokunuşun işaretiydi. Henüz olayları zihninde anlamlandıramamışken neredeyse ölecekti. Fakat artık biliyordu. Peşinde biri vardı ve onu öldürmek istiyordu! Genç kız onunla bugün ilk göz göze geldiği o an, yüzüne doğrultulmuş o silahı gördüğü o ilk an, ondan kaçamayacağını düşünmüştü. Eğer karşısında bu dağcı grubu çıkmasaydı bunun gerçekleşeceğinden emindi.
Otele varır varmaz durumu anlattı. Gece resepsiyonisti onu polis merkezine götürmeyi teklif etti. Kathy bu teklife minnettardı. Ne var ki polis merkezini görmek o büyük korkuyu yeniden kalbine yaydı. Polis merkezi yalnızca iki memurun çalıştığı küçücük bir yerdi. Yıllar içinde basit söz dalaşmaları hariç suç görmemiş bu iki polis, o katil için fazlasıyla acemi kalıyordu. Kathy içindeki büyük umutsuzluğa rağmen onlara olanı biteni anlattı. Hem de kaçtığı İngiltere’den ve babasının hikâyesinden başlayarak. Ancak o iki memur ve otel görevlisi adeta bir film izliyor gibi onu seyrediyorlardı. Kathy’nin içindeki karamsarlık gitgide büyüyordu.
Ve katili de onu izliyordu!
Ethan uzak mesafeden polis merkezinin yanan tek ışığına bakıyordu. Yüzündeki alaycı ifade neredeyse belirgindi. Kızın hamleleri şaşırtıcı değildi ancak komikti. Şimdilik kurtulmuş olması hiçbir şeyi değiştirmeyecekti. Onun işi en geç yarına kadar bitecekti. Her ihtimale karşı gözlerine kadar indirdiği siyah şapkası ve yakalarını kaldırdığı siyah montuyla yaslandığı büyük çam ağacının arkasında görünmesine ihtimal yoktu. Kathy’nin görür görmez kanını donduran o bakışlarını yere dikti ve kızın çıkışını bekledi.
Kathy iki odalı polis karakolunda peşine düşen adamı tarif ederken tir tir titriyordu. Gecenin bir yarısı zifiri karanlıkta – ki Norveç’in bu zamanlarında güneş hiç doğmazdı – karşısında iki polis varken bile her an sırtına saplanacak bir merminin varlığını hissediyor gibiydi. Kilolu ve yaşlı olan kasabanın amiri Kathy’nin dediklerini abartılı bulsa da korkudan rengi solmuş bu genç kıza acımıştı. Tüm kasabada soruşturma yapacağını söylemesi genç kızın içini bir an bile rahatlamadı. Neticede diğer polis memuruyla otele kadar gitti ve uzaktan kendisini izleyen bir çift yeşil gözün varlığını iliklerine kadar hissederken geceyi geçirmek için odasına geçti. Bu saatte ne bir uçak, ne bir araç ne de bir kağnı bulabilirdi. Bu saatte yapacağı tek şey uykusuz bir geceye talim olmaktı! Yine de Polis memurunun dediğine göre sabaha kadar kapısında nöbet tutacak ve hiçbir yere ayrılmayacaktı.
Kathy anlattığı şeyleri basit bir hırsızlık vakası olarak gören bu polise biraz bile güvenmemişti. Çaresizce kapısını kilitlerken basit bir anahtarla kapanan kapının hiçbir işe yaramayacağını, dışarıda bir yerlerde daha güvenli olacağını biliyordu. Ancak eksi kırk derecede başka nereye sığınabilirdi ki? Dışarıda soğuktan donarak ölmek burada korkudan ölmekle ya da kafasına sıkılan tek kurşunla ölmekten daha zor bir ölüm gibi geldi ona.
Telefonunu çıkarıp Misha’yı aramayı akıl etmesi ise birkaç saati buldu. Zaten aradığı kız telefona cevap bile vermemişti. Onunla konuşmak iyi gelebilirdi fakat Kathy bu lüksten de mahrumdu. Bıkkınlıkla telefonu fırlattı ve kapıyı usulca açıp polis memurunu kontrol etti. Adam montuna sıkıca sarılmış ve uykuya dalmıştı. Kathy biraz olsun rahatlarken katilinin polisi aşamayacağını anlayıp yatağa girdi. Kalın yünden yorganı bir sığınaktaymış gibi kafasına kadar çekti. Sadece dayanması gerekiyordu sabaha kadar… Sabah hava yine tam anlamıyla aydınlanmayacaktı ancak en azından bir araç bulabilirdi.
Zamanı gelmişti!
Ethan gece yarısını biraz aşınca Kathy’nin oteline girdi. Bu üç katlı küçük otele gizlice girmek o kadar kolaydı ki fazladan bir çabaya girmesine gerek kalmamıştı. Kathy’nin odasını işaretler gibi kapının önüne diktiği polisi aşmak ise basit bir dövüş tekniğinden fazlasını gerektirmiyordu. Ethan polisi etkisiz hale getirip usulca kapıya dokundu. Yeni bir sürprizle karşılaşmak ve işi uzatmak istemiyordu. Kapının anahtarı silahın mermisiyle paramparça olurken susturucuyu yeniden hazır konuma getirdi. Parmağı tetikte, sessiz adımlarını içeriye taşıdı.
Karanlık odanın içinde yankılanan duvar saatinin tıkırtısından başka tek bir ses yoktu. Hafif aydınlık odadan net olarak seçilen tek şey ise girişin biraz ilerisindeki yatağın bembeyaz ve buruşuk örtüsüydü. Yorganın altındaki yükseltiyi fark eden genç adam, dudağının kenarını hafifçe kaydıran bir gülüşle oraya doğru yöneldi. Aptal kız nasıl da huzurlu bir şekilde uyuyordu!
Silahının susturucusunu yeniden kontrol edip kabzasını sıkıca kavradı ve yastığın hizasını gelip silahı genç kızın başına doğrulttu. Hemen çekmedi tetiği. Bir saniye için durdu, derin nefes verdi. En son böyle ufak bir tereddüt yaşadığında işe yeni başlamıştı. Yapamayacağına dair korkusu tüm bedenini etkisi altına almış ve karşısında her şeyini alan adamı öldüremeyeceğini fark edip kendine küfürler yağdırmıştı. Sonra bir an gözünün önüne o ölümcül anılar gelmiş ve gözünü kapatıp adamın işini bitirmişti. Yine böyle yapacaktı. Bu kızın ona karşı bir suçu yoktu ama iş işti ve Ethan profesyonel kariyerini kimse için heba etmeyecekti. Zaten bunu da istemiyordu. Kadın veya erkek onun için fark etmezdi.
Daha fazla zaman kaybetmedi. Ansızın tetiği çekti ve boğuk bir ses kulaklarına doldu. Kurşun kafatasını delip geçen o sesten ziyade yumuşak bir şeye saplanır gibi bir ses çıkarmıştı. Ethan hızla yorganı açtı. Siyah bir deliğin ortasını deldiği yastığı görünce sinirle dişlerini sıktı. Tam bu sırada kafasına o kadar sert bir darbe aldı ki yatağın üstüne doğru düşüşe geçti. Silah elinde kayıp yere doğru düşerken de Ethan kısa süreli bir şaşkınlık yaşıyordu. Fakat kendini toplaması saniyeleri bile bulmadı. İkinci darbeyi eliyle savuşturarak o ince bileği tutmayı başardı. Kathy’nin elindeki ağır metal vazo yere düşüp tiz bir ses çıkarırken Kathy bileğini sıkan güçlü elin temasıyla inanılmaz bir acı duydu. Aynı anda çırpınmaya başlarken diğer eli de o güçlü mengene tarafından sıkıldı ve bedeni Onunla karşı karşıya geldi.
Ethan kızın bileklerini tutup kendine çevirince yüz yüze gelmişlerdi. Bakışlarının ilk dokunduğu yer kızın simsiyah kaşlarının altında belli belirsiz rengi seçilen gözleriydi. Karanlıkta her ne kadar birbirlerinin sadece gözlerinin akını görmüş olsalar bile bir hipnozun ikisini sarması gibi bir süre hareketsiz kaldılar.
Katilin ilk dikkatini çeken şey kızın gözleriydi ama karanlıkta sonuna kadar açılan bir diğer duyusu da koku alma yetisiydi. Kathy’nin hafif ve tatlı kokusu yakın temasla katilin zihnine dolarken bir an için sinirinin geçtiğini, yatıştığını sandı. Ancak birden bire ayağına yediği sert topuk darbesiyle hızla bu hipnozdan kurtulurken bir de kasıklarına yediği tekmeyle kızın bileklerini bırakmak zorunda kaldı.
Onu nasıl da hazırlıksız yakalamıştı. Kurbanı bir erkek olsa asla bu tür basit erkeksi güdülerin etkisine girmeyecekti ama bu kız onun tüm soğuk kanlılığını silip attığı gibi hissizliğini de aşıp geçmişti. Yaptığı hatanın bedeli ve bacak arasında hissettiği sızının etkisiyle siniri iyice artan genç adam kaçmaya çalışan kıza hızla uzandı ve yakasında kavradığı gibi onu sert bir şekilde duvara çarptı. İşini garantiye alıp üzerine kapadı. “Seni aptal!” diye fısıldadı. Sıcak nefesiyle genç kız ürperdi.
Kathy’nin zihni bulanıklaşıyordu. İlk aklına gelen çocukluğuydu. Babasıyla Ouse Irmağının kıyısında balık avlamaya çalıştığını hatırladı, ardından lise diplomasıyla onu nasıl gururlandırdığını, Oxford Üniversitesine girişiyle aldığı övgüleri, derslerindeki başarısıyla babasının ölçülü takdirini hatırladı. Fazla samimiyet içermeyen ancak Kathy’nin çok sevdiği o küçük, kısa anıları…
Yüzünde hissettiği o keskin sızı onu anıların kucağından çekip aldı. Yüz üstü duvara dayandırılmıştı, iki eli arkadan birleştirilmiş ve kelepçeden sıkı, bir buzdan soğuk bir avuç o bilekleri kuşatmıştı.
Kekeledi. “Ya…yalvarırım beni öldürme!” Bu cümle ağzından nasıl çıkmıştı bilmiyordu ama bir şey yapması gerektiğinin farkındaydı. “Lütfen dur, dinle beni.”
“Ölmenin ya da yaşamanın bana bir faydası yok. Sen benim işimsin” diye tısladı katili o soğuk, duygusuz sesiyle.
Kathy ciğerlerindeki havanın azaldığını hissetti. Korkudan nefes alamıyor, farkında olmadan gözyaşlarını akıtıyordu. “Rachel… o yaptırdı değil mi bunu? Sen de kuklasısın ha? Belki de parayla tuttuğu sevgilisisin. Adi bir katil, kendini parayla satan bir adam. Benim ne suçum var seni pislik herif? Masumları öldürmenin senin için bir anlamı yok mu? Ben kimseye bir şey yapmadım. Yal.. yalvarırım bı-bırak beni.”
“O kadın bana iyi bir teklif yaptın. Doğrusu çok pahalı bir kurbansın. Bu kadar çok ödenen başka bir müşterim olmamıştı.” Ethan’ın soğuk sesi dışarıdaki ayazdan keskindi. Kız onun kollarında huzursuzca kıpırdanırken genç adam karanlıkta silahını seçmeye çalıştı.
“Sana iki mislini öderim. O kadının verdiği neyse daha çoğunu alacaksın, ne olur dur, yapma,” diye yalvarsa da parasının yetip yetmeyeceğini bilmiyordu.. Elinde tek kalan boş sözler ve yalvarıştı.
“Boşuna nefesini tüketme. Şimdi benimle gel.” Adam, Kathy’i duvardan ayırıp yatağa doğru sürükledi. Düşen silahı bulmak ister gibi ayağını yerde kaydırdı ancak silahı hissedemeyince kızın bileğini tutan elini gevşetip yere doğru eğildi. Bu sırada Kathy ayağına hafifçe temas eden sert cismi fark edince içine yeni bir umut doğdu. İlahi bir dokunuş daha! Silah katile rastlamadan kendi yoluna çıkmıştı. Şimdi tek yapması gereken onu yerden almak ve adamın kafasına doğrultmaktı. Fakat onu kafese kapatmış gibi çevrelemişken eğilip silahı nasıl alacaktı ki?
Fazla düşünmedi ve gevşeyen bileğini hızla çekip yere kapaklandı. Hamle yapması saniyeleri bulmadı. Kendini kurtarması, eğilmesi, silahı alması göz açıp kapayıncaya kadar oluvermişti. Geri döndüğünde silah tam olarak adamın göğsüne dayanmıştı.
Beklemedi genç kız… Hızla tetiği çekti ancak güçsüz parmakları kalın ve sert metali itmeye yeterli olmayınca silah birkaç saniye tutukluk yaptı. Bu sırada Ethan eliyle silahın namlusunu kavramayı başarmıştı. Mermi yuvasından çıkmadan göğsünden çekip havaya doğru az da olsa dikleştirecek zamanı bulmuştu. Kathy’nin ateşlediği silah kalbini ıskalamıştı! Ne var ki omzunu sıyırmıştı… Genç adam beklemediği bu hamleyle acı içinde kıvranırken diğer eliyle silahı Kathy’den çekip koparmayı başardı. Sonra yarasına aldırmadan silahı eline tümüyle aldı ve yaralı koluyla Kathy’i yere doğru hızla attı. Genç kız yüzüstü sert zemine kapaklanırken başında, göğsünde ve dizlerinde hissettiği acıyla gözleri kararıp bilincini yitirmeye başladı. Vücudunu ölümüne acıtan çarpmanın etkisiyle beyin sarsıntısı geçirdiğine yemin edebilirdi. Başta akıllı davranıp yatağa girmemekle iyi etmişse de hangi akla hizmet adama saldırmıştı? Bu ufacık bedeniyle onu nasıl durdurabileceğini sanmıştı ki? Filmlerden gördüğü kasık darbesi ve silahı ateşlemesi işe yaramış bile olsa nereye kadar kaçacaktı? Kurtuluşu yoktu.. Kathy bu gece, bu ücra kasabada, bu karanlık odada ölecekti!
Gözleri yavaşça kapanırken aldığı darbenin etkisiyle baygınlık geçirip gözlerini usulca kapattı. Gecenin karanlığına savunmasız olarak düştü… Tepesinde dikilen katili yaralı omzunu tutarken kıza baktı ve saçları yere yayılmış bu ufak tefek bedeni büyük bir öfkeyle süzdü. Ardından silahı tutan elini omzundan indirdi, kızın başına doğrulttu. İşte nihayet her şey bitmişti!