Her ne kadar 1. sınıf öğrencileri de 4. sınıf öğrencileri de henüz öğrenci olsalar da okuldaki her öğrenci kendi sınıflarından büyük tüm sınıflardaki öğrencilere "Komutanım" diyerek hitap ediyordu. Celil ise biraz farklıydı. Üst sınıflara dalga geçer gibi bir tonlamayla "Komutanım" derdi. Kendinden büyük sınıflara karşı saygılı gibi davranır fakat sadece karşısındakinin fark edeceği şekilde de dalga geçerdi.
"Onu bunu bilmem. Eğer nöbetçi subay tekrar gelirse onu sizi bulma zahmetinden kurtarıp direkt olarak sizin yanınıza getireceğim."
"Sessiz oluruz komutanım," dedi Halil gayet ciddi bir ses tonuyla. "Ayrıca on-on beş dakikaya kalmaz yatar ve uyuruz."
Halil çok nadiren konuşan biriydi. Tam bir askerdi. Dördüncü sınıflar tarafından da çok sevilirdi. Fakat sevilmesinin sebebi ciddiliği ya da tam bir asker olması değildi. Halil okula başladığı ilk gün, daha eşyalarını bile yerleştirmeden üçüncü sınıf öğrencilerden biriyle kavga edip birazcık da dövmüştü.
İleride bir gün köy kahvesinde okulun ilk gününde yaşadığı olayı anlatırken, "Nereden bileyim onun üçüncü sınıf olduğunu?" demişti. "Bizim yatakhanemizdeydi. Üçüncü sınıf öğrencisinin okulun ilk gününde birinci sınıflara ait yatakhanede ne işi olur ki? Şans bu ya kardeşi bizim sınıftaymış."
"Bu başa ne geldiyse başkalarını dinlemekten geldi zaten," dedi. Subay okulunu kazandığımı söylediğimde bir abimiz, "Okulda rahat etmek istiyorsan oraya gittiğinde ilk iş kendi sınıfından ufak tefek birini gözüne kestirip bir kavga çıkar. Ufak bir arbede çıkar ve hafiften döv. Aman fazla dövme ki kendi sınıfındakiler sana düşman olmasın," dedi. Karşımdakinin kendi sınıfımdan olduğunu nasıl anlayacağımı sorduğumda da, "Yatakhaneler dört katlı. Her sınıfın kendi katı var. Kendi yatakhanende ufak tefek birini bul ve bu işi hallet," dedi. Ben de birinci sınıf öğrencisi sanıp bizim yatakhanemizdeki tek üçüncü sınıf öğrencisini dövdüm.
Daha ilk günden olay öğrenciler arasında yayılınca üçüncü sınıfların düşmanı; üçüncü sınıfları hiç sevmeyen dördüncü sınıflarınsa maskotu oldum. İlk sene dördüncü sınıflar tarafından el üstünde tutuldum. Üçüncü sınıflar tenhada yakalasalar öttürecekler ama dördüncü sınıflar sağ olsunlar hiç izin vermeyip maskotlarını -yani beni- korudular.
Ama biliyorum ki bunun bir sonu var. Dördüncü sınıflar mezun olunca kalacağız üçüncü sınıflarla baş başa. Susarak, ciddi olarak unutulmaya çalıştım ama yemedi. O kadar çok zulmettiler ki 2. Sınıfı bitiremeden okuldan ayrılmak zorunda kaldım.
Nöbetçi öğrenci gittikten sonra Halil gelecekte yaşayacaklarından habersiz, geçmişini anlatmaya devam etti.
Yaşadığımız olaydan 3 gün sonra kız arkadaşımla okulun yanındaki parkta otururken, "Ya Selin farklı konulara ilgi duymaya başladıysa," dedim. Amacım sadece mantığımın almadığı bu olayı inkar etmekti. "Nasıl yani?" dedi. "Ne bileyim," dedim. "Okumayı seven, kütüphaneden çıkmayan bir kızdı. Ya eline karanlık bir büyü kitabı geçtiyse ve merak edip okuduysa?" dedim ve "Ya çevresindekilere müdahale eden kendisiyse ve yaptığı büyüleri saklamak için insanların korktukları ci....." tam kelimeyi söyleyecekken kendini tuttu. "O üç harfli kelimeyi kullandım" ismini kullanıyorsa" derken tam isimleri söylendiğinde hemen iki metre yanımızdaki arabaya bir şey çarpmışçasına güm diye bir ses çıktı ve araba olduğu yerde sallandı. Size yemin ediyorum arabanın sağdaki iki tekerinin havalandığını gördüm.
"O görüşmemiz zaten kız arkadaşımla okul dışındaki son görüşmemiz oldu. Son görüşmemizden sonra birkaç hafta daha kendimi izleniyormuş, takip ediliyormuş gibi hissettim ama o olay son olaydı."
Dört genç de Celil’i gözlerini kırpmadan dinliyordu. Sessizliği bozan Ahmet oldu. "Yaşadıklarına inanıyorum. Fakat anlayamadığım bir şey var. Madem o kadar güçlüler; bizim boyutumuza müdahale edebiliyorlar, geçmişi ve geleceği biliyorlar ve hür iradeleri var neden insanlar yaratıldığında Allah üç harflilerden insanlara secde etmesini istedi?"
"Ben sana şu din doğrudur, bu din yanlıştır, şunlar doğrudur, bunlar hurafedir demiyorum," dedi Celil. "Söylediğim tek şey Üç harfliler varlar."
"Ve kendi boyutundan bu boyuta müdahale edebilen, geçmişi ve geleceği bilen bu canlılar kendilerine üç harfliler deyince anlamıyorlar ama cin dediğimizde kendilerinden bahsettiğimizi anlamıyorlar mı diyorsun?"
"Aslına bakarsan bir bakıma öyle," dedi Celil. "Çünkü o günden sonra bir daha isimlerini söylemedim. Çok mecbur kaldığımda üç harfliler dedim ve o günden beri beni rahatsız etmediler. Yalnız sanırım ben anlamıyorlar kelimesi yerine ilgilenmiyorlar kelimesini kullanırdım."
"Bu arada o kelimeyi kullandığının dikkatimden kaçtığını sanma," dedi. "Ben yatıyorum. Siz istediğinizi yapabilirsiniz. Ama lütfen sessiz olun," diyerek kendi yatağından dört yatak ileriye; konuşan çocuklardan yeterince uzağa ama çevresindeki yalnızlıktan delicesine korkmayacağı kadar da yakındaki bir yatağa gidip yattı.
Celil gittikten sonra diğer dördü de konuşmaya devam etmeyip yataklarına yattılar. Ama hiçbiri korkudan gözlerini kapatamıyor; uyuyamıyordu.
Sabah olduğunda yine tatile gitmeyip okulda kalan, Gece konuşan grubun yataklarının bulunduğu kısmın çaprazındaki yatakta yatan Eymen, "Sabaha kadar uyutmadınız," dedi. "Sahi ne konuştunuz sabaha kadar?"
"Boşver," dedi Ahmet. "Oradan buradan konuştuk."
"Peki!" dedi Eymen, "Tanıyamadım. Yanınızdaki kimdi?"
"Bendim," dedi İsmail. "Yanlarına gittim. Beşimiz konuştuk."
"Beşinizi tanıdım zaten," dedi Eymen. "Ama altıncı kişiyi tanımadım."
"Bir ara yatakhane 4. Sınıf nöbetçi öğrencisi de geldi. Onu mu diyorsun?" diye sordu Yasin.
"Hayır," dedi Eymen. "Onu gördüm zaten. Yanınızda oturan biri vardı. Yasin, Celil ve İsmail bir yatakta oturuyordu. Halil, Ahmet ve Ahmet’in yanında, duvar kenarında bir kişi daha vardı. Onu soruyorum."
Sözcükler Ahmet'in boğazında düğümlendi. Bir anlığında yatağın yanında bir karartı gördüğünü sandı ama anlık bir şeydi ve aynı anda kayboldu.