7. bölüm

1033 Words
Müfredat dışı Zaman bazı anlarda akmayı unutuyor, bazı anlarda ise üzerime çullanıyordu. Masada yaşanan anların üzerinden iki gün geçmişti. Perşembe günü ders programım nispeten boş olduğu için kendimi eve kapatıp nefes alabilmiştim. Ama Cuma günü kaçacak yerimin kalmadığı uzun ve yorucu gün gelip çatmıştı. ​Sabahtan beri aynı amfide aynı havayı soluyorduk. Ben ise tam bir kaçak gibiydim. Sancak Çağan'ı gördüğüm her an yönümü değiştiriyor, koridorda silüetini seçtiğim an en yakın sınıfa kendimi atıyordum. Deli gibi utanıyordum. Tenimde bıraktığı izler hâlâ sızlıyordu. ​O ise şaşırtıcı derecede sessizdi. Üzerime gelmiyor, asistanı olmama rağmen bana tek bir görev bile vermiyordu. Bu sessizlik beni içten içe kemiriyordu. Benden soğumuş muydu? Yoksa yaptıklarından pişman mıydı? Ya da en kötüsü bu sessizlik, fırtına öncesindeki bekleyiş miydi? O kadar soğuk ve nötr duruyordu ki, yüzündeki maskesinin ardında neler döndüğünü anlamak imkansızdı. ​Kantinde Selin, Kaan ve Emre ile oturduğumuzda bakışlarındaki merakı gizleyemiyorlardı. ​"Eee Mina? Sancak Hoca ile aranız nasıl? Kaçma kovalama devri kapandı mı?" diye sordu Selin gözlerini kısarak. ​Zar zor yutkunup "İyiyiz." dedim. Sesimin titremesine engel olmaya çalışmıştım. "Bu sefer aramızda bir sorun yok. Sadece... Yoğunuz işte." ​Selin kaşlarını kaldırdı. "Kızım madem aranız iyi ne diye adamdan köşe bucak kaçıyorsun o zaman? Gören de can borcun var sanacak." ​Kaan araya girdi. "Bu kız Sancak'tan daha dengesiz çıktı bence. Adam ne yapsa yaranamıyor." ​Emre, Kaan'ın ensesine bir tane yapıştırıp "Zevzeklik yapma." diye azarladı onu. "Kızın üzerinde çok yük var. Görmüyor musun halini?" ~~~ ​Sonunda haftanın son dersindeydik. Saatlerdir amfide, Çağan'ın otoriter sesini dinliyorduk. Şu an 'Topografya ve Mimari Form İlişkisi' konusunu anlatıyordu. Herkes önündeki eskiz kağıtlarına, onun anlattığı eğimleri ve kot farklarını çizmeye çalışıyordu. ​Benim için ise nefes almak o çizgileri doğru çekmekten daha zordu. Kalem elimde titriyor, zihnim sürekli masanın üzerindeki ana kayıyordu. Çağan sınıfta ağır adımlarla yürüyor, masaların arasından geçip öğrencilerin çizimlerini kontrol ediyordu. ​Ne zaman benim sıramın olduğu koridora yönelse kafamı kağıdıma daha çok gömüyor, saçlarımla yüzümü gizlemeye çalışıyordum. Yanımdan geçtiği o birkaç saniyede, havada yayılan tanıdık parfüm kokusu ciğerlerimi yakıyordu. Sırtımdaki bakışlarını hissettiğimde, kalem kağıdı yırtacak kadar sertleşiyordu parmaklarımın arasında. ​Bu dersin bitmesi, bu okuldan çıkmak ve iki gün boyunca yataktan hiç çıkmamak istiyordum. Dersin son dakikalarını saniyeleri sayarak, sürekli saatime bakarak bitirmiştim. Çağan nihayet dersin bittiğini söyleyip herkes toparlanmaya başladığında, sanki arkamdan biri kovalıyormuş gibi hızla eşyalarımı çantama tıkıştırdım. ​Kaan elini omzuma atıp beni kendine doğru çekti. "Sakin ol bitti işte! Ne stres yaptın be kızım, bizi de gerim gerim gerdin sabahtan beri." ​Selin "Uğraşma benim Mina'mla" diyerek Kaan'ın eline vurdu. Kaan ise sadece omuz silkti. Birlikte kapıya doğru yürümeye başladık. Tam eşikten geçip rahatlayacağımı sandığım anda buz gibi ses amfide yankılandı. ​"Nil bekle. Buraya gel." ​Adımlarım durdu. Kaan omzumdan elini çekip bana alaycı bir bakış attı. "Başarılar kankim." dedi genişçe gülümseyerek. Selin ve Emre ile de kısa bir vedalaşmanın ardından koca amfide sadece ikimiz kaldık. Arkadaşlarıma el sallarken içimden onlarla gitmek için can atıyordum. ​Derin bir nefes alıp kürsüye doğru adımladım. Hâlâ gözlerimi yerden kaldıramıyordum. Çağan masasına kalçasını yaslamış, kollarını göğsünde birleştirmiş bir şekilde beni bekliyordu. ​"Tahminen ne zaman kaçmayı bırakacaksın?" Sesi düz ama iğneleyiciydi. "Herhangi bir düşüncen var mı?" ​Yanaklarımın alev aldığını hissettim. Kaçtığımı bu kadar net fark etmiş olması utancımı ikiye katlıyordu. ​"Bana bak." Sesi aniden sertleşmişti. Korkuyla karışık bir refleksle kafamı kaldırdım. Zifiri karanlık gözleri, yüzümdeki her bir santimi inceledi. Baktıkça daha da kızarıyordum, emindim. ​Masadan ağır adımlarla kalkıp aramızdaki birkaç adımlık mesafeyi kapattı. Elini uzatıp ensemdeki saçlarımı hafifçe kenara çekti. Terden ensem yapış yapış olmuştu, farkında bile değildim. Saçlarımı uzaklaştırınca gelen hafif serinlik beni bir an rahatlatsa da, elini aniden boynuma yerleştirip hafifçe baskı uyguladı. ​Gözlerim şokla aralandı. Çok sert sıkmıyordu ama o elin varlığı "Ben her zaman buradayım" der gibiydi. ​"Bu Kaan'la fazla samimisin." Sesi şimdi daha boğuk çıkıyordu. ​"Arkadaşım..." diye fısıldayabildim, sesim o kadar kısıktı ki. ​Boynumdaki elinin baskısı bir tık daha arttı. "Arkadaştan öteye gidemez zaten." dedi kestirip atarak. Sadece kafa sallayabildim. Diğer elini aşağı indirip eteğimin bittiği ince çizgide, tam bitiş hizasında parmağını gezdirdi. Boynumdaki baskı da eş zamanlı arttı. "Hm..." diye mırıldandı sadece. ​Bakışları simsiyahtı. Ne demek istediğini anlamıyordum ama bu hali beni mahvediyordu. Dudaklarıma minik bir öpücük kondurup aniden geri çekildi. Ben derin derin nefes alıp ciğerlerimi havayla doldurmaya çalışırken, o hiçbir şey olmamış gibi masasına döndü ve dosyalarını aldı. ​"Bugün yapmamız gerekenler var Nil." ​Kafa salladım. ​"Duymadım Nil." ​"Tamam... Peki." dedim zorlukla. ​"Güzel. Ama okulda değil. Stüdyolar hafta sonu kilitleniyor. Daha rahat edeceğimiz bir yere gideceğiz." ​"Nereye?" diye sordum merakla. ​Dosyalarını çantasına yerleştirirken bakışlarını tekrar bana çevirdi. ​"Evime." Sesi sanki dünyanın en sıradan cümlesini kuruyormuş gibi stabildi. ​"Nasıl yani... Evine mi?" Şaşkınlığım sesime vurduğunda nefesim bir kez daha kesildi. Bir hocanın, asistanını eve götürmesi... Bu tüm sınırların ihlali demekti. "Ama... Okulda çalışamaz mıyız? Ya da bir kütüphanede?" ​Çağan bana doğru bir adım daha attı. Aramızdaki mesafe kapandığında parfüm kokusu zihnimi bir kez daha bulandırdı. "Kütüphanede seninle böyle rahat konuşabilir miyim Nil? Ya da sana öğretmem gerekenleri, başkalarının bakışları altındayken öğretebilir miyim?" ​Sorusuna cevap veremedim. Cevabı ikimiz de biliyorduk. ​Yol boyunca kalbim göğüs kafesimi zorladı. Şehrin lüks ve sessiz bir semtine girdiğimizde, önünde durduğumuz devasa lüks rezidansın, Çağan'ın dış dünyadan ne kadar izole yaşadığının kanıtı gibiydi. Asansördeki dar alanda, aynadaki yansımamıza bakmaya cesaret edemedim. O, her zamanki sarsılmaz ve kusursuz haliyle dururken ben darmadağındım. Penthouse'un önüne geldiğimizde, Çağan anahtarını kilide soktu. Metalik ses, sessiz koridorda yankılandı. Kapıyı açıp kenara çekildi ve girmem için yol verdi. ​İçerisi tıpkı onun gibiydi. Karanlık, modern, keskin hatlara sahip ve fazlasıyla otoriter. Camlardan süzülen şehir ışıkları, içerideki loşluğu daha da tehditkar kılıyordu. Parkenin altındaki soğukluk bile titrememe yetti. ​Çağan arkamdan içeri girip kapıyı kapattı. Ve kilidi çevirdi. Elindeki anahtarı masanın üzerine bıraktı ve yavaşça üzerime doğru yürümeye başladı. Artık okulun koridorları, Mina diyen arkadaşlarım veya kaçabileceğim bir sınıf yoktu. Sadece o ve ben vardım. ​"Hoş geldin Nil." Sesi odayı titreten bir güçle yankılandı. "Cuma gecesi için hazırladığım plana sadık kalacağını umuyorum." Siyah gömleğin kollarını kıvırmaya başladı. Gözleri parlıyordu. ​"Şimdi..." Tam karşımda durup çenemi parmaklarının arasına alarak. "Dersimize kaldığımız yerden, ama çok daha derin bir yerden devam edelim mi?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD