2. bölüm

1655 Words
Keskin çizgiler Ertesi gün öğle arasında kantinin gürültüsü kafamın içindeki ağır sessizliği dağıtmaya yetmiyordu. Önümdeki kahve bardağının kenarıyla oynarken gözlerim kapanmamak için direniyordu. Dün gece odadan çıktığımda saat kaçtı hatırlamıyordum bile. ​Selin elindeki sandviçi bırakıp bana doğru eğildi. Gözleri merakla parlıyordu. "Eee, ne oldu dün akşam? Anlat artık! Sancak Hocayla işiniz bitene kadar baş başaydın. Kızım hep yan yana olayım istiyordun işte fırsat... İyi geçmedi mi?" ​Derin bir nefes aldım ama nefesim göğsümde düğümlendi. "Ne iyisi Selin? Canımı okudu kızım adam... İşkence gibiydi." ​Hemen arka masamızda oturan Emre ve Kaan sandalyelerini bizimkine yaklaştırıp konuya balıklama daldılar. ​"Oha oha!" dedi Kaan, şaşkınlıkla gözlerini açarak. "Ciddi misin Mina? Yan yana mıydınız bütün gece?" ​Emre de alaycı bir tavırla ekledi. "Hoca seni asistanlıktan bezdirmiş belli. Oğlum, Sancak'la bir gece geçirmek her yiğidin harcı değil. Adamın aurası bile insanı duvara yaslıyor." ​"Duygusal aura falan değil mesele." Sesimdeki yorgunluğu gizleyemiyordum. "Adam bana işimiz bitene kadar bütün sınıfın paftalarını inceletti. Herkesin tek tek kusurlarını buldurttu bana. Kendi paftam da dahil..." ​Selin'in ağzı açık kaldı. "Ciddi misin? Niye?" ​"Çünkü birazdan ders başlayacak." dedim titreyen ellerimle kahvemden bir yudum alarak. "Ve o hazırlattığı notları sınıfta herkesin önünde açıklayacak. Resmen beni maşa olarak kullandı. Herkesi benim bulduğum hatalarla rencide edecek. Sabahladık resmen." ​Kaan yüzünü buruşturdu. "Eyvah... Kübra'nın paftasını ne yaptı peki? O dün elini tuttuğu an kızın havalarını görmen lazımdı." ​"Kübra'nınkini en sona ayırdı." dedim dişlerimi sıkarak. "Ona ne yapacak bilmiyorum ama ben bittim çocuklar. Herkes bana düşman olacak." ​"Oğlum valla işin zor Mina." dedi Emre acıyarak. "Mimarın gazabı değil, Sancak Hocanın gazabı bu." Ders saati yaklaştığında mideme kramplar girmeye başladı. Çantalarımızı toplayıp amfiye geçtik. Selin'le her zamanki yerimize oturduk. Emre ve Kaan da hemen arkamızdaki sıraya yerleşip fısıldaşmaya devam ettiler. Sınıfta tam bir "idam" bekleyişi vardı. Herkes kendi arasında fısıldaşıyordu. ​Ders saati gelir gelmez kapı her zamanki sertlikle açıldı. Çağan sanki dün gece yorgunluğu yaşayan o değilmiş gibi, ütülü beyaz gömleği ve her zamanki kusursuzluğuyla içeri girdi. Tam vaktinde, saniyesi şaşmadan... ​Elinin tersiyle kürsüye vurdu ve sınıfa bakmadan buz gibi sesiyle konuştu. ​"Nil, listeyi masama bırak." ​Herkesin bakışları ve fısıltıları altında, elimdeki listesiyle birlikte kürsüye doğru yürümeye başladım. Çağan'ın gözleri bir an bile bana kaymadı. ​Listeyi masaya bıraktığımda parmaklarım titriyordu. Tam arkamı dönüp yerime geçecekken durdurdu. ​"Gitme. Burada kal Nil. Kendi el yazınla tuttuğun notları tüm sınıfa sen okuyacaksın. Arkadaşlarının yaptığı... o 'yaratıcı' hataları hep beraber duyalım." ​Sınıfta buz gibi bir sessizlik oluştu. Kübra en ön sırada dikleşip bana nefretle bakarken, Çağan kollarını göğsünde kavuşturup duvara yaslandı. ​"Başla." dedi sadece. Kürsüde, devasa amfinin ve onlarca meraklı gözün önünde kağıtlarla kala kaldım. Koyduğum kağıtlara bir bakış atıp elime geri aldım. Çağan duvara yaslanmış kollarını göğsünde kavuşturmuş bir şekilde sadece bekliyordu. ​"Başla Nil." dedi tekrar. Sesi buz gibiydi. ​Boğazımı temizleyip elimdeki listenin ilk sırasına baktım. Sesimin titrememesi için dua ederek okumaya başladım. ​"Ece Yılmaz... Merdiven kovası ölçüleri yönetmeliğe aykırı, basamak yüksekliklerinde standart dışı ölçüm yapılmış." ​Ece başını öne eğerken, Çağan sadece hafifçe başını salladı. Devam ettim. ​"Mert Akın ve Pelin Soylu... İkinizde de aynı hata var. Taşıyıcı kolon şeması statik plana uymuyor, akslar birbirini tutmuyor." Herkesin eksiğini okuyordum. ​Sınıfta fısıldaşmalar arttı ama kimse bana kızgın bakmıyordu. Aksine, herkesin gözünde bana yönelik bir acıma duygusu vardı. Sıra bizimkilere geldiğinde yutkundum. ​"Emre... Çatı eğimi yanlış hesaplanmış, yağmur giderleri plana işlenmemiş." "Selin... Isı yalıtım detayları yetersiz, kesitlerde malzeme gösterimi eksik." ​Emre arkadan "Eyvah yandık." diye fısıldarken Selin dudaklarını büzüp "Haklısın kanka kusura bakma." der gibi baktı bana. Onların bu anlayışlı tavrı içimi biraz rahatlatsa da Çağan'ın üzerimdeki baskısı bitmiyordu. ​"Ve..." dedim sesim kısılarak. "Mina Nil Gürsoy. Yani... benim paftam. Hırsla çizilmiş kontrolsüz çizgiler, kağıda zarar verecek kadar sert kalem darbeleri ve ölçüm hatası payının esneklik sınırlarını zorlaması." ​Kendi hatamı tüm sınıfın önünde okurken yanaklarımın tekrar alev aldığını hissettim. Çağan'ın bakışlarını üzerimde hissetmek, o an kürsüden yerin dibine girmeyi dilememe sebep oluyordu. ​"En sonuncuyu oku." dedi Çağan, yerinden doğrulup yavaş adımlarla en ön sıradaki Kübra'ya doğru ilerlerken. ​Kağıdı çevirdim. Kübra her zamanki kibirli haliyle dikleşmiş, Çağan'ın ona yaklaşmasını gururla izliyordu. Sanıyordu ki ona iyi bir şey söyleyecek. ​"Kübra Dağlı..." Sesim bu sefer daha net çıktı. "Aks aralıkları statik olarak imkansız. Taşıyıcı sistem tamamen hayali, estetik kaygı teknik gerekliliklerin önüne geçmiş. Kısacası... yapı inşa edildiği an çökecek bir statik facia." ​Kübra'nın yüzündeki o zafer dolu gülümseme anında dondu. Sınıftan kısık sesli bir "Ooo" sesi yükseldi. Çağan tam Kübra'nın masasının başında durdu. Eğilip paftasına buz gibi bir ifadeyle baktı. ​"Dün elini tuttuğumda kontrolü öğrenmen gerektiğini söylemiştim Kübra." Sesi tüm sınıfa ders verir gibi ama Kübra'yı ezer gibiydi. "Ama görüyorum ki sen kontrolü değil sadece o anki ilgiyi yönetmeye çalışmışsın. Bu pafta bir mimarın değil bir hayalperestin başarısız bir denemesi sadece." ​Kübra'nın gözleri dolarken bana attığı o nefret dolu bakışı gördüm. Ama artık sabrım taşmıştı. Çağan'ın bizi böyle birbirimize kırdırmasına, beni tüm gece çalıştırıp sonra bir maşa gibi kullanmasına daha fazla katlanamazdım. ​Çağan daha cümlesini bitirmemiş, bana başka bir şey söylemesi için fırsat vermemişken elimdeki bütün kağıtları sertçe kürsüdeki masaya bıraktım. Çıkan tok ses sınıftaki fısıltıları anında kesti. ​Çağan şaşkınlıkla bana bakarken tek kelime etmeden kürsüden indim. Sırtımda tüm sınıfın ve en çok da onun delici bakışlarını hissederek amfinin basamaklarını tırmandım. Selin'in yanına orta sıraya geçtiğimde kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. ​Arka sıradan Kaan, Çağan'ın görmeyeceği bir açıyla bana kaş göz yapıp "Helal olsun, iyi rest çektin." der gibi baş parmağını kaldırdı. Selin ise kolumu sıkıp "Kızım sen delirdin mi?" diye fısıldadı. ​Başımı kaldırdığımda Çağan'ın hâlâ bana baktığını gördüm. Gözlerinde ilk kez ne olduğunu anlayamadığım bir ifade vardı. Kızgınlık mı yoksa beklemediği bu çıkışın yarattığı bir merak mı? Çağan, Kübra'nın masasına yakın bir şekilde eğilmiş ona kısık sesle bir şeyler söylüyordu. Ne dediklerini duyamıyorduk ama Kübra'nın yüzündeki o mahcup ifade, fırçanın dozunun arttığını gösteriyordu. ​Gözlerimi devirip başımı masaya yaslayacak gibi oldum. "Hâlâ devam ediyor. Kafayı yiyeceğim." diye mırıldandım Selin'e. ​Arka sıradan Kaan, sanki bu anı bekliyormuş gibi öne doğru, kulağıma eğilip fısıldadı. "Sakin ol kızım... Yemez seninkini." ​Sonra da göz kırpıp arsızca güldü. Bu imalı lafına Selin ve Emre de kendilerini tutamayıp kıkırdamaya başlayınca Kaan'a "sen iflah olmazsın" der gibi kötü kötü baktım. ​"Ne saçmalıyorsun be!" diye çıkıştım fısıltıyla. ​"Sus sus... Biz anlıyoruz oğlum, kör müyüz sanki?" Kaan kısık sesli gülüşlerine devam ederken Emre de lafa girdi. ​"Yalnız racon mükemmeldi Mina! Ne yaptın öyle, kağıtları masaya mı çarptın? Adamın asistanı değil rakibi gibisin." ​Emre de kendini tutmak ister gibi konuşuyordu ama hepsi o kadar eğleniyordu ki... Onların bu manyak haline dayanamayıp ben de dudaklarımı ısırarak gülmeye başladım. Çağan fark etmesin diye başımızı eğmiş omuzlarımız sarsılarak sessizce gülüyorduk. ​"Siz manyak mısınız?" dedim gülüşlerimin arasından. ​"He he, biz manyağız!" dedi Kaan keyifle. ​"Kendi aranızda konuşmayın!" ​Çağan'ın gür sesi amfide yankılandığında bütün sınıf saniyeler içinde buz kesti. Kaan ve Emre anında yerlerine sindiler. Selin'le ben ise nefesimizi bile dışarı veremeden olduğumuz yere çivilendik. Cümlesi tüm sınıfa gibi görünse de delici bakışları sadece benim ve tam arkamda duran Kaan'ın üzerindeydi. ​"Nil yanıma gel." ​Mecburen ayağa kalktım. Dizlerim titreyerek kürsüye doğru adımladım. O da Kübra'nın yanından ayrılıp kürsüye çıktı. Masasının yanındaki küçük asistan sandalyesini sertçe çekti ve oturmamı işaret etti. Ben oturduğumda o da yanıma, kendi koltuğuna yerleşti. ​"Herkes önüne baksın! Herkes yanlışını kontrol etsin çabuk!" ​Bir anda öyle bir bağırmıştı ki sandalyemde resmen zıpladım. Bütün sınıf kağıtlarına gömülürken Çağan'ın bakışları sert bir şekilde bana döndü. Bir an için odadaki oksijenin tükendiğini hissettim. Ne olmuştu yine? ​"Dersimde herkese örnek olman gerekirken nasıl kikir kikir gülersin?" Sesi sadece benim duyabileceğim ama kemiklerimi sızlatacak kadar soğuk bir tondaydı. ​"Özür dilerim." diye fısıldadım. Sesim o kadar kısık çıkmıştı ki ben bile zor duydum. ​"Daha dikkatli ol Nil. Gözüme batma." ​Hızla kafa salladım. Bakışlarımı masadaki çizimlere diktim. Bakışlarının bir süre daha yüzümde, açık tenimin üzerinde gezindiğini hissettim. O anın gerilimi geçmek bilmezken, tam kalemimi elime almıştım ki konuştu. ​"Ders arasında odama gel." Dersin geri kalanında kalem tutan parmaklarımın titremesini durduramadım. Çağan saatine bakıp mola verdiğinde amfiden çıkanların meraklı bakışları altında eşyalarımı topladım. Selin, Emre ve Kaan arkadan "Başarılar" der gibi baksalar da hiçbirinin ağzını bıçak açmıyordu. Üst katta ​koridorun sonundaki ahşap kapının önüne geldiğimde kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. Kapıyı tıktıkladım ve içeri girdim. Çağan arkası dönük bir şekilde camdan dışarı bakıyordu. Beyaz gömleğinin kollarını biraz daha yukarı sıyırmıştı. ​"Kapıyı kapat Nil." dedi arkasını dönmeden. ​Kapıyı kapattığımda çıkan ses her şeyin başlangıcı gibiydi. Çağan yavaşça bana döndü. Gözlerinde sınıftaki öfkenin yerini, çözülmesi imkansız bir derinlik almıştı. ​"Sınıfta o kağıtları masaya fırlatırken gösterdiğin cesaret..." Üzerime doğru ağır adımlarla yürüyordu. Tam önümde durdu, aramızda sadece birkaç santim kalana kadar yaklaşmıştı. "Şu an nerede? Neden yine titriyorsun?" ​Başımı kaldırıp koyu irislerine baktığımda, bakışlarındaki buz gibi profesyonelliğin altında ezildiğimi hissettim. ​"O kâğıtları benim masama o şekilde çarpmanın bir açıklaması olmalı Nil." Sesi fısıltı kadar alçak ama bir o kadar da otoriter bir tondaydı. "Bir asistanın, hocasının talimatını yerine getirirken bu kadar 'kişisel' bir tepki vermesi normal değil. Söylesene, derdin benim çalışma yöntemim mi? Yoksa asistanlık görevini yerine getiremeyecek kadar sabrının taşmış olması mı?" ​Nefesim boğazımda düğümlendi. Çağan, kıskançlığıma dair tek bir kelime etmese de, kâğıtları fırlatmamın altındaki asıl sebebi söküp almak ister gibi bakıyordu. ​"Ben sadece... çok yorgundum hocam. Bütün gece paftalarla uğraşınca bir anlık bir tepkiydi." Sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışıyordum. ​Çağan hafifçe eğildi, yüzü yüzüme o kadar yaklaştı ki bakışlarındaki keskin ifade tenimi yakıyordu. "Yorgunluk disiplini bozmak için bir bahane değildir Nil." dedi buz gibi bir sesle. "Eğer bir kez daha benim masamda, benim sınıfımda çizgiyi aşarsan... Sonuçları bu kadar hafif olmaz. Şimdi çık dışarı ve yarınki derse kadar o profesyonelliğini nereden bulacaksan bul geri getir." Odadan nasıl çıktığımı bilemedim. Koridorun soğuk havası yüzüme çarparken tek bir şeyi biliyordum. Çağan kıskançlığımı dile getirmemişti ama o çizgiyi aştığımı fark ettiği her an beni daha sert bir şekilde ezecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD