2

1311 Words
Olay Gününden Bir Saat Sonra "Allah belanı versin Ayaz. Ühühühü." Barda oturmuş ağlıyordum. "Hani bana asla ihanet etmeyecektin? Ühühühüh." Akan gözyaşlarım durmadan, yerine sürekli yeni gözyaşlarım ekleniyordu. Gürültülü bir şekilde burnumu çekiyordum, barmen çocuk benden rahatsız olmuştu ama yine de kovmamıştı. Etrafta benden başka müşterisi yoktu. Sadece ben, benden birkaç sandalye ötede oturan genç bir adam ve barmen çocuk vardı. Ara sıra gözleri beni buluyordu ama elindeki bez ile bardakları kurulamaya devam ediyordu. "Öldüreceğim seni Ayaz! Etlerini lime lime edeceğim. Ühühüüh" Çok çirkin ağlıyordum. Tenimin kıpkırmızı olduğunu görmesem de biliyordum. Ağlamaktan gözlerim şişmişti. İki saattir burada oturmuş, tek başıma ağlıyordum. Ben Ayaz ve Alev denen pisliklere hem nefret kusuyor hem de ağlıyordum. İlk başta birkaç müşteri vardı ama onlar da bir süre sonra benden rahatsız olup gitmişlerdi. Sadece takım elbiseli bir adam vardı, benden birkaç sandalye ötede oturuyordu ve hala daha gitmemişti ve benden rahatsız olduğuna dair bir şikayette de bulunmamıştı. Ağlamamı asla durduramıyordum. Çalan telefonuma kaydı bakışlarım. Melisciğim Arıyor yazıyordu ekranda. Burnumu çekerek telefonuma baktım, açıp açmama arasında kararsız kalmıştım. Telefon sustuktan sonra tekrar çaldı. Açmaya karar verdim. "Melis!" Hüngür hüngür ağlamaya başlamıştım. "Kuşum? Ağlıyor musun?" Başımı olumlu anlamda sallayarak cevap verdim: "Ühühhüh. Kalbim çok ağrıyor." dedim. Melis'in sesi endişeli geliyordu. "Ya birtanem ama olmaz ki böyle! Ağlama!" Ağlama dendikçe insanın daha çok ağlayası geliyor ve ağlıyordu. "Nasıl ağlamayayım ühühüühü? Nişanlım beni düğüne iki ay kala başka bir kadınla aldatıyormuş ühühüühü?" "Ya emin misin Nur? Yanlış anlamış olmayasın?" Burnumu çekerek "Ya ne yanlış anlaması ya? Ühühüüh.Onları aynı yatakta bastım! Ne yanlış anlaması?" Haykırarak ağlıyordum. "Vay şerefsiz!" "Şerefsiz adi köpek" Barmen çocuğa baktım, Melis ile konuşmamı dinliyordu. "Ya inanabiliyor musun? Beni resmen bir kadınla – ki bu kadınla aynı şirkette çalışıyoruz- aldattı." Önümdeki peçete destesinden bir tane daha aldım ve kirli olanı peçete tomarına attım. "Ayyy, bir de tanıdığın biri mi? Tam bir şerefsizmiş." Çenem titriyordu. "Peki şimdi ne olacak?" diye sordu Melis. Üzgünce boş parmağıma baktım. Yüzüğümü çıkarıp suratına fırlatmıştım. "Ayrıldım." dedim. "Onları öyle-" hıçkırığım konuşmamı engellemişti. Deli gibi ağlıyordum. Omuzlarım sarsıla sarsıla. "Yüzüğü çıkarıp, attım. Allah belalarını versin." İçim yanıyordu. Beni nasıl o kadınla aldatmıştı? Ayaz farklı bir departmanda çalışıyordu, Alev ise hemen karşı masamda çalışıyordu. Bunca zamandır nasıl yüzüme bakıyorlardı. "Affetmeyeceksin inşallah?" dedi. Biraz düşündüm, "Bana bak, sakın affedeyim falan deme!" Parmaklarım ile oynuyordum. "Ya kızım, kime diyorum? Sakın o şerefsizi affetme! Bir kere yapan, BİR DAHA YAPAR!" İç çektim, "Belki bir anlık yanlışlıkla olmuştur? Belki çok içmiştir beni, o sanmıştır? O kadının belki de en başından beri benim nişanlımda gözü vardı?" Kendime çok kızıyordum, içten içe hala onunla olmak istediğim için kızıyordum. "Hhah" diye bir ses çıkarmıştı Melis. "Bir de 'Benim kocam yapmaz' de, tam olsun!" Sesizdim. "Bak sakın onu affedip, onunla evleneceğini söyleme. Aklını başına topla. Yine aynı şeyleri yaşayıp yaşayıp, farklı sonuçlar bekleme!" dedi. "Bunca yaşanan şeylere rağmen, onu hala çok seviyorum?" mırıldanmıştım. Melis elindeki yastığa vurdu, "Nur!" Gözlerimi kapatarak sakinleşmeye çalıştım. "Özür dilemek için peşimden bile gelmedi." dedim. "Gelse affedecektin yani?" Affetmeye, hiçbir şey olmamış gibi yapmaya hazırdım. "Görmezden gelebilir ve mutlu bir şekilde yaşayabilirdim." dedim. Ağrıma gidiyordu, o kadında ne bulmuştu? "Ayazla olduğun, -düzeltiyorum- bunca şeye rağmen, onunla hiçbir şey olmamış gibi yoluna öylece devam edip de mutlu olamazsın Nur. O adam sanıyor musun ki yaptığından pişmanlık duyacak ve ömür boyu sana sadık kalacak? Ayrıca evli değilsin onunla; çoluğun yok, çocuğun yok! Hayatına onsuz devam et ve seni GERÇEKTEN hak eden biri ile ol. Bir şerefsizle değil!" Peçete ile burnumu sildim, barmen çocuğun beni kınayan bakışlarını gördüm. "Ama o kadar borca girdim? Bir dünya masraf yaptım!" dedim. "Ah Nur, ah! Sana en başında demiştim, kredi çekip Ayaz'a verme diye! O en başından beri seni kullanıyordu, ona sen izin verdin." Hışırtı sesi geldi, "Bak dinle, boşanmak evlenmekten daha masraflı. Üzülme, paranı geri alırız. Bir yolunu buluruz. Sen sakın o seni ararsa buluşmak için, gitme!" Neden diye sormadım. Melis'i tanıyordum ve o da beni tanıyordu. Ayaz'ın beni ikna edeceğinden çok emindi, ki ben zaten ikna edilmek için hazır bekliyordum. "Peki sen söyle, ne yapayım?" dedim ona. " Onu her yerden engelliyim, numaramı değiştireyim. Hatta belki yeni ev bulup, taşınayım. Belki başka bir şehire gideyim. Ne yapayım? İşten mi çıkayım?" "Ahh, söylediklerin her ne kadar kulağa hoş gelse de şuan için sadece onu engelle. Ve onunla ASLA GÖRÜŞME. İşten çıkmak gibi bir hamlede sakın bulunma! Yeni bir iş bulmak biraz zor ama yeni iş bakabilirsin tabi. Hatta ben de araştırayım." Telefonu ile bir şeyler yapmaya başladı. "Bizim şirkete mi gelsen acaba?" dedi. Heyecanla telefonundan bir şeyler yapmaya başladı. "Aynen, dur kanka. Bizim şirkette seninle aynı pozisyonda çalışan bir çalışan, eşi stresli bir hamilelik yaşadığı için istifa etti. On dört günlük izne ayrıldı yeni biri gelene kadar. Ege'de, küçük bir kasabaya taşınıyor. Yani şuan pozisyon boş. Ben bir İKA'daki arkadaşım ile konuşup, sana haber veriyim." dedi. Başımı olumlu anlamda salladım. "Olur." dedim. "Sen sakın delice bir şeye kalkışma bak!" dedi. Ardından birkaç vedalaşma cümlesi söyledi ve kapattı. "Ne işle meşgulsünüz abla?" Elimdeki peçete ile oynarken barmen çocuğa baktım. "Halkla ilişkiler." dedim. Kendi ilişkimi bile yoluna koyamazken, halkla ilişkiler müdürü olsam ne oluyordu sanki? "Anladım, çok şanslısın abla. Bak, hemen yeni bir iş buldun bile!" dedi. "Şans mı?" diye mırıldandım. Buruk bir gülümse oluştu yüzüme. "Oradan bakınca, şanslı gibi mi duruyorum?" dedim barmen çocuğa dik dik bakarak. Çocuk önce afalladı, ardından gülümseyerek bana baktı ve dedi ki: "Abla, nişanlın olacak -afedersin, şerefsiz- karaktersizin yüzünü çok önceden gördün. Ya evlenip çoluğa çocuğa karıştıktan sonra görseydin? Verilmiş sadakan varmış abla! Hemcinslerim diye söylemiyorum, çok şerefsiz oluyor bazıları." duraksadı ve "Çok afedersin ama senin gibi bazı kızlar da nerede şeref-karakter yoksunu var, hemen onları alıyor hayatına. Efendi erkeklere kız arkadaş muamelesi yapıyorsunuz!" dedi. Öfkeli bakıyordu. "Derya da öyle! Gitmiş, yüzüne baksan 'Belanın ta kendisiyim, uzak durun benden' diye kötülük akan birine aşık oldu." Ofladı. "Siz de iyi kızlara, 'Dünya ahiret bacımsın' diyorsunuz, nerede kötü kız varsa, onunla ilişki yaşıyorsunuz! Bak bana, iyi ahlaklıyım da ne oldu? Nişanlım gitti beni boynuzladı!" İnanamıyordum, barmen çocukla neyi tartışıyordum ki? Sarışın ve yeşil gözlü, biraz çelimsiz bir çocuktu. Yaşı benden biraz küçük gibi duruyordu. "Kaç yaşındasın sen? Yaşın yetiyor mu senin burada böyle çalışmaya?" diye sordum. "20 yaşındayım abla." dedi. Benden bir hayli gençti. "Okuyor musun?" dedim. Onun yaşındaki çocuklar üniversitede okuyor oluyordu. Melis'in kardeşi ile yaşıttı. "Evet abla. Turizm ve otelcilik okuyorum. Yazları da böyle çalışıyorum, harçlığımı kazanıyorum." dedi. Hem okuyup hem çalışan insanlara saygı duyuyordum. "Üniversitedeyken ben de çalışıyordum, ahh, bir sürü part-time işte çalıştım." dedim. "Yıllar çabuk geçiyor." "Valla öyle abla, zaman çok kıymetli. Bir şerefsiz için ağlamaya ise hiç değmez. Ne demişler, 'Allah bir kapıyı kaparsa, daha iyi bir kapı açar.' O yüzden üzülme. Daha iyi bir insanla karşılaşırsın inşallah, sıkma canını." Gülümsedim, orası öyle olmuyordu işte. "Yaş 27 olunca, gelen talipler artık azalmaya başlıyor. Bu yaştan sonra da çocuk sahibi erkekler talip oluyor ancak." Kaşlarımı kaldırarak söylemiştim. "Orası hiç belli olmaz abla. Allah büyük. Seni mutlu edecek birini, Allah tez vakitte karşına çıkartsın inşallah! Amin Ya Rabbim!" dedi ve elini yüzüne sürdü. "Amin" dedim ben de. Yan taraftan tanıdık olmayan bir telefon sesi geldiğinde oraya döndüm, birkaç sandalye ötemdeki adamın telefonu çalmıştı. Onun varlığını tamamen unutmuş, burada barmen çocukla konuşuyordum. "Peki efendim, ben dediğiniz gibi yapayım öyleyse." dedi. Giderken bana doğru baktı, bir an için göz göze geldik. Adam uzun boyluydu, üstünde gri takım elbise vardı. Beyaz tenine yakışmış, kahverengi gözleri vardı. Bir şey demeden uzaklaştı. "Buyur abla, iç de için ferahlasın. Hava sıcak, limonata çok iyi gider." "Teşekkürler." dedim ve limonatadan bir yudum aldım. Pipeti ile oynarken telefonuma bir mail geldi. Ardından Melis'in çağrısı düştü. "Kankaaaa, Çisem hanım ile konuştum. Özgeçmişini istedi, birkaç gün içinde gönderirsen eğer aday görüşmeye çağıracaklarmış. Acil olarak bu pozisyon için personel alacaklarmış. Ben de seni önerdim, kesin alırlar seni. Sen de izin al senin şirketinden, görüşme olumlu olursa -ki olmaması için ben bir sebep göremiyorum- istifa edip benim şirketimde işe başlarsın. Ay çok güzel olacak!" dedi. "Tamam Melis, teşekkür ederim." dedim. Hakkımda hayırlısı olsundu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD