TAKİP

1047 Words
Aslan, Ece’ye dair sadece yüzeysel bilgileri toplamakla kalmamıştı. İçinde, kontrol etme ve sahip olma arzusu öyle büyümüştü ki, onun geçmişine, ailesine dair en ince detayları bile öğrenmek istemişti. İzmir’deki yaşamına dair, ailesinin yapısına, ilişkilerine dair her bilgi onun için kıymetliydi. Ece’nin ailesi, orta halli bir ailenin sıcak, ama kırılgan bağlarla birbirine bağlı bireyleriydi. Babası, işinde titiz ama bazen çekingen bir adam; annesi ise koruyucu ve hassas, kızının iyiliği için her fedakârlığı yapmaya hazır. Sadece ağabeyi çok sorunlu bir geçmişe sahip ailenin başına bela olabilecek cinstendi. Tam aslanın ihtiyaç duyduğu zayıflığı yaratıyordu. Ece ona bakmamıştı. Eğer reddedilirse uygulamaya koyacağı plan masadaydı. Aslan, köydeki adamlarını İzmir’e gönderip İzmir’deki evlerinin detaylarını, aile üyelerinin zayıf noktalarını öğrendi. Ece’nin ailesine dair bilgileri, onun hassasiyetlerini, korkularını ve sevgi biçimlerini içeriyordu. Her yeni detay, Aslan’ın aklında bir planın taşlarını birleştiriyordu: Ece’nin geleceğini kendi iradesiyle şekillendirme olasılığı… Rakı masasında, tek başına otururken fotoğraflara bakarken bir yandan da bu bilgileri zihninde tasarlıyordu. Ece’nin ailesiyle iletişime geçebileceği noktalar, onları etkileyecek söylemler, Ece’ye baskı oluşturabilecek küçük stratejiler… Tüm bunlar onun zihninde bir yol haritası gibi şekilleniyordu. Sert ve kararlı duruşunun ardında, soğukkanlı bir plan vardı artık. İçinde yanan ateş sadece tutku değil, aynı zamanda hesaplı bir güç gösterisiydi. Ece’nin masumiyeti ve kırılganlığı, Aslan için hem bir tutku hem de bir meydan okuma olmuştu. Ve böylece, Aslan’ın dünyasında Ece sadece bir öğretmen değil; sahip olunması gereken, planlanması gereken ve yavaş yavaş kontrol altına alınması gereken bir hedef hâline gelmişti. Ece, sabah derslerini hazırlarken öğrencilerin neşesi ve taş duvarların arasında yayılan bahar kokusu ile kendi dünyasında kaybolmuştu. Dışarıdaki telaşı hiç fark etmemişti. Okulun kapısından içeri adım atan üç adam, köyün aşiretinin ileri gelenleriydi; sert bakışları ve ağır adımlarıyla müdürün odasına yöneldiler. Müdür’e kısaca dertlerini anlattılar. Müdür hem sevindi hem de biraz gerildi. Ece öğretmenin vereceği tepkiyi kestiremiyordu . Bu işin ucunda Aslan Ağayı gücendirmek de vardı. Müdür hemen nöbetçi öğrenciyi Ece’nin sınıfına gönderip odasına çağırttı. Ece odaya gelip iri yarı adamları görünce hem şaşırdı hem de korktu. Büyük ve ciddi cüsseli bir adam, derin bir sesle konuştu: “Ece Hanım… Biz Aslan Abdülselamoğlu’nun yakınlarıyız bizi köyde herkes tanır. Ağamız sizi görmüş beğenmiş. İzdivacınıza taliptir. Gördüğünüz gibi niyeti gayet ciddi. Ağamı tanımıyorsanız size anlatsınlar.Bir görüşün konuşun.’ Ece bu teklifi hiç beklemiyordu. O gün bahçede Aslan’ın siyah gözlükleri hiç ilgisini belli etmemişti. Sert bakışlarla bakmış, sessizce bahçeyi terk etmişti. Ece net konuştu: Aslan beye teşekkürlerimi iletin. Onur duydum ancak ben henüz evlenmeyi düşünmüyorum. Kendisinin hakkında hayırlısı olsun. Aşiret adamları, Ece’nin sert duruşunu görünce bir an şaşırdı, fakat sessizce birbirlerine baktılar. Sert ve ağır bir tavırla başlarını salladılar; sözleri yoktu ama mesaj açıktı: “Bu bir red cevabıydı, ama işler burada bitmemişti.’ Ece, odadan çıktıktan sonra elleri hâlâ titriyordu. Yalnızca görevine odaklanmayı başaran bir kız değildi artık; köydeki bu güçlü adamın ve onun temsilcilerinin gölgesi, yaşamının üzerine düşmeye başlamıştı. Ve Aslan’ı reddetmiş de olsa ilk kez kendi içindeki yanmayı hissetmişti. Aslan, köy konağındaki odasında tek başına oturuyordu. Kahvesini yavaşça kaldırıp içti; her yudumda karanlık düşünceler daha da yoğunlaşıyordu. Adamın sert çehresinde hiçbir belirti yoktu; ama içi, kavrulmuş bir ateş gibi yanıyordu. O anda, temsilcilerden biri, Ece’nin red cevabını iletti: “Ağam, okula vardık, müdür odasına çağırdı hocayı, Allahı var çok güzel kız, lisanı münasiple anlattık. Dinledi’ Aslan sinirlendi: Güzelliğinden sana ne amca ne dedi sen onu söyle!! Yaşlı adam öksürdü: Ağam sana teşekkür etti. Onur duymuş kendileri lakin Henüz ben düşünmüyorum dedi. Senin hakkında hayırlı olsunmuş ağam. Aslan’ın gözleri aniden karardı. Hayatında ilk defa bir kıza, küçücük bir öğretmen kıza talip olmuş ve reddedilmişti. Koskoca Aslan ağa… Sanki tüm o kontrol ve güç, bir anda kayıp gitmiş gibi hissetti. Dudaklarının kenarında sert bir çizgi belirdi; avuçlarını masanın kenarına bastı, parmaklarının eklemleri beyazladı. Sessizliği, odadaki ağır hava daha da yoğunlaştırdı. Aşiretin büyükleri : Aslan oğlum yapma sana kız mı yok? Hangi ağanın kızını istiyorsan alalım. Aslan iyice sinirlendi: Ne ağası ne kızı amca!! Ama yanmakta olan ateş daha da alevlendi. İçinde öfke vardı; hem kendi gururu hem de kalbindeki kontrol edilemez arzu tarafından beslenen bir öfke… Ve bir başka his: tarifsiz bir tutku, Ece’nin reddine rağmen daha da büyüyen bir sahip olma isteği. Gözleri, masadaki fotoğraflara kaydı; Ece’nin minibüste çekilmiş o narin silueti, öğrencileriyle konuştuğu anlar… Hepsi zihninde dönüp duruyordu. Her bir kare, kalbinde hem bir kıvılcım hem de bir yanma oluşturuyordu. Aslan, sert ve kararlı duruşunu koruyordu; köyün adamlarına, rakıya, sessizliğe vurdu kendini ama içindeki yangın, artık geri dönülemez bir noktaya ulaşmıştı. Red cevabı sadece bir başlangıç olmuştu; Ece’nin masumiyeti, onun için bir meydan okuma, bir takıntı ve aynı zamanda bir arzunun kaynağı haline gelmişti. Ve o gece, Aslan için tek gerçek vardı: Ece Taşdemir’in hayatı, kendi kontrolü altına girmeliydi. Ece’yi istiyordu, her şeyiyle istiyordu. Bedenini, ruhunu, o sarı saçlarını, mavi gözlerini… İncecik beline sarılmak istiyordu, burnunu o ince boynuna gömmek… Ertesi gün amcası Diyap Ağa Aslanı ziyarete geldi. Teselli edecek oldu ama Aslan aniden amcasına döndü: Amca! Ben Arslan Ağayım bir kızı beğendiysem alırım! Amcası: Aslan oğlum, tamam ne istersen alırsın ama bu gönül işidir. Gönül işinde zorlama olmaz. Hele ki bu kız yabancı. Buraları, bizim adetimizi bilmez. O sırada kapı çaldı. İçeri Aslan’ın annesi Mizgin hanım girdi. ‘Oğlum nedir bu kaç gündür öğretmen kız davası? Bana ne zaman anlatmayı düşünüyorsun? Benim iznimi almayı hiç düşünmedin mi? Aslan annesine döndü: Neden izin alayım anne kız senin koynuna mı girecek benim koynuma mı? Mizgin: oğlum. Kız köye nerden geldi bilinmez yabancı bir kız. Soyu sopu belli değil hem nasıl uyacak bize? Aslan: Ben soyunu sopunu araştırdım. Bizim buranın koca peşinde koşan kızlarına benzemiyor haklısın. Reddetti beni ana! Mizgin: Naz yapıyodur oğlum. Amcasına döndü: Diyap ağa bir de ben göreyim şu kızı. Nasıl görürüm? Diyap Ağa: Yenge, kız, Sonay ve Zişan ile samimi gelip gidiyorlar belki oradan görürsün. Aslan başımı ellerinin arasına almış cevap vermiyordu. Mizgin odadan çıktı kendi odasına doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Avluda kız kardeşi Çimen ile karşılaştı. Kızkardeşi kocasını Mizgin’in kocası ile aynı kavgada kaybetmiş kardeşi ve yeğeninin konağına sığınmıştı iki kızıyla. Çimen: Abla ne oldu? Mizgin: Şu kız aslanı reddetmiş, Aslan perişan. Çimen: Abla sen zaten bu iş olmasın istiyordun şimdi ne bu telaş. Mizgin: Oğlanın hali hal değil Çimen. Bu kızı bir de ben göreyim derim. Odasına girdi Çimen de arkasına takılmıştı. Aceleyle rehberinden bir numara çevirdi. Mizgin: Alo Sonay kızım. Ben Mizgin Abdülselamoğlu. Seninle şu arkadaşın hakkında konuşacaktım. Evet Ece. Nasıl görebilirim şöyle uzaktan da olsa?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD