YSÇ 2

4254 Words
Yanında bir hareketlilik hissettiğim halde gözlerimi açmakta zorluk çektim, gözlerimi açmak istiyordum ama açamıyordum. Sanki birisi göz kapaklarıma beton dökmüş gibi hissediyordum. Zorlanarak gözlerimi açtığımda, pencereden içeriye dolan Güneş gözlerimi yakınca gözlerimi geri kapattım. "Ayşenur, Selma teyze çağırıyor hadi canım kalkmamız gerek." Bahar'ın kısık ve çatlamış sesini duyunca zorlansam da gözlerimi açmaya çalıştım, gözlerimi açarken canım yanınca yüzümü buruşturdum. Bana üzgün gözlerle bakan Bahar'la gözlerimiz kesişince " o kadar berbat ha" diye sordum. Bahar beni duymazdan geldi ve yataktan kalkıp koltuğun üstüne koyduğu formalarını giyinirken "hadi biraz acele et saat sekize geliyor, eğer biraz daha oyalanırsak Selma teyze seni bu hâlde görür. Hadi banyoya git de elini yüzünü bol soğuk suyla yıka, annen seni bu hâlde görmesin." Külçe gibi vücudumu yataktan kaldırmam sanki asırlar sürdü. Vücudum, tüm geceyi soğuk havada dışarıda gerçirmişim gibi tutulmuştu, her yerim ağrıyor, kemiklerim sızlıyordu. Ayaklarımı sürüyerek odamın kapısına geldim ve odamdan çıkmadan önce koridor da kimse var mı diye etrafı kontrol ettim. Etrafta bizimkileri görmeyince hızla kendimi banyoya attım. Suyla yüzümü yıkamadan önce, aynadaki yansımamla kısa bir bakışma yaşadım. Bu aynadaki kişi ben olamazdım değil mi? Yani olmamalıydım... Yeşil gözlerinim ışığı sönmüş, göz kapaklarım şişmişti, göz altlarımın kızarmış olduğunu görmekse yeniden gözlerimin dolmasına neden oldu. Aynadaki aksime bakarken, dün akşam yaşadığım herşey bir film şeridi gibi gözümün önüne geldi ve gözlerim doldu. Ağlamamak için alt dudağımı ısırdım. Artık o'nun için ağlamak istemiyorum çünkü o, bu gözyaşlarının hiç birini haketmiyor. Haketmeyen biri için daha fazla gözyaşı dökmeyeceğim diye kendime söz verdim... Kendime acımayı bıraktım ve çeşmeyi açıp suyun soğumasını bekledim. Soğuk su yüzüme her temas ettiğinde kendimi biraz daha iyi hissettim. Soğuk su sayesinde biraz olsun kendime gelebildim... Odaya geri döndüğümde, Bahar formasını giymiş saçlarını tarıyordu. Okul formamı elime alıp uyuşuk hareketlerle üzerimi giyindim, yorgun vücudumu saçlarımı taramak için yatağın kıyısına bıraktım. Saçımı taramaya çalışırken, Bahar elimden tarağı aldı ve belime kadar uzanan uzun kahverengi saçlarımı tarayıp balık sırtı ördü. Karşıma geçip "böyle daha iyi oldu, hadi canlan biraz. Annenler seni bu hâlde görürse yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu anlayacaklar," dedi. Bahar komodinin üzerine tarağı bırakacakken elini tuttum ve ayağa kalkıp Bahar'a minnetle sarıldım. Yanımda olup bana destek olduğu için ona minnettardım, "teşekkür ederim, sen olmasan ben ne yapardım," dedim... Bahar'la kahvaltı için mutfağa girdiğimizde, annem kahvaltıyı hazırlamıştı, babam da her zamanki gibi yerine oturnuş gazetesini okuyordu. Bizi ilk fark eden annem oldu. Annem beni görünce ilk önce bir duraksadı, sonra yüzümü araştırırcasına incelemeye başladı, ve gördüklerinden memnun olmadığı her saniye çatılan kaşlarından belli oluyordu. Ah kesin yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu anladı. Yaşadığım panikle onunla temasını kestim ve gözlerimi kaçırdım. Yüzüme sahteyim diye bağıran sahte bir gülümseme takındım ve onlara "günaydın," diyerek her zamanki yerlerime oturdum. Bahar da yanımdaki yerini alınca, annem çaylarımızı doldurdu. Biz masadaki yerlerimize alınca babam okuduğu gazetesiyle okuma gözlüğünü kenara koydu ve şüpheyle yüzümüzü inceledi, "günaydın kızlar, yorgun gözüküyorsunuz" dedi. "Bugün sınavımız var da babacığım, o yüzden Bahar'la geç saatlere kadar ders çalıştık, haliyle de yorulduk" diye durumu toparlamaya çalıştım. Babam yüzünde anlayışlı bir gülümsemeyle elimi tutup sıktı. "Tamam sınavlarınız önemli farkındaydım kızım ama lütfen bir daha kendini böyle harap etme," babamın sözleri, içimdeki suçluluk duygusunu artırdığı yetmezmiş gibi onlara yalan söylemek zorunda kaldığım için kendimden nefret ettirdi. Gerçi doğruyu onlara nasıl anlatabilirdim ki? İki yıldır onların haberi olmadan gizli saklı bir ilişkiyi yaşamaştım ve şimdi her şey bitince 'aslında babacığım ben dün aldatıldığımı öğrendim onun için bu kadar üzgünüm' nasıl diyebilirdim? Onların arkasından gizli saklı iş yapmaktan utandığım için yine her zamanki gibi susmayı tercih ettim, başka ne yapabilirdim ki? Yüzüme takındığım zoraki gülümsemeyle babamın nasırlı elini sıktım ve "sen merak etme yakışıklım, her şey yolunda, malûm bunlar son sınavlarımız, bir de önümüzde üniversite sınavımız var, eğer Bahar'la üniversitede istediğimiz bölümü kazanmak istiyorsak daha çok çalışmalıyız. Değil mi Bahar?" Bana yardımcı olması için topu Bahar'a attığım da, sağ olsun beni yine yalnız bırakmadı. "Evet Ahmet amca Ayşenur haklı, üniversiteyi kazanmak için daha çok çalışmamız lazım." Beni her zaman anlayışla karşılayan kahramanıma sokuldum ve başımı omzuna koydum. "Senin de her zaman söylediğin gibi babacığım, emek olmadan yemek olmuyor," dedim. Biz babamla konuşurken annem yerine oturdu ama bir saniye olsun keskin bakışlarını benim üzerimden çekmedi... Sessizlik içinde kahvaltımızı yaparken, annem çatalını tabağının kenara bırakıp çayından bir yudum aldı, "anneciğim bugün okuldan sonra bir yere uğrama doğruca eve gel. Malûm akşama söz var, sen gelince hep birlikte yola çıkarız" dedi. Bir an yutkunamadım, yediğim lokma boğazıma dizildi. Ben şimdi nasıl sizinle gelmek istemiyorum diyebilirim ki, bu işten nasıl kurtulabilirim düşüncesi beynimi kemirirken bir yol aramaya başladım. Henüz onun parmağına yüzük takıldığında gülecek kadar kendimi hazır hissetmiyorum, üstelik o kadar da güçlü biri değilim ki ben. Benim zavallı kalbim şuan böyle bir şeyi kaldıramaz... "Babamla sen gitsen olmaz mı anne, çünkü benim yarında sınavım var ve ona çalışmam gerek. Biliyorsunuz ki bu hafta sınav haftası o yüzden ders çalışmalıyım," dedim. Ama içimden lütfen anne lütfen, bu akşam da beni cehennem ateşlerinde yakma diye yakardım. Sözlerimden sonra annem beni şüpheyle süzdü. "Ders çalışman gerektiğini ben de biliyorum kızım ama Salih teyzenin tek oğlu ve eğer biz bu akşam söze gitmezsek teyzen bize darılır. Teyzenin huyunu en az sen de benim kadar biliyorsun." İçim kan ağlarken nasıl hiçbir şey olmamış gibi orada onun yüzüne bakardım. Bu işten kurtulmalıydım ama nasıl? Ne yapmalıyım, nasıl kurtulmalıyım, diye düşünürken, yine imdadıma Bahar yetişti. "Şey Selma teyze, söze siz Ahmet amcayla gitseniz olmaz mı? Ayşenur da bu gece biz de kalır ve birlikte ders çalışırız ne dersin? Hem Serap teyze Ayşenur'un okulu olduğunu biliyor o yüzden Ayşenur'a bir şey demez haksız mıyım?" Annem babama tedirgin bir bakış attı ve babam, anneme tamam dercesine başını sallayınca, onayı alan annem de anında direktiflerini sıralamaya başladı. "Okuldan çıkınca bir yere uğramak yok, doğruca eve! Her aradığımda, nereye attığını unuttuğun o telefonda açılacak! Ayrıca bu gece erken yatıyorsun küçük Hanım! Çünkü ders çalışacağım diye iyice ruh gibi oldun. Ayrıca siz zahmet etmeyin ben gitmeden önce Seher teyzene bugün onlarda kalacağını söylerim." Annem konuşurken, biz sadece otomatiğe aldığımız başımızı evet anlamında salladık... Annem diye demiyorum kendisi azıcık eli maşalıdır, onun sözünden çıktığım zaman her türk kadını gibi usta bir terlik firlatıcısı olabilme özelliğine sahiptir. Ve inanın bana on sekiz yıllık hayatımda onun terliği bir kez olsun ıskaladığını görmedim. Sağ olsun geçen yaz bizim kızlar beni ayarttılar ve salak ben de onlara uyup annemden izinsiz çarşıya çıktım. Hay çıkmaz olaydım, çünkü annem yaz tatilimin kalan bir aylık kısmı burnumdan getirdi. Bir ay boyunca bana tüm evi temizletti. Bu da yetmezmiş gibi temizlik bitince beni her gün lokantada çalışmaya yolladı. Ama bu ceza bana iki şey öğretti. Aslında benim küçük zannettiğim evimiz hiçte küçük değilmiş. Tâbi ben bunu her gün kapı cam silerken öğrendim daha doğru öğrenmek zorunda kaldım. İkincisi de annemi asla hafife almamayı, neden mi, kadının istediğini yapmadığım zaman içinden tam bir canavar çıkıyor. Kahvaltımız bitince eşek ölüsü ağırlığındaki çantalarımızı yüklenip bizimkilere görüşürüz dedikten sonra yine düştük okul yollarına. Biz bahçe kapısından çıkarken Özgür abi de kendi evlerinin bahçe kapısından çıkıyordu. Üzerine giydiği siyah kumaş pantolonla, açık mavi gömlek tam vücuduna oturmuştu, kahverengi saçlarının arasından asi bir kaç tutam saç da alnına dökülmüştü. Yani kısacası Özgür abi yine her zamanki gibi yakışıklı görünüyordu. Bahar Özgür abinin yanına giderek yanağından öptü ve "günaydın abilerin en yakışıklısı," dedi. Özgür abi her zamanki gibi çatık kaşlı hâliyle "günaydın," derken keskin bakışları beni şüpheyle süzdü. Onun bakışlarından rahatsız oldum ve gözlerimi kaçırdım. Ağzımın içinden "günaydın" dediğimde, o'nun bakışları daha da sertleşti. "Sen ağladın mı?" Şaşkınlıkla onun gözlerine tekrar bakarken hayır anlamında başımı salladım. "Hayır ağlamadım," diye, yine yalan söylemek zorunda kaldığım için kendimden ve en çokta Salih'ten nefret ettim. Özgür abi aynı annem gibi beni şüpheyle süzmeye başlayınca onun keskin bakışlarından kurtulmak için Bahar'ın koluna girdim ve "hadi geç kalıyoruz," dedim. Özgür abi bizim kapıya bakış attıktan sonra, "babanı bekliyorum geliyormuş, biraz bekleyin sizi de okula bırakayım," deyince Bahar'la aynı anda "gerek yok," dedik. Biz onu geri çevirince Özgür abinin çene kaslarının gerildiğine yemin edebilirim. Bu gergin ortamdan kaçmak için ona "hayırlı işler," dedim ve hızlı adımlarla yürümeye başladım. Sokağın köşesini döndüğümde Bahar bana yetişip koluma girdi. "Ağladığım o kadar mı belli oluyor Bahar, neden herkes bana kötü gözüktüğümü söylüyor." Bahar her zamanki gibi beni sakinleştirmeye çalıştı. "Sabah kötü gözüküyordun canım ama şimdi daha iyisin" deyince ona hışımla döndüm ve "nasıl iyi gözüküyorum Bahar ya, eğer iyi gözükseydim Özgür abi yüzüme bakar bakmaz ağladığımı anlamazdı!" "Abimin ne kadar dikkatli olduğunu unuttun herhalde Ayşenur, biliyorsun onun gözünden kolay kolay bir şey kaçmaz" Bahar'ın sözleri Seher teyzeye geçen yıl sürpriz doğum günü yapacağımız günü hatırlattı. O sabah evden çıkarken Özgür abi bizi görmüştü ve "nereye gidiyorsunuz" diye sormuştu. "kütüphane," diyen bendim, "sinema," diyen de benim çok bilmiş arkadaşım Bahar'dı. Özgür abi, bizi şüpheyle süzmüş sonra da "siz, yine ne işler çeviriyorsunuz?" Diye sormuştu. Bahar, Özgür abiye şirince gülümseyip "aşk olsun abicim, biz hiç iş karıştıracak insan mıyız? Önce kütüphaneye uğrayıp dersimiz için araştırma yapacağız, sonra da biraz stres atmak için sinemaya gideceğiz," diye, tek ayak üzeri kırk yalan uydurmuş, durumu toparlamıştı. Ya da biz öyle zannetmiştik. Seher teyze için doğum günü yapmayı düşündüğümüz yer bizimkilerin canlı müziğini sevdiği kafelerden biriydi. Çünkü ne zaman bizimkilerle oraya gitsek bizimkiler dinledikleri şarkılarla mest olur, canlı müziğe eşlik ederlerdi, biz de o yüzden Seher teyzenin doğum gününü kafe de kutlamak istemiştik. O gün kafenin sahibiyle konuşup doğum günü için anlaşmaya çalıştığımız sıra Özgür abi yanımıza geldi ve "kütüphaneler de ben görmeyeli bayağı değişmiş," diye bize sinirli bir bakış attı. Özgür abi sanki bizi suç üstünde yakalamış gibi konuşunca, bu defa ona sinirle bakan ben oldum ama sesimi çıkaramadım. Çünkü yanımızda kafenin sahibi vardı ve onunla bu yaptığı hareket yüzünden tartışacak olursak Seher teyzenin doğum günü sürprizi berbat olurdu. Biz ona öfkeyle bakarken Özgür abi bizi görmezden geldi ve kafe sahibiyle tokalaştı. Meğer kafenin sahibi Özgür abinin arkadaşıymış. Kafe sahibi de doğum günü yapacağımız kişinin Özgür abinin annesi olduğunu öğrenince bize yardımcı oldu ve böylelikle Seher teyzeye unutamayacağı güzel bir doğum günü sürprizi yaptık. Tabi o olaydan sonra Bahar'ın abisine bir hafta boyunca trip attığını söylememe gerek yok... Anılardan okulun bahçesinde bizim muhteşem ikili Ceyda ve Ceren görünce kurtuldum. Her zamanki yerimizde bizi bekleyen kızların yanına geldik. "Ne haber kız kırpık," diyen Bahar'a, Ceren gözlerini devirdi ve "iyi ne olsun kız saçaklı," dedi. Duygusal arkadaşım Ceyda ise yanıma gelip bana sarıldı ve "iyi misin canım?" Diye sordu. Ona sadece evet anlamında başımı salladım. Çünkü şuan kimseyle konuşacak hâlde değildim ve kimseyle konuşmakta istemiyordum, kızlar benim hâlime şüpheyle bakarken, onların yanında ayrıldım ve sesizce okula girdim... Bizim muhteşem ikiliyle öğlen bir saatlik molada buluşabildik. Masaya oturmuş ayaklarım bankın üzerindeyken onlara her şeyi eksiksiz şekilde anlattım ve son olarak, "üstelik bir senedir o kızla çıkıyormuş," dediğimde, karşımda oturan Ceyda'yla Ceren aynı anda hayretle "ne" dedi. Ceyda üzgün gözlerle bana bakarken, Ceren, "o şerefsizin böyle yapacağını biliyordum. Adi pislik" diyen, Ceren'in gözlerinden öfke akıyordu. Ceren uzun süre Salih'e saydırmayı devam etti, konuşurken de laf arasında, aynı Bahar gibi "biz sana söylemiştik ama Ayşenur" demeyi ihmal etmedi. Tam tahmin ettiğiniz gibi kızlar da beni Salih konusunda hep uyarmışlardı ama ben onlara kulaklarımı tıkamış onları dinlememekte ısrar etmiştim. Ceyda kaç defa yanıma gelip 'Ayşenur ben bu Salih'e güvenmiyorum' demişti. Ama insan bir kere salak olmaya görsün o laflara hemen kulağını tıkayı veriyor. O zaman onlara inanmamıştım ama şimdi ne kadar haklı olduklarını en acı şekilde öğrenmiştim. Derin bir nefes aldım ve kızların gözlerine kararlılıkla baktım, "bu saatten sonra benim için artık Salih defteri bir daha açılmamak üzere kapandı" dedim... Kızlar benim kararlı tavrımı görünce sağ olsunlar bana destek olmak için ellerinden geleni yaptılar, hatta kafamı dağıtayım diye bana duydukları yeni dedikodularla durum değerlendirmesi bile yapmaya başladılar. Biz kızlarla durum değerlendirmesi yaparken bir an Ceren'in gri gözleri parladı. Eyvahlar olsun, bizim cadı kesin yine Bahar'ı sinir edecek bir şey buldu. Ay ortalık fazla karışmasa bari, şuan onların kavgalarını çekecek havamda değilim... Bahar'la Ceren birbirini sinir eden ama birbirinden de ayrılmayan düşman iki kardeş gibiler, ne birbirlerinden ayrılıyorlar ne de birbirlerine takılmadan durabiliyorlar. Bahar,"ne haber Deniz, gelsene" diyen Ceren'e, birazdan üzerine atlayacak gibi gözlerini kısarak öfkeyle baktı. Deniz'de Bahar'a yakın olma fırsatını kaçırmadı ve Ceren'in teklifini ikiletmeden hemen yanımıza geldi. "İyiyim Ceren. Sen nasılsın?" Ceren'le konuşan Deniz'in gözü Bahar'daydı. "İyi be Deniz ne olsun, sınavın nasıl geçti?" Deniz, "kolaydı" deyince, Bahar'ın gözlerini kocaman açıldı. "Nasıl kolaydı be! Matematik sınavı kolay mı olurmuş? Siz hangi kafayı yaşıyorsanız, Allah Allah," diyen Bahar'a hepimiz gülmeden edemedik. Bahar, kendisine güldük diye bize ölümcül bakışlar atarken, Ceren'in derdiyse bambaşkaydı. O, hâlâ Bahar'ı nasıl sinir ederimin peşindeydi. "Deniz senin derslerinde, sınavlarında iyi o yüzden diyorum ki, acaba sınavlarında Bahar'a yardımcı mı olsan?" Eğer bizim kızıl kafa biraz daha böyle konuşmaya devam ederse, birazdan yine Bahar'ın gerçek yüzüyle tanışacaktı da haberi yoktu. "Tâbi ki seve seve. Yeter ki Bahar yardımcı olmamı istesin," Deniz, bunları söylerken hayran gözlerle Bahar'a bakıyordu. Bahar, yüzündeki sahte gülümsemeyle dişlerinin arasından tıslarcasına, "Ceren'ciğim, bu hafta zaten sınavlar bitiyor ya unuttun mu, o yüzden gerek yok!" Ceren Bahar'ın hâline sırıtırken, Deniz'de iç çekerek Bahar'ın hırçın hallerine hayran oluyor, ondan gözlerini alamıyordu. Onların bu hâllerini Ceyda'yla ben de tenis maçı izler gibi izliyorduk. Ha bu arada Deniz, Ceyda ve bu yıl aramıza yeni katılan Timur, bizim okulun tabir yerindeyse inekleri, yani sizin anlayacağınız şekilde söyleyeyim, çocuklarımız derslerinde çok başarılılar efendim... Bizim çalışkan Deniz, benim tembel arkadaşım Bahar da ne bulduysa bulmuş, ona aşık olmuştu ve her fırsatta Bahar'a duygularını açıyordu ama sürekli bizimkinden bu iş olamaz diye ret cevabı alıyordu. Ama Deniz'de en az Bahar kadar inatçı çıktı, o hayır dedikçe nedenini soruyor, cevap alamadıkça Bahar'dan umudunu kesmiyordu. "Bahar biraz konuşalım mı?" Bıkkınlıkla nefesini veren Bahar, "bak Deniz, sen gerçekten zeki bir adamsın ve bugüne kadar beni anlamış olman lazım. Ama yok, ben kalın kafalıyım anlamadım illa kendi kulaklarımla duymak istiyorum diyorsan o zaman beni iyi dinle Deniz. Olmaz, anlıyor musun olmaz! Seninle benden bir halt olmaz!" "Neden Bahar, bana en azından nedenini söyle? Konuştuğun biri mi var?" Bahar bıkkınlıkla nefes verirken Ceren'e, 'sen bittin bakışı' attı. Sonra, Deniz'in cevap bekleyen gözlerine baktı. Bahar tam Deniz'e cevap veriyordu ki zil çaldı. Deniz, Bahar'a durma konuş dercesine baktı ama Bahar konuşmayınca elini sıkıntıyla saçlarının arasından geçirip kendini bekleyen arkadaşlarının yanına gitti. Deniz gidince yerimizden kalkarken Bahar, Ceren'e "sana bunun hesabını çok fena soracağım kırpık, bu defa gerçekten ileri gittin" diye tısladı. Bahar bu defa gerçekten sinirlenmiş gibiydi... Ceren, onun bu kadar çok sinirleneceğini tahmin etmediği için kendi suçlu hissetti ve anında kendini affettirmek için yavru köpek bakışını takındı. "Kanka, vallahi ben böyle olacağını bilmiyordum özür dilerim. Affet beni. Bak beni affetmem için şu minnak bedenimle bir hafta boyunca o eşşek ölüsü gibi çantanı taşıyabilirim" diye kendini acındırmaya çalıştı ama Bahar onun numarasını yemedi ve sinirle okula doğru yürüdü. Ceyda'yla onların sürekli değişen ruh hallerine ağzımız açık şaşkınlık içinde bakıyorduk ki, Ceren'in "yürüsenize be" diye çemkirmesini duyunca girdiğimiz transtan çıktık ve hızlı adımlarla kızlara yetiştik. İkinci kattaki sınıflarımıza çılarken bir kez olsun Ceren'in yüzüne bakmayan Bahar, hâlâ Ceren'e kızgındı. Bizim kızıl kafa bu defa gerçekten fazla ileri gitmişti... Sanırım bugün benim on sekiz yıllık hayatımda yaşadığım en uzun günlerden biri olarak tarihe geçecek. Çünkü tarih dersimiz bitmek nedir bilmiyor ve ders uzadıkça ben dersten tamamen kopuyordum. Camdan dışarıya baktığımda, baharın habercisi ağaç dallarının yeşil yaprakları bana onu hatırlatınca gözlerimi kapatıp onu düşünmemeye çalıştım. Akşam parmağına söz yüzüğü takacak birini düşünmek, bana acıdan başka bir şey vermezdi. Onu aklımdan çıkarmalı kendi hayatıma kaldığım yerden devam etmeliydim ama hâlâ aklımın almadığı şeyler vardı. Salih, bunu bana neden yapmıştı? Benimle konuşmadığı o bir haftada acaba ne değişmişti? Ve Salih gerçekten Belma'yı o kadar çok mu seviyordu? O zaman neden bu zamana kadar benim duygularımla oynamıştı... Gözlerim uzaklara dalarken, Melike teyzemin büyük oğlu Yunus abimin düğününde, Salih'le ilk dansımızı yaparken söyledikleri geldi aklıma. 'senin gözlerinin derinliklerinde artık korkmadan kaybolmak istiyorum Ayşenur. Uzun süredir senden çok hoşlanıyorum, lütfen bana bir şans ver.' diyen Salih daha bir hafta önce de, 'bu can bu bedende olduğu sürece seni seveceğim Ayşenur' demişti. Meğer tüm o sevgi sözleri yalanmış. Salih, meğer beni hiç sevmemiş... Bahar'ın bacağımı dürtmesiyle daldığım düşüncelerden sıyrıldım ve kaş göz işaretiyle Okan hocayı işaret eden Bahar'a bakıp ofladım, derse adapte olmaya çalıştım ama olmadı. Her geçen dakika dersten biraz daha koptum. İçimdeki sıkıntı sevdiğim dersi dayanılmaz hâle getirmeye başlayınca, hocadan izin istemeyi düşündüğüm an imdadıma zil yetişti. Aceleyle çantamı toplarken Bahar bana şüpheyle bakıp "iyi misin," diye sordu, ona sadece evet anlamında başımı sallamakla yetindim, çünkü şuan kimseyle konuşmak istemiyordum. Bahar'la sessizlik içinde bizi bekleyen kızların yanına indik. Ceren, bunun hâli yine neden böyle dercesine Bahar'a kaş göz işareti yapınca, Bahar omuzlarını kaldırıp indirdi. Bahar'a gözlerini deviren Ceren, yanıma gelip elini omzuma attı ve "bugün seninle dışarı çıkalım mı güzellik, ha ne dersin?" Diye kaşlarını kaldırıp indirince o'na kınayıcı bir bakış attım "O, nasıl olacak bayan çok bilmiş? Biliyorsun ki annemler köye gittiler ve giderken Selma sultan bana kesin emirler verdi. Ve verdiği o emirlerin arasında kesinlikle dışarıya çıkamak yok. En son ondan izinsiz dışarı çıktığım da başıma gelenleri hepiniz biliyorsunuz," diye gözlerimi devirdiğimde, hepsi o halimi hatırlatıp gülmeye başladı. Ceyda, "eee o zaman ne yapacağız?" Diye sorunca Bahar,"bugün hava güzel hadi bize gidelim. Bir şeyler hazırlar kamelyada çay keyfi yaparız," deyince bizim kızlar sanki bu teklifi bekliyormuş gibi anında olur dediler. Okuldan çıktığımızda okulun köşesinde Özgür abiyi bizim tarih öğretmenimiz Okan hocayla konuşurken görünce şaşkınca birbirimize baktık. Neden gelmişti ki? Özgür abi bizi fark edince konuşmayı bırakıp, yanlarına gitmemizi bekledi. Bahar, özgür abiye şüpheyle bakıp "hoş geldin abi hayırdır," diye sordu. "Selma teyze köye giderken sizi okuldan almamı söyledi o yüzden geldim." "Görüşürüz Özgür" diyen Okan hoca arabasına doğru yönelince, "görüşürüz Okan hafta sonuna ayarlayın halı sahayı." "Tamam, hallederiz," diyen Okan hoca gidince, kaşları çatık halde "atlayın arabaya" diyen Özgür abiye Bahar gözlerini devirse de hep birlikte arabaya doluştuk. Özgür abi bizi eve bırakıp işe gidince bizimkilerle mutfağa geçtik ve kısır, kek, çay üçlüsünü yapıp kamelyaya oturduk. Çay keyfi yaparken bizimkilerle üniversite sınavı ve gelecek hakkında konuşmaya başladık... Her arkadaş gurubunda bir inek olduğu gibi bizim grubun ineği de kızıl afet Ceyda'ydı ve Ceyda ilkokuldan beri, ben doktor olmak istiyorum diyor başka bir şey demiyordu. İnsanlar der ya akıl yaşla veyahut boyla olmuyor diye, işte bunun canlı kanıtı bir elli beşlik boyuyla Ceyda'ydı. İki insanın birbirine dış görünüşü dışında hiç bir huyunun benzemediğini görmek isterseniz bizim kızlarla sadece beş dakika geçirmeniz yeterde artar. Bizim çılgın ikili Ceyda ve Ceren tek yumurta ikizleri olmalarına rağmen birbirlerine dış görünüşleri dışında hiç benzemezler. Ceyda ne kadar kırılgan, naif, içe dönük, bildiğiniz sabırın insan olup şekil bulmuş haliyse. Ceren ise onun tam zıttı, hırçın, hazır cevap, aktif dışa dönük ve her zaman çabuk sinirlenendir. Ceren, bazen o kadar sinirlenir ki, kızıl saçları alev alacak sanar ve ortalıktan kayboluruz. Bizim çılgın kızımız Ceren'in hayaliyse avukat olmak, o yüzden bu sene derslerine asılmış, daha çok çalışmaya başlamıştı. Bahar mı, ah o ayrı bir dert, onun tek bir hayali var o da Yusuf abimle evlenmek. Benim hayalim mi? Öğretmen olmak istiyorum. Hem de ilkokul öğretmeni, düşünsenize küçücük çocukların temiz kalplerine dokunduğunuzu, gözlerindeki o saflığı ve pırıltıyı, size öğretmenim öğretmenim diyen o masum hallerini. Ben bunları her düşündüğümde yüzümde kocaman bir gülümseme oluyor. Sanırım öğretmen olmak istemem de anneannemin de katkısı var. Anneannemden Hz Ali'nin 'bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum' sözünü duyduğumda çok etkilenmiştim ve öğretmenliğin ne kadar kutsal bir meslek olduğuna anlayıp öğretmen olmaya karar vermiştim... Bizim kızlarla akşama kadar gelecek hakkında uzun uzun konuştuk, hatta Bahar'a daha çok ders çalışması için baskı bile yaptık ama yok. Bizimki Nuh dedi peygamber demedi. Bahar'ı ikna edelim derken akşamda olmuştu ve bizimkiler "biz artık kalkalım," deyince onları yolcu ettik. Kızları yolcu ettikten sonra Bahar'la birlikte eve girdiğimizde, Seher teyzem de yemekleri hazırlamıştı... Akşam Özgür abiyle Ali amca işten gelince el birliğiyle masayı hazırlayıp hep birlikte masaya oturduk. Çorbalarımızı içerken Ali amca, "sınavlar nasıl gidiyor kızlar," diye sorunca, Bahar ağzındaki lokmayla "gidiyor işte baba ne olsun," dedi. Özgür abiyse inanmıyorum dercesine başını salladı. Seher teyze, "kızım herkes okumak için elinden geleni yapıyor ama sen de hiç o gayret yok. Ne olacak senin sonun" diye sitem edince, Bahar gayet rahat bir tavırla, "ne var ki benim halimde mavişim? Bak sınavlarımada çalışıyorum, daha benden ne istiyorsun?" Seher teyze yardım istercesine Özgür abiye ve Ali amcaya bakıp iç geçirdi. "Bence biz bu kıza çok yüz verdik Bey, o yüzden bu, bu kadar şımarık. Özgür, acaba Bahar'ı bu yaz lokantada yanında mı çalıştırsan? Belki biraz burnu sürtse düzelir, ha ne dersin?" Özgür abinin öyle bir hayır deyişi vardı ki, istemsizce kıkırdadım. Bahar'ın kızgın gözlerini bakarken geçen yıl yaptıkları geldi aklıma. Geçen yıl bizim çalışanlardan Osman abi hasta olmuştu, ben de hasta olduğum için gidememiştim, o yüzden Bahar'ı yardıma çağırmışlardı. Bahar, o gün lokantaya gittiğinde Yusuf abim de lokantadaymış. Bahar o gün Yusuf abime asılan iki kızla kavga etmiş ve kızları kolundan tuttuğu gibi lokantadan atmış. Abim, lokantada akşama kadar kalınca da, Bahar'ın eli ayağı birbirine dolanmış, o gün bir sürü bardak, tabak kırmış. Akşam eve geldiklerinde, Bahar dokunsanız ağlayacak gibiydi, Özgür abiyse adeta burnundan soluyordu. O gün ikisi de çok sinirli olduğu için hâllerine gülememiştim ama şimdi aradan zaman geçtiği için rahatça gülebiliyordum. Ben Bahar'la Özgür abiye gülümseyerek bakarken, bir an Özgür abinin de bana baktığını hissettim. Onunla göz göze geldiğimizde sanki Özgür abinin gözlerinde bir ışık yandı. Açıkçası onun bana baktığını görmek utandırmıştı beni, gözlerimi kaçırıp tabağımdaki yemekle oynamaya başladım. Özgür abi "aman aman eksik kalsın. Bahar lokantada bir hafta çalışmaya gelse ben herhalde bir senelik zarar ederim." "Aşk olsun abi ya, sen bana sakar mı demek istiyorsun?" "Demek istemiyorum güzelim. Açıkça sana sakarsın diyorum, geçen yıl lokantada bir gün çalıştın bir haftalık zarar açtın be kızım," dedi sinirle. Bahar pişkince sırıtıp " ben de seni düşündüğüm için zaten işe gelmiyorum abicim. Mazallah ben işe geldiğimde, iş yerin zarar ederse ben ne yaparım, sonra bana kim harçlık verir, değil mi ama?" Dediğinde, Özgür abi inanmıyorum dercesine başını salladı. Onların bu komik hâllerine daha fazla dayanamayıp kahkahayı bastım. Tâbi Bahar'dan çimdiği de yedim orası ayrı... Yemek yedikten sonra Seher teyzeye biz mutfağı hallederiz sen içeri geç, diye onu mutfaktan yolladık, çayı ocağa koyup, mutfağı toparladık. Ben bardakları hazırlarken, Bahar zulasından çok kıymetli cipslerini almaya gitti. Bir gün Bahar'a, "Yusuf abim mi, cips mi," diye sormuştum, Bahar gözleri kocaman açarak "saçmalama sana kızım ya! Böyle seçenek mi olur? Ben ikisi arasında tercih yapamam ki," demişti çatlak. Çay bardaklarını hazırladığım sıra arkamda bir hareketlilik oldu. Hareket etmek istedim ama edemedim, çünkü Özgür abinin sıcak bedeniyle tezgah arasında sıkışıp kalmıştım. Bu da neyin nesiydi şimdi? Ne yapmaya çalışıyordu bu adam? Özgür abi yukarıdaki dolabı açıp, bardak almak için uzanınca, nefesimi tuttum. Onun kendisine has kokusuyla harmanlanmış, odunla, misk karışımı parfüm kokusu içime nûfus edince gözlerimi kapatıp titrek bir nefes aldım. Yaptığım hatayı fark ettiğimdeyse, utançtan kan yanaklarıma hücum etti. Özgür abi, benden biraz olsun uzaklaşınca, nefes almak aklıma geldi. O buzdolabından soğuk suyu alırken, titreyen bacaklarım yüzünden tezgaha tutunmak zorunda kaldım. O suyunu alıp mutfaktan çıkınca, sakinleşmesi için elimi kalbime koydum; bu kadar hızlı atacak ne vardı ki sanki? Sakinleşmek için derin nefesler alıp verirken, o görüntüler aklıma geldikçe utançtan yanaklarım kızardı... Çayları servis ederken özellikle Özgür abiyle göz göze gelmemeye özen gösterdim. Çay servisim bitince Bahar'ın yanındaki boş sandalyeye oturdum. Arada ise Ali amcayla iş hakkında konuşan Özgür abiye istemsizce gözüm kayıyordu. Özgür abi, akşam eve gelince her zamanki gibi üzerini değiştirmişti. Üstüne giydiği kot pantolon ve gri t-shirtle daha genç görünüyordu. Kahverengi saçları her zamanki gibi dağınık hâlde alnına dökülmüştü, burnu ise bir erkeğe göre düz ve güzeldi, köşeli çenesi ise erkeksi yüzüne çok yakışıyordu. Onu, incelerken bir an onunla göz göze geldik. Bataklığı andıran kahverengi hareleri sanki içimi görmek istiyor, ya da gözlerimde bir şey arıyordu. Onun bataklığı beni adeta derinliklerine davet ediyor, sanki bana gizli vaadler sunuyordu. Bu adlandıramadığım garip düşünceler boğazımın kurumasına neden olunca yutkundum. Yutkunduğumu görünce dudağının köşesi hafifçe kıvrıldı ve sanki aradığını bulmuş gibi kahve harelerinde bir ışık yandı... Onun bataklığında yine kaybolup gidiyordum ki, birisi boğazını temizledi, sesi duyunca girdiğim transtan çıktım ve Bahar'a ürkek bir bakış attım. Bizim halimize şaşırdığı her halinden belli oluyordu. İlk şoku atlatan Bahar kulağıma eğilip sessizce,"kaç dakikadır birbirinize dalıp gittiniz, hayırdır ne iş?" Bahar'ın sorusuyla yanaklarım kızarırken, "saçmalama kızım ya" diye bildim sadece. Gerçekten az önce ne olmuştu? Sanki biraz önce ikimizde bu dünyadan soyutlanmış bambaşka diyarlara yolculuk etmiş gibiydik. Sanki bu akşam Özgür abinin gözlerinde başka bir mana başka bir anlam vardı. Ah hadi ama şuan gerçekten saçmalıyorum! Dün yaşadıklarım yüzünden duygularım karman çormandı ve onun için bana gösterilen her sevgi kırıntısını yanlış anlıyordum. Evet evet kesinlikle yanlış anlıyordum, çünkü yaşadıklarım çok ağır geldiği için kafam karışmıştı, o yüzden de böyle saçma sapan düşüncelere kapılıyordum. Evet kesinlikle bu yüzden, bunun başka türlü bir açıklaması olamazdı yani... Özgür abi "iyi geceler," deyince daldığım düşüncelerden çıkabildim ve gözlerimi kaçırıp ağzımın içinden "iyi geceler," diye mırıldandım... Özgür abi gidince biz de Bahar'la birlikte Seher teyzelere iyi geceler dedik ve Bahar'ın pembe köşküne, (bu Bahar'ın taktığı isim) geçtik. Bu odada ki her şeyin pembe olması bazen bana pamuk şekerin içindeymişim gibi hissettiriyordu. Bahar'la birlikte yatağa oturduğumuz da, yatak başına sırtımı yasladım ve bacaklarımı karnıma doğru çekip, başımı dizlerime koydum. Akşam mutfaktayken annemle konuşmuştum. Sözleri kesilmiş, Salih yüzüğü parmağına takmıştı. Oysa ki tüm gece boyunca beni arayıp "seni sevdiğimi anladım Ayşenur, sözlenmekten vazgeçtim" demesini bir umutla beklemiştim. Salak kafam işte, beklememem gerektiğini bile bile beklemiştim. Onun o lanet halkayı parmağına taktığını düşündükçe gözlerim doldu ve benden izinsiz gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye başladı. Bahar elini omzuma koyup omzumu yanındayım dercesine sıkınca gözlerimi kapattım. "Yapmış Bahar, parmağına benim olmayan o yüzüğü takmış." "Bunu kendine yapma canım. Lütfen o şerefsiz için ağlama." "Elimde değil ki canım yanıyor, nefes alamıyorum. O, benim masum kalbimi ellerinin arasına alıp paramparça etti, sonra da kalbimin her bir parçasını başka yerlere fırlattı. Biliyorum zamanla bu acı geçecek ama şuan canım çok yanıyor!" "Biliyorsun ki biz neler atlattık elbet bunu da atlatacağız ve sen tekrar nefes aldığını yaşadığını hissedeceksin. Üstelik senin bu güzel kalbin zamanı gelince, gerçek aşka yelken açacak ve sen gerçekten seni seven birini bulacaksın. Ve o zaman o, değersiz mahlukat için ağladığına çok pişman olacaksın. İnan bana." Bahar haklıydı. Silkelenip kendime gelmem lazımdı. Biliyorum ben bunu da atlatacağım, hayatıma kaldığım yerden devam edeceğim ve beni sevmeyen bir adam için daha fazla gözyaşı dökmeyeceğim...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD