Bitmeyen Arzular

1185 Words
Erva tam gidecekken Mirza arkasından, “Dur,” dedi. Erva bir anda irkildi. Kapının yanında öylece kaldı. Zaten patronunun yanında konuşurken bile zorlanıyordu; şimdi tam çıkacakken durdurulmak kalbini daha da hızlandırmıştı. Yavaşça arkasını döndü. “E-efendim?” dedi çekinerek. Mirza masasından başını kaldırdı. Ciddi ama sakin bir ifadeyle ona bakıyordu. “Dosyayı bıraktın ama imza kısmını boş bırakmışsın.” Erva’nın yüzü bir anda kızardı. Ellerini birbirine kenetledi. “Ö-özür dilerim… fark etmedim. Erva’nın kalbi daha hızlı atmaya başladı. Başını hafifçe eğdi. “Tekrar kontrol edeceğim… bir daha olmayacak.” Mirza birkaç saniye onu inceledi. Erva kapının yanında küçük bir çocuk gibi durmuştu; sanki biraz daha konuşsa gerçekten korkudan kaçacak gibiydi. Sonra Mirza dosyayı uzattı. “Gel, buraya.” Erva tereddüt ederek birkaç adım yaklaştı. Masanın kenarında durdu. Mirza kalemi dosyanın üstüne bıraktı. “Önce sakin ol,” dedi beklediğinden daha yumuşak bir sesle. “Ben seni azarlamak için çağırmadım.” Erva şaşkınlıkla başını kaldırdı. Mirza hafifçe kaşını kaldırdı. “Sadece… bu kadar korkmana gerek yok.” Erva ne diyeceğini bilemedi. Erva kapıya doğru birkaç adım attı. Odanın içindeki hava ağır ve sessizdi. Çıkmadan önce bir an durdu, başını hafifçe çevirip Mirza’ya baktı. Gözlerinde hem saygı hem de belli belirsiz bir tereddüt vardı. “Ben çıkayım efendim.” dedi yumuşak bir sesle. Mirza masanın başında oturuyordu. Önünde açık duran dosyalara bakıyor gibi görünse de aslında düşüncelere dalmıştı. Erva’nın sözleriyle başını kaldırdı. Gözleri bir an Erva’nın yüzünde durdu. Sanki söylemek istediği bir şey vardı ama kelimeler boğazında düğümlenmişti. “Dur…” dedi Mirza ağır bir sesle. Erva kapı koluna uzatmış olduğu elini yavaşça geri çekti. Mirza’ya döndü. Odanın sessizliği daha da derinleşmişti. “Bir şey mi emredeceksiniz efendim?” diye sordu. Mirza sandalyesinde geriye yaslandı. Parmaklarını masanın üzerinde birbirine kenetledi. Bir süre Erva’ya baktı. Bakışları sert değildi ama içinde taşıdığı ağırlık kolay fark ediliyordu. “Bu akşam olanları düşündün mü?” diye sordu. Erva kısa bir an gözlerini yere indirdi. Sanki o akşam yaşananlar hâlâ zihninde dönüp duruyordu. “Düşündüm efendim.” dedi sessizce. Mirza ayağa kalktı. Masanın etrafından dolaşarak pencerenin önüne gitti. Dışarıda gece çökmeye başlamıştı. Sokak lambalarının solgun ışığı camdan içeri sızıyordu. “Bazen,” dedi Mirza yavaşça, “insan doğru olanı yapmakla kalbini dinlemek arasında kalır.” Erva bu sözlere karşılık vermedi. Sadece Mirza’yı dinledi. Mirza başını hafifçe çevirdi ve Erva’ya baktı. “Sen hangisini seçerdin Erva?” diye sordu. Erva bir an düşündü. Bu soru beklediğinden daha ağırdı. Sonra sakin ama kararlı bir sesle konuştu. “Kalbimi dinlerdim efendim… Ama doğru olandan da kaçmazdım.” Mirza’nın dudaklarında çok hafif bir gülümseme belirdi. Sanki tam da bu cevabı bekliyormuş gibiydi. “İşte mesele de bu.” dedi. Odanın içinde birkaç saniyelik bir sessizlik daha oldu. Sonra Mirza elini hafifçe salladı. “Şimdi gidebilirsin.” Erva başını saygıyla eğdi. “İyi geceler efendim.” Kapıyı açtı. Çıkmadan önce son bir kez Mirza’ya baktı. Mirza tekrar pencereye dönmüş, dışarıdaki karanlığa dalmıştı. Erva sessizce kapıyı kapattı. Koridorda yürürken aklında Mirza’nın söylediği sözler dönüp duruyordu. Ama bilmediği bir şey vardı: O odada kalan Mirza da en az onun kadar düşüncelere gömülmüştü. Çünkü bazı kararlar vardı ki, yalnızca bir kişinin değil, herkesin kaderini değiştirebilirdi.Günler ağır ağır akarken Mirza’nın dünyası fark etmeden değişmeye başlamıştı. Önceleri sıradan olan sabahlar artık farklı bir anlam taşıyordu. Çünkü her yeni gün, Erva’yı görme ihtimalini de beraberinde getiriyordu. Mirza ilk başta bunun sadece kısa bir merak olduğunu düşünmüştü. Ama zaman geçtikçe kalbinde büyüyen o his artık inkâr edilemeyecek kadar güçlüydü. Erva’yı ilk gördüğü anı sık sık hatırlıyordu. Gözlerindeki o sakin ışık, konuşurken yüzünde beliren o yumuşak ifade… Mirza’nın zihnine sanki bir iz gibi kazınmıştı. Artık Mirza’nın yürüdüğü yollar bile değişmişti. Eskiden fark etmeden geçtiği sokaklar şimdi onun için umut dolu bir bekleyişe dönüşüyordu. Belki köşeyi döndüğünde onu görecekti. Belki aynı anda aynı yere varacaklardı. Bu ihtimal bile Mirza’nın kalbini hızlandırmaya yetiyordu. Bir gün, öğleden sonra güneş yumuşak bir şekilde sokakları aydınlatırken Mirza uzaktan Erva’yı gördü. Kalbi bir an duracak gibi oldu. Sanki zaman yavaşladı. İnsanların sesleri arka planda silikleşti. Mirza sadece onu görüyordu. Erva saçlarını hafifçe kulağının arkasına atarak yürüyordu. Güneş ışığı saçlarının üzerinde ince bir parıltı bırakmıştı. Mirza bir an durdu. İçinde iki ses vardı. Biri “Git konuş” diyordu, diğeri ise “Ya her şey değişirse?” diye fısıldıyordu. Ama o gün Mirza geri dönmek istemedi. Yavaş adımlarla Erva’ya doğru yürüdü. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki sanki herkes duyacak gibiydi. Aralarındaki mesafe birkaç adım kaldığında Erva başını kaldırdı ve Mirza’nın gözleriyle karşılaştı. O anda Mirza’nın içindeki bütün düşünceler dağıldı. Erva’nın gözleri düşündüğünden daha derindi. İçinde sakin bir sıcaklık vardı. Mirza bir an ne söyleyeceğini bilemedi ama sonra hafif bir gülümsemeyle konuştu. “Merhaba.” Basit bir kelimeydi ama Mirza için büyük bir adımdı. Erva da gülümsedi. O gülümseme Mirza’nın içindeki bütün gerginliği yumuşattı. “Merhaba,” dedi Erva. O kısa an, Mirza için uzun bir hikâyenin başlangıcı gibi hissettirdi. Çünkü o günden sonra Mirza sadece uzaktan bakan biri olmak istemiyordu. Erva’yı tanımak istiyordu. Onun sevdiği şeyleri, neleri hayal ettiğini, neye güldüğünü, hangi şarkıları dinlediğini… Ve günler geçtikçe Mirza daha cesur olmaya başladı. Bazen birlikte birkaç dakika konuşuyorlar, bazen aynı yolda yürürken sessizliğin içinde bile garip bir huzur hissediyorlardı. Mirza fark etmişti ki Erva’nın yanında zaman farklı akıyordu. Dakikalar daha kısa, anılar daha derin oluyordu. Bir akşamüstü gökyüzü turuncu ve pembe renklere boyanmışken birlikte yürürlerken Mirza içindeki duyguyu artık saklayamadığını hissetti. Kalbi yine hızlı atıyordu ama bu sefer korkudan çok umut vardı. Mirza durdu. Erva da durup ona baktı. Mirza birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra yavaşça konuştu. “Biliyor musun… seni tanıdıkça bir şey fark ettim.” Erva merakla gülümsedi. “Ne fark ettiniz "? Mirza derin bir nefes aldı. “Seninle konuştuğum her gün… bir öncekinden daha güzel geçiyor.” Erva’nın yüzünde hafif bir utangaçlık belirdi. Gözleri bir an yere kaydı ama sonra tekrar Mirza’ya baktı. Ve o an Mirza şunu hissetti: Bazen bir insanın kalbine yaklaşmak büyük sözlerle değil… küçük ama samimi anlarla başlıyordu. Gün batarken ikisi de yan yana yürümeye devam etti. Aralarında henüz söylenmemiş birçok şey vardı. Ama Mirza biliyordu ki artık Erva’ya doğru attığı her adım sadece bir umut değil, aynı zamanda bir başlangıçtı.Yazma Mirza kapıyı hafifçe çaldı. “Erva, bir dakika odama gelebilir misin?” dedi. Erva içeri girdi. “Buyurun Mirza Bey?” Mirza masasının arkasına yaslanıp ciddi bir ifadeyle konuştu: “Bu akşam önemli bir iş yemeği var. Benimle gelmeni istiyorum. Asistanım olarak sen de orada olacaksın.” Erva hemen başını salladı. “Ben gelemem Mirza Bey. Akşam için planım var.” Mirza kaşlarını kaldırdı. “Gerçekten mi? Çünkü bu yemek çok önemli.” Erva yine kararlı bir sesle konuştu. “Üzgünüm ama yine de gelemem.” Mirza hafifçe gülümsedi ve sandalyede öne doğru eğildi. “Peki ya gelirsen… maaşına zam yaparsam?” Erva şaşkınlıkla baktı. “Zam mı?” Mirza başını salladı. “Evet. Hem de iyi bir zam. Sadece bu akşam benimle gel.” Erva bir an düşündü, sonra Mirza’ya bakarak hafifçe iç çekti. “Bu biraz haksızlık ama… tamam. Gelirim.” Mirza memnun bir gülümsemeyle ayağa kalktı. “Harika. O zaman akşam yedi buçukta hazır ol.” Erva kapıya doğru yürürken mırıldandı: “Bir akşam yemeği için pazarlık yaptık resmen…”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD