"Korktum ama kaçmak çok daha korkunçtu."

3071 Words
"Vızızızızıı..." Yatakta ters döndü. "Vızzzzzzz...z.z.z.z..." Sinirle başını bir anda yastığından kaldırdı ve bağırdı. "Seni pislik!" Penceresini yukarı kaldırdı ve dışarıyı işaret ederek bağırdı. "Çık odamdan!" Sinek dolanıp durdu ve hemen odasından çıktı. Jessie bunu seviyordu. Odasına giren her sineği böyle kovuyordu sanki onlar da hep böyle gidiyorlardı. Sinirlene sinirlene altına siyah deriden, bacaklarını saran bir pantolon, üstünde ise babasının yakası açık beyaz gömleğini giymişti. En sonda dizilerinin altına kadar gelen siyah çizmeleri giyerek saçlarını iki yandan ördü. "Günaydın, benim minik ailem!" Diyerek salona girdiğinde annesi kızgınlıkla ona bakıyordu. "Yine mi bunlar! Tamam bari saçlarını salsan?" Diyerek Jessie'nin üzerine yürüdü. "Ya hayır!" "Kızım,biraz ya biraz olsun, biraz kız gibi giyin! Bu ne hâl? Nerede senin elbiselerin?" Annesinin sızlanışlarını dinlemeyen Jessie hemen dışarıya kaçmaya başladı. "Olmaz , zaten inat edip kestiğin saçım yüzünden sürekli elim yüzüme gidiyor. Doğru dürüst göremiyorum." Diyerek sitem etti. Annesinin ardından geldiğini görünce koşmaya başlamıştı bile, sapanını alıp tahta kapıyı hızlıca itti ve annesinden ne kadar uzaklaştığına bakmak için arkasını döndü. Tam o sırada büyük bir bedene çarptı ve sendeledi. "Kızım, önüne baksana." Dedi babası bir şeyi olup olmadığını kontrol ederken. "Önemli değil baba..." Derken gözleri arkadaki kızıl kahverengi ata kaydı. "Bu da ne böyle?" Jessie büyülenmiş şekilde atın asil duruşunu incelemeye başlamıştı. "İşte senin yeni yol arkadaşın..." Diyerek aldığı yeni atı tanıtan babasına kahkahalarla sarıldı. "Baba! Bu...bu çok güzel!" Diyerek yerinde zıplamaya başladıktan sonra elindeki sapanını beline yerleştirdi. "Thomas!" Diye bağıran Gabriella ile Thomas gülümseyerek eşinin yanına gitti ve nazikçe beline sarıldı. "Yeni bir at mı?" dedi Gabriella eşinin gözlerine ışıl ışıl bakarken. "Evet,hayatım. Yeni bir arkadaş." Gabriella, kocasını iyi tanırdı. Kızının yalnızlığını paylaşması için almıştı sanırım o atı. Yoksa çiftliklerinde bir sürü hayvanları vardı. "Jess! Bir ava çıkmaya ne dersin?" Diye bağıran babasıyla Jessie'nin gözleri parladı. "Harika!" Diyerek ata atlayacağı sıra Thomas kızını durdurdu. "Şimdilik eski atlarımıza bin istersen , onu daha iyi tanımıyoruz." dedi. "Sorun olmaz baba." Diyerek içtenlikle gülümsedi Jessie ve ellerini kızıl kahve tüylerde gezdirdi. "Tamam o zaman hadi hazırlanalım." *** "Unutma Jess orman tehlikeli, bir kız olduğunu belli edersen seninle uğraşırlar. Sakın peçeni ve pelerinini çıkarma!" Diyen Thomas atının eğerlerini son kez kontrol etti. "Tamam da bence şu an bir suikastçi gibiyim. Bence çok daha ilgi çekici. " Diyerek homurdandı. "Çıkarma sakın Jessie!" Babası ciddi olduğu zamanlarda ismini tam söylerdi ve Jessie ciddiyeti anlamıştı. "Akşam elin boş döneceğin için üzülüyor olmalısınız bay Thomas Demon." Diyerek dalga geçti babasıyla. "İşlerin sizin açınızdan böyle olacağını düşünüyorum." Babasının lafına gülerek annesine el salladı ve babasıyla ormana girdiler. "Buluşma noktamız burası, ayrıca atın ıslık çalınca geliyor, unutma." Bir baş harketiyle babası ormanın sol koluna Jessie ise sağ koluna sapmıştı. Aradan bir saat geçmişti ancak Jessie bir tavşandan başka hiçbir şey bulamamıştı. Yenilgiyi kabullenemiyordu. Alsa altta kalamazdı! Babası olsa bile... Sırtındaki oklardan birini bile eline alamamıştı, hiç ceylan falan görmemişti ki. Sapanıyla bakıp duruyordu etrafa , tavşan falan görüyordu çünkü... Sinirle homurdandı ve karşı patikaya geçmek için atını dehledi. Tam ilerlerken duyduğu gürültü ile yavaşça atından indi. Bir kalabalık vardı ve kavga sesi geliyordu. İçini nedensizce bir merak sardı. Atını bir ağacın dibinde durdu ve önüne ot attı. Atı otlarını yeyip dinlenirken ağacın tepesine tırmanmaya başladı. Belirli bir yüksekliğe ulaşınca ağacın bir dalına oturdu ve etrafa bakındı. Gözleri sesin geldiği yönde gezindikten sonra kalabalık bir grup gördü. "Ah buradan bakınca pek de güçlü gözükmüyorsunuz prensim!" Diyerek dalga geçti adamın biri. Elinde tuttuğu kılıç neredeyse Jessie'nin boyu kadardı. Ne konuştukları duyulmuyordu ama bir suikast girişimi olduğu belliydi. Yere diz çöktürülmüş 5 kişi vardı. 15'e yakın kişi ise ellerinde kılıçlarla etrafını sarmıştı. "İşin benimle değil mi , adamlarımı serbest bırak!" dedi yeşil gözleri öfke saçan adam. Sarı ve hafif bukleli olan saçları dağılmıştı. Üzerindeki kıyafetleri fazlasıyla süslü ve pahalıydı. Prens Leonardo tam anlamıyla küplere binmişti. Adamları ile dikkat çekmeden müttefik devletler ile bir antlaşma imzalamaya giderken bir sukiastiçiye kurban gitmek üzerelerdi. "Olmaz!" diye diretti askerlerinden biri. Prens bunu kimin dediğini biliyordu elbette ki, sağ kolu Thomas. "Kesin sesinizi!" Diye bağırdı yüzü kapkara olan adam. "Ya da konuşun ne fark eder, birazdan ben keseceğim zaten." Diyerek sırıttı ve prense döndü. "Prensim orada havalar nasıl? Kuş tüyü yastığınıza başınızı koyamıyor oluşunuz inanın beni çok üzüyor..." Diyerek yalandan kırgın sesler çıkardı. Prens Leonardo ne olursa olsun başını eğmeyi düşünmüyordu. "Ben sizden çok daha üzgünüm , bayım çünkü sizinle şanlı bir savaşta ölmeyi isterdim. Böylesine adi ve adeletsiz bir durumda değil. İnanın bu kadar düşük bir toplumu topraklarımda beslediğim için çok büyük bir utanç duyuyorum." Yaver prensin ölüme giderken bile aseletinden ödün vermeyişine şaşkınlıkla baktı. Oysa kendisi şu an ölmekten korktuğu için bayılabilirdi ancak tutunduğu tek gerçek prensiyle yan yana ölecek olmasıydı. Prens'in sözleri adamı o kadar sinirlendirdi ki yüzü kıpkırmızı olmuştu. "Önümde diz çökerken bu ne büyük sözler!?" Diyerek kükredi adam. "Önünüze zorla diz çöktürüldüm, diz çökmedim bayım. Arasındaki farkı anlamınızı isterim." diyerek çenesini dikleştiren Prens Leonardo adamı daha da sinirlendirmişti. "Senin kelleni evimin vitrinine asacağım! " diyen adamla Prens Leonardo yüzünü buruşturdu. "Sanırım bu aldığım en büyük ceza olurdu." Prensin bu sözü diz çöken çökmeyen herkesi güldürmüştü. Suikastciler bile bıyık altından gülmeden edemedi. "Son sözünü söyle!" diye bağırdı sinirden deliye dönen adam. "Cehennemde görüşürüz, demeyi çok isterdim ama azad olacak olsam bile senin kadar dibe batamam." Bu son damlayla tepesinin tası atan adam kılıcını göğe kaldırmıştı, Prens Leonardo sonunun böyle olacağını hiç tahmin etmezdi ama yine başını öne eğmedi. Gözlerini kırpmadan kendisini öldürecek olan adama baktı. Tam kılıcı boynuna doğru savuracaktıki "tak " diye bir ses duyuldu. Prens şaşkınlıkla bakındı. Koca adam geriye doğru yalpalarken eli alnına gitti, parmakları sıcak kanıyla kırmızıya boyanmıştı. Bununla birlikte suikastcilerin dikkatli dağıldı. Elleri bağlı yerde duran beş adam ise şaşkınlıkla etrafa bakıyorlardı. "Tak" "Gözüm!" Diye bağıran adam elindeki kılıcını yere fırlatmış kaşıyla gözü arasındaki bir yeri tutuyordu. Geriye doğru yalpayıp düşünce bir "tak" sesi duyuldu. "Ah!" Diyerek alnını tutan bir başka herif ile bir arbede oluştu. "Nerede?" "Kim o?" "Gördünüz mü?" Bir "tak" sesinden sonra eline batan taş ile koruma Thomas'ı tutan adam elini acıyla çekip salladı. "Lanet olsun!" Dedi sinirle. Başlarındaki adam sinirle bağırdı. "Bunlar da kim?" Diye mırıldandı Prens Leonardo. "Taş atarak bizimle dalga mı geçiyorsun sen?" Bunun üzerine birkaç kişi kılıçlarını kınına sokmuş oklarını çekiyorlardı. Bu sefer ise okunu ilk çekenin koluna saplanan siyah ipli bir ok oldu ve büyük bir feryat koptu. Herkes korkarak etrafa bakarken diğer ok çekenler geri çekilmeye kalmadan kollarına ok yemişlerdi. "Şu taraftan geliyor!" Diye bağıran adamla bir at sesi tam tersi yöne doğru koşturup kişnedi. "Etrafımızı sarmışlar!" "15'in 4 gitti." Küçük bir mırıltı. Adamlar atın gittiği yöne döndükleri sıra Prens Leonardo'nun arkasındaki adam omzuna yediği ok ile geriye düştü. Prens Leonardo şaşkınlıkla bakınsa da asla yalpalamadı. Hızlıca yerde gördüğü kılıca koştu ve bileğindeki ipi kesti. Kılıcı aldığı gibi korumalarının ipini kesecekti ki burnunun ucundan bir ok geçti ve kendisine vurmak üzere gelen suikastci alnına yediği ok ile yere yığıldı. Prens Leonardo derin bir nefes aldı. "5 ok gitti 5 ok kaldı." Bir mırıltı. Prens Leonardo kendisine saldıranlar ile bir kılıç savaşına girmiş bulundu. Hem arkasından gelen hem önünden gelen adamları durdurmak onun uykusuz ve aç bedeni için biraz ağırdı. Bir ok daha hızla geçip gittiğinde koruması Thomas'ın arkasındaki adam yere yığıldı. Thomas hemen yerinden fırlayıp arkasındaki adamın kılıcını aldı. Bileklerini keserken üzerine atlayan adamla bir boğuşmaya girmişti. Prens ise herkesi sırasıyla etkisiz bırakmayı düşünüyordu ama ele başları bir anda üzerine atladı. Omzuna çok sert bir şekilde vurmuştu. Acıyla sızlayan omzunu tuttu. Kılıcı yere düşmüştü. 48 saaten fazla uykusuzdu ve bu efor onu çok kötü yormuştu. Ne kadar daha bu savaşa dayanabilir hiçbir fikri yoktu. Belki bir on dakika otursa? İçinden bunlar geçerken ormanda bir ıslık duyuldu ve herkes olduğu yerde durdu. Dört nala koşarak etraflarından geçen at ile herkes boş ata baktı. At gözden kaybolduktan sonra ise kimse bir şey olmamış gibi kaldığı yerden komik bir şekilde devam etmişti. Jessie asla adeletsizliği sevmezdi. On beş kişi beş adama? Bunun da altında kalmazdı elbet! Atına atladığı gibi peçesini ve pelerinini düzeltti ve atını dört nala dehleyip son kalan dört okundan birini aldı. Prens koca cüsselli adam ile kıyasıya bir kılıç savaşı vermek üzere yerdeki kılıca atak yaptı ama arkasından yediği tekmeyle yere düşmüştü. Karşısındaki adam bağırarak kılıcını havaya kaldırdığı sıra kavganın tam ortasına dalan atlı biri gerdiği oku adamın tam kalbine sapladı. Bir beton yığını gibi devrilen adam, yüz üstü düştüğü için kalbindeki ok sırtından çıkmıştı. Bu manzara ile herkes şaşkınlık içerisinde siyah pelerinli adama bakıyordu. Jessie çektiği diğer oku yayına taktı ve Thomas'la boğuşmakta olan adama fırlattı. Thomas ayağa kalkar kalmaz diğer adamlar zaten tuzla buz olmuş , kaçmışlardı. Jessie yerdeki üç adama baktı, kurtardığı diğerlerine baktı ve herkesin sapasağlam olduğuna kanaat getirdikten sonra atını çevirip gitmek üzere dehledi. Prens Leonardo, bu gizemli kişiye dikkatle bakarken gitmek üzere olduğunu fark ederek atının önüne geçti. "Size teşekkürlerimi sunmama izin verin, bayım." dedi kibarca. Jessie kendisini erkek sanan adama tepeden bir bakış attı. Sarı saçları dağılmış, yeşil gözleri yorgundu ancak merakla parlıyordu. Yüzünde toprak vardı ve yorgun olduğu bariz belliydi. Jessie başını çevirdi ve gitmek için tekrar atak yaptı. "Bu ne büyük terbiyesizlik!" diye bağıran adam ile Jessie dönüp az önce hayatını kurtardığı adamın kendisine bağırışına baktı ve ani bir hareketle sırtından çektiği bir oku yayına koydu. Thomas az önce kendisini kurtaran adamın yüzüne ok tutmasına şaşırsa da asla ödün vermedi. "Özür dile!" Diye diretti. Jessie yayı daha da gerdi. "Tamam tamam! Sakin ol, siz korumamın kusuruna bakmayın kendisi bana çok düşkündür." diyerek araya girdi Prens Leonardo. "Size borcumu nasıl ödeyebilirim, bir sandık altın ister misiniz?" Jessie şaka mı yapıyor bu adam, diyerek başını çevirip adama baktı ancak çok ciddi duruyordu. Bu sefer okuyla onu nişan aldığında Thomas hemen kılıcını çekip atağa hazırlandı. Prens Leonardo elini kaldırıp Thomas'ı durdurdu. "Peki o halde, mücevher verebilirim..." dedi Prens Leonardo ciddiyetle. Karşısındaki kişiyi çok merak ediyordu ve belli ki o kişi kendisini tanımıyordu. Peki neden yardım etmişti? Kendisini neden riske atmıştı? Jessie daha fazla dayanamadı bu küstahlığa. "Şimdi, ben bu yayı fırlatsam senin altınların veyahut mücevherlerin sana cennete gitmen için bir merdiven yapacak mı? Eğer öyleyse hepsini istiyorum." Kızın sesini duyan herkes şaşkınlıkla gözlerini açmış ona bakıyordu. Jessie atının yönünü ormanın çıkışına doğru döndürürken, "Ben..." Dedi Prens Leonardo ve durdu kendisini bir kız mı kurtarmıştı? "Özür dilerim Leydim, ben sizi bir erkek sandım. " Diyerek başını eğdi. Nerede görülmüş bir Prens'in baş eğdiği. Jessie iyiden iyiye sinirlensede okunu geri koyup başını çevirdi. "Bir; bana 'Leydi' denmesinden nefret ederim, iki; sizi kurtardığıma pişman etmeyin. Üç; Tanrı beni, siz ve sizin gibi soylulardan korusun!" Diyerek atını dehlemek üzere geri çekildi. Prens Leonardo kızın gideceğini fark ederek hızlı bir atak yaptı ve at harekete geçmeden kızın önüne atladı. "Ne yapıyorsun!?" Jessie bağırarak bunu söylediğinde Prens Leonardo içtenlikle gülümsedi. "İsminizi bile bilmiyorum, size bir can borcum var. Hatta beş can." dediğinde Jessie sinirle bağırdı. Yüzsüz adam bir de yüz yüze oturmuşlardı. "O zaman bunu atımın üzerinden inerek ödeyin!" Thomas, Prens Leonardo'nun ata binmesiyle hemen atına atlamış arkalarından koşturmuştu. Küstah kız, nasıl böyle davranabilirdi? Yüksek sesli bir ıslık çalarak Prens'in kendisine bakmasını istedi. "Geliyorum efendim!" Atın birden şaha kalkmasıyla bir yere tutunamayan Prens Leonardo anlık bir boşlukla Jessie'nin üzerine çullandı. Elleri istemsizce siyah pelerinin etrafından dolanmış, genç kızın ince ancak güçlü beline sarılmıştı. Öne savrulan başıyla çenesi genç kızın köprücük kemiğine dayanmıştı. "Açmamış bir gül gibiydi, kokusunu kendine saklayan bir gonca gibi..." Prens Leonardo istemsizce gözleri kapanırken vücudu genç kızla bir bütün olmuştu. Az önce ölecekti ancak kalbi şimdi ölecekmiş gibi tepki veriyordu. Jessie birden kendisine koala gibi yapışan adamla çığlık attı. "Sapık! Küstah!" Atının eğerini tutan bir elini bırakıp Prens Leonardo'nun saçlarını çekiştirmeye başladı. "Sen napıyorsun? Psikopat herif!" Thomas arkadan dört nala koştururken küstah kızın Prens'i hakkında kurduğu terbiyesiz lafları duyuyordu. Sinirden deliye dönmüştü. "Seni duyuyorum!" diye bağırdı arkadan ve tekrar ıslık çaldı. Şahlanan at duyduğu ıslık sesine dönüp koşmaya başlayınca Jessie ittirdiği prens ile göz göze geldi. "Lanet olsun! Ya nereye gidiyorsun? Her ıslık çalana gidemezsin!" Jessie'nin bağırışıyla Prens Gözlerini kızın kahverengi gözlerine dikti. Şimdi bu asabi ve vahşi genç kızı daha çok merak etmişti. Bir anlık merakına yenik düştü. "Özür dilerim, Leydim. Umarım beni bağışlarsınız ama merakım irademe galip geldi..." Diyerek hızlıca kızın yüzündeki peçeyi çekti. Jessie peçesinin yüzünden çıkmasıyla babasına verdiği sözü tutamadığını fark ederek deliye döndü. "İşte şimdi sinirlendim!" dediğinde Prens Leonardo kızın yüzünün duru ifadesine bakmaktan kendini alamamıştı. Jessie kendisine yaklaşmakta olan dalı görünce atın eğerlerini bıraktı ve ellerini havaya kaldırdı. Atı zaten çok da hızlı gitmiyordu, sadece avuçları biraz sızlayacaktı. Hızlıca ellerini kaldırıp Dala tuttundu ve kendini attın üstünden geri itti. Prens Leonardo kızın bir anda attan kaybolmasıyla şaşkınlıkla ona baktı. Bir ağaç dalında asılı duruyordu. Hızlıca ata düzgün bindi ve atın yönünü değiştirdi. Jessie ağaç dalını bırakıp yere indikten sonra kendisine iki tane sopa buldu ve bir ıslık çaldı. Prens Leonardo atın birden bire tekrar şahlanmasıyla sıkıca tutundu. Yanından geçen Thomas ise kızı pataklamak için yanıp tutuşuyordu. Thomas kızla yüz yüze gelmesiyle kızın yüzünü kapatan peçesinin olmadığı fark etti. Şimdi çok da sağlam bir rakibe benzemiyordu. Kibirle göğsünü kabarttı kızın elinde tuttuğu iki sopayla savunmada beklediğini fark etti. Jessie eğer kendine inanırsa her şeyi başaracağını biliyordu ve kendisine sonuna kadar inanıyordu. Thomas kılıcını çekti ve hiç düşünmeden kıza saldırdı. Bir daha prensi hakkında ileri geri konuşamayacaktı. Kendisine gelen kılıcı gören Jessie hızlıca geri çekildi ve ardından kendi etrafında dönerek Thomas'ın diz kapağının arkasına sopasıyla vurdu. Dizi kapanan Thomas yere çöktüğü sıra genç kızın pelerinine basmış bulundu. Jessie kendisini boğan pelerin ile nefes alamayarak alelacele boynundaki ipi çözdü. Çoktan pembe bir iz boğazında yer edinmişti. Yüzü kıpkırmızı olmuş ve boğazında bir sızı oluşmuştu. Elini boğazına götürmek ve orayı sızlanarak ovmak istiyordu ama asla kendisini güçsüz gösteremezdi! Asla! Prens Leonardo iki delinin yanına geldiğinde kızın üzerindeki simsiyah pelerinin yere düşüşünü izledi. Giydiği bembeyaz salaş gömleğin gerdanı cüretkar bir şekilde dekolteliydi, bacaklarını saran dapdar siyah pantolon ise tüm vücut hatlarını belli ediyordu. İki yandan ördüğü saçlarıyla gerçekten bir savaşçı gibi duruyordu. Heyecandan dili tutuldu, ilk kez böyle bir kadın görüyordu. Uzun etekleri , yüzünde beyaz pudrası, şatafatlı mücevherleri olmayan dağınık gömlekli bir kadın. Thomas gördüğü genç kız ile gafil avlandı. Bu da neydi böyle? Jessie kendisine bakan iki adam ile daha da öfkelendi ve Thomas'a deli gibi saldırmak istedi. Onu pataklamak istiyordu, onu öldürmek istiyordu. Gözü kızıl rengi atıyla birlikte duran siyah ata kaydı ve öfkeden deliye dönen gözleriyle bağırdı. " Buraya gelin!" Genç kızın öfkeli bağırışı öyle bir yankı yapmıştı ki Thomas ve Prens Leonardo bu bağırış ile girdikleri girdaptan çıkabilmişlerdi. Orman ise bu bağırış ile sarsıldı. İki at koşarak Jessie'nin yanına giderken ağaçtan iki sincap atladı, köşede saklanan ceylanın biri yanına koştu. Thomas ve Prens Leonardo etraftaki hayvanların kızın yanına toplanmasıyla birkaç adım gerilediler. Neler oluyordu böyle? Jessie alışkındı buna, bu ormanı karış karış gezmişti. Ne zaman şarkı söylerek geçse tüm orman sakinleri peşinden gelirdi ancak ilk defa gördüğü atın da yanına gelmesi genç kızı şaşırttı. Omuzuna çıkan sincaplar ile gardını düşürmek istemedi. "Siz yere inin, bir şey olabilir." diye fısıldadı. Sincaplar hızlıca atların üzerine atladı. "Bu kız sizce de fazla garip değil mi Prens'im , şahsen bunu söylediğime içten içe sinirlensemde birazcık ürktüm." Thomas'ın itirafı ile Prens Leonardo gözlerini bir an ona çevirdi ama aklı hep gördüğü bu değişik manzaradaydı. Jessie bakışan iki adama baktıktan sonra gözleri gökyüzüne kaydı. Babası yakın zamanda buluşma yerine gelecekti. Geç kalmaması gerekiyordu yoksa bir daha babasıyla ava çıkamazdı. Elindeki sopları indirdi ve yere attı. Buna daha fazla katlanamazdı. Kızıl kahve atının yelelerini okşadı. "Brown." Diye fısıldadı ata. At aldığı isim ile dizlerini kırdı ve Jessie'nin binmesi için eğildi. Thomas ve Prens Leonardo ise onu öylece izliyordu. Prens Leonardo kızın gideceğini anladığında öne atıldı ancak Thomas'ın atı genç kıza siper oldu. "Bu da nesi?" diye mırıldandı Thomas. "Oğlum buraya gel!" Dese bile at onu hiç umursamadan dikiliyordu. İçi öfkeyle ve kıskançlıkla doldu, o kız söyleyince gidiyor ama... Şaşkınlıkla ellerine baktı şimdide bir kızı mı kıskanıyordu? "Saçmalama Thomas!" Prens Leonardo atın arkasından bağırdı. "Durun, lütfen. Bunları size geri vermeliyim. Böyle giderseniz sizin için tehlikeli olabilir." Genç kızın üzerindeki cüretkar kıyafeti kast ederek. Jessie gitmek istese de babasıyla buluşacağını hatırladı. "Çekilebilirsin Dark." Aralarındaki siyah at geri geri gitti ve ondan sonrasında Jessie'nin arkasına geçti. Bunu gören Thomas öfkeli gözler ile atına baktı. "Ne oldu kızı görünce peşinden mi koşamaya başladın hain?" diye fısıldadı. Jessie hayvanların arasından geçip Prens Leonardo'nun elindeki pelerinini aldı. Pelerinini savurarak omuzlarına geçirdi ve ardından ipini boynuna bağladı. Sonrasında uzanıp Prens Leonardo'nun elindeki peçesini aldı. Burnun üstüden, sadece gözleri gözükecek şekilde kapatıp bağladı. Genç kızın gözleri karşısındaki adama takıldı ve gözleri kısıldı. Kurtarmak ile iyi mi yapmıştı? "Beni ve yol arkaşlarımı kurtardığınız için size minnettarım Leydim. Umarım sizinle tekrar karşılaşma şeflerine erişebilirlim." Prens Leonardo bunu çok büyük bir içtenlikle söyledi ve bunun kendisi de farkındaydı. Jessie ise göz devirdi. "Bir daha benimle yaşlı moruklarım piposunu içerken takındıkları aşırı itici resmiyetle konuşma." diye mırıldandı. "Bunu unutmuşsunuz." diyen Prens Leonardo genç kızın kapüşonuna uzandı. Jessie daha ne olduğunu anlamadan genç adamın pelerini tutup başını kapatmasıyla elinin yanağına sürtmesi bir oldu. Thomas göz ucuyla olanları izlerken birden hayvanların etraflarında çember oluşturduğunu fark etti. Merakla gözlerini açtı. # "Babamı görebilecek miyim?" Karşısındaki orta yaşlarındaki kadın turkuaz renkli , kabarık elbisesinin eteklerini tutarak eğildi. Teni bembeyaz, gözleri elbisesiyle uyumlu bir maviydi. "Elbetteki efendim, birazdan Kral hazretleri burada olur." Bakışları gelen sesler ile arka kapıya ileşen genç çocuk heyecanla yerinde kıpırdandı. "Geldi!" Dedi içten içe çığlık atarak. Açılan kapı arkasından çıkan adamla genç çocuk "baba!" Diyerek bağırdı. Kralın buz gibi bakışları çocuğu olduğu yere heyecanıyla beraber saplamıştı. Yanındaki muhafızlara eliyle gitmelerini söylediğinde turkuaz elbiseli kadın onlara katıldı. Kral oğlunun yanına gitti ve sessizce diz çöktü. Elini sahiplenmekten çok uyarırcasına çocuğun küçük omuzlarına koydu. "Bir daha bana 'baba' deme. Ben senin ve tüm ülkenin Kralıyım. Duydun mu beni veliaht Prens?" # Prens Leonardo kızın gözlerinin yeşile çaldığını görünce korkarak ellerini geri çekti. Gözleri kahve değil miydi? Jessie gördüğü şeyden sonra yalpaladı, düşmek üzeydi ki Prens Leonardo genç kızın zarif belini tutup kendine çekmişti. Bir anlık korkuyla Jessie genç adama sarıldı ve istemsizce fısıldadı. "Üzgünüm Veliaht Prens Leonardo, yalnızlığınıza ancak bu kadar destek olabilirim." ŇJessie sözleri biter bitmez geri çekilerek atına koştu ve yerdeki iki sincaplara bağırdı. "Fıstık ve Fındık, yeni sahibiniz Prens Leonardo. Ona hep yoldaşlık edin!" Jessie bunu dedikten sonra atını dehledi ve son sürat oradan kaçtı. Prens Leonardo omzuna tırmanan sincaplar ile kaçan kızın arkasından şaşkınla bakıyordu. "Yalnız olduğumu nereden bildi?" Kendi kendine mırıldanırken Thomas öfkeyle atına yürüyordu, demek kendisini bir kız için satmıştı? Tam bir iki adım kala ayağına takılan şeyle yere baktı. Bir sapan? Elinde alıp döndürdükten sonra kaçıp giden kıza ait olduğunu fark etti. "Prens'im sanırım bunu görmek istersiniz.". diyerek sapanı Prens Leonardo'ya verdi. Prens Leonardo elindeki sapanı çevirdikten sonra okuduğu isimle gülümsedi. "Jessie Damon"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD