Levent’in hırıltılı nefesi boynuma çarptıkça, sırtımın altındaki cam sehpanın soğukluğu daha da belirginleşti.
O an, koridorun ucundaki çocukların odası aklıma geldi. Elif’in mavi ağaçları, Emir’in krampon hayalleri…
Onların bu geceki o masum uykusu, bizim bu vahşi çığlıklarımızla bölünmemeliydi.
"Levent," diye fısıldadım, dilimi kulağının memesinde gezdirirken.
Sesimdeki o buyurgan tonu, bir an için bir anne şefkatiyle yumuşattım.
"Burada olmaz. Sesimiz çok çıkıyor, çocuklar uyanacak."
Levent, boynumdan başını kaldırdı.
Gözleri kararmış, terden sırılsıklam olmuştu.
Bir an için ne dediğimi anlamamış gibi boş boş baktı yüzüme.
Sesi kısık ve hırıltılı çıktı "Ne? Çocuklar mı? Meral, şu an ne çocukları... Sen... Sen çıldırtıyorsun beni."
Ellerimi göğsüne koyup hafifçe iterek
"Evet, çıldırtıyorum. Ama bunu yatak odamızda, kapalı kapılar ardında tamamlayacağız. Hadi kalk."
Levent itiraz edecek gibi oldu ama bakışlarımdaki o keskin kararlılığı görünce teslim oldu.
Beni sehpanın üzerinden kaldırdı, kucağında taşıyarak yatak odamıza doğru yöneldi.
Levent beni yatağın tam ortasına, o her zamanki monotonluğumuzun aksine sertçe fırlattı.
Üzerime abanırken gözlerindeki o hırslı karanlık, bu gece hiçbir şeyin "normal" olmayacağının kanıtıydı.
Nefes nefese, parmaklarıyla bacaklarımın arasını okşayarak,
"Meral... Sen ne yaptın kendine? Bu sıcaklık, bu sesler... Seni hiç böyle görmemiştim."
İnlemelerimin arasında nefes alıp,
"Görmek istemedin Levent. Şimdi bak... Ellerini üzerinde gezdirirken ne hissettiğini söyle bana."
Levent’in elleri vücudumun her kıvrımını sahiplenici bir hırsla taradı.
Beni kalçalarımdan kavrayıp kendine çektiğinde, tenlerimizin sürtünmesinden doğan o yakıcı hararet odayı sardı.
Önce s****i, vajinamın ıslaklığında sertçe gezdirdi ardından hızla beni tamamen kendine çekip içime girdi.
İnlemelerime hakim olamıyordum,
İlk girişi gibiydi, vücuduma yayılan sıcaklıkla kıvranmaya başladım.
Her dokunuş, her inilti monotonlaşmış evliliğimizi zıplatıyordu.
Kulağıma doğru hırıldayarak
"Çok darsın... Çok sıcaksın. Sanki ilk kez dokunuyormuşum gibi." derken sert bir şekilde git gel yapıyordu.
Levent içime her girip çıktığında memelerim sarsılıyordu.
Memelerimi avuçladım ve acımı hafifletmek için sıkarak birbirlerine bastırdım.
"Sadece dokunma Levent. Beni parçala. İçimdeki bu ateşi söndürebilecek kadar derinime in. Daha fazlasını ver bana."
Vücudumun her bir hücresinin uyandığını, Levent’in her bir hamlesinde daha da dirildiğimi hissediyordum.
Onu bacaklarımın arasında kilitledim; tırnaklarımı sırtına geçirip onu kendime mühürledim.
Artık sessizce bekleyen o uysal ev kadını yoktu; her sarsıntıda daha fazlasını talep eden, yatağın çarşaflarını parmaklarıyla boğan bir kadın vardı.
"Meral... Duramıyorum. Beni bitiriyorsun. Ne oldu kızım sana?"
"Durmanı istemiyorum. Devam et... Öyle bir iz bırak ki üzerimde, yarın sabah uyandığında her şeyin sadece bir rüya olmadığını anlayayım. Konuş benimle, ne hissettiğini anlat!"
"Sadece seni hissediyorum... İçinde kaybolmak istiyorum. Öyle sıkı sarıyorsun ki beni, nefes alamıyorum."
Saatler birbirini kovaladı.
Terden sırılsıklam olmuş vücutlarımız, yastıklara karışan o ağır ve davetkar parfüm kokusuyla harmanlandı.
Levent’in her bir darbesi, on beş yılın pasını silip atan bir balyoz gibiydi.
Hiçbir yorgunluk emaresi göstermeden, birbirimizin içinde eriyene dek devam ettik.
O sarsıcı doruk noktasına ulaştığımızda, odadaki tek ses bizim hırıltılı nefeslerimiz ve kalplerimizin çılgınca atışıydı.
Levent, kollarının üzerinde doğrulup yüzüme baktığında, gözlerinde gördüğüm o mutlak teslimiyet benim en büyük intikamımdı.
Alnını alnıma dayayarak "Sen... Sen bugün beni öldürdün Meral. Kimsin sen?"
Gülümseyerek, elimi yüzünde gezdirip göz kırptım "Ben senin karınım Levent. Her zaman burada olan, ama senin unuttuğun, yeni keşfettiğin o kadınım."
O siyah saten gecelik yerde, onun o yalan kokan belki de kokmayan ceketiyle yan yana duruyordu.
Levent kollarımın arasında uykuya dalarken, ben tavandaki o loş ışığa bakıp zaferimi sessizce kutladım.
Güneşin ilk ışıkları, İstanbul’daki evimizin perdelerinden sızıp yatak odasının tavanında soluk çizgiler oluştururken uyandım.
Ama beni uyandıran ışık değil, tenimde hissettiğim o tanıdık ama bu sabah her zamankinden daha aç, daha talepkar olan dokunuşlardı.
Levent, geceki fırtınanın etkisinden çıkamamış, dürtülerinin esiri olmuş bir şekilde arkamdan sarılmış beni okşuyordu.
Popoma dayadığı yarağını hissettiğimde, mememi sıkan elini tuttum ve ona döndüm.
Gözlerimi araladığımda karşılaştığım ilk şey, Levent’in tutkuyla kararmış gözleri oldu.
On beş yıllık evliliğin getirdiği o sıradan sabahlar, yerini yakıcı bir gerilime bırakmıştı.
Sesi uykulu ama heyecanlı,
"Meral... Gece bitti sanıyordum ama gözümü açtığım an seni yine böyle kokarken bulunca... Duramadım.''
Uykulu bir gülümsemeyle, kollarımı boynuna dolayarak
"Hâlâ doymadın mı Levent? İhaleyi kazandın sanıyordum, yoksa ek mesaiye mi kaldık?"
Dudaklarıma yapışıp "Senin yüzünden ben mesaiye kaldım bak patron erken gelmiş." dedi kafasını eğip kalkan sertliğini gösterdi.
Gülerek geri arkamı döndüm.
"Kaçma öyle hemen," diye hırıldadı kulağımın dibinde.
Sıcak nefesi boynumu gıdıklarken, kalçalarımda hissettiğim o inatçı "patron" her geçen saniye daha da baskıcı oluyordu.
"Patron bu sabah çok sinirli Meral. Geceki performans yetmemiş, mesaiye kalın diyor."
Kıkırdayarak, elini arkaya atıp sertliğini okşayarak "Yahu Levent, 15 yıldır aynı iş yerindeyim, bu patronu ilk defa bu kadar sinirli gördüm ben! Hadi kalk bizim küçük patronlar uyanmadan kahvaltı hazırlayacağım."
"Kalkmak falan yok Meral! Bu patron öyle kolay kolay ikna olmaz. Bak, dosyaları çoktan masaya sermiş, incelemeden bırakmam diyor." bir yandan da üstüme çıkmış memelerimi emiyor.
Gülerek, elinden kurtulmaya çalışarak "Levent, vallahi çıldırmışsın! Emir birazdan kapıyı yumruklamaya başlar 'babam nerede,?' diye, Elif de mutfakta kahvaltı nöbetine başlar, o zaman görürsün dosyayı."
"Kendi başlarının çaresine bakmayı öğrensinler, bizim büyük bir meselemiz var. Bak, patronun bu sabahki motivasyonu kimsede yok!"
Levent, muzip bir tavırla beni iyice altına çekip bacak aramdan aşağıya doğru o sıcak, keskin öpücüklerini sıralamaya başladı.
Artık kahkahalarım yastığa gömülüyordu çünkü Levent’in parmakları en zayıf noktalarımda geziniyordu.
"Ya dur, gıdıklanıyorum! Levent, kudurdun ya! Uyuyan yılanı uyandırdık. Kalk kahvaltı hazırlamam lazım."
Aniden durup gözlerimin içine bakarak,
"Tamam, madem kahvaltı hazırlayacaksın, madem çocuklar uyanacak... O zaman bir orta yol bulalım. Bu ihale dosyasını duşta inceleyelim. Hem uyanmış oluruz, hem de... 'Patronu' biraz sakinleştiririz."
Gözlerindeki o cin fikirli ışıltıyı görünce teslim olmaktan başka çarem kalmadığını anladım.
Bacaklarımı beline doladım; kollarım boynuna kenetliyken dudaklarımız bir an bile birbirinden ayrılmıyordu.
Levent, beni sarsak ama kararlı adımlarla banyoya doğru taşırken, koridordaki o geceliğin ve ceketin üzerinden geçip gittik. Göğsüm, onun sertleşmiş göğüs kafesine öyle bir yapışmıştı ki nefesim kesildi.
Öpücüklerin arasından boğuk bir sesle "Levent... Dur bir dakika... Ah, memem sıkıştı aramızda! Öldüreceksin beni bu iştahla!" dedim.
Kıkırdayarak, dudaklarını boynuma gömüp beni daha sıkı kavrayarak
"Memeni yerim sus" dedi ve sıkışan mememi emmeye başladı.
Banyoya girdiğimizde Levent sırtıyla kapıyı kapatıp kilidi çevirdi.
Suyu açtı; ilk başta soğuk gelen suyun tenimize değmesiyle ikimizden de eş zamanlı bir irkilme nidası koptu ama saniyeler içinde su ısındı, kabin buharla dolmaya başladı.
Şampuan ve vücut şampuanının o taze kokusu, dün geceden kalma ağır esansımla karıştı.
Levent beni duşun soğuk camına yasladığında, sırtımdaki o serinlik ve önümdeki onun cayır cayır yanan teni arasındaki zıtlık başımı döndürdü.
Beni tekrar kucaklayıp hırsla içime girdi, başı geri düşüyordu.
Kucağında inliyordum, dudaklarına zorla yapışıp başımızdan dökülen sularla adeta dans ediyorduk.
Kendi kendime burada Levent'i hayal ettiğimi hatırlayıp anın tadını çıkarmaktan daha da keyif aldım.
Levent’in elleri sabunlu tenimde kayarken,
Nefes nefese, beni kendine mühürleyerek" Söylesene Meral... Bu sabahki ek mesaiden memnun musun?"
Tırnaklarımı ıslak sırtına geçirerek "Performansa bağlı... Hızlan Levent."
Levent, bu kışkırtmayla birlikte tempoyu öyle bir artırdı ki, duşun buğulu camında parmak izlerimizden başka hiçbir şey görünmez oldu.