Niyazi Bey Depo Arıyor

1142 Words
Levent’in dudakları dudaklarımda vahşi bir ritim tutturmuşken, elinin kabanımın yırtmacından süzülüp tenime değmesiyle içimdeki o kor alev iyice harladı. Ama biz şu an bunun için en yanlış yerdeydik, Emir’in krampon seçtiği koca bir mağazanın kuytu köşesindeydik. Kendimi zorlayarak geri çektim, ellerimle Leventin göğüs kafesine dokunup ittim. "Levent... Dur, delirme," dedim nefes nefese. "Çocuklar ararlar bizi. Emir kramponunu internetten seçmişti. Gelirler birazdan." Levent, alnını alnıma yaslayıp o kapkara gözleriyle doğrudan ruhuma baktı. "Bu kabanın altındaki o saten var ya Meral..." diye fısıldadı sesi titreyerek. Kabanımın yakasını son bir hırsla düzeltti ve sanki hiçbir şey olmamış gibi, profesyonel bir baba edasıyla reyonların arasına süzüldük. Emir, ayağında o parlak kramponlarla mağazanın ortasındaki test alanında top koşturuyordu. Bizi görünce gözleri parladı. "Baba! Bunlar inanılmaz! Ama bir eksiğimiz var," dedi muzipçe. Levent, hâlâ benimle o köşede yaşadığı anın etkisinden çıkamamış bir halde, "Nedir o aslanım? Kramponları aldık işte, söyle hemen eksiği tamamlayalım" dedi göğsünü kabartarak. Emir, yan taraftaki cam bölmede duran, profesyonel liglerde kullanılan o meşhur serinin topunu gösterdi. "Bu kramponların hakkını bu top verir baba. Bak, 'Elite Pro' yazıyor. Bununla vurduğun kale inler." Levent cüzdanına uzanırken bana bakıp göz kırptı. "E madem bugün 'tehlikeli kararlar' günü, alalım bakalım o Elite topu da. Ama antrenmanda o fileleri parçalamazsan gollerinle külahları değişiriz." Emir sevinçle topa sarılırken, Elif de aradan seslendi: "Baba! Abime ayakkabı ve top, bana ne? Ben de bu suluğu istiyorum!" diyerek sağında bakıştığı suluğa bir anda sarıldı. Levent, "Al kızım al, bugün dükkan sizin," diyerek kasaya doğru ilerledi. Ben ise arkadan güzel ailemin her zerresine hayran bir şekilde, bu bu güzel tablonun her bir ferdinin enerjisine yetişmeye çalışırken kıkırdıyordum. Pizzacı hayallerimiz, Levent’in "Bu kıyafetin hakkı pizzacı olamaz Meral" kararıyla şehrin en şık İtalyan restoranlarından birine evrildi. Kapıdan içeri girdiğimizde o loş ışıklar, keman sesi ve kristal kadehlerin tıkırtısı bir anda havayı değiştirdi. Girişteki vestiyer görevlisi nezaketle önümüzde eğildi. "Üzerinizdekileri alabilirim efendim," dedi. Levent bir an duraksadı. Ceketini çıkartırken gözleri bana döndü, kabanımın altındaki o siyah saten bombasını patlatmaya hazır olup olmadığımı tartıyordu. Ben ise hiç istifimi bozmadan kabanımın kuşağını yavaşça çözdüm. Levent’in yutkunduğunu, adem elmasının hızla inip kalktığını gördüm. Kabanı omuzlarımdan sıyırıp görevliye uzattığımda, siyah saten elbise bir gece yarısı parıltısı gibi ortaya çıktı. Derin yırtmaç, incecik askılar ve vücudumu bir su gibi saran o doku... Restoranın loş ışığında omuzlarım parlıyordu. Levent’in gözleri adeta yuvalarından fırlayacaktı; şaşkınlık, hayranlık ve hafif bir "ben sana düzgün giyin dememiş miydim?" sitemi birbirine karışmıştı. "Meral..." diye mırıldandı yanıma sokularak. "Sen... Sen beni burada... ben karısını bu halde gezdirecek biri miyim?" dedi o şirkette bilemeye, saklamaya çalıştığı barzoluğunun sızıntısıyla. "Neden kocam?" dedim, bordo ojeli parmağımla yanağına dokunarak. "Düzgün bir şey giydim işte. Bak, yanında nasıl da asil ve şık duruyorum." diyerek koluna girdim. Masaya oturduğumuzda çocuklar menüdeki dev pizzalara odaklanmıştı. Elif, "Anne, bu restorant şato gibi! Sende kraliçesin bugün!" diyerek hayranlığını dile getirdi. "Teşekkür ederim prensesim," dedim gülümseyerek ve yanağına bir öpücük kondurdum. Garson siparişleri almak için geldiğinde Levent, "Çocuklara dev bir Margarita, eşime taze deniz mahsullü makarnanızdan ve yanına en iyi beyaz şarabınızdan bir kadeh," dedi. Ardından kendine dönüp, "Bana da sadece soda... Buzlu olsun. Bol buzlu, ve aynı makarnadan." diye ekledi. Garson uzaklaşınca Levent’e döndüm. "Sen içmiyor musun hayatım?" "İçemem Meral," dedi sesi boğuklaşarak. "Araba kullanacağım. Ve bu gece direksiyonu sabitleyip eve varmam için zihnimin çok berrak olması lazım. Ama sen iç... O şarap senin o dudaklarına çok yakışacak." Pizzalar geldiğinde Emir krampon kutusunu yanındaki sandalyeye oturtmuş, adeta onunla yemek yiyordu. "Anne, yarın maçta yeni Elite Pro topumla öyle bir doksana takacağım ki babamın paraları boşa gitmeyecek," diyordu. "Gidince babaannene de anlat bunları Emirciğim," dedim şarabımdan bir yudum alırken. Gözlerim Levent’in üzerindeydi. Masanın altından bacağımı yavaşça onun bacağına sürttüm. Levent’in elindeki çatal bir an titredi. "Meral, yapma," diye fısıldadı dişlerinin arasından. "Ne yapıyorum ki hayatım? Sadece yemeğimi yiyorum," dedim, bir yandan deniz mahsulünü bordo dudaklarıma götürürken. "O yırtmaç... O yırtmaçtan görünen bacağın şu an masanın altında tehlikeli," dedi Levent, sodasından dev bir yudum alarak. "Şu an anneme çocukları bırakıp 'Anne biz bu gece gelmiyoruz, çocuklar sana emanet' diyesim var." "Ayıp olur Esma anneye Levent," dedim kıkırdayarak. "Hem kafa dinleyecekti kadıncağız. Bak çocuklara, ne güzel yiyorlar eve giidince uyurlar yoruldular." Emir ve Elif dünyadan kopmuş, pizzanın peynirlerini uzatmakla meşguldü. Bizim aramızdaki o elektrikli sessizlik ise restoranın tüm havasını kaplamıştı. Levent, sanki bir aslan gibi beni izliyor, eve dönüş yolunu kafasında saniyelerle hesaplıyordu. "Yemek bitsin," dedi Levent, gözlerini gözlerimden ayırmadan. "Bende Elit topumla, Emir gibi kalemi parçalamak istiyorum, halı sahaya mı gitsem eve geçince." dediğinde makarnam boğazıma takıldı. ''Baba saat çok geç oluyor, yarın okul çıkışı gel idmana geçelim.'' dedi Emir pizzasını ağzında sağa sola yuvarlarken. Gülümseyip şarabımın son yudumunu içtim. "Bekliyorum kocam..." dedim sessizce dudak kenarımdan fısıldayarak. Gecenin o büyülü havası, apartman dairesinin kapısından içeri girdiğimiz an yerini ev hali sessizliğine bıraktı. Salona geçtiğimizde Esma anne, televizyonun karşısındaki koltukta ayaklarını uzatmış, elinde yarım kalmış örgüsüyle derin bir uykuya dalmıştı. Televizyondaki dizisinin kısık sesi, odadaki huzurlu sessizliği bölen tek şeydi. Levent, sanki bir engelli koşuyu tamamlamış gibi derin bir nefes alıp banyoya yöneldi. Ellerini yıkayıp, restorandaki o gergin ve arzulu adamdan sıyrılmak istercesine pijamalarını üzerine geçirmişti. Ben ise bir yandan çocukları yataklarına yönlendirmiş, bir yandan da Esma anneyi uyandırmak için yanına sokulmuştum. Tam o sırada mutfaktan çıkan Levent, annesinin uyuduğundan emin olmanın verdiği cesaretle arkamdan yaklaştı. Eğilip Esma anneye dokunacağım sırada, Levent beni koltuğadoğru sıkıştırıverdi. Elleri büyük bir sahiplenmeyle kalçalarımı avuçlarken, sıcak nefesi kulağımı yaktı. "Hazır ol Meral... Herkesi uyutalım, sonra odamızda buluşalım. Sakın uyuma, seni bekliyorum," diye fısıldadı sesi hırıltılı bir tonda. Korkuyla karışık bir heyecanla gözlerimi belerttim, ağzımı sessizce kıpırdatarak, "Dur, uyanacak şimdi!" dedim ve onu sertçe ittirdim. Esma anne hafifçe kıpırdanıp boğazını temizleyince Levent sanki hiçbir şey olmamış gibi holün derinliklerine süzüldü. Zorlukla Esma anneyi uyandırdım. "Esma anne, hadi canım... Misafir odasına geçelim, yatağın hazır," dedim koluna girerek. Onu odaya yerleştirdikten sonra, kendi dolabımdan ona rahat bir pijama takımı almak için odamıza geçtim. Aynanın önüne geldiğimde şifonyerin üzerindeki Levent’in telefonunun sessizde titreştiğini gördüm. Ekranda "Niyazi Bey Depo" yazıyordu. Pijamaları koltuğumun altına sıkıştırıp telefonu vermek için Levent’in yanına, Elif’in odasına geçtim. Elif çoktan rüyalar alemine dalmıştı; Levent de kızımızın üzerini örtüyordu. "Hayatım, Niyazi..." demeye kalmadan Levent sözümü hırsla kesti ve ona doğru uzattığım telefona gözlerini kenetledi. "Yine mi! Bu adamlara mesai saatleri dışında aramayın demekten dilimde tüy bitti!" dedi, eli ayağına dolanarak telefonu elimden aldı. O an içimden anlam veremediğim soğuk bir ürperti geçti; o restorandaki tutkulu adam gitmiş, yerini iş stresine boğulmuş, gergin bir gölgeye bırakmıştı. Yavaşça Esma annenin olduğu odaya geçtim, aklımda bir şüphe içimde bir ürperti ile. Elindeki pijamaları uzatırken Esma anne, uykulu ve yarım açık gözleriyle üzerimdeki elbiseyi, dağılmış saçlarımı ve boynumdaki o hafif kızarıklığı süzmeye başladı. Burnunu hafifçe kıpırdatıp odaya yayılan şarap ve parfüm kokusunu içine çekti. "Sen zıkkım mı içtin kızım?" dedi sesi çatallanarak, ardından yüzünü ekşitip burnunu çekmeye devam etti. "Bu ne kokusu böyle? Levent de mi içti yoksa?" Esma annenin o her şeyi sezen, muhafazakar ama keskin bakışları altında kaskatı kesildim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD