Ablam ve ben pencereden bakarken
"Sahra" diye bağıran adamla aynı anda kapıya baktık. Zeynep ablamı geriye çekerek pencereyi kapattım. perdeyi çektikten sonra kapıya koştum. Kapıyı açarken arkama bir göz atıp derin bir nefes aldım. Ablam yatağın üzerinde oturuyordu. Kapıyı açınca Haydar baba ile göz göze geldim.
"Bir şey mi oldu Haydar baba?" diye sordum. Kaşları çatık şekilde bana bakıp
"Zeynep müsaitse onunla konuşmak istiyorum" dedi. Arkama bakıp Zeynep ablaya baktım. Başını olumlu anlamda sallayınca kapıyı ardına kadar açarak içeri girmesi için yana çekildim. Haydar baba odaya girince ablama doğru yol aldı.
"Üzerini değiştirmemişsin? Neden babana karşı geliyorsun Zeynep?"
"Benim isteklerim senin için önemli mi?"
"Atahan ağa dan kurtuluşun olmadığını neden anlamıyorsun? Geleceğin ağasına nasıl karşı gelebilirim?"
"Kim olduğu umrumda değil. Hakkında çok az şey bildiğimiz bir adama beni nasıl verebiliyorsun? Hemde nikahsız bir şekilde veriyorsun, ya nikah kıymazsa?"
Ablam normal davranmaya çalışsa da stresle elleriyle oynuyordu.
"İmam nikahı kıyacağını söyledi"
Ablamı bilmem ama benim ağzım şaşkınlıkla aralandı. Sadece imam nikahı mı kıyacaktı?
"Nasıl yani? Sadece imam nikahlı bir gelin mi arıyor kendine?"
Haydar baba bıkkın bir nefes verdikten sonra
"Sonuç olarak nikah kıyıyor ya ona bak. Kalkıp en güzel elbiseni giy biraz makyaj yap. Kısa süre sonra burda olur. Koskoca ağayı bekletemeyiz. Atahan normal bir ağa değil hepimizi öldürür Zeynep. Sen benim kızımsın bende seni böyle vermek istemezdim ama mecburum" dedi. Sesinde üzüntü sezmesem de belli ki oda kendince üzülüyordu.
"Tamam baba" dedi Zeynep ablam. Kabullenmiş gibi görünüyordu şimdilik.
"O zaman acele et" diyerek Haydar baba odadan ayrıldı. Kendi odasına girdiğini görünce Zeynep ablaya döndüm. Ablam hızla kalkıp
"Nereye gitti?" diye sordu.
"Odasına" diyince
"Hakkını helal et ve odada ses yap Sahra. Ben alt kata inerek senin odandan kaçacağım. Seni çok sevdiğimi unutma lütfen"
Ablam bana sarılıp parmak uçlarında merdivenleri inmeye başladı. Ben şaşkınlıkla bir süre bekleyip ardından kapıyı kapattım. Odanın içinde ki pencereye yürüyüp açtım. Ablam ve Furkan yan yanaydı. Hasan abi onlara doğru gelip bir şeyler söylerken kalbim korkuyla hızlandı ve pencereyi açtım.
"Hadi acele edin Zeynep. Rasim'i sizin için oyaladım ama artık arka tarafa gelmek için diretiyor"
Rahat bir nefes aldım. Meğer bizim planımız kusursuz değil, bizim başımıza diktiği adam bize yardım ediyormuş. Ablam ve Furkan abi olumlu bir şeyler söyledikten sonra ilerden gelen ışıkları gördüm. Onlarda görmüş olmalı ki duvarın önüne koşup sindiler. Yüzlerini görmüyordum. Yan tarafımdan kapı sesi gelince kapıya koştum. Kapıyı açınca Haydar baba bana bakıp
"Bir şey mi oldu Sahra?" diye sordu.
"Yok hayır sadece su alacaktım ama vazgeçtim"
"Zeynep güzel giyindi mi?"
"E-evet şimdi bir şeyler sürüyor" dedim kekeleyerek. Haydar baba yüzümü inceleyip merdivenleri inmeye başladı. Kapıyı kapatıp pencereye koştum. Neyse ki kimse yoktu. Derin bir nefes alıp aynanın karşısına geçtim. Ben annem öldükten sonra saçımı hiç açmamış sürekli örmüştüm. Yanaklarımda solukta olsa çillerim vardı. Çok olmasa da vardı. Gözlerim %30 görmüyordu. Gözlüğü kullanmamın sebebi buydu. Ama iyi olmuştu. Bu sayede 20 yaşına kadar gelmiştim.
Gönlüm kimseye kaymamıştı. Beni seven birini de hiç duymamıştım. Bana göre orta halli bir kızdım. Ne çok güzel nede çirkin. Genellikle bol şeyler giyiyor kendimi saklıyordum. Haydar baba benim öz babam olmasa bile kötü bakışını hiç görmedim. Bana da Zeynep ablaya davrandığı gibi davranıyordu. Ama artık Zeynep abla olmadığı için benimde bu evde durmam doğru olmazdı.
Annem öldükten sonra Haydar baba evlenmemişti. Daha doğrusu kafasına göre birini bulamamıştı. Yada kafasından her ne geçiyorsa artık bilmiyordum. Aynaya bakmayı bırakıp gardroba yöneldim. İçinden siyah bir baş örtü alıp duvak gibi başıma attım. Zeynep abla zannedilmek için uğraşıyordum. Zeynep ablamın gerçekten duru bir güzelliği vardı. Köyde ki erkeklerin çoğu ona hayrandı. Yani Atahan denen mahlukat beni görünce kalpten gidebilirdi. Hoş bu dünyayı bir pislikten kurtarmak olurdu.
Bence bu şekilde davranan bir ağa, buranın ağası olmamalıydı. Bir yerleri yönetecekse iyi biri olmalıydı uçkur sevdalısı değil. Neyse birazdan gelip kafamı koparacağı için konuşmanın bir faydası bu saat itibariyle yoktu. Büyük ihtimalle şu an aşağıda Haydar baba ile konuşuyordu sapık.
***
Yazar'dan
"Kız hazır mı Haydar efendi?" (efendiyi kötü anlamda söylemiyor)
"Hazır Atahan ağa. Hemen çağırayım"
Haydar tam gidecekken
"Gerek yok ben alırım"
Atahan adamına dönerek eliyle gelmesini işaret etti. Adam elindeki çanta ile gelip, para dolu çantayı koltuğun üzerine koydu.
"Buda kızının başlık parası. Zeynep artık benim namusudur" dedi.
Haydar bey kızını evden gelinlikle çıkaramadığı için üzülüyordu ama ona Atahan dan daha iyi bir kısmet çıkmazdı.
"Sen nasıl dersen ağam" dedi.
"Merdivenleri çıkınca ilk oda değil, ikinci oda kızımındır. Allah bahtiyar etsin"
Atahan başıyla onayladıktan sonra merdivenleri çıkmaya başladı. Zeynep'i tarlada görmüş çok beğenmişti. Onu almayı ilk gördüğü anda kafasına koymuştu. Ona imam nikahı kıyacak öyle koynuna alacaktı. Zeynep temiz bir kızdı. O yüzden imam nikahını hak ediyordu. Kendisinin resmi nikahla evleneceği kız kendi statüsünde ağa kızı olacaktı. Zeynep ağa kızı olsaydı ona resmi nikah kıyardı ama bu şartlarda olan kızı kuma olarak almak dışında başka bir şey yapamazdı.
Merdivenler bitince önüne çıkan ilk odaya bakıp, ardından diğer odaya doğru yürüdü. Kapının önüne gelince gömleğini düzeltip kapıyı çaldı. İçeriden ses gelmeyince bıkkın bir nefes verip tekrar çaldı. Yine ses gelmeyince kapıyı açtı. Odanın içine adımlayarak yatakta oturan kıza baktı. Üzerinde basma elbisesi ve başına attığı örtü ile tebessüm etti. Tam bir köylü kızıydı. Tertemiz ve ağaya layık. Yatağa yaklaşırken gözünün önünde ki kızın stresli olduğunu fark ediyordu ama koskoca ağaya karşı heyecan yapması normaldi.
"Benden çekinme. Bu akşam imam nikahımız kıyılacak ve sen benim karım olacaksın" dedi yumuşak sesiyle. Zeynep'in güzelliği onun taş kalbini bile yumuşatmıştı sanki.
Sahra'dan
Bu sesi nerden tanıyordum? Stresten birinin sesine mi benzetiyordum? Şu an adımı sorsalar pas geçerdim o kadar korkuyordum.
"Sana ne istersen alacağım. Hiç eksiğin olmayacak Zeynep. Karım olarak muamele göreceksin ve seni kimseye ezdirmeyeceğim"
Kaşlarım çatıldı. Duyan da gerçek bir adam zanneder şerefsiz. İmam nikahı kıyıp ablamı alacak güya. Neyse konuşsun vaatlerini sunsun bakalım. Beni görünce küçük dilini yutup kaçıp gider nasıl olsa. Başımı olumlu anlamda sallayıp teklifini kabul ettim. Kıçımın ağası. Tabi onun ağası da olamazda neyse.
"Aferin benim uslu kızıma"
Kızıma mı? Çok yabancı film izledi galiba sapık. Yanıma oturunca iyice gerildim. Elimi avucunun içine alınca elimi çekmeye çalıştım izin vermedi. Ulan ben kocamın elini tutacaktım. Bu adam benim ilki mi çalmıştı resmen. Elimi sabitleyip üzerini öptü. Ağzının ortasına bir tane vurmak istesem de Zeynep ablama zaman kazadırmalıydım.
"Bu kadar utangaç olmanı beklemiyordum ve ben sabırlı bir adam değilim" diyerek elini başımda ki örtüye attı. Ben stresli bir soluk bırakırken o örtüyü çekip aldı. Bakışlarım yüzünü bulunca saniyelik yakaladığım mutluluğu yüzünde soldu. Mutluluğun yerini yavaş yavaş sert bir ifade aldı. O beni incelerken bende onu inceledim ve benimde kaşlarım çatıldı. İkimizde aynı anda
"Sen?"
"Sen?" dedik. Bu Furkan abiye giderken yolda karşılaştığım dağ ayısıydı. Sanırım benim gibi, oda beni tanımıştı.