Gecenin Sessizliğinden Arenanın Tozuna: Hilal’in Hikayesi
Sürü evinin duvarları arasında güvendeydim ama ruhum bir türlü huzur bulmuyordu. Ailemin o korkunç sonu, her gece bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyordu. Çığlıklarla uyandığım o karanlık saatlerde, hıçkırıklarım odanın sessizliğini delerken yanımda hep o oluyordu: Kaner.
Tanıştığımız ilk gün yüzüme bile bakmayan o "soğuk nevale", artık kabusumun başladığı an kapımda bitiyordu. Hiç konuşmazdı; sadece yanıma oturur, sırtımı sıvazlar ve varlığıyla fırtınayı dindirirdi. Onun göğsünde, güvenli bir limana sığınmış gibi uyuyakalırdım. Ancak sabah güneş doğduğunda yatağımın başucu hep boş kalırdı; ben uyanmadan çoktan gitmiş olurdu.
Zamanla ona karşı hissettiğim minnet, yerini çok daha yakıcı bir duyguya bıraktı. Sürüde geçen beş yıl boyunca Kaner ve şifacımız Kehribar en yakınlarım olmuştu. Onların gölgesi altındayken kimse bana zorbalık yapmaya cesaret edemiyor, kıskanç bakışlar sadece uzaktan bizi izliyordu.
Sınav Günü: Arena
Alfa Kutay ve Luna Kumru beni manevi kızları olarak bağırlarına basmış, öz çocuklarıyla birlikte en üst düzey eğitimleri almamı sağlamışlardı. Bugün ise o eğitimin dönüm noktasıydı: Arena sınavı. Rakibini yenen, artık çıraklıktan çıkıp usta bir savaşçı olarak sadece günlük antrenmanlara katılacaktı.
Sıra bana geldiğinde rakibimin Kaner olduğunu görünce dudaklarımda mağrur bir gülümseme belirdi. Normalde bir kurdun gücüyle beni tek hamlede devirebilirdi ama tuhaftır ki, antrenmanlarda onu hep yeniyordum
Minderde selamlaştık. Antrenörün "Başla!" komutuyla ileri atıldım ama bu sefer farklıydı. Kaner hamlemi önceden sezinlemiş gibi zarif bir manevrayla kenara kaydı ve sırtıma sert bir darbe indirdi. Kendimi yüzüstü yerde bulduğumda içimdeki hırs alevlendi.
Kaner, alaycı bir tavırla eğildi:
"Ne oldu Hilal? Yoruldun mu yoksa mola mı istersin?"
Onun bu tahriki aslında en büyük zaafıma, yani öfkeme oynamaktı. Ama Luna Kumru’nun sözleri kulaklarımda çınladı: "Esas cengaverlik, bilek güreşinde yenen değil, öfkesini zaptedebilendir." Nefesimi kontrol ettim. Beklemediği bir sakinlikle ayağa kalktım. Sağ gösterip sol vuracakmış gibi yaparken, o blok almaya hazırlandığı anda hızla arkasına dolandım ve sırtına sert bir tekme savurdum. Dengesi bozulan Kaner yere kapaklandığında, anında üzerine çıkarak bacağını kilitledim. Bir kurtadam olsa bile diz kapağına vereceğim zarar, iyileşmesi için onu bir hafta yatırırdı. Elini mindere vurdu; pes etmişti.
Ortaya Çıkan Sır
Zaferin verdiği güçle ayağa kalktığımda, içimde tarif edilemez bir enerji patlaması hissettim. Sezgilerim Kaner’ın aslında bilerek yenildiğini fısıldıyordu. O an gözlerimden dışarıya doğru bir ışık hüzmesi sızdı. Kaner durumu fark eder etmez üzerime atılıp örtümü düzeltiyormuş gibi yaparak beni kamufle etti. Bu sırrı sadece o ve Kehribar biliyordu.
Ben sadece bir şifacı değildim. İnsanların yalanlarını sezebiliyor, dokunuşumla hem iyileştirip hem de acı verebiliyordum. Luna Kumru, bu güçlerin ancak 20 yaşıma basıp eşimi bulduğumda dengeleneceğini söylemişti. Ama ilk kez bu gücü kullandığımda bayılmamıştım. Bu, değişimin yaklaştığının habercisiydi.
Ormandaki Yüzleşme
Kaner bileğimi sıkıca kavrayıp beni arenadan, ormanın en tenha köşesine sürükledi. Sırtımı bir ağaca sertçe yasladığında şaşkınlıktan donup kalmıştım.
"Hilal, sen ne yaptığını sanıyorsun?" diye gürledi. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki nefesi cildimi yakıyordu. "Ya biri görseydi? Yıllardır bu kuralı çiğnememiştin, neden şimdi?"
"Bağırma bana!" diye karşılık verdim, sesim titreyerek. "İsteyerek yapmadım. Farkında bile değildim, sen engel oldun işte!"
Kaner’ın öfkesi bir anda yerini derin bir çaresizliğe bıraktı. Alnını alnıma yasladı, göğsü hızlı hızlı inip kalkarken aramızdaki mesafe tamamen yok oldu.
"Sana bir şey olacak diye aklım çıkarken nasıl sakin olayım? Anlasana halimi... Görsene beni artık!"
O soğuk zırhı tamamen parçalanmıştı. Şaşkınlıkla gözlerine bakarken, beklemediğim bir şey oldu: Dudakları dudaklarıma kapandı.
Tutkuyla, sahiplenici bir şekilde öpüyordu beni. Annem hep "Eşini bulana kadar bekle," derdi ama şu an onu itmek imkansızdı. Çünkü kalbim, bu kurdun sıcaklığında çoktan erimişti. Kaner benim hem koruyucum, hem sırdaşım, hem de ruhumun diğer yarısıydı.
Ve ben de onu, her şeyden çok seviyordum.
Annemin vasiyetini hatırladım: "Eşin, senin fırtınanı dindiren kişidir.
Umarım beni dindiren sen olacaksın Kaner