6

1459 Words
Annemin yanında bulunan kadın ve çocukları bir yere doğru götürdüğünü gördüm. Aynı zamanda etrafına bakıyordu sürekli. Beni görünce hemen bağırdı. "Kardeşini, arkadaşlarını ve geri kalan çocuk yaşlı kim varsa sığınağa götür. Hızlı ve dikkatli olun. Çabuk!" Hemen etrafıma baktım. Louis ve Jack'i görünce annemin söylediklerini onlara ilettim. Etrafta bulunan kadın ve çocuklara seslendim. Beni takip edin! Sığınağa gidiyoruz!" Ağabeyimin ve James ağabeyin, birkaç gençle birlikte ellerinde kılıç olduğunu gördüm. "Siz ne yapacaksınız?" Savaşacaklarını biliyordum ama onların savaşmasını istemiyorum. Zarar göreceklerdi. Ağabeyim bana bakarak konuştu. "Savaşmamız lazım." Benim mutsuz yüzümü görünce tekrar konuştu. "Eğer savaşmazsak korsanlar burayı kendilerine alırlar. Ya da bizi sömürürler. Bunun olmasını istemeyiz değil mi kardeşim?" "Evet ağabey," James ağabeye bakınca içimi bir huzursuzluk kapladı. Yaşlılar, kadınlar ve çocukların benim etrafımda toplanmalarıyla hızlıca meydandan evlerin arasına girdim. Pazarın bulunduğu caddeye vardığımızda iki harabe kullanılmayan evin ara sokağına girdim. İlerleyip sokağın sonuna geldim. Duvarın hemen bitişiğinde yerde ters duran masayı aldım ve kapak görünmeye başladı. Kapağı hemen açtım. Aşağı doğru inen bir merdiven ve merdivenin bittiği yerde yanan bir meşale vardı. Annem bırakmış olmalıydı. Orası karanlık olduğu için daha rahat ilerleyebiliriz diye. Aşağı doğru inen merdivenlere adım atmadan önce "Louis ve Jack, siz en arkadan gelin kapağı kapatın." İlerlemeye başladım. Aşağı indiğimde meşaleyi aldım. "Tek tek, hızlı ve dikkatli aşağı inin. Birbirinize çarpmayın. Louis ve Jack, korsanlar yaklaşırsa haber verin." Aşağı inmeye başladıklarında tekrar onlara seslendim. "Meşalenin ışığını takip edin. Çok arkada kalmayın." Buradaki yol çok dardı. İki yanımda duvarlar vardı ve bana çok yakındı. Önümde zifiri karanlıktı. Elimdeki meşale sadece iki adım ötemi aydınlatıyordu, geri kalan yerlerde zifiri karanlıktı. Burada boğuluyor gibi hissediyorum. Yavaş ve temkinli adımlarla yürümeye devam ettim. Bu yolun üstünde çok çukur vardı. Ayağım sürekli çukurlara giriyordu. Ya da ağaç köküne falan çarpıyordu. En sonunda yere düşmemek için duvara tutunmaya karar verdim. Sol elimi yana uzattım. Duvara değmesiyle iyice duvar kenarına geçtim. Sağ elimde meşaleyle önümü aydınlatmaya çalışıyorum ama, az önce de dediğim gibi iki adım ötemi geçmiyordu aydınlattığı yer. İyice ilerleyince karşımda aydınlık bir yer gördüm. Sığınağın asıl yerine gelmiştim. Hızlandım ve iki sütunun arasından geçerek yuvarlak, ve etrafı aydınlatan ondan fazla meşale bulunan odaya giriş yaptım. Yerde oturmuş birbirine sarılıp ağlayan bir çok kadın vardı. Yaşlı amcalar, ağlayan eşlerine sarılıyordu. Sonuçta o kadınların çocukları yukarda savaşıyordu ve ne durumda olduklarını bilmiyorlardı, ağlamak onların hakkı. Babam gibi orta yaşlı olanlar ayakta durup birbirlerine bir şey diyorlardı. Onlara dikkatlice baktım. Babam bizim iki turunçcun babalarının ortasındaydı. Babam kafasını kaldırdığında beni gördü. "Kızım!" Yanındakileri biraz kenara iterek bana doğru koştu. Yanıma gelince iki kolumun altından tutup beni etrafında çevirdi. Tekrar yere bıraktığında hala bana sımsıkı sarılıyordu. Ben de ona sarıldım. "Kızım! Canım kızım! Siz geç gelince ne kadar korktuğumuzu bilemezsin." Annem ne ara geldi bilmiyorum. Arkamdan bana sarılmıştı. Babam ve annem benimle sarılmayı bırakıp üzerimi süzdüler. Bana bir zarar gelmemiş olduğunu görünce ikisi de rahatladı ama hemen yüzleri yine endişeli bir hal aldı. "Kardeşin nerede? Louis'im nerede?" İkizim en arkadan geldiği için onu daha görmemişti demek ki annem. Az vakit önce geçtiğim o iki sütuna baktım arkama dönerek. İkizim ve Jack daha yeni gelmişlerdi bu odaya. Annemi arkasına döndürdüm ve ikizimi işaret ettim. Annem ve babam koşup ona sarıldı. Sarıldıktan sonra bana yaptığı gibi ona da zarar gelmiş mi diye baktılar. Babam hemen yanındaki Jack'e sarıldı. Babamdan sonra annem de sarıldı. "Oğlum! Sen iyi misin? Bir şeyin var mı?" Jack kafasını iki yana sallayarak bir sorunu olmadığını belirtti. Babam etrafına baktı. "Jenny? Kızım neredesin?" Babama seslendim. "Jenny burada baba," diyerek aramızda iki üç kişi olan Jenny'yi gösterdim. Babam Jenny'nin yanına geldi. Ona sımsıkı sarıldı. Bana eliyle gel diye işaret etti. Yanına yaklaştığımda kolunu açtı. Hemen gidip sarıldım ona. Babam hem bana hem Jenny'ye sarılıyordu. Jenny'ye bakıp gülümsedim. Babamın onu merak ettiğini görünce mutlu olmuştu, gülümsüyordu. Babam bizden ayrılınca ikimizin de alnından öptü. "Siz gidin oturun ya da... en iyisi uyuyun. Zaten yorgunsunuzdur." Kaşlarımı çattım. "Ağabeyim yukarıda savaşırken nasıl hiçbir şey yokmuş gibi uyurum?" "Doğru diyorsun kızım ama uykusuz mu kalacaksın? Sabahtan beri uyanıksın. Hem burada dururken ağabeyine de yardım edemezsin. Siz dinlenin. Ben bir şey olmayacağından eminim. Korsanlar buraya zarar vermeden gideceklerdir. Ağabeyin ve diğerleri de ufak sıyrıklarla buraya gelecekler. Ağabeyin geldiğinde seni bu halde görmesin." Sonra başımı okşayıp ben geldiğimde ayrıldığı arkadaşları Peter ve Tina'nın babasının yanına gitti. Jenny'ye döndüm. "Ne varmış halimde?" "Biraz yorgun görünüyorsun. Baban haklı dinlensen daha iyi. Meydanda ki insanları toplarken çok yoruldun." Başımı salladım. Jenny beni kolumdan tuttu. Çoğu kişi duvar kenarında oturduğu için odanın ortasında boş bir yere götürdü. Beraber oturduk. Louis, Jack, Tina, Peter ve David'de yanımıza gelip oturdular. Tina eliyle bacağına vurdu. Uzanıp kafamı onun bacaklarına koydum. Babama söylemedim ama gerçekten yorgundum. Sabah düğün için şafak vaktinde uyanmıştım. Meydan da zaten korsanların geldiğini görünce annemin dediğine uyup kasabada ki insanları toplayıp buraya getirmiştim zorlukla. Onlar korkudan bir yere kaçarken toplamak gerçekten zordu. Gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu. Arkadaşlarıyla konuşan babama baktım. Neden bizden bir şey saklıyor gibi hissediyorum. __________ Louis'in ağzından Çoktandır bu tozlu, eski, küf kokan, benim hasta olmam için mükemmel (!) bir yer olan eskiden ve şimdi olduğu gibi savaşlarda halkın kaçıp kendilerini koruması için yapılan bu bizimkilerin toplanma yeri dediği eskilerin bazen lağım bazen de tünel dedikleri bu yerde kalıyordum. Ağabeyim yukarıda gençlerle beraber savaşıyor ama ben burada oturmuş hiçbir şey yapmıyorum. Ben de kılıç kullanmayı biliyorum. Aynı zamanda Solque'de* benden daha iyi ok kullanan kimse yoktu. Onlara çok yardımım olurdu. Ama neymiş! Buradakileri korumam gerekiyormuş! Korsanlar burayı bilmiyorlardı, gelemezlerdi. Hadi diyelim geldiler; burada babam gibi tüm erkekler kılıç kullanabiliyordu, annem ve bazı kadınlarda yay, kılıç kullanabiliyorlardı. Onları geçtim kardeşim Lucy bile onları tek başına koruyabilir. Onun kılıç kullanma yeteneği beni, ve bazı güçlü erkeleri bile geçiyordu. Kardeşim diye demiyorum ama buradaki herkesten daha cesur ve güçlüdür. Hadi Lucy'ye tüm yükü yıkmayayım. Bizim arkadaş grubumuzda herkes kılıç kullanıyordu. Onlara altı muhafız gibi genç yeterdi. Aslında hala Lucy onlara yeter. Lucy burada kırk elli yıl yaşayanlardan daha iyi Solque'deki tünelleri, lağımları, nerede kimin korunabileceğini iyi biliyordu. Annem ve babam sağ olsun. Ona Solque hakkında bir sürü bilgi veriyorlardı, bana vermedikleri bilgileri. "Herkes sessiz olsun!" Babamın kısık ama bir o kadar itiraz istemeyen tonda konuşmasıyla ona baktım. Bizim buraya geldiğimiz girişe doğru bakıyordu. Lucy'ye baktım, uyuyordu. Ayağa kalktım. Girdiğimiz girişe doğru ilerledim. Birden kolumdan çekildim. Çeken kişiye baktığımda bu babamdı ve bana sinirle bakıyordu. "Gitme oraya!" Sesini hala kısık tutuyordu. Beni arkasına aldı. Buradaki diğer herkese hitaben "Diğer çıkışa yakın durun sorun olursa hemen kaçarsınız." Karanlık girişten gelen hızlı ayak adamlarıyla babamın neden endişelendiğini anlamış oldum. Babam elini omzuma koydu. Kulağıma fısıldadı. "Yayını hazır tut. Bir şey olursa sana güveniyorum, bizi korursun." Babama başımı salladım. Omzuma astığım yayımı aldım. Belime bağladığım sadakımdan** bir ok aldım ve yayın girişine sokup yayı gerdim. Beklemeye başladım. Karanlığın içinden üstü başı kan olan biri girdi. Yüzüne baktığımda tanıdık geliyordu. Aman tanrım, bu benim ağabeyimin arkadaşıydı! Babam hala kaşları çatıktı ve içeriye giren adama sinirli bakıyordu. Babam elini arkadan buraya gelenlere doğrulttu. Yaklaşmayın dercesine. Ben yayı geri koyacakken beni durdurdu. Adama yayı doğrultmaya devam ettim. Babam ona hala sinirle bakıyordu. "Niye geldin buraya? Ya korsanlar arkandan geliyorsa! Hiç düşünmedin mi?! Buradakileri nasıl tehlikeye atarsın!" Aslında babam haklıydı. Korsanlardan biri onun bir yere gittiğini fark edip onu takip etmeye başlamış olabilirdi. Ama haklı olmayan bir tarafı daha var babamın. Ağabeyimin arkadaşı yaralıydı. Göğsünde kendine saplı duran bir hançer vardı. Hançerin çevresinde kan vardı. Muhtemelen kapağı açmaya çalışırken hançer yerinden oynamış içinde toplanmış olan kanlar kendini gün yüzüne çıkarmış olmalıydı. Bunun dışında karın bölgesinden yere kanlar damlayıp ufak bir gölet oluşturmuştu. Muhtemelen çok büyük bir acı çekiyordu. Buraya gelmese daha az acı çekerdi. Buraya kadar kendini yıprattığına göre önemli bir şey söyleyecekti. Kasılmış yüzüyle babama cevap verdi. "Kimse... beni... takip... etmedi... Luther...amca... Bu...bundan...eminim. Lucius..." ağabeyimin adını duymamla kalbime bir acı saplandı. Babama baktım endişeyle. O da endişelenmişti ama bana fark ettirmemeye çalışıyordu. Sürekli acıyla nefeslenen adam konuşmaya devam edince ona baktım. "Lucius...yaralanmıştı...O o ve...birkaç..kişi... dı-dışında... kimse hayatta...değil... ve korsanlar... her yeri işgal...etti." Babama baktım. Sonra geriye dönüp Tina'nın dizinde uyuyan Lucy'ye baktım. Kaşları çatıktı ve elini kalbine koymuştu. Hissetmişti canım kardeşim, hissetmişti ağabeyime bir şey olduğunu... Arkadaşlarıma baktım. Halk ile beraber odanın karşı tarafında bulunan çıkışa doğru ilerledikleri için uzaktılar biraz bizden. Ne olduğunu bilmedikleri için merakla bana bakıyorlardı. Umarım hayatları hep yolunda giderdi. Lucy'ye tekrar baktım, onu bir daha görememe ihtimaline karşı. Tekrar babama baktım. "Kız kardeşim ve arkadaşlarım sana emanet baba. Ben gidiyorum, bu saatten sonra beni tutamazsın. Yerim yaralı ağabeyimin yanı." Bir hışımla gelen adamın arkasından girişe doğru koştum. Yol kapkaranlık olmasına, bir yere takılıp düşmeme aldırmadan koşmaya devam ettim. Normal zamanda uzun yol, koştuğum için bana kısa gelmişti. Önümde duran merdivenlerden yukarı çıkmaya başladım. Gelen adam kapağı kapattığı için yayımla birkaç sert vuruşla kapağı yukarı doğru itmeyi başardım. Yukarı çıktığımda yere bastım. Burası durgun ve sakindi. Kimse yoktu. Demek ki korsanlar daha buraya gelmemiş. Hemen sokağın başına doğru koştum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD