2. BÖLÜM

1503 Words
11 yıl önce Lucy beş yaşındayken. (Arkadaşlar anlatan kişi şuan beş yaşında bir çocuk olduğu için konuşması size biraz farklı gelebilir. Sadece r yerine y ve s yerine ş harflerini kullanarak konuşuyor) Bugün çok heyecanlıyım. Çünkü ağabeyim ve babamla balık tutmaya gidecez. Aslında ilk defa gitmiyoyum onlayla ama beni yanlayında çok az götüyüyorlar. Bu yüzden hey şeferde bu şekilde heyecanlıyım. "Tut bakayım ağabeyinin elini kızım." Babamın konuşmasıyla şandaldan bana ellerini uzatan ağabeyimin elleyini hemen tuttum ve sandala atladım. Babam da iki kürekle beraber şandalı hayeket ettirmeye başladı. "Dikkat edin kendinize. Sandalda iken eğilip suya girmemeye çalışın. Ben ne dedim kızım?" Babamın şeşlenmesiyle elimi şudan çektim. Babam bana bakıp "kızım her seferinde yapma diyorum niye yapıyorsun öyle." "Ağabeyim de yapıyoy" Yandan ağabeyim bana bakarak "Beni mi satıyorsun sen." "Şen balık mısın? Niye satayım ki?" "Satmak deyim benim canım kardeşim. Neyseki bunu büyüdüğünde anlayacaksın." "Şanki sen çok büyükşün." Deyip başımı diğer tayafa çeviydim. "Tamam yaşım o kadar büyük değil ama en azından bazı şeyleri senden daha iyi anlıyorum. Sen de benim yaşıma gelince böyle olacaksın." Yanaklayımı sıkmaya başladı. "Ve yüzünü asma. Bana dön bakayım." Yüzümü ona dönünce iki yanağımı da öptü. "İmdat! Yardım edin!" "Lütfen birileri gelsin!" "Yardım yollayın!" "Kimse yok mu?!" "Ahhh!" Sondaki çığlık şeşiyle babama döndüm. "Kim yaydım istiyoy?" Babam kaşlayını çatıp ciddi biy sesle "bilmiyorum kızım ama gidip bakalım." "Baba gitmesek," dedi ağabeyim. "Seslere bakılırsa çok kötü bir şey, direk limana yardım gönderilmesini söyleyelim. Yoksa bizim de başımız belaya girecek. Ya bize bir şey olursa?" "Merak etme oğlum. Ben yanınızdayım, bir şey olmayacak size. Hem bunu kim yapmışsa uzaklaşıyor." "Nasıl?" Dedik ağabeyimle beyaber. Arkamıza döndüğümüzde sadece çok uzakta bir gemi olduğunu göydüm. Başka da biy şey yoktu. Babam cevap veymedi. Onun yeyine küyekleri daha hızlı kullanıyoydu. En son gemiye yaklaştık. Güveyte suya yakın olduğu için hemen gemiye geçtik. Etrafa baktığımda yeyde insanlar yatıyoydu. Etyaflayı kıymızı biy yenkle kaplıydı. Biy tane kadının yanına yaklaştım. Aykadaşım Jack ve Jenny'nin annesiydi. Yere otuyayak onun kollarına dokundum. Ama kolu elimde kalınca çığlık attım. Midem bulanıyoydu. Ağabeyim de beni bu halde göydü. O da benim gibiydi. Hemen yanıma geldi. Beyaber gemiden çıkıp sandalımıza bindik. Ağabeyim de sıytımı ovalıyoydu. "Sakin ol, sakinleş. Tamam mı kardeşim?" "Ağabey oyada bir gemi daha vay. Onlay kim?" Ağabeyim işayet ettiğim yeye baktı. Büyük biy gemiydi. Gemideki bayyakta kuyu kafa işayeti vaydı. "Korsanlar... Anlamalıydım. Gemide ne kadar değerli şey varsa ortada yoktu. Bunu onlar yaptı..." Hatırladığım kadarıyla biz sandalla adamızdaki limana gitmiştik. Babam adada bazı insanları toplayıp gemideki Jack'in anne ve babasını getirmiş, gemide geri kalanlar için krallığın askelerine haber vermişlerdi. Jack, Jenny ve James ağabey anne ve babasını o şekilde gördükten uzun bir süre kendilerine gelememişlerdi. Ben de olsam kendime gelemezdim. Kolları ya da elleri kopmuştu. Aklıma geldikçe bir tuhaf oluyorum. Daha on iki yaşında olmasına rağmen James ağabey, babamdan balıkçılığı öğrenmiş ve hep balık tutup kardeşlerinin karnını doyurmaya çalışmıştı, hala da öyle. Karşımızdaki evde 11 yıldır bu halde. Aileleri gittikten sonra bu evle pek iyi ilgilenemediler. "Ağabey, bu halin ne?" Jenny içeriden hızlıca geldi. Arkasından da yine uzun boyuyla Jack onu takip ediyordu. Ha söylemedim. Bizim grupta Peter dışında geri kalan erkekler; yani Jack, David ve Louis'in boyu uzun. "Önemli bir şey yok. Zaten banyo yapmamıştım, yapmış oldum." Hepimiz dediklerine gülmeye başladık. "Yemek var mı Jenny. Ben çok açım." Sonra ağabey bize dönerek "çocuklar yemez misiniz?" "Tabii..." Kolumla Louis'in karnına sertçe vurdum. "Sen hala doymadın. Evde yedin. Peter'lara gittik orada da gizlice yedin. Bir de şimdi mi yemeyi düşünüyorsun!" "Niye kızıyorsun Lucy," dedi James ağabey. "Karnı açsa gelsin yesin. Sen onu dinleme Louis. Gel içeriye karnını doyur." Louis'e eğer içeri gidersen seni toprağa gömerim diye baktım. Tabii ki de benden tırsıp içeri girmedi ve cevap verdi. "Gerek yok James. Şimdi ben ölmek için çok gencim biliyor musun? Daha önümde uzun yıllar var." "Doğru diyor ağabey," diyerek Jack geldiğimizden beridir ilk defa konuşmaya başladı ve konuşurken gülüyordu. "Ben de o bakışları görsem yemekten vazgeçerdim. Yaşamak daha önemli." Jack'i süzdüm. Gülen yüzü birden soldu. "Bir sorun mu var?" Cevap vermedim. Üzerine kahverengi gömlek ve siyah bir bol kumaş pantolon giymişti. Kahverengi hafif uzun saçlarıyla uyumlu duruyordu. Gülümseyerek "Aferin, hazırlanmışsın. Beklemeye gerek kalmadı." Bunu dememle o da gülümsedi. "Ben de acaba beni de Louis ile birlikte öldürmek mi istiyor diye düşünmeye başladım. Neyse ki onu düşünmüyormuşsun." "Haha çok komik. Güleyim de boşa gitmesin." "Biraz sinirlisin sanki Lucy?" "Evet, bu Peter'ı bekledim. Bir de beklerken dedikleri vardı sinirlendim." "Çok mu beklediniz?" Hala gülümsüyordu. "Abartıyor," diye konuşmaya başladı Peter. "Biz her gün onu bekliyoruz. Alt tarafı bugün biz değil de o bizi bekledi." "Havuç, sen sussana kardeşim. Geç kalacağız," kafamı Jenny'ye çevirdim. "Hadi hadi çabuk ol" James ağabey konuşarak "Sanki birisi sizi bekliyor gibi geç kalacağız diyorsun Lucy. Yine her zamanki gibi akşama kadar oyun oynar, etrafı gezersiniz." Ben de cevap verdim. "Yani olabilir, hep öyle yapıyoruz ama oyalanırlarsa bunları yapmaya vaktimiz yetmez." Başımla selam verip "Şimdiden sana afiyet olsun ağabey," diyerek hemen yanındaki Jenny'nin kolunu tutup yanıma çektim. "Biz gidiyoruz, hadi sağlıcakla kal." Hepimiz evin bahçesinden çıkmaya başlarken James ağabey seslendi. "Geç kalmayın. Akşam sizin evde Lucy, yemek olacak. Herkes geliyor!" Bir dakika, ne? Bizim evde yemek verilecek herkes gelecek? Ve benim haberim yok! "Nasıl yani herkes ağabey? Açıklar mısın?" "Bildiğin herkes. Haberin yok muydu?" "Yoktu." "Nasıl yoktu!" Tina ve Peter aynı anda bağırdılar. Tina lafa atlayarak "sen yine unutmuş olmayasın Lucy?" Louis'e baktım. "Bize demişler miydi kardeş?" O da düşündü ve bir süre sonra bana baktı. "Hayır demediler." "Şimdi Lucy ve Louis," konuşam Jack'e baktık ikizimle. "Siz zaten normalde ev işlerine yardımcı olmadığınız için annenizin size haber vermemesi normal." Biraz düşününce mantıklı bulduk Louis'le. İkimizde ev işlerine yardımcı olmuyorduk. Daha çok o işi berbat hale getiriyorduk. Ne demek efendim vazifemiz. Jack'in kolundan tutup ilerlemeye başladım. Arkama bakarak "Sana iyi günler ağabey," dedim ve onların evinin önünden sağ patikadan ilerlemeye başladık. Biraz ilerledikten sonra tarlanın önüne geldik. David ve babasının bugün pek işi yok gibiydi sadece tarlayı suluyorlardı ve galiba biraz da tohum ekmişler. Çünkü ikisinin de siyah olan kıyafetlerinde toprak vardı. "Kolay gelsin," dedi Jack. "Sağolasın kardeşim," dedi David. "Bende sizi bekliyordum. Siz gelene kadar babama yardım edeyim dedim." Babasına dönerek, "akşam görüşürüz baba." "Görüşürüz oğlum." David'i de yanımıza alarak tarlanın çevresinden dolanıp dağa doğru ilerlemeye başladık. Önümde dağa doğru giden bir yol gördüm. Pek belli olmuyordu yol olduğu. "Bir şey diyeceğim size," diyerek arkadaşlara baktım. Konuşmamla bana baktılar. "Bu dağa doğru giden bir yol var mıydı?" Benim baktığım yere bakarak David konuştu. Kaşlarını çattı. "Hayır, yoktu. Her gün tarlaya geliyorum ve burada bu yolu hiç görmedim." "Ben de görmemiştim," diyerek onayladım. Sonra hevesle, "O zaman bakalım yolun sonu nereye gidiyor." "Bakalım mı desem daha iyi olurdu canım kardeşim. Hep şu emir vermelerinden bıkmadın mı?" diye söylenen Louis'e sinirli bir şekilde baktım. Ben hiç emir verir tonda söylememiştim. Onun yerine heyecanla konuşuyordum. İçimden bir ses diyor. Hevesini kaçırdı. Onu bir güzel döv. Diğer seste diyor ki o senin kardeşin yani daha fazla dövebilirsin. Ortak karar ikizini döv. Sağımda bana bakan ikizime gülümsedim. Gülümsememle bana tuhaf tuhaf baktı. "Ne oldu? Bir şey mi var yüzümde? Niye gülüyorsun?" Hızlıca onun yanına gittim ve ayak ucumda yükselerek saçını tuttum. Saçını tutmamla o da benim saçımı tuttu. Diğer eliyle de elimi onun saçlarından çıkarmaya çalışıyordu. İkimiz birden ayrılınca birbirimize baktık, ondan sonra da bizi ayıran kişiye. David'ti. "Niye ayırıyorsun? Ne güzel kavga izleyecektirk," dedi Peter hüzünlü bir sesle. "Havuç, istersen gel beraber kavga edelim. Ne diyorsun?" dedim. Hemen ellerini havaya teslim olurcasına kaldırarak, "Ben kavganın içinde olmayı değil, izlemeyi seviyorum. Sakin ol." Ben de izlemeyi seviyorum ama aynı zamanda da izlenmeyi sevmiyorum. Bunu boşverip yola kafamı odakladım. "Hadi yolu takip edelim." Onlarda beni onaylayınca yol olduğu bile belli olmayan izleri takip etmeye başladık. Arada tamamen yolun nereye gittiği belli olmadığı için eğilmiş halde başımızı yerden ayırmadan gidiyorduk. Kafamın yere yapışmasıyla bana çarpan kişinin kim olduğuna baktım. Gıcık ikizim karşımda duruyordu. O da benim gibi yerdeydi ve bana bakıp sırıtıyordu. "Eğilmişsin görmedim seni," dedi hala sırıtırken. "Kör müsün benim canım kardeşim?" "Değilim, benim canım kardeşim." "Hadi kalk Lucy," diyerek elini uzattı Tina. Hemen onun elini tuttum. Jack'te Louis'e ellerini uzatmıştı. O da onun elini tuttu. "Bir şey diyeceğim," diye konuşmaya başladı Peter. "Bu yol dağa doğru yükselerek gidiyor." "Dağa mı?" diye sordu Louis. "Kör olduğun ya da etrafa bakmadığın belli oldu." dedim Louis'e. Yolu takip edipte dağa gittiğini fark etmeyen benim dışında ortada bir sorun yok. "Sence dağda mağara mı var? Yol oraya mı gidiyor?" diyen Jenny'ye hak verdim. Bu neden benim daha önce aklıma gelmedi. "Olabilir. Gidip görelim," diyerek yolu izlemeye tekrar başladım. Yavaş yavaş beraberce dikkatli olmaya özen göstererek ilerlemeye başladık. Çok dikkatli olmamız gerekiyordu çünkü yolun sol tarafı uçurum şeklindeydi. Eğer ayağımız tökezlerse uçurumdan aşağıya boylardık. Yol zaten küçücük daracık bir yer olduğu için tek sıra halinde yavaş yavaş ilerliyorduk. Ve tabii ki sıranın en önünde ben ilerliyordum. Çünkü en cesurları benim. Benim arkamda sırasıyla David, Peter, Jenny, Tina, Louis ve Jack vardı. David, ben ve Louis sürekli kavga ettiğimiz için ve bu yolda ilerlerken kavga edip uçurumdan düşme ihtimalimiz olduğu için ikimizi birbirimizden uzak kalmamızın daha iyi olacağını söyledi. Ben de bu fikri kabul ettim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD