"Değil!" Arkadaşlarım aynandan bağırarak kulağımı bir süre sağır ettiler. Neyse konumuz şuan sağır olmam değil, adanın yerinde olmamasıydı.
Tekrar oraya baktım. Ada yok onun yerine deniz vardı ve sis denizin bir karış üstünde başlıyordu. Tuhaftı! Gerçekten tuhaf!
"Bu kızın yarası var?"
Kaptanın sesini duymamla başımı adadan çevirdim. Lucy'ye baktım. Zaten onun korsanı yaralamıştı sol kolunu! "Niye şaşırdın? Zaten adamlarından biri yaptı!"
Tek kaşını kaldırıp bana baktı. "Vursalar bile bu kadar derin olmaz. Üstelik kolunda bez var. Demek ki önceden yaralanmış."
"Önceden yaralanmış?"
"Niye şaşırdın?" Ona söylediğim cümleyi bana alaylı bir şekilde söylemesine sinir oldum. "Kardeşin değil mi? Bilmen gerekiyordu."
Göz devirip kaşlarımı çattım. Sağıma soluma döndüm. "Ne zaman yaralandı?" Aralarından biri mutlaka biliyor olmalıydı. Zaten konuştuktan sonra cevap hemen Jack'ten geldi. "Adadayken bir korsan yaralamıştı onu."
"Korsan ne durumda? Yaşamıyor değil mi?"
"Yaşamıyor, merak etme. Sinirlenince adamı iki üç kere deldi. Tekrar delecekti zor durdurdum."
Yüzümde gururlu bir ifade belirdi. Benim canım sinirli kardeşim, çok iyi yapmış.
Kaptan ise sol kaşını kaldırmış Jack'in dediği lafa tepki göstermişti. Ne sandın kız diye bunları yapamayacak mı? Alâsını yapar.
Kaptan Lucy'yi kucaklayıp bizim yanımıza getirdi. Bana baktı. "Bu kadar kıskanç olma." Lucy'yi kucaklar kucaklamaz ona kaşlarımı çatıp ters ters baktığım için dedi heralde. "Sanane! Kardeşim değil mi? İstediğim gibi kıskanırım. Çok dokunma kıza, hemen benim yanıma bırak onu!" Cevap vermeyip sadece güldü. Lucy'yi bıraktığı yer bana uzaktı, Jack'e yakındı ve David'e.
Kaptan arkasına dönüp emir verdi. "Şu sandığı getirin!" Yere bıraktığı sandığı işaret etti. Hemen aralarından bir tanesi getirdi. Şimdi ben bunları ayırt edememeye başladım yüzlerini. Bana göre hepsi birbirine benziyordu.
Sandığı eline alınca yere çöküp açtı. Kafama sola ona doğru uzattım bu iplerden dolayı ne kadar uzatabilirsem.Göremeyince de Jack'e sordum. "Ne var içinde?" Jack yerine Kaptan cevap verdi. "Sizin yaralarınıza bakacağım için merhem, ilaç ve bez var yarayı sarmak için. Bu kadar şüpheci olma."
"Bizi esir alanlara karşı olmayacağım," sol kaşımı kaldırdım. Keşke Lucy gibi sağı da tek başına kaldırabilsem.
Yüzünde evet diye bir ifade belirince göz devirdim. "Tanrım hep beni bulur zaten!" diye söylendim sesli bir şekilde.
Kaptan ise söylenmeme aldırmadan sandıktan bir bez aldı. "Bunu ıslatın, bana getirin!" Hemen aralarından biri aldı bezi. "Tamam, Kaptan!" Bezi alan kişi bir süre sonra geri geldi ve bezi hemen Kaptan'a uzattı. Bezi alır almaz hemen önceden sıyırdığı Lucy'nin kolunu temizlemeye başladı. Sonra bir şeyler daha yaptı. Tam olarak görmediğim için ne yaptığını bilmiyorum!
Ayağa kalktığında hemen önümden geçip Tina'nın yanına geldi. Gözleri Jenny'ye kaydığında etrafına baktı. "Bu kızı ne zaman getirdiniz?"
Jenny'yi getiren korsan konuştu. "Sen güverteye gelmeden hemen biraz önce Kaptan." Kaptan başını salladı. "Bu bezi ıslat getir." Kaptan'ın elindeki bezi alıp hemen gitti.
Kaptan elindeki sandıkla yere eğilecekken bizim adanın olması gereken yere baktı. Gözlerinde hayret gördüm. Hemen emir verdi. "Hemen küreklere asılın!" Hızlıca dümenin yanına gittiğinde ben de burada ki herkeste endişesini anlamamıştık. Kafamı çevirdiğimde sis bulutu rengini siyahın en koyu tonuna bırakmış, etrafı göstermiyordu ve gemiye kadar gelmişti.
Korsanlarda benim gördüğümü görmüş olacaklar ki hemen küreklere koşmuş ve hızlıca kürekleri çevirmeye başlamışlardı.
Kafamı çevirdim. Artık korkudan ne kadar hızlı davrandılarsa sis bulutu yoktu.
Kaptan dümenin başından ayrılıp Tina'nın yanına geldi. Yere eğilip sandığı açtı. "Sıra senin yaralarını sarmakta."
__________
Lucy'nin anlatımıyla
Başım çok ağrıyor. En son denizin içinde boğuluyordum. Şimdi ise neredeyim? Gözlerimi biraz araladım. Korsanların gemisindeyim ve her yerim sıkıca bağlanmış. Karşımda iki korsan vardı, galiba boyu uzun, kumral saçlı olan Kaptan oluyor. Yanındaki ile konuşuyor. Biraz kulak kabarttım.
" Benim adamların resmen tamamını bu küçük veletler mi yaraladı? Siz bide bunlardan daha büyük olacaksınız!" Dedi kaptan.
Ne oldu paşam? Zoruna mı gitti?
" Kaptan çocuklarda sağlam çıktı ama görüyorsun. Hepsini alt ettik. Bu arada Kaptan biz neden bu çocukları esir aldık ki? O adada kimsecikler yoktu. Ailelerinden parada alamayız. Bu sana biraz tuhaf gelmiyor mu?"
" Onları tutma amacım farklı. Seni budala! Sana söyleneni yap yeter. Şimdi işinin başına dön!" Dedi kaptan.
Sesleri azar azar da olsa anladım. Gözlerimi biraz daha da araladım. Bizimkiler yanımda duruyordu. Benim uyandığımı görünce hemen bana doğru döndüler
" Lucy, kardeşim benim. Uyandın iyi misin?" Dedi Louis endişeyle.
" Umarım iyisindir. Senin denize düştüğünü görünce çok endişelendik. Şu kaptan suya girip seni kurtardı" dedi Tina. Yaralıydı ama şuan iyi görünüyordu. Kafasında sargı vardı.
Acaba kim sardı?
Şaşkınlıkla onlara baktım " Louis, sağ ol ben iyiyim, merak etmeyin. Ama nasıl olur da kaptan beni kurtarır. Sonuçta adamları beni resmen öldürecekti. Suya düştüğümde birinin arkamdan geldiğini anımsıyorum. Ama o olacağını tahmin etmemiştim. Çok tuhaf" dedim ve bir şey daha hatırlayarak " Abimi gördünüz mü?" dedim. Umarım ölmemiştir ama hali gözümün önüne gelince yaşadığına ihtimal vermiyordum.
" Hayır Lucy. Ben abim için kapağı açıp çıktım ama abimi göremedim. Bizi yakalayıp bu güverteye tıktıktan sonra bir sis başladı. Bi' on beş dakika kadar. Ondan sonra tuhaf ki şehir de kimsecikler yoktu. Yaralananlar ve ölenlerde dahil. Aslında direk ada komple yoktu! Nasıl olduğuna anlam veremedik," dedi Louis.
Ada komple yok muydu? Şakacı kardeşim benim. Öyle bir şey olabilir mi? Sana inanacağımı düşünemezsin.
" Benim abimin cesedi de yoktu" dedi hüzünle Jenny, ağlıyordu. Bir dakika Jenny'nin burada ne işi var? Biz ona o evden dışarı adım atma demiştik.
Ben hemen konuşarak "Ama ben abimi gördüm. Bana gidip seni kurtarmamı söyledi. Nasıl hiç kimse yoktu adada?" dedim. Ağabeyimin öldüğünü söyleyemedim...
" Kimseler yoktu ama bir dakika sen ne dedin! Abimi gördün mü? Bana hemen detayları anlatıyorsun Lucy" dedi Louis sesini kısarak ve biraz heyecanla. Keşke heyecanlanmasaydın. Söyleyeceklerim senin mutlu olabileceğin bir şey değil.
Bende kısık sesle "Gemiye doğru gelmeden önce biri benim ayağımı tuttu. Bir baktım ki bu abim bana ' sen git Louis'i kurtar. Ben de yaralarımı halledip yanına geleceğim' dedi. Sonrada güverteye geldim. Ondan sonra bana olanları biliyorsunuz ama ben size neler olduğunu bilmiyorum bana anlatın" dedim.
David de hemen " senin yanından gittikten sonra direk güverteye geldik. Bize doğru gelen korsanlarla kapışıyorduk ve sonu hüsranla bitti. Bizi de bağladılar. Zaten sen geldin. Senin denize düştüğünü görünce senin için içimizde bir endişe vardı. Bir süre sonra kaptan güverteye geldi ve denize atladı."
Peter araya girerek "Ondan sonra biz kaptanı biraz uzakta kafasını sudan çıkardığını gördük ve sende onun yanındaydın, baygındın. Biz çok endişelendik. Sonra senin kalbine masaj yaptı. Bir süre sonra suyu ağzından çıkardın. O zaman rahatladık. Senin iyi olduğunu düşünüp buraya bağladı. Arada bir buraya gelip seni kontrol etti" dedi Peter.
" Ama gerçekten seni neden kurtardı. Onu bende anlamadım. Jenny'nin ayağına da baktı ve bir bez sardı. Benimle de ilgilendi. Sen uyanmadan az önce tayfadan biriyle konuşurken duyduğumuza göre bizi burada tutmasının fidye ile alakası yok, başka bir nedeni var ama o ne bilmiyoruz" dedi Tina
" Duydum onun tayfadakine ne dediğini. O sırada uyanıktım" dedim ve Jenny'ye döndüm "Senin ayağın nasıl Jenny. Çok ağrımıyordur umarım ve sen nasıl korsanlara yakalandın! Biz sana oradan ayrılma dedik!" dedim.
"Siz eğer yanına korsan gelirse uzaklaş ta demiştiniz. Evde ayak sesleri duyunca uzaklaşmaya başladım ama korsan beni görüp yakaladı ve buraya getirdi. Ayağımı da burkmuştum. Hala ağrıyor biraz" dedi başını yere eğerek. Sonra kafasını kaldırıp bana baktı. "Sen iyi misin?"
" İyiyim, merak etme sadece başım ağrıyor. Su yuttuğum için ciğerlerimde biraz ağrıyor ama çok değil" dedim ve Kaptan bu tarafa gelmeye başladı.
" Demek uyandın küçük hanım" dedi kaptan. Hem ben o kadar da küçük değilim. Elbet bir gün bu küçük hanımın neler yapacağını bilmiyor. Konuşmasına devam etti "Uyandığına göre şimdi hepinizle biraz konuşalım" dedi ve tayfadakilerden iki kişiye haber verdi. Onlar ve yanında iki kişi de geldi.
" Evet ufaklıklar, size gelenleri tanıtayım. Şu iki orta boylu adamı görüyor musunuz..."
" Kör değilim, elbette görüyorum" dedim bir hışımla.
Kaptan bana ters ters baktı ve "Hemen sinirlenme ufaklık. Neyse o adamlar diğer yardımcı kaptanlar" dedi ve daha iriyarı olanı işaret ederek " o ikinci kaptan" bu sefer daha sıska olanı işaret ederek " buda üçüncü kaptan. Diğer ikisi zaten tayfalardan" dedi. Çok da umurumda sanki sonra tekrar konuşmasına devam etti "Şimdi sizinle doğru düzgün konuşalım. Siz benim sorduğum sorulara cevap verin sadece. Sonra sizi bir ada ya bırakırız..."
" Nedense benim bildiğim korsanlar hiç sözünde durmazlar. Neden size güveneyim" dedim.
" İlk olarak sizin başınız kim? Kim size emir veriyor?" Diye sordu kaptan.
Birden bizimkilere baktım. Hepsi bana bakıyorlardı. Ben grubun lideri falan değilim. Zaten grupta bir liderde yoktu. Hani tamam, belki gruba sürekli emir veriyor gibi oluyor ama abi! Niye bana bakıyorsunuz. Kaptan bana baktıklarını gördüğünde hemen bana döndü.
" Demek bu asi kız sizin lideriz, öyle mi? Saçın uzun olmazsa senin kız olduğunu hiç anlamam" dedi.
Hemen üzerime baktım. Louis'in kıyafeti hala üzerimdeydi. Kaptanın az önceki lafına sinirlenip "Benim kız olup olmamam seni ilgilendirmez tamam mı? Üzerimde ne olduğu da seni ilgilendirmez. Ben hiç senin ve yanındakilerinin pis koktuğunu, bu kıyafetlerle sizin birbirinize nasıl katlandığınızı hiç söylüyor muyum?" Dedim.
" Emin ol, söylemiş kadar oldun" dedi Jack kulağıma fısıldayarak. Hemen sağımda duruyordu. Daha yeni fark ettim. Kaptan2a ve yanındakilere baktım. Yanındaki dört kişi baya sinirlenmişti ama Kaptan aksine sinirlenmemiş hatta gülümsüyordu. Bana biraz sinir bozucu geldi. Kaptan bana bakıp konuşmaya başladı.
" Seninle iyi anlaşacağız galiba ufaklık. Seni temenni ederim ki beni bu tür laflarla sinir edemezsin" dedi ve sonra aklına bir şey gelmiş gibi tekrar bana bakıp konuşmaya başladı "Sana adını sormayı unuttum ufaklık. Hadi söyle bakalım adın ne senin?"
" Bana kendi adını söyle ki bende sana söyleyeyim" dedim hemen.
" William. Ben kendi adımı söyledim, şimdi sen söyle" dedi Kaptan William.
" Lily " dedim. Neden bilmiyorum ama gerçek adımı kullanmak istemedim. o yüzden annemin adını söyledim.
" Lily... Hım... Kısa ve hoş bir isim. Neyse ben diğer sorularımı sorayım. Sizin bu ada nereye kayboldu? Bunu bana açıklayabilir misin?" Dedi
" Ben nereden bilebilirim ki? O sırada denizde boğulmakla uğraşıyordum" dedim hemen.
" Olabilir. Ama daha önce size bunun hakkında bir şey demiş olabilirler," dedi
" Bir, neden bize söylesinler. İki, bize söyleseler bunu neden size söyleyelim." dedim hızlı bir şekilde.
" Yani şuan tek anladığım senin hiçbir şeyden haberin olmadığı. Ama neyse fark etmez. Bir süre daha bizim misafirimiz olacaksınız. O zaman istediğimiz kadar konuşuruz. Şimdi sizlere bu misafirlik boyunca ne olacağına gelelim. Yok endişelenmeyin size zarar vermeyeceğim..."
Sözü yarım kaldı. Çünkü ben onun sözünü kestim "Zararda veremezsin. Sonuçta bizden bir çıkarın var. Doğru değil mi?" dedim. Bana döndü "Akıllı kız. Beni dinlemişsin," ve başka hiçbir şey demeden yanındakilerle beraber geminin ön tarafına gittiler.