Akşam ezanına çok az kalmıştı. Odamda oturuyordum ama yerimde duramıyordum. İçimde nedenini açıklayamadığım bir sıkışma vardı. Göğsümün tam ortasına çöreklenmişti sanki. Perdeleri araladım. Bahçeye baktım. Her şey yerli yerindeydi ama ben değildim. Aynaya döndüm. Kendime baktım. Saçımı ellerimle düzelttim. Hafifçe soluklandım. Belki de açlıktandı. Belki yorgunluktan. Ya da başka bir şeyden… Adını koyamıyordum. Karnımda ince bir ağrı vardı. Ellerimi karnıma götürdüm. Sonra çekindim. Kendi kendime gülümsedim. “Saçmalama Zeynep” dedim içimden. Yavaşça kalktım. Üzerime ince bir hırka aldım. Merdivenlere yöneldim. Koridorda hafif bir yemek kokusu vardı. Baharat ve tereyağ karışımı. Melis’in eli değmiş olmalıydı. Alt kata indim. Salonun girişinde Melis’le göz göze geldik. “Zeynep Hanım, sofra

