Aslan’ın ağzından; Konağa vardığımda aklım hâlâ Zeynep’in gözyaşlarındaydı. Hastanede söyledikleri, bakışları, ellerini çekişi… Bütün bunlar kafamın içinde dönüp duruyordu. Arabayı kapının önüne bırakıp yürüyerek girdim içeri. Ayakkabılarımı çıkarırken bile bir ağırlık vardı üzerimde. Sanki her şey, her kelime, her bakış bir yük gibi omuzlarıma binmişti. Salona geçtim. Kimse yoktu. Işıklar kısılmıştı, sadece şömine yanıyordu. Derin bir nefes alıp içeriye adımımı attım. Tam o sırada Gaye belirdi koridordan. “Aslan Bey, size hemen bir kahve yapayım mı?” dedi heyecanla. Başımı hafifçe çevirdim, yorgun gözlerle baktım ona. “Gerek yok Gaye.” Ama o anlamamakta ısrar etti. “Ama uzun bir gündü sizin için. Belki biraz rahatlatır.” “Gaye, gerek yok dedim,” diye sesimi yükselttim, ama hâlâ kend

