Kapı çalındı. Oturduğum yerden kalktım. Usulca pencereye yürüdüm. Perdenin ucunu hafifçe araladım. Gözüm dışarıya kaydı. Kalbim birden hızlandı. Kapının önünde Aslan duruyordu. Eli cebindeydi. Omzu biraz düşüktü. Yüzünde karışık bir ifade vardı. Ne düşüneceğimi bilemeden kapıya yöneldim. Tokmağı tuttum, bir an bekledim. Sonra açtım kapıyı. “Aslan?” dedim, şaşkınlık sesime karıştı. “Gelsene. Arabaya geçelim,” dedi kısık bir sesle. Gözleri benimkine değdiğinde gözlerini kaçırmadı. Başımı iki yana salladım. “Ne oldu yine?” “Zeynep. Bu akşam konağa dön. Beni artık dellendirme.” Sözleri keskin geldi. Sinirliydi. Ama altında bir telaş vardı. Belli etmese de vardı. Kapının önünden çekilmedim. “Şu an seninle konuşmam gereken başka bir mevzu var,” dedim. Sesim ne yumuşaktı ne de sert. “Ne me

