Feyza Hanımağa’nın ağzından; Hava konakta iyice serinlemeye başlamıştı. Akşamın hüznü pencerelere düşmüştü. Salonun kapısı aralık kalmıştı ama içerideki uğultu kulağımı rahatsız ediyordu. Elimdeki fincanı sehpanın üzerine koyarken birden arkamdan gelen sesle irkildim. “Gelin hanım nerede Feyza Hanım?” dedi Erdal Ağa. Başımı hafifçe çevirdim. Omzunda ceketi, elinde bastonu vardı. Kalın kaşlarının altında dikkatli gözlerle beni süzüyordu. “Aslan’la birlikte çıktılar,” dedim. “Sanırım gezmeye gittiler. Bize bile haber vermeden çıkmışlar.” Erdal Ağa kaşlarını çattı. “Gelinliğinin sesi soluğu bile yok. Bir de yüz vermiyor konuşunca. Oğlun nereye gittiğini söyledi mi hiç?” “Hayır,” dedim ve göz ucuyla pencereden dışarıya baktım. “Dünya yansa haber vermeyecek gibiler. Aslan da akşam erkende

