Koridorun ucunda yankılanan ayak seslerini duyduğumda başımı kaldırdım. Camın ardından süzülen sabah ışığı, hastanenin duvarlarını solgun bir sarıya boyuyordu. Uyuyamamıştım. Gözlerim kızarmış, avuçlarımın içi soğuk terle kaplanmıştı.. Ayak sesleri yaklaştı. Ardından tanıdık bir ses yankılandı koridorda. “Aslan!” Gözlerimi kapadım. O sesin kime ait olduğunu hemen anlamıştım. Tufan. Aynı çocukluğu paylaştığım, aynı yarayı omzumda taşıdığım kuzenim. Kapı sertçe açıldı. Başını içeri uzattı önce. Sonra adımını attı ve kapıyı sessizce kapattı. Üzerinde koyu lacivert bir ceket vardı. Omuzlarına sinmiş sigara kokusu, yorgun yüz ifadesine eşlik ediyordu. Göz göze geldiğimiz an, içimde bir şey gevşedi. “Geç kaldım değil mi?” dedi. Başımla hafifçe “hayır” anlamında bir hareket yaptım. Ama yüzü

