Erdal’ın ağzından; Odanın kapısı kapanınca, derin bir sessizlik çöktü üstümüze. Hakan karşımdaki koltuğa oturdu. Omuzları düşük, gözleri dalgındı. Üzerinde hâlâ hastane kokusu vardı. Yüzü solgundu, ama gözleri öfkeyle yanıyordu. Evladım karşımdaki koltukta, ama sanki yıllar boyu uzağımdaydı. Sanki aynı çatı altındaydık ama aynı hayatta değildik. “Baba,” dedi. Sesi boğuktu, yutkundu. “Ben şimdi ne yapacağım?” Bakışlarımı yere çevirdim. Kalbimde tarifsiz bir ağırlık vardı. Cevap vermeden önce gözlerinin içine bakmak istedim. Onun gibi bir yıkımı gözlerde görmeden anlamak kolay değildi. “Nasıl bekliyorsunuz benden onlarla aynı evde yaşamamı?” dedi. “Ben öldüm sandım baba. Öldüm. Mezarımı kazdınız, toprağa koydunuz beni. Benim öldüğüm sanıldı. Sonra… Sonra eşimi kardeşime verdiniz.” Bu cü

