Ev, sabahın erken saatlerinden beri ayaktaydı. Herkes bir yerlerde koşturuyor, kapılar açılıyor, kapanıyor, mutfaktan buhar çıkıyor, avludan kahkahalar yükseliyordu. Gözüm bir yandan ocaktaki çaydanlıkta, diğer yandan mutfağın kapısındaydı. Misafirlerin ayak sesleri artık bahçeden eve taştı. Mardin sıcağında evin içi bile kalabalığın nefesiyle dolmuştu. “Zeynep, sen salata kasesini getir kızım! Limonu da bol koy, Sevim yenge limonsuz yemez,” dedi Feyza Hanım yüksek sesle. Başımda beklemese şaşırırdım. “Tamam anne, getiriyorum,” dedim. Elim limonluydu, bir yandan domatesleri karıştırıyor, bir yandan kaşığın ucuyla tadına bakıyordum. “Yalnız soğanı biraz az olmuş, dur ben ekleyeyim,” dedi Hediye hala. Mutfağın bir köşesinden elinde kuru soğanla geldi. Onun gelişiyle mutfağın havası değişt

