Taksiye binerken içimden hiçbir şey geçmiyordu. Sadece gözlerimi ön camdan ayırmadan, boğazıma oturan yumruyla, “Mezarlığa…” dedim. Sesim titredi. Şoför dönüp bakmadı bile, belki alışkındı gece yarısı ağlayan kadınlara. Belki de hiç umursamadı. Camdan dışarı baktım. Sokak lambaları yanıp sönüyordu. Işıklar gibi ben de bir yanıyor bir sönüyordum içten içe. Dizlerimin üstünde ellerim kenetlendi, parmaklarım birbirine dolaştı, tırnaklarım etime geçti ama hissetmedim. Hiçbir şey hissetmiyordum aslında. Sadece içimde bir boşluk vardı. Soğuk ve karanlık. Taksi ilerledikçe kalbim daha da ağırlaştı. Geri dönsem Aslan oradaydı. Kalırsam boğulacaktım. Mezarlığın girişine geldiğimizde taksici “Burada mı?” dedi. Başımı eğdim. “Evet,” dedim. Parayı uzattım, elimi titreyerek çantama soktum. Cüzd

