•~~~~~~• Altı ay sonra •~~~~~~•
Aylar sonra ilk defa tekrar kendime yalvarıyordum. "Nurseli uyan, kendine gel, kaç... hadi kalk..." Ben kendime uyan, gözlerini aç dedikçe git gide yatağa gömülüyordum sanki. Ara ara uyanıyor kendimi yataktan kaldırmaya çalışıyordum.
Hilde, ilerleme kaydedip rahatça konuşmaya başlamışken, Şuan ben gerilemiş gibi içimdekileri Hilde gibi söylüyordum.
"Iııııığğğhhh!" (Bırak)
"Iııııığğğhhh!" (lütfen)
"Iııııığğğhhh!" (Bırak)
"Iııııığğğhhh!" (Selim, nerdesin)
"Iııııığğğhhh..." (Kurtar beni)
•~~~~~~•
"Alo!.."
"Efendim hayatım."
"Yılmaz nerede?"
"Kocam müsait değil aşkım!"
"Jale anlaşmamızda bu yoktu. Bu kız neden baygın!"
"Aaa! Hâlâ uyanmadı mı? Bu da ne uykucu kızmış ayol. "
"Jale beni sinir etme, siz benle dalga mı geçiyorsunuz?"
"Yağız'cığım kızma hemen, seninleyken krize girmesin diye ödülünü verdik. Biliyorsun Yılmaz çok bonkördür, fazla verdi. Ama kıza fazla alma demiştik o dinlememiş biz ne yapalım."
"Bu kamera ne peki? Diğerlerinde böyle bir şey yoktu?"
"Ayyy şekerim o da kızın isteği, ilkinin videosu olsun istiyormuş."
"O aradığı ben değilim o zaman kusura bakmayın."
"Tamam tamam... Yağız'cığım kapatma. Sen kaseti durdur, eğlencene bak, kızda işin bitmeden uyanır merak etme!"
"Bu son lan... Bir daha sizinle iş yapanı s.ksinler duydun mu? O Yılmaz'a da söyle bir daha karşıma çıkmasın gebertirim."
"Çok istiyorsan ben geleyim aşkım."
"Kes de kızın adı ne onu söyle!"
"Yasemin!.."
"Takma adını sormadım."
"Gerçek adı Yasemin zaten aşkım. Onun da takma adını sen koyarsın artık. Keşke benim de adımı sen koysaydın. İyi eğlenceler Yağ-"
•~~~~~~• •~~~~~~•
"Yasemin! Beni duyuyor musun?"
"Iııııığğğhhh!" (Ben yasemin değilim?")
"Adın Yasemin'miş ama sen gül gibi kokuyorsun."
"Iııııığğğhhh!" (Ben yasemin değilim?")
"Gözlerini açarsan eğer başka bir yere gideriz, burası benim hoşuma gitmedi."
"Iııııığğğhhh..." (Uyan, uyan, Nurseli lütfen uyan, aç gözünü)
"Yasemin!.."
"Iııııığğğhhh!" (Ben yasemin değilim?")
Ben Yasemin değilim, Ben Yasemin değilim, Ben Yasemin değilim, bırak beni... Hilde bana neler söylemişti ama ben anlamamıştım kim bilir. Şimdi bu adama anlatamadığım gibi...
Arkasını baldırımda hissettiğim bu yabancı adam: Elini, beni kapatan tek şeyin, çarşafın üzerinde dolandırıyordu. Dizlerimden başlayıp yukarıya doğru çıktıkça nefesim hızlanıyor daha da panik oluyordum. "Hayır hayır hayır, Nurseli yapma, bayılma lütfen..." İlk defa bayılmamak için kendime yalvarıyordum, bazı durumlarda bayılmak bir kaçış oluyordu ama şuan bayılmam sonumu getirecekti. Başımın zonklamasına rağmen bayılmamak için çabalıyordum. Başımın yana yatık olmasından dolayı akan yaşlarımın sağ yanağımdan indiğini hissediyordum.
"Üzgünüm güzel kız, seni çok istememe rağmen uyanmadığın için gidiyorum. Ama merak etme, yerime arkadaşımı göndereceğim, hem belki onunla daha iyi bir film çekersiniz."
"Iııııığğğhhh!" (Gitme... Beni burada bırakma lütfen. Kurtar beni.)
"Gitme diyorsun ama uyanmıyorsun da!"
"Iııııığğğhhh." (Selim...)
"Çok güzelsin... Kokun beni benden alıyor."
"Iııııığğğhhh!.." (Yap-maa bırak beni)
"Gözünü aç, yapayım."
Bu adama, beni soyan kadına yaptığımı yapmamaya karar verdim. Kendimi iyice toparlayana kadar uyandığımı belli etmeyecek sonra da adama "Sana oyun oynuyorlar" diyecektim...
Bir yıl önce restoranda Selim'in, elimin altından sıktığı yerimi şuan o çarşafın üzerinden tutuyordu. Kısa süreliğine elimi kendine götürdü, Selim'im gibi nabzıma baktığını hissediyordum...
"Bakalım burada ne varmış?"
"Iııııığğğhhh!.." (Yapma... dokunma bana)
"Neden, biraz önce yap demiştin?"
"Iııııığğğhhh!.."(Yapmaa... benim abim polis, sana oyun oynuyorlar, seni öldürecekler."
"Tamam yapmıyorum. Gidiyorum."
Yatağın aşağı yukarı hareket etmesiyle kalktığını hissetmiştim. Baldırımda sıcaklığının kesildiğini hissetmemle buna daha çok emin oldum. Adam gitmişti...
Kulaklarım gibi artık yavaşça gözlerimin de açıldığını hissetmeye başladım. Hafifçe araladığım gözümle yalnız kaldığım odaya bakındım...
Kırmızı loş bir ışık... Beni bu yatağa yatırdıklarında duvarları beyaz gibiydi ama şuan onlarda kırmızı duruyordu... "Beni başka yatağa aldılar herhalde" diye düşünecek kadar kırmızı görüyordum...
Arkası kırmızı kapı açılınca, arkada ki gözümü kamaştıran parıltılı ışıktan gördüğüm kişiye yalvarmıştım.
"Seliiim!" Gelmişti, Selim gelmiş beni kurtaracaktı. Hızlı hızlı nefes alıp vermeye başladım, gülüyordum. Onu görmüş olmaktan duyduğum mutluluğu ona da gösteriyordum. Çok özlemiştim onu ama şuan beni bu durumdan kurtarıyor olmasından daha fazla hoşnuttum.
Selim, yatağımın yanına gelip bir şey yapıyordu ama ben anlamıyorum. Derken gözlerimde bir ışık yanmasıyla yarım yamalak gördüğüm kişiyi de seçemez olmuştum. Işık gözlerimi almıştı.
Yeniden toparlamaya çalıştığımda Selim'in dışarıya doğru yürüdüğünü gördüm...
"Selim... Gitmeeee..."
Açtığı kapıyı tekrar kapatıp yanıma yaklaştı.
"Uyandın mı?"
"Hııı hııı!"
"Ne kadar aldın iki mi üç mü?"
"Bilmiyorum!" Evet bilmiyordum ama neyden bahsettiğini de bilmiyordum. Neyi iki mi üç mü almıştım. Ayrıca Selim hasta mı olmuştu sesi neden bu kadar tatlı ve yumuşaktı.
"Yanına oturabilir miyim?"
"Hıııı hıııı?"
Selim... seni o kadar çok özlemiştim kii, iyi ki geldin... iyi kii... Sağ tarafımda boylu boyuna oturdu. Sol eliyle saçlarımı okşamaya başladı. şuan ki huzuru çok özlemiştim. Selim, başıma eğilip saçlarımı koklamaya başladı. Azıcık gücüm olsaydı kalkıp boynuna sarılırdım...
Sağ elimi ona uzattım, tut elimi bırakma bir daha. Dna testi falan umurumda değil, gidelim buralardan, yaptığın her şeyi unutmaya hazırım. Gidelim buradan. Hemen...
Selim, elimi tutup koklayarak öptükten sonra saçlarımı okşadığı elini başımdan aşırırken, saçlarım bir şeye dolanıp koluyla birlikte gidince inledim.
"Iııııığğğhhh!"
"Pardon, pardon. Özür dilerim. Hemen kurtarıyorum."
Aylardır yaptıklarına saymıştım bu özrü. Sabrımı çok zorlayan yaptıklarını unutmamı istiyor gibiydi. Saçlarımı bırakıp gömleğinin düğmelerini açmaya başladı. Ortam o kadar sessizdi ki, her düğmenin ilikten kurtulurcasına çıktığını hissediyordum.
Burası yeri değildi ama onu çok istiyordum...
•~~~~~~• kırk gün sonra •~~~~~~•
"Nurseli gelebilir miyim?"
"Evet abla gelebilirsin."
"İyi misin?"
"Bilmiyorum abla, midem çok bulanıyor."
"Üşüttün mü acaba? Doktor çağıralım mı?"
"Ablaa!.." (Ağlayarak)
"Nurseli... Ağlama ne oldu söyle?.."
"Benim günüm de gecikti."
"Hiiiiii'iii!"
"Ne yapacağım ben şimdi."
"Dur... dur bi... öncelikle sakin ol. Ben test alıp geleyim."
"Nasıl gideceksin kii?"
"Bilmiyorum, ilaç alma bahanesiyle giderim."
"Ablaa, kapıdakiler çıkmana izin vermezler ki. Biz alırız derler."
"Bende kağıda yazar, onları yollarım."
"Ablaa, ya varsa... Ben ne yaparım."
"Üzülme Nurseli, aldırır kurtulursun?"
*(Yanında oynayan çocuğu göstererek)
"Abla, sen onu aldırır mıydın?"
"Nurseli, ama o!.."
"Benim ki gibi değil di mi? Peki bana farkı ne?"
"Aynı Nurseli, bende anneyim varsa sende anne olacaksın."
"O zaman aldırmayacağım... Telefonunu verir misin?"
"Ne yapacaksın, kimi aramak istiyorsun?"
"Bu hâlde kimi arayabilirim ki? Haberlere bakacağım."
"Nurseli, haberlerde ne olsun istiyorsun, neden sürekli haberlere bakıyorsun?"
"Beni arıyorlar mı merak ediyorum abla."
"Nurseli, öyle bir şey yapmışlar ki, ben bile sen konuşuyorsun zannettim."
"Sen bir aydır yanımdasın Yasemin abla ama onlar benim ailem, nasıl olur da sesimi tanıyamazlar?.."
"Abim, seni tanıyan birini ayarladığı için ona güveniyorlar bence."
"Kimi, biliyor musun? Atakan mı?"
"Bilmiyorum ama geldi seni burada gördü. Abime onu yalnız bırakmayın sakın demiş."
"Gözleri yeşil kenarları hâreli mi!"
"Hayır, kahverengi gözlüydü."
"Kim acaba, Selim'i tanıyordun değil mi?"
"Yok yok Selim abilerden biri değil. Hakan abiyi falan tanıyorum."
"Engin mi acaba?"
"Engin kim?"
"Elif'in kocası."
"Oda değil, annemle ben düğüne gitmiştik. Onu da gördüm."
"Aklıma başka biri gelmiyor."
"Ben abimle konuşayım, gelince rehberden ismine bakarım olur mu?"
"Olur abla, Furkan bilekliğimle kolyemi ne yaptı acaba?"
"Bilmiyorum canım sormamı ister misin?"
"Yok abla sorma boşver, ben biraz yatıcam."
•~~~~~~•
"Aloo abi?"
"Nurseli iyi mi?"
"Değil abi, biraz önce kustu, galiba hamile."
"Ne diyorsun Yasemin?!."
"Test alalım dedim!"
"Boşver testi falan. Ben kontrol bahanesiyle kan aldırır baktırırım. Şimdi nasıl?"
"Annemin yanına yatmaya gitti, annem başında Kur'an okuyor, oda rahatlıyor."
"Sence olabilir mi peki?"
"İnşaallah değildir abi, aldırmam diyor çünkü."
"Gerçekten mi? Deli mi bu kız yaa?"
"Bir de, beni merak ediyorlar mı diye soruyor."
"Ailesini oyalıyoruz biliyorsun, Hilde'nin yanında zannediyorlar. Selim'lerin de haberi yok. Bir zamanlar Nurseli'nin sevgilisi değilmiş gibi, Alp ile yana döne birini arıyor."
"Doğan abi gelmedi mi hâlâ?"
"Gelemiyorlar ki? Şimdi de sancıları başlamış. Erken doğum riski var demişler. Galiba bebeği alacaklar... Ooofff çok zor... çoookkk... Doğan olsaydı her şey daha farklı olabilirdi."
"Abi, vicdan azabı çekiyorum, biz bir yıldır beni zannederken o adamlar Nurseli'nin peşindeymiş."
"Yapma Yasemin-..."
"Abii ağlama lütfen, seni üzmek için söylemedim."
"Pişman oldum Yasemin, nasılsa seni koruduğumu düşünüp deliklerine daha çok çomak soktuğum için pişman oldum."
"Abi, 'bırak' dedi, annem sana 'bırak' dedi. 'Görevinin haricîne girme oğlum' dedi."
"Biliyorum Yasemin, dinlemeliydim. Blöf yapıyorlar diye düşündüm."
"Abi... Yeşim gelmesin artık lütfen, Nurseli'ye hiç iyi gelmiyor. O gittikten sonra iki gün baygın halde yatıyor."
"Ne yapayım Yasemin, Nurseli'nin başına geleni bir tek o biliyor. İfadesini almak zorundayım."
"Sen gel abi!.."
"Gelemem Yasemin, o pisliği bulmadan Nurseli'nin yüzüne bakamam."
"Nurseli sana kızgın değil abi, gerçekten... Sen gel..."
"Psikoloğu ile bi konuşayım, izin verirse gelirim..."
~~~~~~• Günümüz •~~~~~~•
Selim, burnunu çekip yutkunduktan sonra söze başladı.
"Abii, Elif, yenge. Öncelikle anlatacaklarım aramızda kalacak. Lütfen bunun sözünü verin."
H...L...E: "Söz!"
"Söze nereden başlasam diye çok düşündüm ama en iyisi bu şekilde olacak... Ben geçen hafta Selin'lerin evine gittim..." Hakan bir şey söyleyecek gibi olunca eliyle engel olarak, devam etti.
"Bir dakika abi, bitirmeden konuşmayın lütfen... Melek teyze ile konuştum... Bilgi aldım... (Yutkundu) Kezban teyze bir gün Selin'e bir şeyler söylemiş, bizimle ilgili. Oda bizim eve gidip geç saatlere kadar ağlamış. Kezban bu sefer de Atakan'a Selin sana aşık ailesi başkasıyla zorla evlendirecek demiş."
E: "Hiiiiii'iii"
"Atakan, eve gelip Selin'le konuşmak isteyince Selin kapıda onu başkası zannedip bileklerini kesmiş."
L...E: "Hiiiiii'iii"
"İçinizde ki fırtınaları hissede biliyorum... Az kaldı... Atakan içeride Selin'le uğraşırken Kezban teyze bu sefer de babasına, onlar birlikteler, bir birlerine aşıklar, demiş. Atakan dört ay hapis yatmış, ben bir şey yapmadım dememiş, babası da Selin'i muayene ettirmemiş. Selin gizlice muayene olup Atakan'ı kurtarmış. Selin o an bayılma hastalığına yakalanmış."
E: "Hiiii', Nurseli gibi?"
"Sonrasında Atakan'ın avukatı gelmiş, Yakup amcaya, 'Bi tanıdık var, Selin'e burs verecek okulunu halledecek' demiş. Selin'de kabul etmiş... Şimdi... Kezban teyze Selin'e bizimle ilgili tahmin bile edemeyeceğimiz bir şey söylemiş... 'Sen Yakup'ların değil, Yavuz'ların kızısın' demiş."
Hakan, Leyla, Elif şok içerisinde aynı anda, "Ne!" diye bağırdı.
"Evet... yanlış duymadınız, Selin bizi gerçek ailesi biliyor... Bir ev ve bir araba karşılığı satıldığını zannediyor..."
H: "Hiç sevmezdim, şimdi iyice nefret ettim."
"Ben etmedim abi, bence en doğrusunu yapmış, Selim yaşıyorken Selin bize kardeş gibi değil mi?.. Son olarak, bu avukatın tanıdık dediği kişinin Selim olabileceğini tahmin ediyorum..."
Herkesin yüzünde gülücükler oluşmuştu.
"Vee!.. Bu kişi Selin'in ismini değiştirmiş..."
Biraz önceki gülücük saçan gözler, bu sefer merakla bakmaya başlamıştı ama Selim'in artık konuşacak gücü kalmamıştı. Ellerini yüzüne kapatıp ağlamaya başlayınca Hakan ayağa kalkıp Selim'i kendine çekerek sarıldı.
Selim, abisine sıkı sıkıya sarılırken, dişlerini sıkarak ölüm haberi verir gibi, "Abiii, Selin'in şimdi ki adı Nurseli?" deyince Hakan'ın kolları kısa süreliğine yana düştü... Çok geçmeden kendini toplayıp ağlayarak tekrar Selim'e sarıldı...
•~~~~~~•
"Abiii?"
"Hııııı'."
"Abi, hadi uyan, yemek hazır."
"Ne yemeği? Ben sana ne dedim" (uykulu bir hâlde)
"Sen uyanmayınca bende markete gidip bir şeyler aldım."
"Aaahhh inatçı keçim aahh!"
Ben mutfağa gidince abimde yerinden kalkıp elini yüzünü yıkamaya gitti...
"Ne yaptın bakalım. Mis gibi kokuyor."
"Allah ne verdiyse!" dedim gülerek.
Abime iki kepçe çorba verirken ben yarım kepçe almıştım.
"Bu kadar az yersen bozuşuruz bak."
"Abi, bi bu kadar da pişerken yedim merak etme, ayrıca bir haftadır ilk defa bu kadar çok yiyorum."
"Daha iyi misin?"
"Evet iyiyim."
"O kızı söylüyordun? Nereden biliyorsun?"
"Abi, arkadaşım duymuş, Atakan evlenince onu isteyeceklermiş."
"Onu öğrenince mi bayıldın?"
"Evet."
"Peki adam istiyor mu, sormuşlar mı?"
"Aslında şöyle: itiraz etmiyor, yani edemiyor gibi. Çocukken bir takım şeyler olmuş, özellikle baba istiyormuş."
"İyice çorba ettin haa?"
"Anlamadım?"
"Iııığmm!.. çorba diyorum, çorban iyice olmuş, yani çok güzel anlamında."
"Anladım abi, afiyet olsun."
"Ellerine sağlık..."
•~~~~~~•
Masada derin bir hüzün hâkimdi. Herkesin elinde peçete sessizce ağlıyordu... İlk konuşan Hakan oldu.
"Ben onu nasıl tanıyamadım. Nasıl? Nasıl unuttum?"
Leyla: "Tanıdın Hakan, ama çıkartamadın. Yüklenme kendine bu kadar."
Elif: "Söyledi, Nurseli bana söyledi ama ben inanmadım, 'biz abinle olamayacağız gibi hissediyorum, içimde kötü bir his var' dedi. Biz ayrılsakta sen beni bırakma dedi... ooofff ben Seda'yı kıskanıyor zannettim."
Selim: "Elif, ben bir şekilde ondan ayrılacağım ama siz o istemedikçe onu bırakmayın. Özellikle de sen! O gerçekten senin kardeşin."
"O bunu bile bile sarıldı bana değil mi abi. Oooofff. Aptal kafam. Keşke biraz daha yanında kalsaydım. Benden mısır istedi nişan resimlerime baktı."
Selim: "Sen Selin ile ne zaman görüştün ki?"
Elif: "Pazartesi beni yanına çağırdı."
Selim: "O gün bize de gelmemiş miydi? Seni evden çıkartmak istemiş demek ki?"
Hakan: "Benden bir hayat çaldınız demekte oymuş demek ki. Selim, annemlere söyleyelim. Onlar gereğini yapsın."
Selim: "Olmaz abi. Nurseli şuan DNA testi yaptırmak için fırsat kolluyormuş. Bu sefer saklama sırası bende. Lütfen kimse belli etmesin. Elif, siz o gün ne konuştunuz?"
E: "Bir şey konuşmadık ki, daha doğrusu konuşamadık. Sadece canım mısır istiyor dedi, resimlerimize baktı, aldığım mısırı da zorla yedi."
S: "Bir planı olmalı, senin mısırını aldı mı, yada başka bir şey. Peçeten gibi?"
E: "Hatırlamıyorum ama masada bıraktık galiba?"
S: "Bir şey hatırlarsan söyle."
E: "Tamam... Aaa!.. Birde bizim resimleri kendine gönderdi..."
Masada kimse bir şey söylemeyip önündeki kaşık tabakla hem hâl olmuşken sessizliği bu sefer de Selim'in telefonu bozdu...
"Efendim Doğan."
"Ne yaptın?"
"Konuştuk, oturuyoruz. Haberler sende."
"Hoparlöre al o zaman."
"Tamam aldım konuş..."
"Öncelikle herkese geçmiş olsun."
H: "Selin nasıl?"
D: "Bir şeyler yiyip içmeyle iyi olunuyorsa, bir kepçe çorba yedi."
H: "Anlamadım?"
S: "Boşver abi yaa, bana laf çarpıyor."
H: "Neden bayılmış, öğrenebildin mi?"
D: "Evet ama biraz karışık, sizin şu ruh gözlü bi köylünüz var ya, onun yüzünden bayılmış."
S: "Ruh gözlü mü? O kim yaa?"
D: "Atakan'ın kardeşi."
H: "Hâle mi? Ne alaka?"
D: "Anneniz, abisi evlenince Hâle'yi isteyeceğiz demiş!"
S: "Neee? Benim annem mi?"
D: "Yok ebemin anası."
L: "Ayıp oluyor Doğan!"
D: "Olsun bi zahmet Leyla yenge. Bu saatten sonra biraz olsun... Nurseli, Yavuz amcanın Selim'i evlendirmeye zorladığı kızı da o kız zannediyor."
Selim, geriye yaslanıp elinin ayasıyla dudaklarına bastırırken Elif, "Doğan abi, bi yanlışlık olmuş, Biz oradaydık, Nazlı yanlış anlamış." dedi.
"Akrabamız Hâle'yi gösterip, uzağa gitmeye gerek yok deyince annem de 'abisi evlensin onu düşünüyorum' dedi. Burada ki abi, Selim abim, yani Hâle'yi düşündüğü kişi Kaan! Selim abim değil."
D: "Hâle Kaan ile miydi?"
E: "Evet, aralarında bir yıla yakın var, Hâle küçük."
D: "Anladım, madem biliyorsunuz en kısa zamanda ara bi bahaneyle Nurseli'ye durumu anlat olur mu?"
E: "Tamam abi."
D: "Hakan abi, kardeşinin inadı tuttu, Nurseli defteri kapandı diyor. Ben gelene kadar Nurseli'ye göz kulak olur musunuz?"
H: "Bana kim olacak Doğan. Ben Selin'i görmeye dayanabilir miyim zannediyorsun?"
D: "Dayanmak zorundasın abi, çünkü bu test için sizlerden birine gelecek. Örneği almak için."
S: "Geçen Elif ile buluşmuş, almış olabilir."
D: "Hayır almamış, alacağım dedi."
S: "O zaman Elif ile neden buluştu ki?"
D: "Bilmiyorum. İzin versen bir bir soracağım da."
S: "Ben öğrenirim merak etme sen. Yarın görüşürüz."
D: "Görüşürüz, tekrar herkese geçmiş olsun..."
...S: "Elif, sen bu akşam konuş, ben de yarın onunla buluşacağım. Benim için bir daha bu sebepten bir şey olmasın. Şapşal, bir de arkadaş oluruz diyordu. Daha ortada bir şey yok iken ne hâle gelmiş."
"Abii, bitti mi yani? Hiç umut yok mu?"
"Evet Elif bitti. Hiç umut yok. Lütfen bir daha sormayın, kanayan bağrıma tuz basmayın..."
•~~~~~~•
Abim, "Hastane ile görüşüp geliyorum!" deyip dışarı çıktı. Yatağıma uzandım, Selim'imin resimlerine baktıkça kötü olduğum için bende neler yapacağımı düşünüyordum. Yelefonuma gelen mesajla yerimden doğruldum.
Elif'in, "Müsait misin?" yazısına arayarak geri dönüş yaptım.
"Nurseli?"
"Efendim Elif."
"Nasılsın canım."
"Daha iyiyim ama senin sesin kötü geliyor, bir şey mi oldu?"
"Nişan yorgunluğu devam ediyor işte, bir şey yok. Seni merak ettim. Burada mısın?"
"Evet, buradayım."
"Doğan abi gelmiş, sen de gidecek misin?"
"Yok canım, burada biraz işlerim var, onları halledeceğim."
"Nurseli, bir an önce işini halletmek zorundasın, sabrımız kalmadı artık."
"Ne için anlamadım?"
"Ben de annem de Kaan da bir an önce sizin evlenmenizi bekliyor."
"Seninle anneni anladım da Kaan niye sabırsızlanıyor ki, Filiz'le henüz tanışmadılar."
"a-ahahahhaahah, güzeldi ama Filiz şansına küssün, maalesef o tren kaçtı. Bizim dışarıdan transfer olacak son kişi de hazır."
"Öyle mi? Nereden, arkadaş falan mı?"
"Yok canım, bizim köyden bi kız. Annem ilk defa nişanda gördü, çok beğenmiş. 'Abini bi evlendirelim de onu isteyelim' dedi."
"A...Abiii?!"
"Evet, canım. Sizden kısa bir zaman sonra Kaan da muradına erecek, bence çok oyalanmayın, eltini de bekletme."
"Olur... İnşaallah... Peki bu elticiğimin ismi ne?"
"Hâle!"
"H.Hâ.Hâle mi?"
"Evet canım Hâle, senden iyi olmasın çok tatlı bir kız. İnşaallah en kısa zamanda bir araya geliriz."
"İnşaallah... inşaallah!" Tüm kalbimle söylemiştim bunu. Demek ki Nazlı yanlış anlamıştı. Yaptığım ve düşündüğümden dolayı utanmıştım. Elif, görüşürüz diyerek kapatmıştı. Bende, Selim'e mesaj atmak için yerimden doğrulup, banyoda elimi yüzümü yıkamaya gittim...
•~~~~~~•
E: "Oooofff, Allah'ım çok kötü, kendimi çok zor tuttum..."
L: "Elif, sakin ol canım."
S: "Aferin canım çok iyi düzelttin."
Selim, kendine gelen mesajla tekrar hüzünlenip telefonu masanın üzerine bıraktı.
"Selim. Ben eve geldim, buluşabilir miyiz?"
L: "Selim, ne yapacaksın."
S: "Dedim ya yenge, buluşacağız ve bu iş bitecek."
L: "Selim, iyi düşün. Ani karar verme."
S: "İyice düşündüm yenge. Bu işi daha fazla uzatamam..."
•~~~~~~•
Selim, buluşmak istediğim mesajıma karşılık olarak, beş dakika sonra, "Şuan müsait değilim, arayamıyorum. Yarın sabah seni alırım." yazmıştı.
Onun bu sefer ki emri vakisini ömrümün sonuna kadar duymak için her şeyimi verirdim...
Abim mesajla, Alp abinin yanına gideceğini kapıyı güzelce kilitlememi söyledi. Bende kalkıp güzel bir banyo yapmak için üzerimi çıkarttım. Yarın büyük gündü. Selim'imin karşısına berbat bir hâlde çıkmak istemiyordum...
•~~~~~~•
Selim, Alp'in evine geldiğinde Doğan avukatın numarayı bilişime göndermiş yer tespiti yapmalarını istemişti.
"Ne yaptınız?"
D: "Adam burada Selim, gayet rahat konuştu, numaramı ver, şuan yoğunum alamam dedi."
S: "Alp, sen bir daha araştırabilir misin, belki başka biri daha vardır?"
Alp: "Tamam bakarım." derken Doğan'ın telefonu çaldı. Hoparlöre alıp, "Efendim?" dedi.
"Doğan komiserim iyi akşamlar. Verdiğiniz numara Basri öğen'e ait ancak şuan sinyal alınamıyor."
"Nee, nasıl?"
"Yani, büyük ihtimalle hat ile telefonun iletişimi kesilmiş olabilir."
"Tamam sağol. İyi nöbetler."
Alp: "Eee? Ne oldu şimdi, sıfıra sıfır elde var sıfır!"
D: "Allah kahretsin, salak kafam. Neden sadece numarayı almadım ki, adamı şüphelendirdim."
S: "Nasıl yaa, Selim'e giden tek kişimizi de kayıp mı ettik yani?"
A: "Doğan, bunlar çete olabilir mi? Milletvekili diyerek güven sağlamak istemiş olabilirler."
S: Saçmalama lan, Selim'i neyle suçladığının farkında mısın?"
D: "Alp haklı olabilir. Hangi milletvekili bu şekilde kendini tehlikeye atar ki?"
A: "Kaldı ki; Selim yıllarca sokaklarda kalmış olabilir, zorla bi mafya içine çekmiş olabilir!"
S: "Selim mi? a-ahahhaahah güldürme beni, Selim mafyanın içinden geçer içinden. Asla öyle bir şey yapmaz."
D: "O zaman bu sahte kimliklerin, avukatın da bi açıklaması olması lazım değil mi?"
S: "İllaki de benim önce Nurseli'yi halletmem lazım."
D: "Bitti yani haa, iki yıldır köpekler gibi yandığın aşkın mazi oluyor öyle mi?"
S: "EVET LAN EVEEETT... BİTTİ... KAHRETSİN Kİ BİTTİ... ALLAH CANIMI ALSA KEŞKE... KİM BİLİR NE ZAMAN SONRA ONLARI YİNE BİRLİKTE GÖRÜP KAHROLACAĞIM... BENİM BEBEĞİMDİ, BENİM SEVGİLİMDİ AMA YİNE YİNE YİNE, BİTTİ BİTTİ BİTTİİİİ..."
Selim, kollarıyla başını masaya koyup hıçkırıklarla bitti diye ağlarken, Alp'te kalkıp Selim'in omuzlarına sarılarak onunla ağlamaya başladı. "Yeter Doğan yeter, gitme üzerine artık. Uzatma! Önce can sonra canan tamam mı?.. Biz artık Selim'i arayacağız... Ne yapalım? Madem elimizde bir şey yok, Sıfırdan sıfırız bizde en başa gideriz. Gerekirse yangın gününe kadar inerim tamam mı?.. Selim, kaldır kafanı ve bana bir söz ver."
S: "Ney?"
A: "Kalbini aşka kapatmak yok, madem Nurseli bitti, karşına çıkan ilk aşka yelken açacaksın."
S: "Söz veremem Alp, kalbim bende değil ki aç kapa yapayım."
Doğan'da ayağa kalkıp Selim'e sarıldı, üçü birlikte kucaklaşıp ağladı.
S: "İyi ki varsınız lan? İyi ki varsınız?.."
•~~~~~~•
Saatler öncesinden uyanıp hazırlanmış, sabırsızlıkla Selim'imi bekliyordum. Akşamdan yıkayıp kuruttuğum elbisemi aynada düzeltirken Selim'im mesaj atmıştı.
"Aşağıdayım."
Koşar adım aşağıya indim. Kalbim ilk günkünden daha fena atıyordu. Beni yurdun önünde indirirken yada vurulduktan sonra çiçekle karşıdan bana yürürken bile bu kadar heyecanlanmamıştım. Bu sefer elimi tutacak kimse de yoktu. Kapıdan destek alarak arabaya doğru yürüdüm. Arabadan indiğinde gözlerinin kızardığını ve şiştiğini farkettim.
Kapımı açarken, "İyi misin?" dedim ben sanki çok iyiymişim gibi.
"Çok zor bi dosya ile uğraşıyorum, sabaha kadar uyumadım."
İki yıllık sevgilimi bana mı söylüyordu, belli ki ağlamıştı ve benden gizliyordu. Koltuğa oturduğum da her zaman ki gibi kemerime uzanıp taktı. Başımı yana çevirdiğim de yutkunduğunu hissettim. Sıcak bedeninden sop soğuk öpücük alınca içime bir kor dolmaya başladı. İçimdeki kötü his yine bedenimi sarmaya başlamıştı.
Ben restorana gidip kahvaltı yapacağız zannederken o beni kız kulesinin karşısına getirmişti. Arabayı yine kıyıya sıfır durdurup stop etmesi benim sonumu getiriyor gibiydi. Selin olduğumu öğrendiğini düşünmüştüm. O hamle yapmadan özür dileyip kendimi ifade etmek zorundaydım.
"Selim, özür dilerim. Ben... Açıklayabilirim."
"Biraz bana izin verir misin?" deyip yutkundu. Denizi izlerken içinden ne geçiyordu tahmin edemiyordum ama yüz ifadesi hiç hoşuma gitmemişti.
Burnunu çekip derin bir nefes aldıktan sonra, konuşmaya başladı.
"Bu konuşmayı yapmadan önce şunu bilmeni istiyorum. Gerçekten uzun uzun düşündüm. Ani aldığım, ileri de pişman olacağım bir karar olmadığını bilmeni istiyorum."
Yüzünden ve gözlerinden uzun uzun düşündüğü belli oluyordu.
"İlişkimizin başından beri, gel Selim git Selim, bitti Selim, başlayalım Selim deyip durdun. Sen geldin, operasyonun tam ortasında dahil oldun başarısız oldum. Normalde kimliğini didik didik etmem gerekirken ben sana güvendim..."
Öyle bir konuşuyordu ki, suçluluk duyup Allah razı olsun diyesim gelmişti.
"Senden hoşlandım, bunu anladığında dersi bahane edip beni kendinden uzaklaştırdın, sonra ne oldu bilmiyorum mesaj atıp kafamı karıştırdın, derken vuruldum bu sefer de kardeşimin seni odaya almaması bahanesiyle ayrıldın. Onda da yine geldim. Adım attım..."
Bir silah olsaydı vurun lan beni derdim. Vay bee ben neymişim. Neler etmişim.
"Önce Seda'yı kıskandın, sırf sen iyi hisset diye kızın evine düzenek kurdurup doktorları ayağına getirttim."
Karnımı şişirip, burnumdan kendime acıyan bir gülüş yaptım. Başkası olsa, Selim'in omuzuna destek dokunuşu yapıp, hapse girmiş birine Allah kurtarsın dedikleri gibi derdi. Adam bana nasıl katlanmıştı, helal olsun vallaa diyordum.
"Olayda hiç bir suçum olmamasına rağmen arkadaşın Doğan'dan ayrıldı diye uzaklaştın, yalanlar söyledin, benden kaçtın, yetmedi yine ayrıldın. Mesleğimden men edilecekken bile benim derdim sendin, Allah razı olsun arkadaşım istediğini yaptı da tekrar başladın..."
Susması, "bana bir şeyler söyle" der gibi değildi, öldürücü darbeyi söyleye bilmek için dinleniyordu.
"Ama artık dayanamıyorum Nurseli, bu sefer ki bardağı taşıran son damla oldu. Yine sebebini anlamadığım bir nedenden dolayı ayrılmayı istedin ve bu sefer de en yakın arkadaşımın kendinde değilken yaptığını kullandın, Nurseli ben artık çok yoruldum. Bu toksik ilişki beni tüketti artık. Bana bir şey söylemiştin hatırlıyor musun?.. Biteceği zaman buraya gelelim, burada söyle' diye..."
İki yıldır biriktirdiklerini iki dakikada söyleyip, bir çırpıda bitirmişti. Dur yapma etme özür dilerim dememe bile firsat vermiyordu.
"Nurseli, seninle arkadaş olurum demiştin ama ben onu da istemiyorum, senden bir şey rica ediyorum, benden sonra hayatına devam et, kendini benim için hırpalama değmem... Biraz klişe olacak ama sen benden daha iyisini hak ediyorsun, gerçekten mutlu olacağına eminim. Sadece senden bir ricam var. O kişi bana yakın biri olmasın, emniyetten olmasın, arkadaşlarımdan olmasın."
Kulaklarım sağır olsaydı daha mı iyi olurdu. Bunları duymazdım. Gözlerim kör olsaydı daha mı iyi olurdu, böyle kan ağlamazdı...
Bir sözü yüreğime mızrak gibi saplanırken, diğer sözü o mızrağı çekiyor kalbimi parçalıyordu. Bütün duygularım un ufak olmuşken bir güçle kemerimi çıkarttım...
Nefes almak için değil, oradan uzaklaşmak için kapıyı açmıştım. Selim'in abim olup olmadığını öğrenmeden şutlanmıştım. Bir şey söylemek istemiyordum çünkü biliyordum bu böyle bitmeyecekti...
Konuşmak istemedim çünkü bana karşılık söyleyeceği şeylerin kalbimi derinden etkileyip kendinden soğutmasını istemedim.
Sustum çünkü DNA testi yapılmadan birlikte olmamızın bir anlamı olmayacaktı. Bütün kaderim Okan ve abimdeydi. "Görüşürüz!" deyip kapıyı kapattım.
Neden böyle söylemiştim bilmiyordum... Nereye gidecektim bilmiyordum...
Ağlayamadan boş boş yürümeye başladım...