Duyduğunun hiç birine, gördüğünün yarısına inan...

3994 Words
...Ben, beni özlemiştir pişman olmuştur, beni avukatlar ile görünce endişelenmiştir diye düşünürken, o beni kendine çevirip kolumu bıraktıktan sonra, "Ne işin var burada?" dedi sertçe... "Geçiyordum da bi adam yaralayayım dedim." diyerek orada olma sebebimi basit bir şeymiş gibi söyledim. "Dalga geçme." demesi benim neden orada olduğumu bilmediğini gösteriyordu. "Sen başlattın." dedim hâlâ ayrıldığımızı ciddiye almayarak. "Seninle hiç bir şeyim gayri ciddi olmadı." derken, hâlâ beni kendine çekip sarılmamış ve ayrılığımızın da ciddi olduğunu söylemek istemişti. "Gördük!" dedim üzgün bir şekilde. Sanki tek derdim emniyet güçlerinden bir kocaymış gibi, "Ne oldu benden umduğunu bulamadın, başkasını mı deniyorsun?" deyince sinirlenmeye başlamıştım. "Senden ne gördüm ki buradan birinden onu göreyim!" "Neden beni aramadın o zaman, insanın aklına başka bir şey gelmiyor." "Neden biliyor musun işte bu yüzden... Beni kendinden nefret ettirecek bir şey yapma diye... Çünkü benim seni düşünmediğim bir günüm olmadı... Yatarken nerede uyursam orada duruyorsun, sabah uyanıyorum kaldığım yerden devam ediyorum." "Ağlama..." "AĞLATMA!" "BAĞIRMA!" "BAĞIRTMA!" "GİT NURSELİ, LÜTFEN GİT VE BİR DAHA BURAYA GELME... BAŞINI BELAYA SOKMA LÜTFEN... BENİ DÜŞÜNMEYİ DE BIRAK BENİM İÇİN AĞLAMAYI DA... EMİN OL TÜRKİYE VE DÜNYADA TEK ERKEK BEN DEĞİLİM, TEK ERKEK EMNİYETTE DEĞİL VE TEK POLİSDE BİZ DEĞİLİZ... BAŞKA YERLERE GİT." "EVET ERKEK DOĞMUŞSUN, POLİSTE OLMUŞSUN AMA BİR KADINLA NASIL KONUŞULUR ÖĞRENEMEMİŞSİN... BU YAPTIKLARINI KENDİNDEN SOĞUTMA OLARAK ALGILIYORUM VE ÖĞRENECEĞİM SELİM... BANA NEDEN BÖYLE DAVRANIYORSUN ÖĞRENECEĞİM... BEN O SAÇMA BAHANEYİ SÖYLEYEREK PİŞMAN OLDUĞUM GİBİ SENDE BANA BÖYLE DAVRANDIĞINA PİŞMAN OLACAKSIN..." "HADİ YAA, NASIL OLACAKMIŞ O... YİNE HANGİ ARKADAŞIMLA ÖPÜŞÜP ARAMIZI AÇACAKSIN KİM BİLİR." İlk olarak tokat atmayı düşünüp elimi kaldırdım... Gözlerinden bu tokatı beklediğini görünce, yumruk yapıp tırnaklarımı etime gömerek bağırmaya devam ettim. "ETMİCEM SELİM, BOŞUNA UĞRAŞMA, SENDEN NEFRETTE ETMİCEM, ESKİSİ GİBİ DE SEVMİCEM... SÖZÜNÜ DE TUTACAĞIM EMİN OL... BUNDAN SONRA SENİN İÇİN AĞLAMAYACAĞIM... BANA: KİMSEYİ KENDİMDEN FAZLA SEVMEMEYİ ÖĞRETTİN, TEŞEKKÜR EDERİM." ...Bizim, koridordan bile duyulan bağırtımızı duyduğu için mi, yoksa hâlâ çıkmadığımdan dolayı merak ettiği için mi bilmiyorum, Okan abi kapıyı açıp içeri girerek beni çıkartmak istedi... "Nurseli, yürü hadi." Okan abi bütün cesaretini kullanarak bileğimden tutup götürmek isterken yapacaklarımın sinyalini verdim. "İSTEDİĞİMLE GEZİP TOZUP GÜNÜMÜ GÜN EDECEĞİM, SEN GÖRÜRSÜN." "GEEZZ!.. KOCAN DÜŞÜNSÜN BANA NEE?" ...Beni, bir başkasıyla düşünecek kadar bitirmişti kalbinde. Son defa gözlerine bakıp, bağırmadan ağlayarak, "Selim, sen küçükken ne olmak istiyordun?" diye sorunca yutkundu. Yaşaran gözlerini benden saklamak için yere bakarak, "Doktor." dedi. "Sen çok kötü bir çocuksun Fatih." diyerek, Okan abinin çekmesine karşı koymayı bırakıp yürüdüm ve arkama bile bakmadan dışarıya çıktım... ... Okan, Nurseli'nin elini tutup götürürken Selim peşlerinden bakmak için koridora çıktı. Alp, omuzuna dokununca yumruğunu sıkıp hızlı hızlı nefes alıp vererek, "Gördün mü Alp, bana bakışını gördün mü? O gün Selim de bana böyle bakmıştı... Ben ona bir sürü şey söyledim Alp, git dedim, bu ev bizim dedim, ben her gece babamın onlar için yaptığı tek göz odada onun yatağında uyurken ona burası bizim dedim ama o şimdi Okan'ın yaptığı gibi Selin'in canını yaktığım için beni itti. Okan'ı araştır Alp... Bu adamda bir şey var eminim. Selim ile bir hafta yaşayan Selim'in huyunu alır..." "Tamam kardeşim gel. Bi sakinleş..." •~~~~~~• Arabaya binince bana ne olduğunu soracak diye düşünürken Okan abi kendini sıkıp duruyordu. Sanki ne olduğunu biliyor gibiydi ve için için Selim'e kızıyordu... Ben artık ona kızmaktan vazgeçmiştim çünkü onun yapısı oydu. Yıllar onu hiç değiştirmemişti. Küçükken de canımı yakardı. Selim'in ördüğü saçımı çekip tokamı çıkartırdı. O zamanlar bunun oyun olduğunu zannederdim... Kirazlı tokamı da kaybeden Selim'den başkası değildi. Oysaki ben o tokalarımı çok sever geceleri elimde uyurdum. Polis olmak isteyen Selim'in aldığı kirazlı tokalarımı polis olan Selim kaybetmişti. "Nereye gidelim?" "Sen nereye istersen." "Ne istersin onu söyle, kalabalıkta sessizce ağlamayı mı, suda ıslanmayı mı? Dipsiz bir kuyuya bağırmayı mı?" "Ben sana üçü bir arada yapmıştım." "Vaaayy, kimsede alacağını bırakmıyorsun haa, tamam..." "Evet, dilsiz gibi..." ... Okan abi beni önce orman denen dipsiz bir kuyuya getirdi. Birlikte avazımız çıktığı kadar bağırdık. "Seliiimm, sen çok kötü bir çocuksun." O: "Bataaaakkk, sen çok kötü bir çocuksun." "Seliiiiimmm, seni çok özlediiim." O: "Dilsiiiiiiizzzz seni çok seviyorum." "Seliiiiimmm, gel lütfeeeenn, sana çok ihtiyacım var." O: "Dilsiiiiiiizzz, gitme lütfen, sana çok ihtiyacım var." Bu adamın bu dilsiz takıntısı beni öldürecekti ama şuan bundan bile rahatsız olmamıştım... Beni sahile getirip, belime kadar ıslanmama izin vermiş sonra da mağazaya götürüp kıyafet aldıktan sonra lüks bir mekanda yemeğe götürmüştü. Bana üçü bir aradayı fazlasıyla ödemişti. Yatma saati gelince yine Engin'lere bırakmak istedi ama ben evde kalacağımı söyledim. Sabah yine kahvaltı sözüyle beni eve bırakıp gitti... •~~~~~~• ... "Anneee!" "Efendiiimm!" "Gömleğimle ceketimi gördün mü?" "Hangisini?" "Dünkü çıkarttıklarımı yaa, giderken kuru temizlemeye bırakacaktım." "Çıkarttığın yere bak." "Orada olmadığı için sana soruyorum zaten canım." "Kim bilir nereye koydun da hatırlamıyorsun, aklın başında değil ki?" "Anne, hafta sonuna kadar bulalım, toplantı var, onu giymek istiyorum." "Tamam tamam, çık git hadi geç kalma. Ben bulup Okan'la gönderirim." "Cansın caaann. Seviliyorsun ana kraliçeeeemm, Kolonimizin bir tanesi." "Hadi oradan yağcı, evlenince göreceğim sizi, koloninin asıl kraliçesi kimmiş?" "Anneciğim, o gelen ana kraliçe olana kadar işçi arı sınıfında olacak, yani uzunca bir süre yine koloninin kraliçesi sen olacaksın merak etmee." "Bununla benim uzun süre babaanne olamayağımı söylemeye çalışıyorsun yemezler... Bana torunumu verin sonrasında ne yaparsanız yapın." "Ben geç kalıyorum öptüm." "Kaç kaç, öyle bir şey yapacağım ki, bu çocuk nereden çıktı şimdi diyeceksiniz." ~~~~~~•~~~~~~• Selim'e söz verdiğim gibi onun için ağlamadan uyumuştum, dilsizin üçüncü şarkısına gelmeden uyuyor olmam sayesinde fazla düşünmüyor ve deliksiz bir uyku çekiyordum. Normalde mesaj yada aramayla geldiğini haber veren Okan abi bu sefer zile basmıştı. Gözlerimi ovalayarak kapıyı açıp merakla ona bakınca, "Nerdesin kız sen. Telefonun kapalı merak ettim." demişti. Bu gece daha erken uykuya daldığım için telefonu sarja takmamıştım ve sarj bitmişti. "Telefonu şarja takmayı unutmuşum." "Aklın nerede acaba, hadi yürü arabada şarj edersin." Aşağıya indiğimde ön koltuğun kutuyla dolu olduğunu gördüm, arka koltuğa oturunca da tutma yerinde bir gömlek ve ceket takılıydı. "Abii, hayr olsun, taşınıyor musun?" "Yok kız ne taşınması, bu kolilerde kedi köpek maması var, seninle onları dağıtacağız, o ceketle gömlekte dilsizin. Kuru temizlemeye vermemi rica etti bende oraya götürüyorum." Yanımda ki kolilerden dolayı ortaya kayamadığım için her virajda dilsizin kıyafetleri yüzüme çarpıp kokusunu ciğerlerime kadar dolduruyordu... ...Okan, Selim uyurken gömleği ve ceketini almış, Nurseli'ye yer kalmaması için de arabayı mamalarla doldurmuştu. Dikiz aynasından bakıp gülümseyerek, "Hadi bakalım Nurselin hanım, kocanın kokusunu alda şimdiden alış." diyordu... •~~~~~~• Kahvaltıdan sonra mamaları sokakta dağıtmaya başladık. "Abi, biliyor musun Selim abim de bizim köydeki kedilere yemek süt verirdi." "Nurseli, Selim'in abin olduğunu nereden çıkarıyorsun?" "Fatih Selim değil yaa!" "Fatih Selim demedim zaten, yüzünü görmediğin yaşını bilmediğin, kim olduğundan emin olmadığın kişiye abi deme. Anlaştık mı? Bana diyebilirsin, Doğan'a diyebilirsin, Alp komisere de ama Selim'e deme. Küçükken abi diyor muydun?" "Hayır, hatta ben ona Telim derdim, küçükken peltektim." "Bak gördün mü? Abi demeyi bırak." "Tamam." •~~~~~~• .... D: "Alp neredesin?" "Takipteyim ne var." "Ne oldu, sabah sabah tersinden mi kalktın." "Yatamadım ki, sabaha kadar Okan'ın gbt ets kayıtlarıyla uğraştım." "Neden, hâlâ şüpheli listemizde mi?" "Dün itibariyle baş şüphelimiz oldu." "Nasıl, ne oldu kii?" "Nurseli dün birini yaraladı-" "Ne diyorsun yaa?" "Kavga eden bir çifti ayırmış, adamın kafaya çantayla vurunca parfüm kafasını kanatmış, şikayetçi oldu." "Eee şimdi nerede, göz altında deme?" "Keşke göz altında olsaydı. Çocuklar benim odaya alırken oda Okan'ı aramış... Okan kapattıktan sonra birini arıyor ve bir avukat Nurseli'nin yanına gelirken kim olduğunu bilmediğimiz biri de yaralının şikayetini geri çekmesi için hastaneye gidiyor." "Bak seeeennn, kim lan bu bir telefonla iş bitiren." "Yemin ederim aynı tepkiyi verdim... Nurseli benim üç avukatım var demiş. Bir de gelen avukata Zafer abi dedi ama avukatın adı Levent." "Zafer kimmiş peki?" "Öğreneceğiz... İşin tuhaf yanı, Okan o saatte arama yapmamış." "Başka hattı var o zaman." "Üzerine bir tane..." "Selim nasıl?" "Nurseli'ye ağza alınmayacak laflar etti ama o hiç bir şey yapmadı, pişman olacaksın dedi, Okan geldi, ne izin ne bir şey pat daldı içeri tuttu elinden, Selim'in gözünün içine baka baka götürdü kızı." "İyice gözünü kararttı desene." "Selim de sabah adamın yanına gitti. Gelen kişi hakkında bilgi alacak." "Aaalp, ikimiz de biliyoruz. Selim ona sadece adamı sormaz. Nurseli'ye bulaştığı içinde döver." "Dövsün Doğan, biraz da o yüzden gönderdim. Oda bir daha kadına kıza bağırmanın adamlık olmadığını görmüş olur." "Bir şey öğrenirseniz arayın..." •~~~~~~• Dilsizin takımının dayağını yedikten sonra iki gün yerimden kalkamamıştım. Sesimin değişip burnumun akması Okan abinin beni ev hapsinde tutmasına sebep olmuştu. Üçüncü günün sabahı kendimi iyi hissedince Özlem ile buluşmaya gittim. Dediğimi yapıp Selim'i sinir edecektim. Hem geçmiş hem şimdinin intikamını almak istiyordum... Akşama kadar yiyip içip gezip her şeyi Selim'in kartıyla almıştım. Kozmetik mağazasından aldığım malzemeler ile kuaför salonu açabilirdim... Değişim baştan başlar ilkesi gereği bende saçlarımı boyatmak istedim. Bunun içinde, bana en pahalı gelen kuaförü tercih ettim. Özlem'e de ısrarla manikür pedikür yaptırarak eksiklerimi de onunla kapattım. Giyim mağazasından aldığım dar kesim pantolon, en az yirmi katlı olan apartman topuk ayakkabı ve bu sarı saçlarla Selim beni görse bir eve kapatır aç susuz bırakırdı kesin... Üzerime aldığım alacalı transparan bluzun altına askılı crop bluz alarak tüm medeni cesaretimle birlikte kadınsal hatlarımı da ortaya çıkarttım. Şimdi sıra bir hafta sonraki büyük partide Selim'e yaşatacağım büyük şoktaydı... O hafta sonu Okan abi gelip saçlarımı görünce şok olmuştu. "Nurseli? Bu ne hâl?" "Ne var abi, güzel olmamış mı?" "Ya bi git tövbe estağfurullah, kızım ben seni yola koymaya çalışıyorum sen yoldan çıkma derdindesin, şu tipe bak. Bi aynaya bak bakalım yakışmış mı?" "Üzgünüm ama bundan sonra böyle. Vur patlasın çal oynasın." "Bana bak, emanet falan dinlemem bi patlatırım ağzının ortasına görürsün dünyanın kaç bucak olduğunu haa." "Oooowwww Süper, sen böyle kızdıysan Selim kalpten gider." "Nurseli, geri boyat şu saçlarını gözünü seveyim." "Olmaz abi yaa, yanar sonra. " "Öyle yakmazsan ben başka türlü yakarım ama." "İki aya dip boyam gelecek merak etme. Eee nereye gidiyoruz?" "Ben seni böyle insan içine çıkartır mıyım sence. Başına bir şey bulup öyle gideceğiz." Okan abi bi mağazadan bandana alıp başıma örtmüştü. Deniz kenarına gelince, "Hadi in." deyip kendi de bagajı açarak indi. Bagajda ki iki olta kova ve olta takımlarının olduğu bir kutu ile kıyıya yürüdük. "Ne yapcaz?" "Rafting yapacağız." "Haaağ?" "Yürü hadi Nurseli, balık tutacağız işte, anlamamış gibi soruyorsun." "Haaaa!" "Ama bak bir şartım var." "Neymiş?" "Tutacağımız balıklar iki kiloyu geçerse dilsizi de çağıracağız." diyerek serçe parmağını gösterip yemin istedi. Bende serçe parmağımla tutup, gördüm arttırıyorum der gibi, "Tamam, ama iki kilo gelmezse de benim istediğim kişiyle yemeğe çıkacağız anlaştık mı?" dedim "Anlaştık beee, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın." Nasıl geçtiğini anlamadığım üç saatin sonunda kovada ki balıkları tartmak için yola koyulduk. "Hah, burada bakkal var, gel bakalım." Çekine çekine arabadan indim çünkü balıklar iki kiloyu geçmiş gibiydi... Elim mahkûm dilsizle tanışıp yemek yiyecektim... Gerçi bu saçlarla iyi aile kızı portresinden çok uzaktım ve gerçekten dilini yutup kaçabilirdi... "Hayırlı işler abi, şunu bi tartabilir misin?" "Olur... Hemen... Bir kilooo... Dokuz...yüüüüz... doksan gram..." "Haaağ?" deyip tartıda yazan rakama baktım. En az üç kilodur dediğim balıklar iki kiloya ramak kala çıkmıştı. "İiii yes beee!" deyip sevindim "Hadi yine iyisin. Başka bahara kaldı." "Unutma bak söz verdin." "Tamam tamam, gel şunları yiyelim sonra plan yaparız." Balıkçıda temizlettiğimiz balıkları evde kızartıp birlikte afiyetle yedikten sonra, "Yarın görüşürüz" diyerek evden ayrıldı. Bende okan abiyle buluşturacağım kişiyi arayıp iki gün sonrası için plan yaptım... ~~~~~~•~~~~~~• bir gün önce O: "Abi merhaba kolay gelsin." "Buyur kardeş." "Abi ben yarın buraya gelip bir şey tartmak istiyorum." "Olur olur." "Ama getireceğim şey beş kilo da olsa iki kiloyu geçmemesi lazım... Mümkün mü?" "Hallederiz merak etme." "Bi sıkıntı olmaz değil mi? Sen olursun?" "Olmaz olmaz merak etme." ~~~~~~•~~~~~~• Mutfağı havalandırıp bulaşıkları yıkadıktan sonra tek kişilik hücreme girip telefonu elime aldım. Selim'in resimlerine bakarak uyumak istiyordum ama içimden Selim'e mesaj yazmak gelmişti. "Özledim..." Yazıp gönderdiğim de mesaj iletilmişti. Heyecanlandım... Yerimden fırlayıp yatakta oturdum... Mesaj iletilmişti ve biliyordum kii ekranda gözükecekti... Okusun okumasın şuan görüyor olabilirdi... On dakikadan fazla bağdaş kurarak oturduğum yatakta heyecanla bekledim. Sonunda da dayanamayıp aradım. "Aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor -" Kapatmıştı... Yine hüsran yine hayâl kırıklığı... Telefonu Ayşe'nin yatağına atıp yattım ve son kez olmasını umarak yeminimi bozup Selim için ağladım... ... Ertesi sabah uyanıp Okan abinin gelmesini bekledim. "Geldim in." Hayatımda ilk defa iki kelime hem yüzümü güldürüp hem hüzünlendiriyordu. "Geldim in." Bir yandan ağlayıp bir yandan koşarak merdivenlerden aşağıya indim... O halimi görünce panikle yüzümü elleri arasına alıp endişeli gözlerle, "Özledin mi?" diye sorunca bir kelime ile bütün hissettiklerimi özetledim... "Özledim!" "Bende özledim, bin hadi." Arabaya binip başımı geriye yaslayarak boş boş yolları izlemeye başladım... Köprüyü geçerken nereye gittiğimizi anladım... Yıllar sonra kendimi ait olduğumu zannettiğim yere gidiyorduk... •~~~~~~• Bir saat önce •~~~~~~• D: "Büüüürrrrsss... Büüüüürrrrsss." A: "Sana söylemiştim. Var bunda bir halt. Ne diyor." "Özledin mi diye sordu, Nurseli de özledim dedi." "Bir şey itiraf edeyim mi bu kadarını da beklemiyordum... Ne yapacağız şimdi." "Neyi ne yapacağız." "Takibe devam mı? Selim'e ne diyeceğiz." "Bugün de edelim de, bakarsın bizi Selim'e götürecek bir yere götürür." "Ya Selim'le alakalı değil de ben haklıysam. O zaman ne olacak. Selim 'bu denyo yüzünden mi ayrıldım' demez mi?" "Belki ileride hesapta olmayan şeyler olur da birlikte olurlarsa o zaman bilemem ama, Nurseli, Fatih Selim için bitti gitti... Yani bu saatten sonra kiminle olmuş olmamış bakmaz... Ayrıca kardeşim bize ne? Nurseli kiminle gezmiş, sevmiş, sevmemiş bizi ilgilendirmez ki, biz onu koruyalım gerisini de Yavuz Selim bey düşünsün. Karısını bu kadar bekletmeseydi... Yalan mı?" "Selin'in neler yaşadığını biliyo mudur acaba?" "Yaşıyorsa biliyordur." •~~~~~~• Otobandan çıkıp e-5 e girince önce yola sonra da abime baktım. Meraklı bakışlarımı sormadan yanıtlamıştı. "Feribotla gidecegiz... Normalde Osmangazi köprüsünden geçecektim ama erken gidelim de çocuklara bir şey alalım diye düşündüm." "Olur oluuurrr. İyi düşünmüşsün." Eskihisar feribotlarının oraya gelip beklemeye başladık... •~~~~~~•... D: "Nereye gidiyor bunlar?" "Yalova'ya geçecek herhalde." "Ne yapacağız?" "Geri döneceğim ne yapacağız başka, aynı feribota binersek görebilirler." "Hayır dönme. Ben yolcu olarak bineceğim. sen sonraki feribotla gel." "Orada kaybedersen ne olacak." "Sen bana bi taksi ayarla iskelede beni beklesin." "Of Doğan haa? Tamam. İn git hadi." •~~~~~~• .... Feribota binince arabadan inip yolcu kısmına çıktık. Çoğu ilkimi Okan'la yapıyordum... İyi ki onu tanımışım, ben bu zor günlerimde ne yapardım diye düşünüyordum... "Buraya çıkabilir miyim?" "Atlamayacaksan ve seni tutmama izin verirsen çıkabilirsin." Yaklaşmayın yazan trabzanlara çıkıp kollarımı açarak karşıdan gelen rüzgarı içime içime çekerken, Okan'da düşmeyeyim diye belimden tutuyordu. Bir iki dakika o şekilde durduktan sonra gözlerimi kapatarak rüzgara karşı bağırdım. "Teşekkür ederim Tutuuuuk, iyi ki varsın... Lütfen beni bırakma." "İn hadi düşeceksin." Uslu bir çocuk gibi geriye döndüm, omuzlarından destek alarak indim. "Tutuk nereden çıktı kız?" "Levent abi söyledi." "Onun kasdettiği bu değildi ama." "Olsuuunn, ben içimden geldiği zamanlarda da söylemek istiyorum." "İyi ama ben artık tutuk değilim." "Sen benim kalbimin tutuğusun." "Öyle olsun bakalım..." .... İskeleye yaklaşınca arabalara geçilmesi için anons yapılmıştı, Arabaya binip yine son ses dilsiz dinleyerek ilerledik... •~~~~~~• "Nerdesin Doğan?" "Taksiye bindim, peşlerindeyim." "Ne oldu?" "Ne olsun, kardeşimin Titanic duruşunu izledim. Nurseli ilanı aşk etti gibi bir şey oldu, bütün feribotta onları alkışladı." "Haydaa, geçmiş olsun." "Bir de tutuk diye bağırdı." "Tutuk mu?!" "Evet tutuk, neden şaşırdın?" "Lakap takacak kadar yakınlaştılar haa? Okan arada kekeliyor." "Ben Titanic duruşu yaptılar diyorum sen lakaptasın yaa... Peeess... Nurseli'ye de az konuşan biri lazımdı iyi olmuş... Sen bu Okan güvenilir midir ona bak. Biz bacımızı yolda bulmadık." "Ya nerede buldun kardeşim, sen karını bile yolda bulmadın mı? a-ahahahaahah." "Kes lan, çabuk gel arkamdan konum atıyorum..." •~~~~~~• Bursa'nın merkeze yaklaştığımızda bir grup kadının hamur işi yaptığını gördüm. Onları görmekten duyduğum mutluluğu Okan ile de paylaşmak istedim... "Bak orada yufka yapıyorlar, biz de köyde yapardık. Çok özlemişim." "Hani nerede kız, sende de ne göz var, nasıl gördün orayı." "Sacın borusundan çıkan dumanları görünce bahçeye baktım." Önümüze ilk çıkan marketin önünde durup, "İstediğin bir şey var mı?" diye sorunca etrafa bakındım, yurda yaklaşmadığımız halde neden durduğumuzu merak ettim. "Varsa soğuk su." "Başka?" "O kadar." Okan gidince bende telefonumu çıkartıp Selim'i aradım, telefonu hâlâ kapalıydı. Sinirden telefonu torpidonun üzerine atar gibi bıraktım. On dakika sonra iki poşet dolusu malzemeyle gelip arabaya binince poşette neler olduğuna baktım. "Dur vereceğim." demesi benim su için sabırsızlandığımı düşündüğünü gösteriyordu. "Bunlar ne?" "Sabret kız, aaa!.. Yedi aylık..." "Sen nereden biliyorsun." "Neyi?" "Benim yedi aylık olduğumu." "Nereden bileceğim bee, acelesi olana öyle derler ya o sebepten söyledim." "Yedi aylık mısın demedin ama yedi aylık dedin?" "Kız uzatma da iç şu suyunu hadiii." Ben suyumu içerken arabayı çalıştırıp geriyi kontrol ederek arabayı çevirince, ağzımdaki suyu apar topar yutarak, "Ne oldu, neden dönüyoruz?" dedim "İşin var." "Ne işi yaa?" Arabayı biraz önce ki yufka yapan ablaların oraya park edip aşağıya indi. Elindeki poşetlerle bahçe kapısına gelince beni de aşağıya çağırdı. "Gelsene, ne bekliyorsun?" "Ne yapacağız burada." "Sen pişireceksin ben yiyeceğim işçi arı." Kadınlara selam verip en yaşlı olanın elini öptükten sonra, "Ablam biz misafiriz on kısmetle geldik, birini yiyip gideceğiz." diyerek muhabbete girdi. "Buyur oğlum buyur, hoş geldiniz dee siz yiyeceğinizi getirmişsiniz hani bize sevap, ölülerimize rahmet?.." "Sağolasın ablam, ölülerinize rahmet kalanlara sağlık olsun inşaallah. Bu kız işçi arı sınıfından, geçerken sizi gördü, böyle şeyleri yapabiliyorum dedi, bende dedim bi göreyim, müsade var mıdır?" Gönlü de eli de bol yurdum insanından beklendiği gibi beni bi sofraya davet edip elime oklova verdiler... Kollarımı sıvayıp ellerimi yıkadıktan sonra sofraya oturdum ve yufka açmaya başladım. Okan abi de yanımda bağdaş kurmuş büyük bir keyifle beni izliyordu... "Kızım yağlı yapmasını da biliii misin?" "Biliyorum teyzem." "E o zaman yapta afiyetle yiyin. Yolunuza da azık olur." Orta büyüklükte ki bir bezeyi sofradan sarkacak kadar açınca elini öptüğümüz teyze beni gösterip, "Maşaallah maşaallah becerikli kız, kaçırma!" diyerek Okan abiye bakınca, oda kollarını yana doğru açıp üzülmüş gibi bakarak, "Değil mi annem, bende kaçırmak istemiyorum ama kız nazlı çıktı, oğlumuz az konuşuyor diye istemiyor." deyince yan sofradaki abla oklovayla bacağımı dürtüp, "Kız bu zamanda az konuşan biri istenmez mi hiç?" diyerek beni utandırmıştı... •~~~~~~• A: "Neden indin, neredeler?" "Şu bahçeye girdiler. Adam kızı tuttu ailesiyle tanıştırmaya getirdi ya laa." "Oy anam oooyyy, hani nikahlı olduğunu biliyordu?" "Biliyor ama salaklık bende, Selim bulup ortadan kaldıracak dedim." "İyi yapmışsın kardeşim, oda armut piş ağzıma düş diyerek kızı tavladı, bravo?" "Sen Selim'i oyala, bunları böyle görmesin." "Bir daha ne zaman gelirsin peki?" "Hilde'yi ikna edersem uzunca bir süre gelmem de, işte Nurseli'ye git bak deyip gönderiyor." "Ne yapalım dönelim mi?" "Dön dön, beni terminale bırak sende işine bak." •~~~~~~• İki saat sonra yufkalar ve yağlılar bitmiş domates peynir ayranla yedikten sonra getirdiklerimize yakın azıkla oradan ayrılmıştık. Okan abi, "Çok yoruldun ve geç oldu, başka zaman gelelim olur mu?" diyerek incelik gösterince bende, "Söz ver!" deyip parmağımı uzattım. "Ooff daha o yemek vardı değil mi?" "Eveett, ne zaman buluşuyoruz." "Yarın akşam yemeğe ne dersin?" "Oluuurr Okan'cığım... Hadi gidelim." "Yürü şapşal kız?" ... Geri dönüşte istediğim şarkıyı açıp son ses dinleyerek eve geldik. Beni bırakıp evine giden Okan'a teşekkür sarılması ile veda edip yarın akşam ki yemeğe hazırlık yapmak için koşarak eve girdim... Hemen telefon edip yarın akşam müsait mi olduğunu sorduğum kişiye kiminle buluştuğumu söylemeden telefonu kapattım... •~~~~~~• S: "Okan neredesin?" "Yoldayım abi, Nurseli'yi bıraktım eve gidiyorum." "Sen ne yaptığını zannediyorsun laaann!" "Anlamadım abi, ne oluyor ne bu tavır." "Ben yıllardır o kızın etrafındaki çapakları temizlemeye çalışırken sen mi çıktın başıma." "Abi, sen ne söylediğinin farkında mısın? Ben Fatih'i unutturup Selim'le yaşadıklarını hatırlatmaya çalışıyorum." "En başta beni dinleyip Nurseli'yi uzaklaştırsaydın buna gerek kalmazdı. Ayrıca sanane, Selin bunu biliyor mu? Selim'i hatırlatmaya çalıştığını nereden bilsin. Kız farklı düşüncelere kapılırsa Selim'in yüzüne nasıl bakacaksın?" "Ama Nurseli beni abisi gibi görüyor." "Bugün abisi gibi görür, yarın da görür peki ya sonra ki gün. Önce abi demeyi bırakır sonra Okan'ı bir bakmışsın kör kütük aşık. Hadi çık işin içinden." "Ama Doğan'a öyle olmadı." "Doğan'da boşlukta değildi bir, Doğan onun arkadaşıyla birlikteydi bu da iki. Sende hangisi var söyler misin?" "Ne yapayım, kızla buluşmak için kız arkadaşını mı tavlayayım." "Kızla buluşmayı bırak." "Olmaaazz." "Neden olmazmış acaba?" "Onun bana ihtiyacı var, kendine zarar verebilir." "Hiç bir şey olmaz merak etme... Yavuz'un en büyük hayal kırıklığı ne biliyor musun?" "Selim'le evleneceğini zannetmesi mi?" "Hayır, en büyük hayal kırıklığını, annemin uyudu zannedip babamın odasına gittiğinde yaşamış." "Bilmiyordum, o yüzden mi babama kırgındı, uzun süre baba diyemedi." "Aynen... Şimdi bi düşün, bir şey olmasa bile Yavuz sizi öyle yakın görse ne düşünür. Bırak kendini kendi hatırlatsın. Nurseli de aynı şeyleri ikinci defa onunla yaşayarak daha çabuk aşık olsun..." "Anladım, tamam." "Hadi görüşürüz selâm söyle..." •~~~~~~• ... Civciv sarısı saçlarımı Okan'dan saklamak için, bana aldığı bandanayı aradım ama bulamadım... Ev arkadaşımı arayıp onun çekmecesindeki örtülerinden üzerime uyan birini alıp, başımı bağlarken, Okan "geldim in" diye mesaj atmıştı. Buluşma yerini misafirime yakın yere ayarladığım için muhtemelen o bizden önce orada olacaktı. "Heyecanlı mısınız Okan bey?.." ... Okan, Nurseli'nin abi dememesi üzerine içinden, "Yaa, aabii... Bir kere de haklı çıkma dişimi kıracağım" deyip dışından, "Yooo... Sen kardeşimle yemek yeseydin heyecanlanırdım evet. Ama şuan bir şey yok." dedi .... "Sen bugün beni kırmadın kabul ettin yaa, bende sana söz veriyorum ikinci defa buluşmak istersen bu üçlüye kardeşini de çağıra bilirsin." Okan abinin sesi titreyip gözleri parlamıştı. "Gerçekten mi?" Onun bu halinin hatrına bile dilsizle buluşabilirdim. Hatta onun yalın sesinden istek parça rica edecektim... Restorana girdiğimiz de misafirim gelmiş arkası dönük oturuyordu... Okan abiye masaya yaklaşana kadar belli etmedim... Masayı geçecekken kolundan tutarak, "Abi bu masa!" dedim ikisinin de yüzlerinin şeklini merak ederek. "O.Okan beeeyy?!" "Şengül hanım?!" "Şengül değil abiii, Esengül." Okan abi elini uzatıp, "Merhaba, Nasılsın?" diye sorunca Esengül abla, sesi ve eli titreyerek, "Daha İyiyim, siz olmasaydınız o gün ne olurdum Allah bilir." dedi O: "Gülsüm teyze nasıl?" "İyi, sizi bilseydi selam söylerdi ama bana da sürpriz oldu." Ben Esengül ablanın yanına, Okan abi de karşısına oturdu. Masanın altından elini tutup nabız yoklarken buz kestiğini gördüm. Bende Selim'i görünce onun gibi oluyordum. Kendime acımıştım, Selim, tıpkı Okan abinin anladığı gibi benim durumumun farkındaydı ve şuan onun nazını yapıyordu... Bu günler geçince acısını fena çıkartacaktım... .... Okan, karşısında Esengül'ü görüp, Nurseli'nin imalı bakışlarını ve tekrar abi demesini görünce içinden, "Ulan diş gitti iyi mi? Hangisini kırsam acabaa?" diye düşündü.... ... Yemek siparişini verip gelmesini beklerken Okan abinin telefonu ısrarla çalınca, "Abi aç lütfen, yemekler gelmedi... Belki önemli bir şeydir." dediğimde önce Esengül ablaya sonra da bana bakarak özür dileyip masadan kalktı... "Aşk olsun Nurseli neden söylemedin?" "Bilerek söylemedim abla, abartma diye." "Sen Okan'la nasıl bu kadar yakınlaştın? Yoksaa?.." "Yavaş geeell, hemen yanlış anlama. Okan abi Selim'in orada kriminal de şef, Selim beni terk edince oda bu zor günlerimde yanımda olmaya çalışıyor..." "Şakaaa?.. Şaka yapıyorsun değil mi?" "Vallahi yapmıyorum. Selim konusuna girme..." "Tamam, onu sonra konuşuruz daa, ben anlamıyorum bi doktorun ne işi olur kriminalle." "Kriminal de daha fazla para varsa demek!" "Saçmalama!.. Koca doktor, paraya ihtiyacı mı olur?.." "Belki hastane ile anlaşmazlık olmuştur." "a-ahahahahahhaahah..." "Ne gülüyorsun yaaa?" "Nurseli, annemin ameliyat olduğu hastane varya, onların..." "Neee?" "Adamlar kendi hastanesiyle ne sorun yaşayacak Allah aşkına..." "Nasıl yaa?" "Bilmiyor muydun?.." "Hayır?" "Okan, MEDOCALİN de plastik cerrahi uzmanı ayrıca Bursa'da bi hastanenin de ortağı." "İnanamıyorum yaa, gerçekten mi?" "Evet... Annemin ameliyat olduğu hastane var ya gelmiştin hani...Onların hastanesi... Hatta, 'bu mu ameliyat edecek' diye küçümsediğin doktor da kardeşi..." "Ben kardeşini gördüm mü?" "Annemi kontrol için gelmişti ya hani, elinde değnek vardı... Sen de dalga geçmiştin." "Sus, sus bu aramızda kalsın, Okan abi beni onunla tanıştırmak istiyor." "İnanmıyorum, doktor Yavuz'la mı?" "Adı Yavuz mu?" "Evet Yavuz... Yavuz Selim ASLANER!" "Adem ASLANER!.." "O kim?" "Bi yerde gördüm, tanıdık gelmişti de." "Adem kim bilmiyorum. Onlar üç kardeş, abisinin adı Samet, avukat... Bu Medocalin' de üç kardeşin isimlerinden oluşuyormuş. Samet'in med'i Okan'ın oca'sı son olarak Selim'in lin'i... "Uyumlu olmuş." "Bence dee... Kız ister misin seninle elti olalım." "Esengül abla yaa, senin hakkında en hayırlısı ne ise öyle olsun, o doktoru da Allah sevdiğine bağışlasın." "Amiiinn..." ... O: "Kusura bakmayın, biraz geciktim... Bi dosya ile ilgili sorun olmuşta." "Hallettin mi peki?" "Evet evet sorun yok." Şaşırmış ama belli etmeden yemeklerimizi yiyip kalkmıştık. Okan abiyle, önce Esengül ablayı bırakıp sonra da benim eve geldik. Aklımda zibilyon tane soruyla dalgın dalgın konuşmadan yolculuk yapıp kapıya gelince Okan abi beni bu şekilde göndermek istememiş gibi, "Nurseli iyi misin?" diye sordu. "Dilsizin kim olduğunu biliyorum." "N.NN.Nee?" "Öğrendim abi, bütün bağlantıları da kurdum." "N.NNurseli... b.bb.ben... aaa... çıklayabilirim..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD