72. bölüm. Yanık, dilsiz, kekeme ve kara batak,

3102 Words
Selim merkezde otururken saatler geçmiyor gibiydi. Selin'in yaptığını sindirmeye çalışırken dosyaya gömülmüş, onda da şüphelendiği bir şey hakkında DNA testi yaptırdığı için bir an önce sonuçlanmasını bekliyordu. Odasında daralınca Alp'in odasına gitti. Elindeki ismi vererek, "Şunu bi araştır kurban olayım, kafam o kadar kötü ki yapamıyorum. Bu adamı içeri tıkacak bir sebep bul ne olur. Aklım kadınla çocukta. Geç kalmaktan korkuyorum." dedi Alp ismi alıp, "Sen sıkıntı etme o bende, sütten çıkma ak kaşıkta olsa adam akşama burada." deyince Selim itiraz etti. "Aman haa! İki üç gün yatıp çıkacağı bir şey istemiyorum." "O kadar mı kötü?" "Yengeme kalsa hemen sosyal hizmetlere haber verip kadını sığınma evine aldıracak." "Hadi yaa! Başka bir şey düşünsek?" "Ne gibi?" "Burçak'a bir sorayım mı ne yapabiliriz?" "Alp?" "Efendim!" "Sen bu Burçak işini abartmadın mı? Oğlum tamam Ayşe kurtuldu. Görevin bitti yani, serbestsin!" "Aaa! Tamam. Bende sonsuza kadar devam edecek zannetmiştim, ooohh bee!" "Sen ciddi misin yaa?" "Değilim tabi ki saf'ım. Onunla olmak hoşuma gidiyor. Ama o artık bana eskisi gibi değil. Önceden 'olay olsa da görsem' der gibiydi, farkediyordum şimdi öyle değil, ben olay olsada görsem diyorum." "Ne oldu, istediğini elde edince kıymetli mi oldu?" "Hayır! Aşkına karşılık verdiğim için değil, oyalamak için yaklaştığımı anladı." "Oooo!.. Bu iyi olmamış." "O kaçtıkça kendimi suçlu hissediyorum. Aşkını belli ederken bu kadar gurur yapmamıştı. Şimdi o kaçıyor ben kovalıyorum gibi?" "Yardımcı olabileceğim bir şey var mı?" "Bu kadın yakınlaşmama bahane olabilir, onunla birlikte halletmeye çalışayım." "Olur, siz Ayten'i halledin bende Mustafa'yı." "Tamam ben arıyorum o zaman." "Ara ara, bende kriminale gideyim de sıkıştırayım!" "Okan gelmedi mi?" "Yok yaa, diğer hafta gelecek. Okan olsa gece uyumaz raporu çıkartırdı." "Bu Okan kim yaa? Sana çok farklı davranıyor." "Nasıl farklı anlamadım?" "Nasıl anlamadın yaa, koruman gibi. Ayşe de bile seni kurtarmak için çırpındı. Geceleri eve gitmediği oldu." "Yok yaa, size öyle geliyordur, Ayşe de beni değil Doğan'la Ayşe'yi kurtardı." "Selim!.. Sanki özellikle senin için gelmiş gibi, Geçen gittim acil bekliyorum dediğim dosyayı ikinciye atmış. Dedim herhalde ben Selim'den sonra getirdiğim için ama bi baktım benim dosya senden iki gün önce teslim edilmiş." "Gerçekten mi yaa? Benim ki cinayet diye daha öncelikli mi zannediyor acaba?" "Furkan da farkında, geçen dosyayı verirken 'Selim komiserin dosya diye yazdırayım da çabuk çıksın' dedi." "Allah Allah. O derece mi yaa, ben hiç dikkat etmedim." "Bence bi dikkat et artık. Malum, sana yaklaşmaya çalışanların sayısı git gide artıyor." Selim, konuşmayıp biraz düşününce Alp merakla, "Ne oldu? Ne düşünüyorsun?" diye sordu. "Okan!.. Nurseli'ye yani Selin'e de farklıydı. Bi keresinde onu görünce eli ayağına dolaştı." "Bir şey dicem, Selim şimdi karşına çıksa tanır mıydın?" "Yookk laaann o kadar da değil. Okan, Selim olamaz. Ama Selim'le bi bağı olabilir. Ben bi araştırayım. İçime kurt düşürdün." "İlahi... Ne hallere kaldık. Kriminalde araştırma yapanı araştıracağız. a-ahahahahahhaahah." "Selim'e gidecek kim varsa araştırırım. Başkan falan bile dinlemem." "İyi hadi bakalım, bende yanındayım. Her zaman ve her koşulda." "Sağol kardeşim. Ben gideyim de sende sevdiceğinle konuş artık. Hasret gider." Selim, ayağa kalkıp kapıya doğru yürürken bir anda kapı açıldı ve Selim geriye çekilerek kapının çarpmasından son anda kurtuldu. Doğan, sıcaktan ve yorgunluktan kıpkırmızı olmuş bir şekilde karşısında duruyordu... Selim, Doğan'ı karşısında görünce boynuna sarılıp ağlamaya başladı. Alp ayağa kalkıp, Doğan'la birlikte Selim'i biraz geriye getirip kapıyı kapattı. Doğan bir şey söylemeden Alp'e bakıp Selim'in sakinleşmesini bekledi. Selim, sanki ihtiyacı olduğunu belli eden bir sarılma yapmıyormuş gibi Doğan'a, "Neden geldin?" diye kızdı. Doğan, son olanları merak ederek, "Ne oldu?" diye sordu Alp'e bakarak. Selim, biraz daha sakinleşince kendini geriye çekti, Doğan da onu koltuğa oturtup kendisi de karşısına oturdu. Alp: "Aynı işte, biz de şimdi onu konuşuyorduk. Selim'in gelmiş olabileceğini düşünüyoruz. Onu tanıyabilecek olanları araştıracağız." Doğan: "Mesela?" Alp: "Okan!" Doğan: "Hangi Okan, kriminalden mi?" Alp: "Evet o?" Doğan: "O ne alâka?" Alp: "Selim'e ve Nurseli'ye ilgisini ona yorduk." Doğan: "Selin'e yani?" Alp: "Aynen. Selin'in de tanıyor olabileceğini düşünüyoruz." Doğan: "Tanıyor, kızlara da bahsetmiş." Selim: "Ne demiş?" Doğan: "Gerçek adını söylemiş, Filiz'e Nurseli ile ilgili bir şey sordum, "Selim'le ilgili bir şey mi oldu acaba?" dedi." Alp: "Selim diye Fatih'i kasdediyor olabilir?" Doğan: "Alp!.. Selim iyi dediğimde haa o Selim diyerek Filiz fatih Selim'i kasdetti. Başka Selim'de mi var dedim, onu da git Nurseli söylesin dedi." Selim: "Geldi... Geldi... Geldi... Biliyorum geldi... Buldu bizi... Aptal... Canına okuyacağım senin... İnşaallah senden iri olmuşumdur da yere yatırıp abimle bana yaptığını ödetirim sana..." Alp: "Selim!" Selim: "Bir şey söylemeyin Alp, buruk sevincimi kursağımda bırakmayın. Ben yıllardır onu bekledim. Onu bulmak için polis oldum. Şuan, Selin'in yaptığına bile kızamıyorum. Yeter ki gelsin artık." Doğan: "Bir dakika, Selim sen neyden şüpheleniyorsun?" Alp: "Selim'in Selin'i kullanarak intikamını aldığını düşünüyor." Doğan: "Yok artık daha neler, Saçmalama. Nurseli öyle bir kız değil." Alp: "Bende senin gibi düşünüyorum ama-" Selim: "Ama Selin öyle bir kız abi!" Doğan: "Neyse, sizinle bu kadar yeter. Burayı halledip gideceğim, zamanım yok. Akşam çıkışta bir yere gidelim." Alp: "Selim bende kalıyor, bize gel." Doğan: "Öyle mi? Tamam görüşürüz. Geç kalmam. Olayın aslı astarı neymiş bakıp geleceğim." Selim: "Doğan, bildiğimi belli etme." Doğan: "Tamam kardeşim merak etme sen. Nerede kalıyor adresi verin..." •~~~~~~• Ustanın "iki gün sonra gel al" dediği arabamı bırakıp oto sanayiden çıkarak otobüsle Engin'lere doğru yola koyuldum. Hâle ve Nazlı benim için kalmışlardı ama ben gündüzleri hep dışarıdaydım. Atakan'ı köye giderken bile uğurlayamamıştım... Ruhu çekilmiş zombi gibiydim. Yiyip içip yatıyordum. Hayattan hiç bir tat ve zevk alamıyor, kolum kanadım kırılmış gibi hissediyordum. Otobüsten inip karşıya geçerken bir arabanın acı çeker gibi çıkan fren sesini duydum. Bir buçuk ay önce de bu sesi duymuştum ama bu sefer korkmamıştım. Bu da yaşama hevesim kalmadığı içindi. Arabadan başını çıkartan adamın ne söylediğini bile umursamadığım gibi bir de ona kızmıştım. Gideceği yere beş dakika geç gitse ölür müydü. Ben yayaydım ve haklıydım... Kaplumbağanın bile yarışı kazanacağı bir yürüyüş ile karşıya geçtim. Adamın arkamdan korna ile ettiği küfre umurumda değil diyordum. Cami avlusuna işeyen köpeğin ecelini araması gibi bende o adamı sinir etmiştim. Gerçekten acelesi olmuş olacak ki, durup beni öldürmek yerine uzun uzun kornaya basarak yola koyulmuştu... •~~~~~~• Yarım saat sonra •~~~~~~• "Aloo!.." "Yavuz bey!.. Neredesiniz?" "Yoldayım ne oldu?" "Hastaneye yakınsanız gelince konuşalım." "Ana yolda trafik vardı ara yolu kullanayım dedim, onda da sanki podyumda yürüyormuş gibi hareket eden bir kızla uğraştım, geri zekâlı yüzünden yolu karıştırdım..." "Yavuz bey..." "Bir şey mi oldu?" "Efendim, Neşe..." "Ne oldu Neşe'ye?!." "Maalesef beynine pıhtı attı. Şuan koma da!" "Ne?.. Ne demek... beyne... pıhtı attı... Ben... evden çıkmadan önce konuştum bir şey yoktu..." "Yavuz bey, sizinle konuştuktan yarım saat sonra annesine bir şeyler anlatmaya çalışmış. Beş dakika önce de komaya girdi." "Beş dakika yaa, beş dakika... Ben gelecektim... Neşe'me oyuncak getirecektim. Beş dakika!.. Beeeeşşşş!.." "Bizde çok üzgünüz Yavuz bey." "Tamam kapat..." Doktor Yavuz, direksiyonu döverek geriye döndü. Hem ağlıyor, hem söyleniyordu. "Bulucam lan seni... Bulup geberteceğim... Neşe'min yatağına yatırmazsam bana da Yavuz demesinler... Pislik... Geri zekalı... O işe yaramayan ayaklarını kıracağım kızım... Bana bulaşmanın cezasını çekeceksin...Senin yüzünden yetişemedim... Neşe'me son bir defa veda edemedim..." Yarım saat önce karşılaştıkları yere gelip arabadan indi. Sağa sola bakarak Nurseli'yi aradı. Dikiz aynasından girdiğini gördüğü dükkana girip görevliye yaklaştı, "Biraz önce buraya bi kız girdi. Omuzlarından biraz aşağı da siyah saçlı bir kız. Kafadan kontak. Salak gibi!" "Evet hatırladım, biraz rahatsızdı galiba? Nereye gideceğini bilmiyor gibiydi. Bi arkadaşını aradı arkadaşa verdi. Yol tarifi yaptık. Durağa doğru gitti." Yavuz, hangi durağa olduğunu öğrenip koşarak dışarı çıktı. Durağa yaklaştığında kadının birini tutup kendine çekti, kadın hamileydi. "Pardon, birine benzettim." diyerek yola devam etti. Durakta, otobüs kapısını kapatmış hareket etmeye başlamıştı, hızlandı ama yetişemedi. Otobüsün arka camından içeri baktığında Nurseli'yi görüp cama yumruk atarak, "Seni geberteceğim!..Pislik..." diye bağırdı... ...Ne olduğunu anlamadan sağa sola bakındım. Adamın biri arka koltuğumdaki adamın camını yumruklamıştı. İlkin husumetlisi olduğunu düşündüm. Diğer yolculara meraklı gözlerle bakınca, onların da bana baktığını farkettim. Ayakta elinde evrak çantası olan biri bana dönüp, "Size bağırıyordu!" deyince şaşırmıştım. Olduğum yerden kalkıp arkama baktığımda kaldırımda durmuş rükû halinde dizlerine bastıran adamı ilk defa gördüğümü farkettim. "Ben onu tanımıyorum ki, bana diyemez, şoför durmadı diye olabilir!" deyip tekrar koltuğuma oturdum... ...Yavuz, şoförün kapıyı açmayıp gaza basmasıyla geriye kaldı. Daha yeni yeni yürümeye başladığı için daha fazla koşamadı ve dizlerine bastırarak titremesine engel olmaya çalıştı. Yirmi dokuz senelik hayatında ilk defa küfür ederek Selin'in arkasından nefes nefese söylendi. "A. k. pislik... A. k..." Biraz dinlendikten sonra durağa geçip oturdu. Sinirini atamayınca telefonunu çıkarttı. "Aloo!" "Yavuz?" "Nerdesin?" "Yavuz, ne oluyor ne bu ses. Ne oldu?" "Neşe öldü!" "Ne diyorsun yaa, ne zaman?" "Yarım saat önce." "E hani her şey iyi diyordun?" "Ne bileyim yaa, iyiydi. İki gün sonra taburcu edecektim. O kadar ameliyat ağır geldi galiba, beynine pıhtı atmış." "Üzüldüm..." "Sen nerdesin?" "Ayşe'yi uçağa bindirdim Sivas'a gidiyorum." "Ayşe'yi nereye gönderdin?" "Yanığın yanına." "Nedeeenn?" "Ne bileyim ben, bana yolla dedi." "Sen neden Sivas'a gidiyorsun?" "Ayşe ile ilgilenen bi komiser vardı ya, Doğan!.. Onun karısı beyin kanaması geçirdi. Ona bakacağım." "Ne diyorsun yaa, ne zaman?" "İki haftayı geçti." "Düğün günü mü?" "Evet. Merdivenlerden düşmüş." "Tansiyon mu?" "Hamileymiş?" "Ne düşünüyorsun peki?" "Bilemiyorum Yavuz bey, sizin başınıza yeteri kadar bela olduğum yeter diye düşünerek kendi yerime aldırmaya çalışıyorum." "Saçmalama Okan yaa, Senin oraya nasıl gelecek?" "Ambulansla!" "Saçma sapan konuşma. Sen git, bizim doktorla doktorunu konuştur. Helikopterle aldıralım, bebeklede annem ilgilensin." "Emin misin?" "Okaaannn, kızın birine sinirlendim acısını senden çıkartmıyayım." "Neden lan ne yaptı?" "Önüme atladı mal. Bir de inadıma ağır yürüdü. Ona sinirlendim yolu karıştırdım. Moralsiz hastaneye gitmek istemedim o ara Neşe öyle olmuş." "Hadi yaa!.." "Peşinden kovaladım ama yetişemedim." "Yakalasan ne yapacaksın deli?" "S.kicem!" "Neee? Doğru konuş... Annem bi duyarsa tokatı yersin ona göre." "Duyarsa duysun." "Neyse yaa, uzatmayalım. Ben yarın geliyorum o zaman?" "Gel gel ama şu dedektifliği bırakmak için gel." "O olmaz. Orada yapacaklarım bitmedi." "Lan ne var bu merkezde arkadaş... Kardeşini mi araştırıyorsun ne?" "Lafı evirip çevirip kardeşime getirmeyi bırakır mısın?" "Tamam tamam kızma hemen. Hafta sonu buluşalım." "Ankara'ya gidelim, yanıkta kötüydü, morali bozuk gibi." "Ameliyat olacak ya, onun sıkıntısı sardı yine boşver." "Aaa! Bende diyorum pamuk gibi adama ne oldu." "Az kaldı diyorum ama ısrarla istemiyor. Her ameliyatında çocuk gibi mızmızlanıyor." "Kolay değil ki Yavuz, kaç yıldır bıçak altına yatıyor." "İyi de abi, onun iyiliği için uğraşıyoruz değil mi? En ağır ameliyatı yüzüydü. Atlattık çok şükür. Biraz da dişini sıkacak." "Derdi zor abi, kimi kimsesi yok, yapayalnız." "Biz neyiz Okan?" "Biz ailesi gibi olabilir miyiz sence?" "Annem yıllarca benden çok onu sevdi, ilgilendi. Anne eksikliği göstermedi." "Orası öyle ama yanığın gönlü de yanık. Kaç yıl çocuk esirgemede kaldı, ezildi. Ezildik... Sen gelene kadar bize neler ettiler bir bilsen... Batak: onu yatırtır, yanıklarına bastırır, beni de yalvartırdı. "Lütfen bırak'ı kekelemeden söyle bırakayım' diyordu. Bense üzüntüden daha çok kekeliyordum. Bayılana kadar üzerinde otururdu. Her ayıldığında bana 'Üzülme, kendini konuşmak için zorlama, sen öyle zorlanınca onlar daha fazla zevk alıyor' derdi. Beni bırakıp onların safına geçebilirdi ama o geçmedi. Batak yanındakilere, 'Sizin gibi on tane olacağına şu yanık gibi bir tane olsa dünyayı ele geçirirdim' diyordu. Onun tek engeli bendim ama o beni bırakmadı Yavuz, şimdi o bana öl dese hiç düşünmez ölürüm onun için..." "Sen bu işi de onun için mi yapıyorsun?" "Evet. O istediği için yapıyorum." "Tamam. Bende sana yardım edeyim o zaman. Doğan ve karısını tamamen bana bırak sen emniyette ne işin varsa onu hallet." "Sağol kardeşim iyi ki varsın... Varsınız... İkinizi de çok seviyorum lan... Hayat benden bir kardeş aldı ama yerine bir anne altı tanede kardeş verdi çok şükür!" "Altı kim laaaann!.." "Yanık 1 Sen 2 Nurseli 3 Ayşe 4 merkezden de Doğan ve Selim." "Diğerlerini biliyorum da şu Nurseli ile Selim'i tanımıyorum." "Nurseli'yi gördün aslında." "Hadi yaa?" "Aynen... Amerika'ya gittiğin gün karşılaşmıştın?" "Görünce kekelediğin kız mı yoksa?" "Evet o." "Lan bu altı kişi içinde en huysuzu o herhalde. Nereden buldun onu. Saçma salak... Allah alana yardım etsin dedim yaa, o derece yani." "Yooo aslında hiçte öyle değil. Hem çok zeki, hemde çok güzel." "Madem öyle, neden kardeş yaptın oğlum, sol yanını doldursaydın?!." "Oğlum, o benim yengem yengem! Biz yengemize yan gözle bakmayız." "Ooo! Pardon... Tamam o zaman..." •~~~~~~• Pidecinin tarifiyle bindiğim otobüsten inip eve doğru yürüdüm. Sanki yollar benimmiş gibi sallana sallana yürüyor, kısa kulplu çantamı çocuk gibi sallıyordum. Evin önüne gelen sokağı dönüp salak salak yürürken abimi bi arabanın kaputuna oturmuş beklerken gördüm. Ağlayarak yanına gelip bir adım kala önünde durdum. Utanarak başımı önüme eğdim. İşaret parmağı ve baş parmağıyla çenemden tutup başımı kaldırdı. Yavaşça dudaklarıma yaklaştığında, gözlerine bakıp, "Ne yapıyorsun abi?" dedim yaptığı işkenceye son vermesi için. Çenemi daha fazla sıkıp, "Kız salak!.. Ayıkken yapmayacağımı bilip korkmuyorsun da, ilaçlıyken yaptığımı neden söyleyip beni arkadaşıma rezil ediyorsun. Başka bahane mi bulamadın?" deyince utancım iki katına çıktı ve başımı göğsüne yaslayıp ağlamaya başladım. Bana sıkı sıkıya sarılıp abiliğini iliklerime kadar hissettirdi. "Tamam ağlama sus. Geçti artık, sana kızmıyorum ama bana sebebini söyleyeceksin. Madem Selim'den ayrılmak için beni sebep gösterdin sebebini de anlatacaksın. Bin hadi." "Bu araba kimin, kiralık mı?.. Uçakla mı geldin?" "İki evetle seni uğurluyorum. Geç hadi geç çok konuşma yolda konuşuruz..." Abim "Arabaya binince konuşuruz" demişti ama ben camdan dışarıyı izlerken ağladığım için konuşamamıştım... •~~~~~~• Engin, balkona çıkıp kızların baktığı yere bakınca Selin'in birine sarıldığını görüp, "Ne oluyor?" diye sordu. Nazlı: "Sevgilisi galiba?" Engin:" Nereden anladın?" Hâle: "Tam öpecekken son anda vazgeçti." Nazlı: "Bence Selin bizim baktığımızı gördü, o yüzden engel oldu." Nazlı: "Evet olabilir." Hâle: "Ama bir şey diym mi? Yakışıklıymış?" Nazlı: "Bence de." Engin: "Öyle mi?.. Durun Atakan'ı arayayım da bacınla nişanlın böyle böyle söylüyor diyeyim." Nazlı: "Saçmalama Engin yaa!" Hâle: "Bırak kız söylerse söylesin, ne var? Ben abimin yanında Fatih Selim için de yakışıklı demiştim kızmadı, buna mı kızacak?" Nazlı: "Hâle, ben bir şey duydum ama aramızda kalsın. Selim'in bi akrabası seni gösterip, Selma teyzeye 'Uzağa gitmeye gerek yok' demişti!" Hâle: "O ne dedi pekii?" Nazlı: "Abisi evlensin de aklımda ki o dedi." Engin: "Hay maşaallah kadın çenesi bu olsa gerek, Selin'den Hâle'nin kısmetine ne ara geldiniz acaba?.." •~~~~~~• Abim, inadıma yapar gibi Selim'im ile geldiğimiz yere gelip durmuştu. Bir süre ağladıktan sonra, "Hilde nasıl?" dedim. "Şuan ki haline bakıyorum da senden iyi." "O nasıl?" "Yumruk yememek için yanına gitmedim desem?" "İnanmam, sen onun yanından geliyorsun. Onu görmeden bana gelmezsin." "Başlayacak mısın artık, malumunuz orada hasta bir hatun var ve fazla vaktim yok." "Abi, ailevi sorunlarım var ve bunu ona söyleyemedim, o yüzden vakit kazanmak için onu söyledim, özür dilerim." "Ben de ailenden biri olduğum için sorununu anlat canım, bu kadarla geçiştiremezsin." "Abi, aramızda kalacak biliyorum. O yüzden sana söyleyeceğim. Bir de senin yardımına ihtiyacım var." "Söyle bakalım, elimden ne geliyorsa yapmaya çalışırım." "Alp abiden isteyecektim ama o Selim'e söyledim diye bana kızdı. Kovdu beni." "Hak etmedin mi sence?" "Yalancı çoban'dan pinokyoya level atlatacak kadar mı hak ettim sence?" "Boşver şimdi çobanını pinokyosunu, Anlat bakalım ne oldu, benden ne istiyorsun?" "Abi, ben... Ben evlatlığım?" "Neee?!." "Yani iki yıl önce öyle bir şey duydum?" "Kimden?" "Bizim köyde bi kadın var. Melek annemin uzaktan akrabası, 'senin gerçek ailen bu' dediği kişinin de kuzeni." "Haydaa?" "Bende bana söylediği aileyi buldum." "Eeee?" "Onların gerçek ailem olup olmadığını öğrenmek istiyorum. Karşı tarafın imzası olmadan DNA testi yaptırabilir misin?" "Dur bi yaa, bi sindireyim. Şok oldum şuanda." "Sen bir de Selim'in düşeceği durumu düşün." "Testi hallederim belki de, örneği nasıl alacaksın?" "Abim olmasını istemediğim kişiden alabilirim." "Nasıl?" "Alırım bi şekilde." "Tamam da bu kadın güvenilir biri mi? Ne söyledi sana?" "Bana bende olmayan bi bebeklik resmimi gösterdi. Bu ikizin, o hasta çelimsiz diye Yakupla Melek seni istedi dedi. Bir ev ve bir inek karşılığında satılmışım yani." "Vay şerefsizzz!" "Ben de geçen bi nişanda onları gördüm. Adamla ilk değildi ama karısıyla gittikleri günden sonra ilk defa karşılaştım." "Nurseli, sen onları hatırlıyor musun?" "Hiç unutmadım ki abi. Arabanın peşinden koştuğumu, düşmemi, ellerimin kanadığını. Mesela benim Selim diye bi abim varmış, Melek annem, ikiniz hasta oldunuz o öldü demişti... Geçen sene de onun ölmediğini kayıp olduğunu öğrendim. Geçen sene ayağım kırılınca babam İstanbul'a gelmişti ya, işte bizi okula götürdüğü arabanın torpido gözünde gördüm. Hatta babam dosyaya bakmamdan korktuğu için kaza yapacaktık." "Selim de o Selim yani?" "Hangi Selim anlamadım?" "Filiz, bana moralinin bozuk olduğunu söyledi Selim ile alakalı olabilir dedi. Ben bizim Selim zannettim." "Yok, abim olan Selim." "Vay anasını yaa! Ben her şeyi düşündüm ama hiç böyle düşünmemiştim." "Ne düşündün ki abi?" "Iıııığmm... şeeeyyy!.. Ne bileyim yani... başkasına aşık olduğun için Selim'den ayrıldın falan zannettim." "Bana yardım edecek misin? Testi yaptıracak mısın?" "Yardım edeceğim tabi yalancı çoban bacım. Ama şuan Okan tatilde, ondan başkası o topa girmez. O yüzden biraz beklemen lazım." "Tamam beklerim. Ölene kadarda olsa beklerim. Yeter ki o aile ailem olmasın." "Sana ne geliyor peki?" "Abi, hepsini çok seviyorum ama-" "Tamam tamam ağlama. Sen test yapılacak şeyi getir. Ben Okan'a postayla da olsa gönderirim ama çabuk çıkmaz şimdiden onu da söylim!" "Başka bir hastane yapabilir mi acaba?" "Hastane sıkıntılı bulaşma bence?" "Tamam. Sana bırakıyorum." "Limonatanı bitir kalkalım." "Selim'e söylemezsin değil mi?" "Söylemem merak etme de, sen neden ondan yardım istemiyorsun onu anlamadım." "Abi... Selim'in başında bir sürü sıkıntısı var bir de benimle uğraşmasın dedim." "Tamam. Ben halledicem. Ne zaman gidiyoruz onu söyle." "Abi, ben Hilde'yi görünce dayanamam, oda anlar kötü olur." "Anladım?" "Yani önce kendimi düzelteyim, inşaallah test negatif çıkıp bana pozitif bir enerji verince gelirim." "İnşaallah hakkında en hayırlısı ne ise öyle olsun. Tamam ben Hilde'yi idare ederim. Sen de toparlanınca gelirsin." Abime bir kere daha bağlanmış olarak limonatamı yudumladıktan sonra kalktık. Abim beni bırakırken Engin'in evinde olduğumu Selim'e söylememesini istedim. "Alp'te bende o kadar aptal değiliz merak etme. Ben Alp ile konuşurum, sebebini öğrendim bizim aramızda sorun yok derim, seninle ilgilenir." "İstemiyorum abi, söyleme lütfen... İlk olayda bana arkasını dönen kişiler ile bir daha işim olmaz." "Emin misin!" "Evet eminim. Benimle ilgili ona bir şey söyleme lütfen." "Tamam. Hadi görüşürüz. Kendine iyi bak..." •~~~~~~• Doğan, içinde fırtınalar koparak Alp'in evine doğru gitti. İstanbul'a gelirken, Nurseli'ye kızıp bağırıp bir daha görüşmek istemediğini söylemek için gelmişti ama şuan tam tersi onu yalnız bırakıp gitmek istemiyordu. En kısa zamanda Hilde'yi İstanbul'a aldırmak için çabalayacaktı... Akşam Alp ile Selim geldiğinde, Doğan arabada moralsiz bir şekilde oturuyordu. Doğan, onları görünce arabadan inip Alp'in önüne geldi. Yakasından tutup itince Alp boş bulunup dengesini kaybederek yere düştü. Selim, şaşkın bir şekilde Alp'i kaldırırken bir eliyle de Doğan'ı durdurdu. Alp, şaşırdığı ve Doğan ağladığı için karşılık vermeyip meraklı gözlerle bakıyordu. Doğan: "O kıza bunu nasıl yaptın lan. Bu mu ağabeyiliğin?" Selim: "Ne oluyor Doğan?" Doğan: "Nurseli Alp'in yanına gelmiş ama Alp onu kovmuş!" Selim: "Ne zaman? Nereye!" Alp: "Merkeze gelmişti, seni görmek için. Ben ona bir şey söylemedim ki, şimdi git Selim sakinleşince gel dedim. Ayrıca biz yeni öğrenmiştik, şoktaydık Selin olduğu için kızgındık." Doğan: "İyi halttınız, nefret ediyorum lan sizin ön yargılarınızdan, az kalsın sizin yüzünüzden bende öyle olacaktım. Selim: "Doğan ne oldu anlatacak mısın artık?" Doğan: "İçeri geçelim, başımı yıkayıp kendime geleyim. Yoksa elimden bir kaza çıkacak." Üçü birlikte sırayla eve girince Doğan tişörtünü çıkartıp banyoya gitti...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD