iyilik yap kötülük bul 🥺

4153 Words
Eve gelip eşofmanları giyerken telefonuma arka arkaya mesajlar gelince hemen telefonuma baktım. Okan abi kardeşinin söylediği şarkıları bana atmıştı... Onlar inerken bende yatağıma yatıp kulaklığımı taktım. Hoşlandığımı bulmak için sırayla dinlemeye başladım. Hepsi çok güzeldi ama ikisi Selim'le bana uyuyordu. Yeni yapti evini, yârum, yârum Penceresi yaşali (süslü) Oldiler benlan düşman, yârum, yârum Senunlan konuşali Uçan kuşlar söylesun, yârum, yârum Senden darulduğumi Yağan karlar söndurmez, yârum, yârum Yurekte yangunumi Kimseler dolduramaz, yârum, yârum Kalbumdeki yeruni Gel da helallaşalum, yârum, yârum Vereyim çemberuni Uçan kuşlar söylesun, yârum, yârum Senden darulduğumi Yağan karlar söndurmez, yârum, yârum Yurekte yangunumi Döndun arkani gittun, yârum, yârum Ne var benum elumde? Son kez sarilamadum, yârum, yârum O ahum kaldi sende Uçan kuşlar söylesun, yârum, yârum Senden darulduğumi Yağan karlar söndurmez, yârum, yârum Yurekte yangunumi... ~~~~~~•~~~~~~• Hadi git Ardından öyle kalırım Çileden nasibim varmış Hadi git Anılarla oyalanırım Maziye gözlerim dalmış O hep gönlümdeydi orda kalacak Baharım gelmeden yolda solacak Anladım ayrılık sonum olacak Allahım yardım et nasıl olacak.. Ah bu çalan şarkımız yarim yarim Eski bir anı şimdi sen gelinimdin benim yarim yarim Damadın nerde şimdi Neyleyim baharı hazanı Sevda çiçeğim solmuş Bir yanan kalp vardı senin için Gittiğin gün o durmuş Ben seni sevemem yasak çiçeğim Biten her şey gibi tükeneceğim Seni bir seversem, bir gün ansızın öleceğim Kalbimden kendini al da öyle git Ah bu çalan şarkımız yarim, yarim Eski bir anı şimdi Sen gelinimdin benim yarim, yarim Damadın nerde şimdi Neyleyim baharımı, hazan'ımı Sevda çiçeğim solmuş Bir yanan kalp vardı senin için Gittiğin gün o durmuş Ah bu çalan şarkımız yarim, yarim Eski bir anı şimdi Sen gelinimdin benim yarim, yarim Damadın nerde şimdi Şarkıları "Dilsizin dilinden" adıyla klasör yapıp sadece onları dinlemeye başladım. Kimseler dolduramaz, yârum, yârum Kalbumdeki yeruni Gel da helallaşalum, yârum, yârum Vereyim çemberuni Baş ucumdaki kitabın arasından fotoğrafı çıkartıp bakmaya başladım. Bir yıldır ilk defa kayıp Selim'i rüyamda görmüştüm... Hemde en son alnımdan öpüp "Geleceğim bebeğim sen ağlama tamam mı, Sen beni özleyince gözlerini kapat elini buraya koy, Ben buradan seni seviyorum diyeceğim." dediği günü. Ben, hangi Selim gidince hasta olmuş hangi Selim giderken arabanın peşinden koşmuştum... Şuan kaderin bizi tevafuk eseri birleştirdiği Selim hangisiydi... İkisine de uzun uzun baktım... Bir birlerine benzedikleri için ayırt da edemiyordum... Beni kucağında tutan Selim, Hakan abiye daha çok benziyor gibiydi. Fotoğrafa baka baka uykuya yenik düşmüştüm... ... Başımda dozzz layan telefonun sesiyle uyandım. Ekrana bakmadan telefonu açmayı âdet haline getirmiştim. "Aloo" "Nurseli? Uyanmadın mı? Bekliyorum." "Okan abiii?!" "Efendim." "Haaağ, tamam kalktım geliyorum." Elimi yüzümü yıkarken dilime gece dinlediğim en son şarkı kalmıştı... Uçan kuşlar söylesun, yârum, yârum Senden darulduğumi Yağan karlar söndurmez, Selum, Selum Yurekte yangunumi Döndun arkani gittun, selum, selum Ne var benum elumde? Son kez sarilamadum, selum, selum O ahum kaldi sende... Asansör yerine yine merdivenleri kullanarak indim. Beni gören iki gün önce sevgilisi tarafından terk edilmiş değilde sevgilisiyle buluşmaya gidiyor zannederdi. Şarkıya devam ederken ceylan gibi sekiyordum. Kimseler dolduramaz, Selum, Selum Kalbumdeki yeruni... deyip arabaya bindim... Okan abiye bakarak, "Gel da helallaşalum, Selum, Selum Vereyim çemberuni, dedikten sonra bi aydınlanma gelmişti. "Arabanıııı!.." "Neee?" "Araba abi, araba?" "Ne arabası?" "Bekle bi geliyorum." Eve gidip anahtar ve ruhsatı getirip Okan abinin tarafına doğru yürüdüm. Okan abi camdan bakınca elimdekileri gösterip, "Bunu senden başkasından isteyemem." dedim. "Yapma Nurseli, Selim beni vurur." "Sende Alp abiye ver. Onu vursun." "Sen Alp'e kızmışsın galiba?" "Evet kızdım, kovdu beni, ilk fırsatta sırt çevirdi." "Alp'ten intikamını arkadaşı üzerinden almak sana hiç yakışmıyor ama." "İyi, şöyle söyliiym o zaman. Bana git kiminle olursan ol, görüşürsen görüş ama yakınımdan, emniyetten biri olmasın demişti. E hadi götür sen ver bakalım o zaman ne olacak. Alp ile seni bir tutmadığını söylememe gerek yok sanırım... Sen yapmazsan daha kötüsünü yapacağım." "Ne?" "Çekici ile göndereceğim." "Tamam tamam ben götüreyim, İnşaallah karşılaşmayız." "Korkunun ecele faydası yok canım abicim, bin hadi." "Sen kullansan." "Benim işim var." Okan abi arabayı kullanırken bende torpido gözünden sadece iki sayfasını kullandığım, kapağında kedi resmi olan not defterimi çıkartıp gece dinlediğim şarkılardan birini yazdım... Kahvaltıdan sonra Selim'in aldığı arabaya son defa biniyordum. Camı açıp dışarı çıkarttığım koluma başımı dayayıp dilsizin şarkıyı söylemeye başladım. "Yeni yapti evini, yârum, yârum Penceresi yaşali (süslü) Oldiler benlan düşman, yârum, yârum Senunlan konuşali Uçan kuşlar söylesun, yârum, yârum Senden darulduğumi Yağan karlar söndurmez, yârum, yârum Yurekte yangunumi Kimseler dolduramaz, yârum, yârum Kalbumdeki yeruni Gel da helallaşalum, yârum, yârum Vereyim çemberuni Döndun arkani gittun, yârum, yârum Ne var benum elumde? Son kez sarilamadum, yârum, yârum O ahum kaldi sende •~~~~~~• Okan, Nurseli'nin ağlamamak için kendini sıktığını görüyordu, şarkıyı ezbere söylemesi uzun uzun dinlediğini gösteriyordu. "O şarkıyı sana söylediğini bilseydin ne yapardın acaba?" diyerek içinden geçirdi. •~~~~~~• Okan abiye tarifimle Engin'in evine geldik. "Ben akşama kadar burada olacağım abi, bi değişiklik olursa ararım." deyip arabadan indim. Arabamın arkasından son defa baktım, uzun uzun gözden kaybolana kadar. "Tekrar buluşup seni kullanabilecek miyim acaba?" deyip binadan girdim... Zile bastığımda açan olmadı. Bende "Neredesiniz yaa?" diye sormak için Nazlı'yı arayınca kardeşi açmıştı. "Selin ablaaa!" "Ablan nerede?" "Uyuyoo." "Sen neredesin." "Evdeee." "Ablanlar köye mi geldi?" "Eveeettt... Ablam uyandı veriyorum." "Tamam canım görüşürüz." "Selin?" "Köye gitmişsiniz?" "Evet, sevgilin geldi, seninle okuldan arkadaşının köyüne gideceğini söyledi bizde dün yola çıktık, sabaha karşı geldik." "Hıııığmm, arabayla mı gittiniz? Yolculuk nasıldı." "Engin'in arabasıyla geldik. Savaş'la dönüşümlü kullandılar, sadece iki yerde mola verdik, kısa bir yolculuktu yani ama güzeldi. Arkadaşın nasıl?" "İyii, hamilelik sendromu işte. Başı dönüyor, midesi bulanıyor falan." "Ne zaman dönersin peki?" "Bilmiyorum." "Oradan dönüşte buraya gelsene, Melek teyzenin haberi varmış." "Eve giderim belki ya, annemleri özledim." "Git tâbi aptal, perişan oldu herkes." "Tamam ben kapatıyorum herkese selam." İstanbul'da yalnız kalmıştım. Tek tanıdığım köylüm Selim'ler kalmıştı. Bir süre boş boş yürüyüş yaptım... •~~~~~~• Okan, emniyete girerken sağı solu kontrol etti. Selim'in park ettiği yerde arabasını görünce yanına park edip aşağıya indi. Tekrar sağını solunu kontrol edip ellerini yüzüne sürdü. "Allah'ım sana şükürler olsun. Kimse yok." Doğruca Alp'in odasına doğru yürüyüp kapıya vurdu. "Gel." "Komiserim günaydın." "Tatilciler döndünüz mü? Hoşgeldin." "Evet komiserim geldim." "Otur bakalım tatil nasıl geçti." "İlk defa bu kadar kısaydı ama güzeldi Alp komiserim." "Komiserim çok resmi ya, Alp diyebilirsin. Doğan'la Selim sana neyse bende o'yum." "Ben onlara da böyleyim ama komiserim ve rahatsızlık duymuyorum." "Öyle olsun. Nurseli nasıl?" "Kötü, yani sürekli bi dalgınlık hali, ağlamaklı bakmalar falan." (Alaycı) "Deme yaa tüüüühh, neyse sen onunla ilgilen, ağabeyilik yap." "Siz varken bana düşer mi komiserim estağfurullah." "Ben ona başka türlü ağabeyilik yapacağım, o yüzden sen şimdilik benim yokluğumu aratma." "Elimden geleni yaparım komiserim, bir de Nurseli arabasını gönderdi." "Nee, sende dinleyip getirdin mi?" "Ağabeyilik bunu gerektirir değil mi komiserim." "Hayır, ona eceline susamak denir." "Nurseli, bunları size vermemi söyledi, Selim komiserime siz verecek mişsiniz." Alp, "Vay bee, bi yanlış anladık diye ipe gönderildik haa, öyle olsun Nurseli hanım." dedi Okan'ın masaya bıraktığı ruhsatla anahtara bakarak. "Bir emriniz yoksa ben işimin başına gideyim." "Hakkını helal et." "İlahi komiserim, o kadar da değil. Barışana kadar kendinde kalacak ne var bunda." "Barışırlar mı sence?" "Siz ağabeyilik yapacağım dediniz ya, barıştırırsınız herhalde." "İnşaallah." "Kolay gelsin." "Sana da, tekrar hoş geldin..." ... Okan, dışarı çıkıp Alp'in çabasına sinsice gülerken Selim'in karşıdan geldiğini görüp ciddileşti. "Ooo, Okan neredesin yaa?" "Gg.geldim kk.komiserim." "Hoşgeldin özledik." "Bb.bende ss.sizi." "Bi test istedim hâlâ gelecek." "Hemen bakıyorum komiserim. Görüşürüz." ...Selim, telaşla Alp'in odasına girince Alp panik içerisinde masada ki anahtarın üzerine elini bastırdı. "Alp, bu Okan'da bir şey var, sen haklısın galiba. Beni görünce panikledi, gözlerime bakamadı, kaçar gibi gitti." diyerek masaya yaklaştıkça Alp koltuğa gömüldü. Selim, masanın üzerinde duran ruhsatı görünce hemen eline alıp içine baktı. "Nurseli'nin ruhsat, sende ne işi var?" (yutkunduktan sonra) "Selim, bi otursana." "Buraya mı geldi yoksa?" "Hayır hayır." "Sen mi gidip aldın dicem de nasıl alacaksın ki öyle değil mi? Nurseli Doğan'ın yanında. Araba burada." "Seliiimm?!" "Hadi buyrun, ne oluyor Alp." "Biz Okan'dan şüphelendik yaa!" "Eee?" "Doğan'da bir plan yapmış, Nurseli'yi Okan'la buraya göndermiş." "Saçma planına da geleceğim de Okan neredeymiş ki?" "Hilde'yi buraya getirmeye çalışıyormuş." "Ona neymiş, abim doktorlarıyla sürekli irtibat halinde, hareket edebilecek hâle gelince o getirtecek zaten." "Bilemiyorum işte, sizi ne kadar sevdiyse artık." "Başlarım onun sevgisine de aşkına da haa, şimdi gelelim asıl meseleye, ne olmuşta Doğan bey Selin'i bununla göndermiş?" "İşte, size yakın olmak istiyor ya, oda Nurseli'yi onunla gönderip bana takip et dedi. Belki Selim'le buluşturur diye." "Saçmalamış..." "Selim, sen bu Okan'ın Selim olmadığına emin misin? Bi test falan yapsak olmaz mı, emin olurduk?" "Neden Alp? Ne oldu da Okan'ın Selim olabileceğini düşündün." "Ya işte, Nurseli'ye seni unutturmaya çalışıyor gibi de." "Gibi mi? Unutturuyor mu?" "Fark eder mi?" "Gibiyse eğer sıkıntı yok, kendi çalar kendi oynar ama unutturuyorsa o zaman iş değişir. Unutan Nurseli hanımdır çünkü." "Gibi!.. Gibi!" "Bir dee, son defa söylüyorum Selim bize benziyor, bak bakalım Okan'la neremiz benziyor. Bizim büyük hala Selim'in resmine bakıp, Siz o kadar değilsiniz ama Selim aynı abime benziyor diyerek dedemi söyledi, babamın da küçüklüğüne benziyormuş." "Baksana, o zaman dedenle babanın fotoğraflarını getir, ikisinin karışımı bi robot resim çizdirelim belki eşgale uyan birisi çıkar." "Yani Alp, ille Selim'i içeri tıktıracaksınız haa." "Hayır Selim, senin on beş yıldır hapis olan vicdanını serbest bıraktıracağız. Ayrıca Bu çocuk aynı kalmadı değil mi? Yani ille bir şey olmuştur." "O her ne oldu bilmiyorum ama olan bana oldu... Nurseli neredeymiş." "Dün gece geldiler." "Oradan kaçta çıkmışlar ki?" "Seliiimm, geçen gün, sabah." "Ne diyorsun sen yaa, iki gün yolculuk mu olur, nereye gitmişler." "Yozgat'ta mola verip türbeleri gezdirmiş yaa, senin için de dua etmiş." "Aaa, gerçekten mi gözlerim yaşardı... Lan ben ondan neden ayrıldım, neden bırakmak zorunda kaldım haa, önüne ilk gelenle gezsin tozsun diye mi?" "Doğan, Okan'a yem atmış, sonra da Nurseli nikahlı demiş." "O nikahlı diye ben ayrıldım, başkasının şeyinde olur mu? "Senin de olmasaydı Selim. Sen de takmasaydın abi, O seni seviyor sen onu." "O kadar basit değil işte." "Tamam hadi sen işine bak. Yarında fotoğrafları getir." "Tamam, bir de senden bir şey isticem. O arabayı ben görmeden ortadan kaldır. İstersen yak, istersen hurdaya ver, istersen götür denize at ama ben görmiyeyim olur mu?" "Otoparka çekeyim mi?" "Sen de... Ne yaparsan yap..." •~~~~~~• Okan, yerine gelip dosyalarda ne olduğuna baktı. Selim komiserin beklediği sonuçların henüz çıkmamış olduğunu görünce, Zeki'yi çağırdı. "Zeki, bunu ben hallederim sen diğerlerine bak." "Peki Okan bey, en geç iki gün sonra çıkmış olur zaten." "Tamam, sen işine bak." Okan, dosyaya bakıp, "Bu sefer üç gün sonra çıksın." dedi •~~~~~~• Koca İstanbul'da ilk geldiğimde bile bu kadar yalnız hissetmemiştim. Boş boş yürürken aklıma kızlar gelmişti. Pelin'le Özlem'e mesaj atıp nerede ve müsaitler mi diye sordum... Üçümüz içinde en müsait saate anlaşıp, yeri de kararlaştırdıktan sonra otobüsle yola koyuldum... Acelem olmadığı için adımlarım yavaş ve sakindi. Bindiğim otobüste trafiğin sıkışıklığından yavaş yavaş ilerliyordu. Sahil kenarında yan yana oturan bir birine sarılan çiftleri görünce kıskançlıktan sinirlerim bozuluyordu. Ben ayrıyken insanların mutlu olması gözüme batacak kadar bencilleşmiştim... En erken ben giderim dediğim yere en geç ben gidip bir de yaya olunca kızlar şaşırmıştı. Ö: "Nurseli, araban nerede?" "Oturalım anlatacağım." Masaya oturunca konuşmadan denize dalıp gittim, şu hafif gibi görünen dalgalar beni alıp gitseydi ne olurdu?.. Pelin'in, "Nurseli, ne oldu? Neden böylesin?" demesiyle onlara döndüm. "Selim'le ayrıldık." Özlem'in, "Yine miii?" diyerek göz devirmesinden Selim'e hâk vermiştim. Bana çok bile dayanmıştı. Pelin beni teselli etmek için, gözlerini belerterek Özlem'e bakıp benimle konuştu, "Sen ona bakma canım, ne oldu anlat." "Bilmiyorum... bahanesi, benim iki gün görüşmeyecek bi bahanem yüzünden." P: O bahane ne ki?" "Kızlar, Hilde öyle olunca Doğan abi üç dört gün uyuyamadı. Doktorlar da ilaçla uyuttu, Abim uyanırken halüsinasyon görüp beni Hilde zannetmiş. Dudağımdan öptü." Ö: "Ooooowwww!" "Basit bir şeydi, Alp abi onu çekti bana da söyleme dedi ama ben dinlemedim Selim benimle görüşmek istemesin diye onu bahane ettim." Ö: "Sen neden görüşmek istemiyordun ki?" "İşte orası çok daha fena... Detayı uzun uzun anlatamam sadece şu kadarını söyleyeyim. Ben evlatlık olabilirim ve Selim'de abim olabilir." Ö: "Oooohaaaa!.." P: "Yuuuuuhhh!" "Ben dna testi yapılana kadar ve bunun şokunu atlatana kadar görüşmek istemedim ama o bahanemin saçma bir bahane olduğunu bahane ederek benden ayrıldı." Ö: "Sen ne söyledin, sebebini anlatmış olman lazım öyle değil mi?" "Sebebini değil ama konuşmak istedim. Arkasından koştum ama o umurunda bile olmadan gitti. Bende bugün arabasını gönderdim." Ö: "Delilik etmişsin, ben olsam o arabaya binerdim, gezer tozar onu sinir eder benzinini de yine onun kartıyla alırdım." P: "Saçmalama Özlem. Nurseli sen bakma ona." "İyi de yaptım diyelim, o an ne yaptığımı nereden bilecek ki?" Ö: "Eğer arabada takip cihazı varsa nerede olduğunu bilirdi. Kartla bir şey alınca da mesaj gidiyor. Bu harcamayı siz mi yapıyorsunuz diye." P: "Pes Özlem." "Bi dur yaa, bence kötü bi fikir değil. Son bir defa görüp konuşmak için bahane olurdu. Ne de olsa bizim her şeyimiz bahane ile oldu." P: "Nurseli, sen Selim'i hiç mi tanımadın, biz senin anlatmanla bile tanıdık. O basit bir bahaneyle senden ayrılmaz." "Filiz de öyle söyledi, hasta mı yoksa?" P: "Aklınıza ilk hastalık mı geldi?.. Belki de oda senin kardeşin olabileceğini öğrendi." "Bu benim aklıma hiç gelmedi. Olabilir mi?" P: "Bi düşün bakalım, sen nasıl öğrendiysen o da öyle öğrenmiş olabilir." "İyi de, öğrense bile beni, köylüleri ve kardeşinin süt kardeşi olarak bilir." P: "Bence sen Özlem'in fişteklemesine bakma, önce bundan emin ol. " "Bence ben ikisini de yapayım, çünkü onu çok özledim..." Ö: "Selim'i çıldırtma operasyonuna ilk olarak on gün sonra bi parti var, oraya gelerek yapmaya ne dersin?" "O kadarda değil yaa." Ö: "Neden olmasın?" "Telefonu kapalı nereden bilecek ki?" Ö: "Numaran kardeşinde yok muydu? Sen durum yaparsın oda görüp abisine söyler. Hem bak Pelin de gelecek." "Bu hafta görüşemezsem olur." P: "Bu sefer ki nerede olacak?" Ö: "Geçen sene son partinin yapıldığı yerde olacak." P: "Oooowww büyük parti yani?" Ö: "Aynen yaa, manken gibi çocuklar gelecek... Ama en sinir bozucu yanı sabah pis çarşafları temizlemek." P: "Sen de o kadarına girme Özlem." Ö: "Asıl para onda amaaa, kimse kusmuklu sipermli çarşaf temizlemekle uğraşmak istemiyor." P: "İğrenç yaa." "Evet yaa konuyu değiştirelim midem bulandı..." ... Normalde üç kişinin yiyemeyeceği kadar büyük bir pasta meşrubat alarak Selim'e ilk mesajımı göndermiştim... Hiç istemesem de on gün içinde ayrılmak isteme sebebini öğrenemezsem o partiye gidecektim... Kızlardan ayrılıp emniyete gittim. Alt caddede beklerken Okan abiye beklediğimi haber vermek için mesaj attım. Okan abi de yarım saat sonra yürüyerek gelmişti. "Eee kaldık mı yaya, ne yapacağız?" "Sen burada hiç yaya gezmedin mi?" "İstanbul'a geldiğimizden beri arabalarımız var." "Benim yoookk ve ne yapacağımızı biliyorum. Nereye gidelim?" "Sizin eve gidip arabayı alalım da yemeğe gidelim." "O zaman metroyla gideceğiz hadi gel." "Benim biletim yok." "a-ahahahahahhaahah... Allah'ım... Sen hâlâ o çağda mıyız zannediyorsun? İstanbul kart var, lira yükleyip onunla bine biliyoruz. Gel ben senin yerine de basarım..." •~~~~~~• D: "Ne oldu, son durumlar ne?" A: "Onlar geziyor ben bekliyorum." "Neden takip etmiyorsun?" "Bugün edemiyorum çünkü arabaları yok. Bu havada müfettiş gadget gibi de dolaşsam bu şekilde de dolaşsam anlarlar." "Arabaları neden yok. Sen neredesin?" "Okan, sabah Nurseli'nin arabayı getirdi. Bende arabayı otoparka götürüyorum. Oradan kendi arabamı alıp Nurseli'nin eve gideceğim." "Selim arabayı görünce ne yaptı?" "Sana kızmaktan sıra ona gelmedi desem." "Neden kii?" "Nurseli'yi Okan'la gönderdiğini söyledim." "Neden söyledin Alp yaa? biraz oyalaya bilirdin." "Ulan nasıl oyalayayım, bunda bir şey var araştır takip et dedi. Yok kardeşim Selim'le alakalı değil kendi aşık olduğu için diyemedim." "Sen hemen peşin hükümlü olma. İyice emin olalım." "Tamam..." •~~~~~~• ...Bir çok kişinin mecburiyetten katlandığı bu çileye Okan abi, "Süper yaa, arada yapmak lazım bu sporu." demişti. Bir otobüs, bir metro, yarım saat yürümenin sonunda evin önüne gelmiştik... Arabanın yanına gelip sinsi sinsi güldüğümü gören Okan abi, koluyla arabanın üzerine set çekip beni sıkıştırarak, "Bana baakk kııızz bu yol bu kadar uzun değildi, doğru söyle sen yolu mu uzattın?" deyince, "On dakikacık yaaa?" dedim işaret parmağımın ucunu göstererek... Sinirlenmiş gibi yüzünü ekşitmeye çalışırken bile gülümsüyordu. Elimi tutup parmağımı sıkarak kendince ceza vermeye çalıştı... •~~~~~~• A: "Doğaaaannn!" "Efendim." "Bu adamı öldürmemem için bana bir sebep söyle, ufak mini minnacıkta olabilir." "Ne oldu yine yaa?" "Aç aç kamerayı aç..." ..."Ne oldu hani, göster." "Ne mi oldu? Emanetinin son hâli bu kardeşim." "Ooofff, kurda kuzu emanet etmişim..." "Gidip döveyim mi?" "Sakın haa? Bekle. Sen kim oluyorsun demezler mi?" "E ne yapayım o zaman? Selim'e çelenk bunlara da düğün hediyesi mi alayım." "Sen buna iş ver, emniyetten çıkamasın. Ne kadar az görüşürlerse o kadar iyi olur. Bir de ne olur ne olmaz takibe devam et." "Ne konuşuyorlar görebiliyor musun?" "Alp, bu mesafe ve telefondan mümkün mü sence, bazen saçmalıyorsunuz yaa." "Hilde nasıl, buraya ne zaman gelebilecek sence?" "Şuan doktorlar izin vermiyor. En az bir hafta daha bu şekilde beklemek zorundayız diyorlar." "Allah'ım lütfen Hilde iyi olsun da bir an önce gelin." "Hilde, bunu öğrenince ne diyecek biliyor musun?" "Tahmin edebiliyorum ama ne?" "Ben söylemiştim... Hatun yine haklı çıktı, bunlar birlikte olamaz demişti." "Geleceği gören kadın... Hilde yenge... Bende söylemiştim." "Sen ne söyledin acabaa?" "Bu kızı kendi tarafımıza çekmeliyiz demiştim." "İyii, bir geleceği görende sensin haa, oldu mu? İşine bak hadi." "Bu günlük bu kadar yeter, başka bir işim var oraya gideceğim." "Tamam görüşürüz..." •~~~~~~• Akşam yemeği yedikten sonra Okan abi beni Engin'in kapıya bırakıp gitmişti. Okan abiye Engin'lerin köye gittiğini söylememiştim. Emanetin canı burnunda'yı burnumdan getirsin istemiyordum. Bende en yakındaki otele yine Selim'in kartıyla giriş yaptım... Odaya girip duş aldıktan sonra kulaklığı takıp Dilsizin dilinden şarkıları dinlemeye devam ettim... •~~~~~~• S: "Alp, neredesin?" A: "Ayten'i ve çocukları aldım. Burçak'ın eve bıraktım." "Sorun olmadı değil mi?" "Hayır hayır... Adam ganyan bayisinde olay çıkarttığı için daha kolay oldu. Sen neden aradın bunu sormak için mi?" "Nurseli, bi otele giriş yaptı." "Ne oteli yaa, evinde kalmıyor mu?" "Bilmiyorum, Engin'in eve yakın bir otel." "Ben bi Okan'ı arayayım. Onunla mı-" "Ne saçmalıyorsun sen yaa. Ne demek onunla mı. Gebertirim lan onu, katil etmeyin beni." "Yaa kızma hemen, geçen gece otelde ayrı odalarda kalmışlar, yine öyle mi acaba diye dedim." "Ulan hani gezmişlerdi, otel nereden çıktı? Daha ne saklıyorsunuz benden kim bilir?" "Ooofff Selim, madem bu hâle gelecektin ayrılmasaydın tamam mı? Ben Okan'ı arayayım yanına gidip bi baksın?" "Okan kim lan... Ben varken Okan'a mı düşer?" "Ne bileyim oğlum, sen gitmezsin diye dedim." "Çıktım bile yoldayım." "Otelin adını söyle bende geliyorum." "Zahmet etme, Okan'ı ara o gelsin." "Karı gibi trip atma lan, geliyorum işte..." ... Selim, otelin önüne geldiğinde Alp'te gelmiş bekliyordu... "Burası mı?" "Bana söylediğin adres burası. Ben bir içeriye bakayım. Emin olalım." "Yakalanma dikkatli ol." "Polisim lan ben, ne demek yakalanma?" "Nurseli, polis komiser dinlemez canım, sana çok kızgınmış çiğ köfte gibi yoğurur seni." "Aaayyy çok korktum." ... Alp, sağa sola bakınarak içeri girip görevliye Nurseli'nin fotoğrafı ile rozetini göstererek, "Bu kız burada mı kalıyor?" diye sorunca, görevli rozete baktıktan sonra telefona yaklaşıp, "Evet komiserim, burada kalıyor." dedi endişeli bir şekilde. "İyi tamam. Bak biz bu kızın peşindeyiz. Çete ile bağlantı içerisinde olduğunu düşünüyoruz, siz ona belli etmeyin, sizin yüzünüzden elimizden kaçarsa-" "Tamam komiserim, siz hiç merak etmeyin." "Ben kapıdayım. Hadi kolay gelsin." .... Alp arabaya binip, "Burada." deyince Selim sinirli bir şekilde, "Sordun mu tek miymiş?" dedi ama Alp oralı olmayıp, "Engin nerede?" diye sordu. "Engin'ler kızları da alıp köye gitti. Belli ki Selin hanım burada tek olduğunu söylememiş, yoksa gelirlerdi." "Ayrıca kendini buraya bıraktırdığına göre Okan'a da söylemiyor." "Buraya bıraktırdığını nereden biliyorsun?" "Okan'ın araba onların kapının önündeydi." "Beyimiz o evide biliyor öyle mi? Doğru söyle lan. Evde mi yattı?" Selim'e sesli bir şekilde, "Saçmalama lan, Nurseli öyle bir şey yapar mı? Arabada sabahladı." derken içinden de "ikisi birlikte" dedi. "Ben biliyorum abi biliyorum, eminim bunun altında bir iş var. Kim kimin kapısında nöbet tutar. Okan'ın adresi, kiminle konuşuyor ıncık cıncık her şeyini istiyorum." Alp, bu seferde içinden "aşık olan sabahlar" deyip, dışından, "Tamam." dedi... •~~~~~~• Deliksiz bir uykunun ardından, gıdıklanıyormuş gibi debelenerek uyandım. Telefonuma gelen mesaj da yüzümde istemsiz bir tebessüm oluşturdu. "Çıktım geliyorum, kapıda ağaç etme beni." Hemen kalkıp, koşar adım Engin'lerin eve doğru yürüdüm. Binanın girişinde beklemeye başladım... Caddenin başında Okan abinin arabayı görünce el sallayıp dilsizin en sevdiğim şarkısını söyleyerek arabaya bindim... Uçan kuşlar söylesun, yârum, yârum Senden darulduğumi Yağan karlar söndurmez, yârum, yârum Yurekte yangunumi O: "İyice ezberlemişsin?" "Evet ya, çok hoşuma gidiyor. Başka yok mu?" "İstersen Zafer'e söyliym gitmeden bir albüm daha yapsın." "Nasıl yaptırıyor ki?" "Dilsizin sesini kaydediyor, altına müzik koyuyor." "Yapsın yapsın. Çok güzel olmuş." deyip yine aynı şarkıyı bulup sesini sonuna kadar açtım, İkimiz söyleye söyleye ilerledik... •~~~~~~• S: "Bittin Okan... Sende Doğan... Sende Selin... Şunlara bak Alp, neredeyse ayrıldık diye zil takıp oynayacak." "Yok yaa, baksana Okan'ı kandırıyor." "Bunları uzak tutarak bulalım şu salağı, yoksa keşke seninle olsaydı der..." •~~~~~~• İştahlı bir kahvaltının ardından kızlarla buluşacağım diyerek ayrıldım. Yarım saat boş boş dolanıp eve gitmek üzereyken kavga eden bir çift gördüm, adam kadını zorla arabaya bindirmeye çalışıyordu. Hemen koşup adama engel oldum. "Çekilsene bee, sen kimsin?" "Gör bak bakalım ben kimim?" diyerek çantamla kafasına vurup adamı sersemlettim. Kafası kanayan adam bana doğru gelip önüme düştü... Biraz önce, "Bırak, bırak!" diye yaygara yapan kız bu sefer adamın başında, "Aşkım aşkım." diye ağlayıp yardım istiyordu... Ambulans ve polislerin gelmesiyle bir anda suçlu konumuna düşmüştüm. Göz altına alınıp emniyete götürülürken, tanıdık arama hakkımdan kimi kullansam acaba diye düşündüm. Alp, hariç... Emniyetin kapısından girerken, tanıdık bir sesin şokunu hissettim, "Nurseli!" Arkamda duran kişiye dönüp, ben bir şey yapmadım der gibi boynumu büktüm. +"Komiserim, yaralanmalı kavga çıkmış." İlk ifademi orada verdim... "Kadir abi yani komiserim, ben tanımadığım adamla ne kavgası edeyim. Onlar ediyordu ben ayırdım." +"Komiserim, kız sevgilisiyle tartışmış ama öyle zorlama yoktu, abarttı diyor." "Yalaaaannn, vallahi yalan. Bırak bırak diye bağırıyordu." K: "Tamam, bana bırakın, siz gidebilirsiniz?" +"Komiserim, adam şikayetçi." K: "Tamam dedim bende. Ben halledicem." Kadir komiserin yanında merdivenleri çıkarken, "Kadir abi, biz ayrıldık biliyorsun herhalde?" dedim "Biliyorum." deyip sustu. "Onun yanına gitmeyeceğiz değil mi?" "Hayır tâbi kii?" "Ben Alp abiyi de istemiyorum." "Sen bilirsin o zaman direk mahkemeye sevk edelim seni?" "Eeettt, benim üç tane avukatım var çıkartırlar." "Başkası bir tane bulamazken sende üçer beşer maşaallah..." Tam tahmin ettiğim gibi beni Alp abinin oraya getirmişti. Bora: "Kadir? Ne oluyor?" K: "İşler kötü, adam yaralamış." B: "Neyle?" (Şaşırarak) "Çantamla vurdum yaa, onun kafasının derisi inceymiş..." (gayet rahat) B: "Çantanda parfüm şişesi var mı?" "Eveeettt!" K: "Ne yapacağız?" B: "Bilmiyorum kii, bi gelsinler de." K: "Burada beklemese mi?" B: "Bence de... Odaya alalım." "Telefon etme hakkımı kullanmak istiyorum." K: "Et bakalım, seni başkomiserlerden daha iyi kim kurtaracak merak ettim." Şimdi görürsün der gibi telefonumu çıkartarak Okan abiyi arayıp olayı anlattım. 'İfade verme, ben halledeceğim." deyip telefonu kapattı... •~~~~~~• Okan, telefonu kapatıp Zafer'i aradı ve olayı anlattı. Zafer, emniyetten bir arkadaşını arayıp Nurseli'nin yanına gönderirken kendisi de yanına birini alıp hastaneye gitti... ...Alp, merkeze gelip odaya girecekken, arkadan avukat gelip Emre'ye, "Merhaba? Nurseli Aktaş'ın avukatıyım. Kendisini görebilir miyim acaba?" deyince Alp şaşırmıştı. "Kim kiiimm?" deyip geriye döndü. Bora yanına gelip olayı anlatınca, avukatı alıp bir odaya götürdü. Avukat elini uzatıp "Merhaba Nurseli." deyince kadın, "Ben Nurseli değilim." dedi. Alp, avukatın kolunu tutarak, "Seni buraya kim gönderdi çabuk söyle?!" diye bağırınca avukat, "Komiserim kusura bakmayın, ismimi duyurmak için suçlu kovalıyorum. Malum yeni avukata kimse güvenmiyor, bende aşağıdaki polislerden duyup geliyorum." dedi. Alp, avukatla birlikte Nurseli'nin yanına girince, Nurseli ayağa kalkıp, Alp'in yüzüne bakmadan, "Zafer abi siz misiniz?" deyince Alp, avukatın yalan söylediğini anladı. "Siz oturun, şimdi yalnız konuşmak istiyorum muhabbetini hiç çekemicem." deyip dışarı çıkarak avukatın kim olduğunu nereden geldiğini sordu. Kadir, Nurseli'nin Okan'ı arayıp yardım istediğini söyleyince Alp, "Vay bee, siz değil, ben değil, hadi Doğan neyse o uzakta, ya Selim, Selim bile değil haa?" deyip üzüldü... ...Selim, Ayten ile ilgili bir şey sormak için Alp'in yanına geldiğinde Alp kulağında tuttuğu ahizeyi masaya vurup, "KİM LAN BU OKAN, HAA, BİR TELEFONLA İŞİ KAPATIYOR, KİM KİİİİMM?" diye bağırdı. Oradakiler Alp'e bakarak Selim'in arkasında olduğunu işaret ettiler. Alp, morali bozuk bir şekilde arkasına döndü. Selim'in, "İnşaallah çok uğraştırmadan konuşursunuz?" demesine rağmen Alp dahil kimse konuşmuyordu... Alp'in kapısı açılıp avukat ve Nurseli odadan çıkınca Selim neye uğradığını şaşırdı... •~~~~~~• Alp, dışarı çıkınca avukat abi bana. "Sakın ifade verme, buradan çıkacaksın, ayrıca sana Zafer kim derlerse sakın söyleme. Zafer aracı, yakalanırsa başı derde girer." deyince elimle dudaklarıma fermuar çekme hareketi yaptım... "Bir daha bir şey olursa Okan abi diye arama, tutuk abi diye ara, hem başının belada olduğunu bilir, hemde gizlice yapar sorun olmaz!" deyince Selim'le değil ama Okan abiyle parolam olduğunu düşünüp üzüldüm. "Şimdi olur mu peki?" dedim üzgün bir şekilde "İnşaallah Zafer çabuk hareket etmez yoksa hafif bir sarsıntı olabilir." "Okan abi bana böyle söyleseydi yapmazdım kii?" "Bak hâlâ Okan diyorsun." "Tamam tamam sustum." Adının Levent olduğunu söyleyen yeni avukatıma mesaj gelince bana göz kırparak, "İş tamam, biraz sonra haberi gelir!" dedikten sonra beş dakika geçmeden dışarıdan Alp'in bağırmasını duyduk. "Hadi çıkalım." deyince Alp'in suratının aldığı şekli düşünüp gülerek dışarı çıktığımda Selim karşımda dikiliyordu... Bir anda elim ayağım titremeye başladı... Kalbim yerinden çıkacak gibiydi... Başımı önüme eğip gözlerimi kaçırdım, yoksa gidip boynuna sarılabilirdim... Sırtımda bir el, "Hadi Nurseli gidelim." diyerek beni itince iki adım attım, Selim'in yanına gelmeden o Levent abiye yaklaşıp kolundan çekerek, "Çek lan o elini kırarım yoksa!" dedi. Beni terk etmiş olsada hâlâ kıskanıyordu. "Kadir, al şunu gözümün önünden elimden bi kaza çıkmasın." "Emredersiniz komiserim." Selim, kolumdan tutup sıkarak tekrar Alp abinin odasına getirip kapıyı kapattı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD