"Bu geceden sonra bakir olmayacaksın."
O söz bir kez daha aklından geçti. Nihat uykusunda dönerek inledi. Rahatsız edici bir his onu uyandırdı ve bir kez daha rüyasında gördüğü anılarıyla aletinin sertleştiğini fark etti. Daha da kötüsü çamaşırı nemli gibiydi ve bu ilk defa da olmuyordu.
Kendini temizlemek için banyoya doğru giderken sendelediğinde inledi. Duşa girip alnını duvara yasladı. Soğuk su uyuşukluğunu yavaş yavaş alıyordu ama sanki rüyası devam ediyor gibi kadın gözünün önündeydi.
Tanrıçası…
Üzerinden neredeyse bir yıl geçmişti ama uyurken veya uyanıkken hala gözünün önüne o gece geldikçe tükeniyormuş gibi hissediyordu. O gün oraya neden gittiğini bile bilmiyordu. İş görüşmesinde tanıştığı birkaç kişi onu davet etmişti. Yoksa ne işi olurdu onun Aziz Patrik Günü’yle… Genellikle bu tür davetleri reddederdi. İş için gittiği New York’tan da toplantılardan sonra hemen ayrılmayı planlamıştı ama kendini o İrlanda barında bulmuştu.
Planı sadece birkaç kadeh içki içip otel odasına geri dönmekti. Kesinlikle o ana kadar gördüğü en güzel kadınla karşılaşmayı beklemezdi. Uzun boylu, kıvrak ve hayat doluydu. Kahverengi gözleri parlıyordu ve baştan çıkarıcı kıvırcık saçları kadınların dağınık topuz dediği şekilde başının üzerinde toplanmıştı. Soğuktan korunmak için olsa gerek büyükçe bir kazak ve altına da kalın bir termal tayt girmişti ama buna rağmen Nihat’a sanki bir peri kraliçesi gibi görünmüştü.
Beklenmedik karşılaşmaları onu da kendisi kadar şaşırtmış gibi görünüyordu. Kadının hızlıca özür dileyip uzaklaşacağını düşünmüştü ama bunun yerine o adamı elinden tutup dans etmek için sürükledi. Nihat öyle bir şoka girmişti ki itiraz bile edememişti.
Kadın arkasını döndü ve vücudunu onunkine doğru salladı. Utangaç bir gülümsemeyle kalçalarını onunkine sürterek baştan çıkarıcı hareketler yapıyordu. Nihat ona baktıkça ağzının kuruduğunu hissetti. Uzun zamandır görmezden geldiği arzuları harekete geçmiş gibiydi. Paniklediğini hissediyordu. Ne yapması gerekiyordu? Dans hakkında hiçbir şey bildiği yoktu.
Ebeveynleri ona ve tüm kardeşlerine evde özel eğitim aldırmıştı. Bu yüzden diğer çocuklarla çok az etkileşim kurarak büyümüştü. Bu durum kardeşlerini olumsuz etkilemiş gibi durmuyordu. Kız kardeşleri her türlü etkinlik ve partilere katılmayı çok severdi. Hepsinin küçük arkadaş çevreleri vardı. Ama Nihat öyle değildi. Sessiz, çekingen ve özgüvensizdi. Kendinden pek emin olamazdı. Yedi kardeşin en küçüğü olarak ailedeki konumundan asla emin olamazdı.
"Eğer dans etmek istemiyorsan ben başka birini bulabilirim."
“HAYIR!” diye bağırmak istedi adam ama bunun yerine elini daha sıkı kavramayı tercih etti. Kadın onu kalabalığın içine çekti biraz daha yaramazca gülümseyerek. Kollarıyla omuzlarına tutundu ve ona daha çok yaklaştı.
“Bu başka adamların yanımda olması fikrini sevmediğin anlamına mı geliyor?”
Ah, gülümsediğinde o kadar güzel oluyordu ki…
"Endişelenme, liderlik ediyor olmak umurumda değil."
Evet, bana ne istersen yapabilirsin, demek istemişti o an Nihat. Tanrıçası dışındaki diğer hiçbir şey umurunda değildi.
Nihat onun dışındaki her şeyi bir anda unutmuş gibiydi. Onu bekleyen arkadaşlarını ve tanrıçasının arkadaşları olduğunu tahmin ettiği kadınları… Gözü onu gördüğü andan itibaren hiçbir şey görmemişti. Ona yaslanan, sürtünen, dudaklarını onunkilere bastıran kadından başka hiçbir şeyin anlamı kalmamıştı. Kadına dikkatini öyle odaklamıştı ki etraftaki bakışların hiçbirini fark etmedi. Gecenin bitmesini asla istemiyordu.
"Daha sessiz bir yere gidelim mi?" diye fısıldadı dudaklarına doğru.
Nihat daha cevap veremeden kadın onu çoktan dışarı doğru sürüklemeye başlamıştı bile. Bu gerçekten oluyor mu diye düşündü… Gerçekten mi?
Otele ve ardından odalarına nasıl geldiklerini hatırlamıyordu. Farkında olduğu tek şey kadının yumuşak ve sıcak teniydi. Dolgun, aç dudakları, kasıklarında alışılmadık bir kıpırtı hissi yaratıyordu. Kadının gözleri aniden ciddileşmiş ve koyulaşmış gibiydi.
"Söyle bakalım bebeğim, bakir misin?"
Kadının açık sözlü sorusu yüzünden neredeyse ölecekmiş gibi hissetti. Bu soruya nasıl cevap verecekti? Ama cevap vermesine gerek olmadığını bir an sonra anladı. Zaten kadın her şeyin farkındaydı. Neredeyse acı veren ereksiyonu serbest kaldığında bakışları birbirine kenetlenmişti. Nihat yüzünün utançtan ısındığını hissediyordu.
“Sana yardım etmemi ister misin?”
Bir sonraki an kadın dizlerinin üzerinde yere çökmüştü. Nihat duvara yaslanarak derin bir nefes aldı. Sıcak ve ıslak ağzıyla tamamen onu içine çekerken içinde oluşan zevk duygusu tarif bile edemeyeceği kadar yoğundu. Parmaklarını kadının baştan çıkarıcı saçlarının arasına daldırdı. Kalçasını garip bir içgüdüyle kendiliğinden kadının ağzına doğru itmeye başladı.
Ve kadın onu almıştı… Her bir santimini… Nihat utanç verici bir hızla doruğa ulaştığında ona mahcubiyetle baktı. Bu kadar mıydı? Gerçekten bitmiş miydi? Şimdi ne olacaktı? Gider miydi?
Ama tanrıçası ayağa kalkıp dudaklarına yapıştığında onu yatak odasına doğru çekiştirirken halinden oldukça memnun görünüyordu. Nihat onun peşinden giderken neredeyse tökezleyip düşecekti. Kadın odaya vardığında yavaşça soyundu. Şeytani bir mahcubiyet ifadesiyle gülümseyerek tüm ihtişamıyla onun önünde durdu ve onu daha yakınına çağırdı.
Nihat ona hemen ulaşabilmek için hızla kıyafetlerinden kurtulmaya çalıştı ama heyecandan yine eli ayağına dolaşmıştı. Kadın geriye yaslanıp kendini adama açtı ama sonra adam hızla üzerine atıldığında ayağını göğsüne koyup onu durdurdu. Adam kadına tereddütle bakıyordu. Kafası karışmıştı.
“Hadi ama… Az önceki şeyi bedavaya mı yaptım sanıyorsun? Karşılık bekliyorum. Birinci derse başlayalım mı?”
Adam yine panikledi. Kadınlar hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Kimseyle flört etmemişti. Kimseyle öpüşmemişti. Tanrıçasını nasıl memnun edecekti?
Ama yine… Kadın her şeyi halletti. Tıpkı dans ettiklerinde olduğu gibi ona liderlik etmekten, onu yönlendirmekten ve ne yapması gerektiğini söylemekten mutlu gibi görünüyordu. Adam erken geldiğinde bile onu cesaretlendirip tekrar harekete geçmesini sağlamıştı. Onun nasıl bu kadar güçlü olabildiğini bilmiyordu ama ona ayak uydurmak için mücadele etti.
Adam bir noktada çekingenliğini üzerinden attı. Beklediğinden daha fazla teknik detay vardı hakim olması gereken ama adam deneyimsizliğini hevesi ve isteğiyle telafi etti. Kadın onu cesaretlendirdikçe daha fazla arzuladı. Adamın sakalı onu gıdıkladıkça kadın kıkırdıyordu.
"Özür dilerim... Tıraş olmalıydım," diye mırıldandı.
“Hayır, bunlar çok iyi,” dedi kadın adamın yanağını okşayarak. “Ben erkeğimi dağınık severim. Hadi artık, becer beni…”
* * *
Nihat sertleşmiş organına bakıp içini çekti. Sakinleşmek için daha kaç kez ilgilenmesi gerekiyordu acaba? Kadının dokunuşlarını taklit ederek kendini çekiyordu ama hayır, aynısı olmuyordu.
O geceki coşkusu, ancak ertesi sabah yalnız uyandığında yaşadığı yıkımı hatırlayınca diniyordu. Yatak dağınıktı ve kıyafetler her yere saçılmıştı. Kısa bir panik anı yaşadı. Acaba her şey onu dolandırmak veya soymak için kurulmuş bir tezgah olabilir miydi? Hemen kalkıp telefon ve cüzdanını kontrol etti ama herhangi bir eksik yoktu. Eksik olan tek şey tanrıçasıydı.
Hızla giyinip aşağı indi. Kapıdaki görevli kadını görmemişti ama başka bir çalışan kadının aceleyle çıkışını gördüğünü hatırladı. Cep telefonuyla konuşarak koşar adım çıktığını söylüyordu. Ne konuştuğunu duymadığını ama taksi arıyormuş gibi göründüğünü söylemişti. Uçağa yetişmekle ilgili bir şeylerin kulağına geldiğinden bahsetti.
Neyse ki otelin kameraları onu kayda almıştı. Güzel tanrıçasının otelden ayrıldığını anbean izledi. Kadın endişeli görünüyordu. Belki de acil bir şey olmuştu. Ailevi bir durum olabilir miydi? Kadının görüntüsünün çıktısını alıp en yakındaki havaalanına gitti. New York’ta birkaç tane havaalanı vardı. Hangisine gideceğini bilmiyordu ama gerekirse hepsine tek tek bakacaktı.
Günün çoğunu görevlilere yalvararak geçirdi. Havaalanının kamera kayıtlarını görebilmek için utana utana kredi kartını çaldırdığı yalanını söyledi. Ama sonunda onu bulmayı başardı. İşte, geceyi geçirdiği tanrıçası görüntüdeydi. Sonra yanına ellerinde valiz ve bazı paketlerle iki kadın geldi. Muhtemelen dün gece bardaki arkadaşlarıydı. Nihat onun kendisiyle yattıktan sonra başka bir adama koşmadığını anlayınca rahat bir nefes aldı.
Kadın arkadaşlarına veda etmek için kocaman sarıldı ve valiziyle paketlerini kalabalığın içinde sürüklemeye başladı. Kamera görüntülerinde kadını her açıdan takip ettikten sonra onu gözden kaybetti. Kadın bagaj kontrolüne girdikten sonra uçağına geçmek üzere gitmişti ama hangi uçağa binmişti. Bunu öğrenmenin bir yolu yoktu. Tanrıçası gizemli bir şekilde ortadan kayboldu ama adam onu asla aklından çıkaramadı.
Aradan bir yıl geçmesine rağmen onu aramaya devam etti. Elinde taşıdığı paketlerin şeklinden anladığı kadarıyla tablo olduklarını düşünüyordu. Bu yüzden denk geldiği her türlü sanatsal etkinliğe, müzayedelere, müzelere katıldı. Bir umut, belki kader onu yeniden karşısına çıkarır diye umuyordu.
Sonra bir an kadının yanındaki arkadaşını Karaormanlıların gelinine benzettiğini düşündü ama yüzde yüz emin olamıyordu. Gidip kadına sorsa Karaormanlı Ailesinin tepkisini çekebilirdi. Hakkında yanlış düşünebilirlerdi. Levent’in karısına karşı çok da ilgili olmadığı bilinirdi ama yine de adama gidip karını yurt dışında barda koparken gördüm diyemezdi. Ayıp olurdu. Zaten gördüğü şeyin doğruluğundan da emin değildi. Ama bir ihtimal o kadın da Türk olabilir miydi?
Bulanık düşünceleri eşliğinde duştan çıktı ve vücudunun alt kısmını bir havluyla sardı ve lavabonun önünde durup eline tıraş makinesini aldı. Dikkatlice sakalını düzeltti. O erkeklerde sakalı ve dağınık görünümü sevdiğini söylemişti. Bunu duyduğundan beri sakalını tamamen kesmekten vazgeçmişti. Bir şekilde onunla karşılaşırsa yine onun sevdiği gibi görünmek istiyordu.
İşini bitirip aynadaki görüntüsünden memnun kaldıktan sonra dişlerini de fırçaladı. Saçlarına da şekil verip kendini son kez inceledi. Kahverengi gözleri berrak görünüyordu ve bal rengi kısa saçlarını hafifçe geriye doğru taramıştı. Kardeşleri gibi onun da biçimli bir vücudu vardı. Etrafında her zaman hayranları olurdu ama onun ilgilendiği tek bir kadın vardı. Kaslı kollarını ve göğsünü okşayışını hatırlayınca teninin karıncalandığını hissetti.
Nihat kafasını sallayarak zihnini boşaltmaya çalıştı. Artık kendini toparlamazsa bütün gün duştan çıkamayacaktı. Gitmesi gereken bir yer vardı. Odasına dönüp bir kazak ve pantolon giydi. Babası onu ve kardeşlerini eve çağırmıştı. Bu yüzden ne çok rahat ne de çok resmi olmak istiyordu. Bu şekilde tam uygun olacaktı.
Küçük bir spor çantasını çıkarıp haftasonu için yetecek birkaç kıyafet aldı yanına. Ailesinin malikanesindeki odasındaki dolapta ona ömür boyu yetecek takım elbise ve resmi kıyafetler vardı ama onlarla ev ortamında rahat edemezdi.
Gri tekir kedi içeri girip miyavlayarak yatağa atlayınca kıkırdadı ve kedinin sevdiği gibi çenesini ve boynunu okşadı. Hafif hafif kaşıdığında kedinin mırıltılarını dinleyince gerginliğinin azaldığını hissetti.
Aile evinden taşınmıştı çünkü sürekli kardeşlerinin etrafında olmak çok stresli hissettiriyordu. Ayrıca babasının evcil hayvanlar için katı kuralları vardı. Nihat’ınsa çocukluğundan beri en çok istediği şey bir kedi sahiplenmekti. Daha dairesini alır almaz barınağa gidip ev arkadaşını seçti. Kediye Don Kişot’taki bir karakterden esinlenerek Sancho adını verdi. Nihat yel değirmenlerine karşı savaşacaksa sadık bir ortağa ihtiyacı olacaktı.