Bölüm 31

1118 Words
Ofiste her şey olağandı. Mine patronuyla ilişki yaşadığımı anlamıştı. O yüzden biraz kıkırdayarak beni beni tebrik etmişti. Bu sefer kahveyi düzgün yapabilmiştim. Programını okuduğumda gerçekten de öğleden sonrası için tamamiyle boş olduğunu, bunun muhtemel gelinlik seçimi için böyle ayarlandığını anlamıştım. Aslında ayarlamaları hala Mine yapıyor olmalıydı. Bugün çoğu müvekkilleriyle toplantıları vardı Tarık’ın. Gerçekten bu adamın benimle olması demek işinden fedakarlık ettiğinin bir göstergesiydi. Saat öğleye yaklaşırken güzel sarışın bir kadın Tarık’la görüşmek istiyordu. “Hale Yalçın” Tarık’ı arayarak durumu bildirdiğimde Tarık hiçbir şey söylemedi. “Bir randevum var mı? Başka?” diye sordu. Bende olmadığını söyledim. “Meşgul olduğumu söyleyin!” dedi. Bu söylendiğinde kadın çok sinirlendi ve ben ne olduğunu anlayamadan Tarık’ın odasına doğru yol aldı. Mani olmaya çalışsamda engelleyemedim. Kapı kolunu tutup açtı ve “Tarık lütfen seninle görüşmem gerek! Yardımına ihtiyacım var.” diyerek Tarık’a doğru deyim yerindeyse koştu ve Tarık’ı öpmek için hamle yaptı. Tarık kolundan tuttu ve “Gerçekten işim olmasa yardımcı olabilirdim Hale.” dedi ve uzaklaşmaya çalıştı ondan. “Lütfen konuşalım çok vaktini almayacağım.” dedi kadın. Hala Tarık’a yakın duruyor koluyla kolunu sarıyordu nerdeyse. Bu da kim diye bir sinir yüklendi bana. Kadın Tarık’tan çok az genç duruyordu. Güzel ve çekici olduğunu itiraf etmeliydim gerçekten öyleydi. Tarık’la da samimi görünüyordu. Kendimi oldukça rahatsız hissetmiştim ki Tarık bana döndü. “Arsu bize iki kahve getirebilir misin rica etsem?” kibar bir şekilde söyledi. “Elbette.” diyerek ayrıldım. Ama aklım hala onlardaydı. Hale denilen kadın kim diye çok merak etmiştim. Mine belki bilir diye önce Mine’nin yanına gittim. Mine telefonla görüşüyordu. Telefon görüşmesi biter bitmez sordum ve bana onun Tarık beyle eskiden sevgili olduğunu daha sonra Tarık’la ayrıldıklarını ve Hale’nin başka bir adamla evlendiğini bildiğini söyledi. Kaşım titriyordu sanırım sinirden, duyduklarım hiç hoşuma gitmemişti ve başım ağrımaya başlamıştı. Kahveleri hazırladıktan sonra tekrar odaya döndüm kapıyı vurmadan direk açtım. Kadın Tarık’a kollarını dolamış, yüzü yüzüne yaklaşmıştı. Birden kadın sıçradı ve “Ay! Kapı çalmadan niye giriyorsunuz?” diye eleştirerek bir soru yöneltti. Tarık benim yerime konuştu “Arsu benim nişanlım kapı çalmak zorunda değil.” diyerek onu hemen kendinden uzaklaştırdı ve bana yöneldi. Elimdeki tepsiyi aldı ve kahveyi ikram etti hızlıca. Beni koltuğuna oturttu. Kadın misafir koltuklarından birine otururken Tarık ikimizin seviştiği kanepeye doğru gidip oturdu. Ayak ayak üstüne atıp kahvesini yudumlamaya başladı. Hale boğazını temizleyerek “Kocamdan boşanma konusunda yardımcı olmanı istiyorum Tarık lütfen eski güzel günlerimizin hatrına bunu yapabilirsin.” diyerek kahvesinden içmeye başladı. Tarık oyalanmadan direkt “Boşanma avukatı değilim biliyorsun çok iyi bir arkadaşım var. Seni ona yönlendireceğim.” diyerek açıkça davasını üstlenmeyeceğini belirtti. Memnun bir gülümseme peyda oldu bende… Hale memnuniyetsiz bir ifadeyle “Ama Tarık..” dediyse de Tarık sözünü kesti ve açıkça “Bence kahvemizi de içtiğine göre artık gidebilirsin. Yoğun çalışıyorum biliyorsun.” diyip neredeyse Hale’yi kovmuştu. Biraz tebessüm ettim yine. Hale bana bakıp tekrar ona döndü ve “Evet elbette teşekkür ederim.” diyerek mırıldandı ve odadan çıktı. Tarık Hale odadan çıkınca benim yanıma geldi beni tuttu, ayağa kaldırdı ve bir kez öptü. Kadının parfüm kokusu hala odanın içindeydi ve açıkça rahatsızlığım yüzümden belli oluyor olmalı ki Tarık açıkladı. “Hukuk fakültesinde birlikte okuduk sevgiliydik ama babam ölünce işlerimin yoğunluğundan şikayet ederek benden ayrılmıştı.” dedi. “Umm.. Ne diyeceğimi bilemiyorum,” dedim. Çenemi kendine doğru çevirdi ve doğrudan siyah gözlerini gözlerime dikerek “Hiç bir kadın beni etkilemiyor. Sadece sen!..” diyerek tekrar beni öptü. Bu seferki öpücüğü derin ve sıcaktı. Karşılık aldığında dilini ağzımın içine itti ve ağzının içine inlememe sebep oldu. Tarık gülümsedi ve beni bıraktı. “Bir kaç işi tamamlamam gerekiyor sonra çıkarız?” “Tamam” diyorum ve çalışması için onu yalnız bırakıyorum. Çıktığımda bir süpriz de beni bekliyor masamın yanında duran kişiye bakıyorum. Tunç. En çekici gülümsemesiyle elinde bir çiçek buketiyle beni karşılıyor. Gülümsüyorum ve yanaklarımdan öpüp buketi bana uzatıyor. Kır çiçeklerinin tatlı bir aranjmanı, çok severim. “Bunlar senin için pamuk şekeri.” diyor. Giydiğim şeker pembesi mini etek ve aynı renk gömlek için bunu söylediğine eminim. Gülümsüyorum ve teşekkür ediyorum. Kahve içelim diye öneriyorum. Kabul ediyor. Tarık meşgul olduğu için Mine’ye söylüyorum. Mine’yle Tunç’u tanıştırıyorum ve Mine’nin Tunç’a hayran bakışlarını kaçırmadan edemiyorum. Tunç her bakımdan harika bir partner ama ben Tunç’u henüz bir kadınla paylaşmak istemiyorum. Bencillik olsada Tunç benimdi. Tarık’la birlikte olmam bunu değiştirmezdi. Tarık kalıcı olacaksa belki Tunç için başka bir kadın olmasını dileyebilirdim ama henüz duygularımın sesini dinlemiyor hatta duygularımın ne olduğunu sormuyordum bile kendime. Biraz daha ötelemem benim için daha iyi diye düşünüyordum. Tunç’la kahve içip geleceğimi söyledim ve Tunç’un koluna girip asansöre doğru ilerledik. Gökdelenin karşısında oldukça lüks bir kafe vardı oraya gittik. İkimizde Amerikano istedik ve kahvelerimizi beklerken konuşmaya başladık. “Nasılsın bakalım şeker kız?” dedi göz kırparak. “İyim.” dedim “Alışmaya çalışıyorum.” diye cevap verdim. “Fazla görüşemiyoruz ha?” dedi Tunç. Gülümsedim “Gelmene sevindim. Teşekkür ederim.” dedim. Gerçekten de sevinmiştim. Tunç hayatımda çok önemli bir yere sahipti. Ondan gördüğüm değeri henüz kimseden görmemiştim. Engin kendi arzuları için beni kullanmıştı Yüksel bunu engelleyememişti. O da bunu ona karşı kullanmış Engin’e istediklerini yaptırabilmek için beni kullanmıştı. Ama Tunç tüm bunlardan bağımsız hep yanımda olmuş ve beni koruyup kollamıştı. Biraz daha konuştuktan sonra kalkmam gerektiğini söyledim. “Evet elbette akşam eve gelecek misin?” diye sordu. “Evet!” dedim gerçekten de eve dönecektim bu akşam. Görüşürüz diye ayrıldık. Ofise tekrar döndüğümde Tarık henüz hazır değildi. Yerime oturup çiçekleri koklarken Tarık odasından çıktı beni görünce kaşını hafif kaldırdı. Sorgular gibi baksada herhangi bir soru sormadı bende bişey demedim. “Çıkalım?” yine soru sorar gibi emir veriyordu. Bu adamın bu alışkanlığını nasıl çözecektim bilemiyordum. “Çıkalım.” diye yanıt verdim. Çantamı aldım ve birlikte binadan ayrıldık. “Aç mısın?” diye sordu Tarık. “Önce butiğe gidelim ordan çıkınca yeriz.” dedim. Tarık onayladı ve şöföre en lüks gelinlik mağazasının adını söyledi. “Oraya mı gidiyoruz gerçekten?” diye heyecanla sordum. “Evet.” dedi Tarık sesi tereddütsüz. “Eğer beğenmezsen yurt dışına da gidebiliriz.” diye önerdi omuz silkerek. Geldiğimizde mağaza çalışanlarının hepsi bizi saygıyla karşıladı. Başka hiçbir alıcı olmaması beni şaşırtmıştı. Mağazayı kapattığını söyledi Tarık. Çalışanlar yardımcı olmak için koşuşturmaya başladılar fakat Tarık en özel tasarımların olduğu kata çıkmak istediğini söyledi. Mağazanın müdürü bize eşlikçi oldu ve bizi o kata götürdü. Daha sonra etrafa bakmaya daldığımda kimsenin olmadığını gördüm bizden başka. Soru sorar gibi “Kimse yok bizden başka?” “Evet” dedi Tarık “Ben yardımcı olacağım sana.” diyerek göz kırptı. “Hadi modellere bak beğendiğin bişeyler olacak mı?” diyerek teşvik etti Tarık. Hiç hayatımda gelinliklere özel bir ilgi duymamıştım. Açıkçası ne seçebileceğimi bilmiyordum bile. Ama Tarık şimdiden iki tane seçmişti. Bende onun yaptığı gibi gelinliklere yönelerek kendi tarzıma uygun ne bulabilirim diye bakmaya başladım. Devam edecek…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD