Sonunda pazartesi gelmişti. Yeni işim hatta ilk işimin ilk günü. “Hey girl” diyorum aynadan kendimi izlerken. Kırmızı kalem etek tercih ettim. Açık değil arkamdaki kalçalarımın altında biten yırtmacını saymazsak kesinlikle kapalı bir seçim benim için. Dudağımın kenarını dişlemeden duramıyorum Tarık’ın beni görünce tepkisini çok merak ediyorum. Kalbim atışlarını hızlandırıyor ve heyecanlanıyorum. Kilot giymekle ilgili sözlerini unutmamış olsam da ben tepkisini merak ettiğim için kırmızı dantel bir tanga giymiştim. Kırmızı rujumu tazeledim. Beyaz şeffaf gömleğimin içinde beyaz dantel büstiyerim var. Oldukça seksiyim. Gülümsüyorum ve evden çıkıyorum. Çok heyecanlıyım çok.
Yol boyunca içim kıpır kıpır. Nasıl yol bitiyor ne ara varıyoruz anlamıyorum. Gökdelen binasına bakarken baya bir güneşe doğru yüzümü kaldırmak zorunda kalıyorum. Bol şans dileyip kendime otomatik kapıdan giriyorum. Vay canına kadınlar çok havalı, erkeklerde öyle. Hepsi klas ve mankenlik ajansına ayak basmış gibiyim. Binanın kokusu bile büyüleyici. Güvenlikten geçip danışmaya yöneliyorum.
“Arsu Aydın, bugün işe başladım.”
Güzel sarışın bir kadın gayet profesyonel “Evet Arsu hanım şirketimize hoşgeldiniz, yeni işiniz hayırlı olsun. Şu asansörü kullanacaksınız. Bu kart…”diyerek bir kart uzatıyor “ ineceğiniz katta durmanızı sağlayacak. Sadece kartı asansöre okutmanız yeterli.” diyerek açıklıyor. Vay be mükemmel diye geçiriyorum içimden. Diğer asansörlerde bekleyenlerin bakışları üzerimdeyken ben danışmadaki kadının söylediği asansöre yöneliyorum. Hiç beklemek zorunda kalmıyorum kapılar açılıp kartı okutuyorum. 24.katta duruyor asansör. Kapı açılıyor. Ofis o kadar büyük ki nereye bakacağımı şaşırıyorum. Masasında beni izleyen kadına yaklaşıyorum kadın oldukça genç ve güzel. Beni güler yüzle karşılıyor. Konuşamadan “Hoşgeldiniz Arsu hanım. İsmim Mine. Ben bu departmanda sekreterim. Bişey olursa çekinmeden sorabilir veya söyleyebilirsiniz.” Kısa bir tokalaşmadan sonra teşekkür edip tanıştığıma sevindim diyebiliyorum. “Bu taraftan…” diyerek beni yönlendiriyor. Oldukça geniş olmasına rağmen pek birileri çalışmıyor sanki bu katta. Mine anlamış gibi “Koridorun sağ kanadı bizim Tarık bey, kişisel asistanı olarak siz ve ben burdayım. Sol kanadı finans departmanı. Diğer departmanlar alt katta. Orayı da daha sonra gezdiririm.” diye öneriyor. Tarık’a yaklaştıkça heyecanım büyüyor, kırmızı stilettolarımla yalpaladım ama toparlandım hemen. Mine anlamadı allahtan. Arkaya bakınca gülümsedim. Bir beş dakikalık mesafeden sonra geniş bir alana geldik camekanlı bir oda her yer cam. Bir masa var. Bilgisayar ve telefon. Bazı dosyalarda mevcut. Arkasında kitaplık ve kitaplıkta mevcut dosyalar yine mevcut. Kapalı tahta bir kapı önünde duruyor Mine ve kapıyı tıklıyor. “Gel” diyor içerdeki tok erkek sesi. Tarık olduğunu tahmin etmek zor değil. İçeri adım atıyoruz fakat Tarık bana bakmıyor gibi. Kısa bir selamla “Hoşgeldin, hayırlı olsun.” diyerek Mine’ye dönüyor “Yapılacakları anlat, nasıl çalışacağını da. Şimdi kahvemi getirir misin?” diyerek ikimize de bakıyor. “Tabii efendim.” diyerek ayrılıyor Mine tabii bende onunla çıkıyorum. Bu adam bu kadar soğuk mu diye mırıldandım neyse ki Mine beni duymadı. Mine kahveyi hazırlarken bana nasıl yapacağımı anlattı. Tarık’ın nasıl içtiğini belirtti. O hazırlarken ben dinledim ve izledim. Sonra tekrar Tarık’ın odasının kapısına geri döndük. Tabii önce Mine masadaki tableti almamı söyledi. Tableti açıp Tarık’ın programını okuyacağımı söyledi ve kahvesini vermemi. Denileni yapmak için kapıyı tıklattım. Yine aynı soğuk gel sesini duyduktan sonra iç çekip içeri girdim. Kahvesini önüne koydum. Kısa bir teşekkür etti. Bana yine bakmadı. Günlük programını sorunca okumaya başladım. Moralim bozulmuştu hiç böyle hayal etmemiştim. Odasından çıkabileceğimi söyleyince çıktım.
Öğlene kadar masamda pinekledim desen yeridir. Mine gelip öğlen yemeği olduğunu söyleyene kadar öğlen olduğunu bile farketmemiştim. Bir ara Tunç mesaj atmış “Nasıl geçiyor iş günün güzellik?” yazmıştı. Gülümsedim hafta sonu o kadar iyiydi ki onu tekrar sevdim. Yeri geliyor abim, yeri geliyor babam dahası herşeyim olabiliyordu kısaca. Onunla mutluydum. Bazen kızdırsam da, kırsam da hayatımda onun olması kesinlikle şanstı. Film izleyip sıradan şeyler yapıp güldük bu da bana çok iyi geldi. Fakat Tarık bugün kesinlikle hayal kırıklığına uğrattı beni. Tamamen dişiliğime kapıldığını düşünüyordum ama o bana dikkatli bakmamıştı bile. Yükselen hormonlarım yerle bir olmuştu. Yemek yerine kum yedim resmen oldukça tatsızdım. Mine farketse de beni tanımadığı için yorum yapmadı. Kendi oldukça iştahlı. Bu kadar yemek yiyip nasıl kilo almıyor diye düşündürdü.
Tekrar yerimize döndük. Tarık odasından hiç çıkmamıştı. Sürekli telefon trafiği oluyor bazen bu kadar işin arasında gerçekten kafasını kaşıyacak vakti olmadığını görebiliyordum. Akşam kolay olmasa da sonunda gün bitti. Mine çıktığını söyledi. Benim Tarık beyin çıkması halinde veya Tarık bey’den onay alarak çıkmam gerektiğini söyledi. Bende boş boş oturmaktan sıkıldığım için Tarık’ın odasının kapısını tıklattım. Yine bir gel sesi duyulunca içeri girdim. Tarık tam karşımdaydı gözleri gözlerimdeydi. Yutkundum. Tarık gülümsedi ve belimden kavradı. “Ne oluyor?” diyemeden dudaklarıma yapıştı ve tutkulu bir öpücük bıraktı. Büyük eli kafamın arkasından tutarak daha da yaklaştırdı kendine ve derin bir şekilde soludu ve kokumu içine çekiyormuş gibi hissettirdi. “Bütün gün bu anı bekledim.” Göğüslerime ellerini koydu ve üstünden okşadı. “Gözümün önünden gitmediler bugün bunlar..” sonra arkamı döndürdü sırtına yasladı elleri göğüslerimi tutarken hafif inledim. “Peki ya bu kıçının altında biten yırtmaç! Onu yırtmamak için zor tuttum kendimi..” dedi ve kıç yanağımı kaba eliyle okşadı. Sonra tangamın olduğunu farketti. Kalem eteğimi belime toplayıp baktı. “Bu ne!” diyerek kızdı ve tangamın ipini tutup geri bıraktı. İnce ip çekip bırakılınca canımı yaktı. “Tarık!” diye inledim. “Sana kilot giymemeni söylememiş miydim? Hiç söz dinlemiyorsun bu yüzden seni cezalandıracağım.” dedi. Ben beklentiyle kasılırken bana ne yapacağını beklemeye başladım. Önce tangamı tutup tekrar bıraktı yine canım yandı. Küçük bir çığlık attım ve Tarık’ı kışkırtmak için kıçımı ona doğru salladım. Tarık gırtlaktan bir ses çıkardı ve tangayı tutup kopardı. “Ellerini kapıya doğru koy, kalçalarını çıkar bana doğru. Biraz daha eğil.” Dediklerini yapıyorum. “Aferin kızım.” diye övüyor. Sonra büyük ellerinin birini belime koyarken diğer eliyle kıç yanağıma oldukça şiddetli bir şaplak atıyor. Çığlık atmamak için dişlerimi dudağıma geçiriyorum. “Çığlıklarını duyana kadar şaplaklayacağım!” diyor dişlerinin arasından tıslar gibi. “Ooo hayır lütfen Tarık!” diyerek merhamet dileniyorum. Ama Tarık bundan etkileniyor gibi görünmüyor. Diğer eliyle diğer kıç yanağıma şaplak iniyor bu sefer. Çok acıtıyor ve yüksek olmayan bir çığlığı tutamıyorum. Gözyaşlarım istemsiz süzülüyor bunu gören Tarık beni boyuna yükseltiyor ve yanaklarıma düşen gözyaşlarını diliyle yalıyor. “Çok mu canın yandı Arsu? Daha yeni başladım.” Dudakları dudaklarımı sertçe öpüyor ve ben öpücüğünün içine doğru inliyorum. Sulanan kadınlığımı da öpmesini, yalamasını isterken buluyorum kendimi. Tarık beni eski pozisyonuna döndürüp tekrar şaplaklarına devam ediyor. “Tarık!!!” diye acı bir şekilde bağırıyorum. Kalçalarımdan gördüğüm kadarıyla kıpkırmızı olmuşum. Canım yanıyor. Sonra diz çöküyor arkamda. Kıç yanaklarımı öpüp yalıyor ve emiyor. Acıyı hafifletmeye çalışıyor ama ben daha fazla ayakta duramayacağımı düşünüyorum. “Lütfen Tarık dizlerim.. tutmuyor…” diyerek sızlanıyorum. Kanepeye götürüyor ve yine kıçımı havada bırakıyor. Tekrar öpüyor ve emiyor aynı yerleri. Tekrar tekrar. Bayılmak üzereyim acıyı hissedemiyorum. Tek istediğim içime girmesi şu an. Hatta öyle ki amıma parmağımı değdirmeye çalıştığımı farkeden Tarık “cık cık cık ben varken…” Ağzını kocaman açıp amımı öpüp yalamaya dillemeye başlıyor. “Tarık ben buna dayanamam…” Kesik kesik konuşurken “Lütfen uzatma… Gir artık… Yoksa… Yoksa…”
“Ohh” diye iniltimi bırakıyorum. Tarık dilini çok iyi kullanıyor bütün kelimelerim uçup gidiyor. Sadece haz kalıyor. Biraz sonra kafasını çıkarıp parmağını sokuyor içime ve “Yoksa ne Arsu? Sesini mi duyarlar?” Aklıma yeniden gelmiş gibi “Evet.. evet! Evet!” Benim boşalmamı izlerken susuyor ve boşalmamın verdiği rahatlığa ulaşınca tekrar konuşmaya başlıyor. “Duysunlar istemez misin nasıl sikildiğini..”
Tekrar içimde bir ateşi harlıyor Tarık tekrar ıslanıyorum ve “Evet evet sik beni!” diye bağırıyorum.
“İşte böyle bebeğim sesini duyur bana! Seni benden başkası duyamaz bu oda ses geçirmez!” Kemer ve fermuar sesini duyduktan sonra arkadan beni becermeye başlıyor. İlk girişi canımı yaksa da zevk o kadar yoğun ki iniltilerimi odaya bırakıyorum. Tarık iki elini belime atıyor ve ileri geri kalçalarımı kendine çarparak beni sikiyor. Etin ete çarpma sesine Tarık’ın homurtuları da ekleniyor. Seks ayini yapan vücutlarımız ter içinde. Zevk sularımız kanepeyi kirletiyor. “İyi mi böyle?”
“Evet evet! Harika! Ahh Tarık!!!… Boşalt beni…” dememle hızlanıyor ve oldukça iri penisini tıpkı duvara çakar gibi bana çakıyor. Deliğime pompalıyor tüm vücudum tutmuyor boşalmamla birlikte çığlık atıyorum. “Tarıkkk!!!” derken Tarık itiş ve çıkışlarına devam edebilmek için daha da hızlanıyor, dizlerinin üzerine oturtuyor ve büstiyerin içinden sertleşen meme uçlarımı ovuyor. Memeleri sıkıp yoğururken pelteleşen bedenimi sikinin üstünde zıplatmaya devam ediyor. “Ah ahh!”
“Ohh amına koyim! Tüm tohumumu al!!” diye kükreyerek içime patlıyor. Hala kucağında kalıyorum. Yüzümdeki saçları çekip yanağımı şefkatle okşuyor. Biraz dinleniyoruz öylece kalıp. Sonra beni kaldırmaya çalışıyor “Hadi bebeğim sana yemek ısmarlayacağım.” diyor neşeli bir biçimde. Gülümsüyorum bu adam ve gülümsemesi.. Kalbime dokunuyor gibi. “Tamam” diyorum kalkıyoruz.
Devam edecek…