Akşam olmadan tüm hazırlıklar bitmişti. Mine ve diğerleri çıkmış odamın içinde aynadan kendime bakıyordum. Beyaz bir elbise tercih etmiştim. Dizlerimin üstünde kalsada çok kısa değildi göğüs detaylı ama göğüslerimi örtüyordu kalın askıları kat kat duruyor göğüslerimi daha dolgun gösteriyordu. İki göğsümün arasındaki tenim açık olsada açıklığı rahatsız etmiyordu. Kalın gold yunan kraliçelerine özgü detay son derece göz alıcı gösteriyordu beni. Başıma da taç gibi yine gold bir aksesuar takmışlardı. Saçlarımın içinde kemer şeklinde durması çok farklı bir aura katmıştı kızıl saçlarıma. Saçlarım bukleler halinde dökülürken makyajım gold, taba ve neon pembe bir rujla tamamlanmıştı. Bir açık hava nikahı yada deniz kenarında kumsalda nikah için çok uygun kalıyordum ama içimdeki kelebekler o kadar çoktu ki heyecanımdan mı bilinmez gülümsemeden duramıyordum.
Kapım tıklandı. “Gel” dedim. İçeri Tunç girdi. O da siyah bir takım elbise ve beyaz bir gömlek giymişti. Islık çaldı beni görünce baştan ayağı süzdü. “Vay be olağanüstü görünüyorsun… Sen benle mi evlensen?” diyerek gülümsedi.
Omzuna el atarak dokundum ve çektim. “Hadi ordan şakacı! Sen de damat gibi olmuşsun gerçi.” diyerek takıldım.
“Keşke…” diye mırıldandı. Elinde küçük bir kutu vardı. Siyah kadife kutuyu bana uzattı ve “Senin için küçük bir hediye…” dedi kabul etmem için ellerime bıraktı. Ben biraz şaşırsamda mutlu olmuştum. Kutuyu açınca içinden bir kolye çıktı. Küçük bir yıldızın içinde A harfi vardı. Küçücük pırlantalarla kaplıydı üstü. “Bu kolyeyi hep takmanı ve her daim baktıkça beni hatırlamanı istiyorum. Ne zaman istersen kolye kadar yakın olacağım ve kolyeyi taktığın sürece seni nerede olursan ol bulacağım.” diyerek yanaklarımdan öptü ve sarıldı.
“Çok teşekkür ederim Tunç çok güzel hiç çıkarmayacağım emin olabilirsin lütfen takar mısın?” diyerek sarılışına karşılık verdikten sonra rica ettim. O da taktı ve boynumun arkasına bir öpücük kondurup geri çekildi. Daha sonra beni yalnız bıraktı.
Saat o kadar ağır geçiyor gibiydi ki kapım yine tıklandı. “Gel” dedim. Bu sefer hiç görmek istemeyeceğim biri girdi. Tabi ki Engin!
“Ne işin var burada?” diye bağırdım.
“Bağırma!” diyerek eliyle ağzımı kapatmaya çalıştı. Mani olmak için sağa sola doğru hareket etmeye başladım. “Sus ve beni dinle!” diyerek elini üstümden çekti. “Tarık’la evlenmek ne demek sen biliyor musun?”
“Ha ha! Ne demekse o demek! Sana ne!” diyerek azarladım.
“Sikimi ağzına verdirtme bana! Sakin konuş!” geri karşılık verdi. Tam tüm kızgınlığımla bir tane patlatacaktım ki kapı çalıp Leyla içeri girdi. “Misafirler geldi Arsu hanım.” diyerek gitti. Tam onların yanına gitmek için adım atmaya başlamıştım ki biraz canımı yakarak kolumdan tuttu Engin.
“Engin ne yapmaya çalışıyorsun? Bırak beni!” diyerek yüksek sesle konuştum.
“Bu evlilik olmayacak, oldurmaya çalışırsan Tarık’a birlikte yaşadıklarımızı anlatırım!” diyerek tehdit etti.
“Anlat kardeşiyle evli olan sensin!” diye bağırdım ve kolunu iterek yürümeye başladım. Beni böyle tehdit etmeyi hoş değilken ne Tarık’ı ne hamile karısını düşünmediği apaçık ortadaydı. Adi pislik.
Neyse yüzümü ellerimle yelpazeleyip büyük salona doğru ilerledim. Bana pür dikkat bakan Tarık’ı görünce heyecandan yere basmaz oldum sanki. Parlak siyah gözlerine bakmaktan alıkoyamıyordum kendimi. Siyah takım elbise, siyah gömlek tercih etmişti ve büyük geniş omuzlarıyla bu takım üzerinde çok iyi duruyordu. Geriye taranmış siyah saçları, pürüzsüz yeni traş olmuş cildi ve traş kolonyasının kokusuyla beni oldukça etkilemişti. Kimse yokmuş gibi onunla baş başaymışız gibi birbirimize yaklaştık ve hafifçe kolunu belime atıp beni kendine çekti ve yanağıma bir buse kondurdu. Kulağıma “Çok güzel olmuşsun.” diye fısıldadı. Adeta bedenim titredi bir anlığına. Bu adamdan öyle çok etkileniyordum ki. Kendimi bundan alıkoyamıyordum.
Daha sonra hafif gelen öksürük sesi bizi böldü. Baktığımda Ülker hanım büyük bir hayranlıkla bizi izliyordu. “Hoş geldiniz.” diyerek onları selamladım. Tarık beyaz renkli güller tercih etmişti. Harika görünüyorlardı. Koca demeti bana uzattı kokuları beni mest etti. Leyla’ya uzattım ve vazoya koyup odama bırakmasını rica ettim. Hülya zümrüt yeşili kalem bir elbise giymişti. Engin arkamdan gelmiş, Hülya’nın az biraz belli olan göbeğine elini koymuştu. İstemsiz yüzümün buruşmasına sebep oldu bu görüntü.
Biraz sohbet edildi. Tarık Yüksek beyle biraz iş bile konuştu. Engin karısını çok seven ilgili bir eş gibi davrandı. Ara ara konuşmalara katıldı sonraki zamanda ya karısını izliyor ya da beni izliyordu. Biz Ülker hanım’la kış bahçesinden bahsettik biraz düğünden. En son gelinlikten bahsedince kıkırdadım. Ah gelinliğin başına gelenler diyerek güldüm istemsiz. O an kimse konuşmuyor olmalı ki herkes bana döndü niye güldüğümü sorgular gibi bana baktılar. “Şey… Annen gelinlik hakkında konuşuyordu da…” dedim belli belirsiz. Ama Tarık hemen anlayarak kararan bakışlarla bana bakmaya devam etti. Oğlundan ses gelmeyince Ülker hanım “Oğlum Tarık!” diye seslenmek zorunda kaldı. “Gelinlik diyorum..” dedim Ülker hanım. “Biz onu hallettik anne, sadece düğün organizasyonu için sen, Arsu hatta Hülya birlikte kararlaştırsanız iyi olur.” dedi Tarık bana göz kırparak. Gelinlik anısı yüzünden utanıp sıkılmaya başlamıştım ki Leyla kahvelerle geldi. Kahveleri alıp herkese dağıttım. Ve bazı filmlerde gördüğüm isteme faslı benim için gerçekleşirken çok heyecanlandım. Kıpır kıpır hislerle dolu olan zihnim duyularımı kapatmış gibi Ülker Hanım’ın konuştuklarını algılamakta güçlük çekiyordu. Zor bela “Allah’ın kavli, peygamberin emri…” gibi birşeyler duymuştum. Duyduklarım gerçeklikten uzakta olabilirdi çünkü gerçekten de çok heyecanlıydım. Yüksel bey ne yanıt verdi duyamadım bile. Kalk diye omzuma dokunan Leyla oldu sanırım. El öpme işareti yaptı. “Ha” dedim mırıldanarak kalktım ve Ülker hanımın elini öptüm. Engin ve Yüksel beyle el sıkıştım. Tarık da annesinin elini öpüp diğerleriyle el sıkıştı sadece kardeşini yanaklarından öptü ve beni belimden tuttu ve kendine çekti. “Seni mutlu etmek için elimden geleni yapacağım Arsum” diyerek beni öptü alnımdan. Gözlerimi yumdum ve gerçekten buna yürekten inanıyordum. Daha sonra yüzük kutusu çıkardı cebinden ve açtı iki adet alyans vardı. O benim parmağıma yüzüğü geçirdi bende onunkine geçirdim. Tekrar öptük birbirimizi yanaklarımızdan. Tarık’ın yüzü yanağımdayken kulağıma çok alçak sesle “Nişanlımı sikeceğim.” diyerek bana göz kırptı. Şaşkınlıktan dudaklarım aralandı az kalsın bir inilti kaçıracaktım. Kendimi zor tuttum ve alt dudağımı dişledim biraz. Tarık eğlenmiş bir halde bana gülümsedi, gözlerine bakınca bunu bu akşam yapacağını çoktan anlamıştım.
Devam edecek…