Bölüm 40

1007 Words
Sarıldığında “Artık benimsin.” diyerek gözlerini gözlerime dikti. Birşey demedim diyemedim. Aitlik hissetmedim kimseye, birşeye, bir yere… Hep bendim hep kendim oradaydım. Sular akması gerekiyordu aktı, olması gerekiyordu oldu. “Bir nehirde iki kez yıkanılmaz.” Nehir akar gider çünkü durduramazsın. 16 yaşında yaşadığım ilk deneyim sonrası bunları öğrettim kendime. Zamanla sevdim, olmasını istedim, oldurdum veya olmasını istediler oldu. Böyle baktım böyle yaşadım. Ait olabilir miydim peki? Beni seviyor muydu emin değildim seviyor muydum bilmiyordum. Toplantı iptal olunca Tarık eve geçeceğimizi bildirdi. Yola koyulduğumuz da birşey konuşmadan Tarık’ın lüks konağına vardık. İlkinde pek dikkat etmemiş olsamda gerçekten büyüktü. Tarık “Beni takip et!” diyerek önden ilerledi. Bende arkasından yürüdüm. Konağın Tarık’ın odasına direkt giden bir girişi bulunuyordu. “Vay be! Mantıklı” diye geçirdim içimden. Odasına varınca içeriye geçmem için kapıyı açıp benim girmemi bekledi. Bazen centilmen olduğunu düşünüyordum. “Önce duş almak istersin diye düşündüm, kıyafetlerini de değiştirebilirsin. Biliyorsun…” diye önerdi. “Evet bu gerçekten harika olur.” dedim. O beni banyoda yalnız bıraktı bende tüm kıyafetlerimi Tarık’ın kirli sepetine atıverdim. Duş başlığının altına girip güzelce yıkandım. Bol bol su tuttum bacak arama ve tamamen temiz olduğundan emin oldum. Açıkçası bir iki gün birşey yapmak istemiyordum sanırım. Tarık’la evlilik ve diğer konuları konuşmanın vakti gelip geçiyordu. O yüzden artık kendimi buna verecek ve neyin doğru olacağına göre hareket edecektim. Bornozu giyip çıktım başıma bir havlu sardım. Giyinme odasına geçtim ve bir daha ne var ne yok diye göz gezdirdim. Bir tarafta Tarık’ın kıyafetleri vardı. Onlar muntazam bir şekilde dizilmiş oldukça düzenliydi. Gömleklerden birini alıp kokladım. Kokusu onun gibiydi ferahlatıcı aynı zamanda temiz sabun kokusu burnuma doluyordu. Modum mu düşüyordu bilmiyordum ama çok yorulmuş hissediyordum kendimi. Ağır bir yük binmiş gibiydim. Tunç bana bir akıl verirdi diye içimden geçirdim. Onsuz hayatın nasıl olacağını kestiremiyordum. Tarık hayatıma dahil olmadan onunla çok fazla vakit geçiriyordum ve onunla dolu günlerim oldukça huzurluydu. Tarık var olduğundan beri hayatımdaki herşeyden uzaklaşmış gibiydim. Gerçekten de öyleydim. Düşüncelerimden sıyıran Tarık’ın gelişi oldu yanıma. “Daha hazırlanmamışsın.” diyerek beni süzdü. “Neyin var sen iyi misin?” diye sordu. “İyim sadece düşünüyordum.” diye yanıtladım. “Bu kadar fazla düşünme her ne düşünüyorsan, bana söyle.” dedi ve ellerini belime koydu. Elindeki sıcak hissi seviyordum. “Gömleğimi mi giymeyi düşünüyordun?” diyerek alaylı soruyor ve gülüyor. Allahım bu adam ve gülüşü kalbim yeniden tekliyor. “Yok hayır, sadece fazla düzenlisin. Biraz sabote etmek istedim sanırım.” diye söylüyorum. “Biliyorsun ki ben yapmıyorum bunlar için çalışanlar var, ama böyle sevdiğimi itiraf etmeliyim.” diyerek açıklıyor. “Burada yaşamaya başladığında sabote etmene göz yumabilirim.” diyerek göz kırpıyor ve yine zavallı kalbim bir kaç atış kaçırıyor. “Hadi bakalım hazırlan ben içerde seni bekliyor olacağım.” diyerek çıkıyor. Tarık oldukça hazır görünüyordu yıkandığı belliydi. Saç tutamlarının bazıları ıslak duruyordu. Siyah bir kot pantolon ve siyah bir gömlek giymişti. İlk defa onu gündelik giysilerle görüyordum. Bende ona uyumlu giyinebilirim diye düşünerek kıyafetleri karıştırıyorum. Tabii karıştırırken dağıtıyor da olabilirdim. Umursamamaya çalıştım siyah basit bir elbise giydim saçlarımı tepeden toplamadan önce buklelerimi olabildiğince açtım ve ve tekrar banyoya dönüp kuruttum. Makyaj masasında hafif bir makyaj yapıp saçlarımı tepeden topladım. Tarık koltukta tablette sanırım işlerini hallediyordu. Göz ucuyla bana baktıktan sonra tekrar tabletine döndü bir beş dakika geçer geçmez tableti bırakıp ayağa kalktı. Belimden sarıldı ve boynumu koklayarak yanağıma buse kondurdu. “Hadi gidelim müstakbel kayınvaliden seni bekliyor.” diye bildirdi. Koluna girdim ve gülüşerek ilerlemeye başladık. Önüme fırlayan saçımı eliyle kulağımın arkasına itti ve bu küçük dokunuş beni sıcacık yaptı. Kalbim ısındı yeniden. Yemek salonuna vardığımızda cıvık Engin her zamanki gibi karısına çok ilgili haliyle yüzümü buruşmasını sağlamayı başardı. Çabuk toparlamaya çalıştım kendimi ve Ülker hanımı öperek selamladım. “Hoşgeldin kızım.” diyerek sarılışıma karşılık veren Ülker hanım gözlerimin dolmasına sebep olmuştu. “Kızım…” kelimesini duymak beni duygusallaştırmıştı. Sıcak ve içten tebessümü, elimi sıkışı o kadar iyi hissettirmişti ki böyle hissetmeyeli ne kadar olmuştu bilmiyordum. Güven verici sevgi dolu bir “Kızım…” kelimesi duymayalı… Hülya da sıcak bir gülümsemeyle benimle tokalaştı. Engin sırıtarak “Biz zaten bugün şirkette denk gelmiştik değil mi Arsu’c*m, hep biraraya geleceğiz anlaşılan…” diyerek oldukça gereksiz sözler de bulundu. “Ya evet öyle maalesef…” diyerek herkesin gözlerinin bana odaklandığını gördüm. Maalesef dememeliydim. Neyse ki Tarık kurtarıcım oldu ve “Ülker sultan biz epey açız, yemekler hazırsa geçelim mi?” diye annesinin beline sarılarak başına ufak bir buse kondurdu. Bu adam beni kendine aşık etme yolunda hızla ilerliyor sanırım. Yoksa çoktan oldum mu ki?! Ülker hanım oğluna hitaben “Eee hadi o zaman buyrun bakalım.” gülerek bildirdi. Hep birlikte masaya yerleştik. Hülya’nın karşısında ben, Engin’in karşısında Tarık yer almıştı. Ülker hanım masanın başına oturmuştu. Yemekler mükemmel görünüyordu. Dolma bile vardı. Ülker hanım dolmaya baktığımı farketmiş olacak ki “Senin için ellerimle yaptım güzel kızım, ye lütfen.” dedi. Hülya şakayla karışık “Artık dolmalar bana yapılmıyor mu Sultanım? Üstelik iki canlıyım.” diyerek olmayan göbeğini ovaladı. “Sen kıskanma bakayım sana herşeyin yapıldığını zaten biliyorsun canım kızım.” diyerek sevgi dolu baktı. Ne kadar da seviyor evlatlarını diye düşündüm. Beni de sever miydi ki?! Gerçekten bu sofra ortamı alışık olduğum ortamlardan biri değildi. İç çekerek hüzünlendim istemsiz. Tarık elimi sıkarak varlığını belli etmeye çalıştı. Ona bakarak gülümsedim ve herkes yemeklerine çoktan başlamıştı. Bende yedim, yemek çok lezzetli olmasına rağmen içimdeki boşluğun hüznü boğazıma yumru gibi oturmuştu. Ülker hanım yemek yemediğimi farketmiş olacak ki “Yemekleri beğenmedin mi kızım? İstersen başka şeyler hazırlatabilirim hemen.” diyerek içtenlikle söyledi. “Yok gerçekten hepsi çok güzel, ben bu şekilde aile ortamında hiç bulunmamıştım açıkçası hem imrendim size, hem hüzünlendim.” diyerek olabildiğince açıklamaya çalıştım hislerimi. Tarık elimi avcuna alıp dudaklarıyla elimi öptü ve elime sarıldı. Hülya da diğer elimin üstüne elini koyarak desteğini göstermeye çalıştı. Ülker hanım ise şaşırtıcı bir şekilde masadan kalktı ve boynuma sarılarak yanağıma buse kondurdu ve “Artık bu aile senin de ailen. Hoşgeldin kızım ailemize.” diyerek omzumu patpatladı. “Teşekkür ederim.” dedim sesim kısılarak. Mutlu hissetmiştim kendimi, bu şekilde beni sahiplenmeleri henüz alışık olmadığım bir durum olsa da halimden memnundum. Devam edecek…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD