Bölüm 28

937 Words
Annesi oldukça sıcak bir kadındı. Herşey güzeldi bir kadının varlığı bu evde yeterince belli oluyordu. Engin Hülya’yla birlikte oturuyordu. Hülya sarışın güzel bir kızdı. Tarık onlara beni nişanlısı olarak tanıtmıştı. Hülya abisinin nişanlı olmasına oldukça mutlu görünüyordu. Engin’i ise çözmek mümkün değildi. Umrumda da değildi. Yemek güzel geçti. Tarık’ın annesi Ülker hanım beni kış bahçesini görmem için davet etti. Bende kabul ettim. Giderken hizmetçiye bizim için iki kahve de söylemeyi ihmal etmedi. Kış bahçesi sera şeklindeydi. Yetiştirilen bitki ve çiçekler oldukça güzel ve büyüleyici bir uyum içindeydi. Belli ki Ülker hanım burada oldukça vakit geçiriyordu. Kış sobası vardı aynı zamanda. Ama havalar sıcak olduğu için elbette ki yanmıyordu. Biz bir orta sehpası bulunan iki sandalyeye yerleştik. Önce bana öncelik verip oturmamı söylerken gerilmeye başladığımı farkettim. “Arsu çok güzel bir kızsın. Oğlumun seninle evlenmek istemesini şaşırtıcı bulmuyorum. Tarık ve Hülya’nın babası öldüğünden beri benim için çok zordu.Tarık hukuk fakültesini yeni bitirmişti. Ama bir anda kendini holdingin başında buldu. Çok çalıştı kızım hemde çok. Bir gün dinlenmedi tatil nedir bilmedi. Şimdi ilk defa gözlerinin bile güldüğünü görüyorum. Onu daha önce hiç bu kadar mutlu görmemiştim. Bunun için sana teşekkür etmeliyim.” diye nazikçe belirtti. Bu konuşma bana iyi geldiği kadar beni istemsizce rahatsız da etmişti. Bütün bunları hakettiğimi düşünmüyordum. Yinede Ülker hanıma “Tarık’ın hayatında hiç kız arkadaşı olmadı mı?” diye sordum. Ülker hanım biraz kıkırdayarak devam etti: “Olduysa bile bilemem üniversitede olmuş olabilir. Ama ben onu ilk kez bu kadar mutlu görüyorum. Anneni kaybetmiş bir kız olarak beni ister bir anne, ister abla istersen de bir teyze olarak gör. Ne olursa olsun benimle paylaşabilirsin herşeyini. Kayınvaliden olmaktansa bu saydıklarımı olmayı isterim yavrum.” içtenliğini gözlerinde gördüğüm bu kadın içimi ısıttı. Gülümsedim. Kahveler gelip servis edildi. “Hadi kahvelerimizi içelim. Daha sonra istersen seni çiçeklerimle tanıştırabilirim.” dedi Ülker hanım. İlk defa sıcaklık beni bu kadının yanında rahat olmaya itti. Çiçeklerle tanışma faslı da güzel geçti. Bir sürü beğendiğim çiçeğin adını bilmediğimi öğrendim. Kış bahçesinden çıktığımızda geri döndük. Engin Hülya’yı öpüyordu. Bir bacağını kızın bacaklarının üstüne atmış resmen dudaklarını sömürüyordu. Midem bulandı bu görüntüye. Hülya annesini görünce Engin’in ayağını ittirdi ve kendini düzeltti. Yanakları kızarmıştı ve utanmıştı. Bu Engin için söz konusu değildi. Çünkü o utanmazın biriydi. Lavaboyu kullanmak istediğimi belirterek hizmetlilerden biri bana öncülük etti. Ben lavaboya gidince elimi yüzümü yıkayıp bu işin nasıl olacağını düşünmeye başladım. Belli ki kimse benim Engin’le geçmişimi bilmiyordu. Üstelik düğün gününde de ona karşı koymamış ve onun sikişine müsade etmiştim. Utanmaz biri de bendim Engin gibi. Bunu sonlandırmam gerekiyordu. Tarık, Ülker hanım bunu haketmiyorlardı. Gözlerimi yumup kapadım bir süre. Derin nefesler aldım. Tarık’a en kısa sürede bunun olamayacağını açıklamalıydım. Lavabodan çıkar çıkmaz bir adet Engin karşımdaydı. Yüzsüzce sırıtıyordu. Bu adama lanet olsun. Beni kapıyla kendi bedeni arasına sıkıştırdı. Nefesini boynumda hissedebiliyordum. Kulağıma fısıldayarak tahrik etmeye uğraşıyordu. Ama ben ilk defa ondan bunu yaptığı için tahrik olmak yerine tiksiniyordum. Nasıl onun bu tahriklerine kapılmışım inanamıyordum kendime şu an. “Canın çekmiştir diye geldim. Hülya’yla ne yaparsam yapayım seni hayal ediyorum. Onun sıcak mağarasına pompalarken bile senin içine girdiğimi düşünüyorum…” diyerek kulak mememi emmeye ve ıslak sesler çıkarmaya devam etti. İrileşen erkekliğini bana bastırırken ilk defa inlemedim ve onu ittim. Onu itmek kolay değildi yerinden kıpırdamadı yine de durup şaşkın mavi gözlerini üzerime dikti. “Artık seni heyecanlandıramıyor muyum? Tarık dokununca mı heyecanlanıyorsun?” diye sordu. “Evet tam olarak öyle. Bırak beni.” sesim titremeden söylüyorum. Geri çekiliyor ama sadece bir adım. “Bunu değiştireceğim tekrar benimle olacaksın. Ben senin yaşaman için Hülya’yla evlendim. Buna bir son vereceğim.” Sözlerini kesmek ister gibi “Yeter kes!” diye sesli biçimde söyledim. Daha fazla konuşamadan adım sesleri duyduk. Engin benden uzaklaştı ve seslerin geldiği yöne baktı. Tarık merdivenlerden yukarı çıkıyordu bir kaşı havalanarak ikimize baktı. Engin gayet rahat bir tavırla “Yüksel babamı soruyordum Arsu’ya.” dedi. Ben şaşkınlığımı çabucak toparlayarak kafa sallayarak onayladım. Engin müsade isteyerek ayrıldı ve ben Tarık’la yalnız kaldım. Tarık siyah delici bakışlarını üzerime dikerek bişeyler içelim diye önerdi. Bende başımla onayladım. Ona ait olduğunu düşündüğüm bir odaya geçtik. Oda oldukça büyüktü. Bir tarafı kütüphane ve çalışma odası olarak dizayn edilmişti. Gece geç saatlere kadar çalıştığı belliydi. King boy bir yatak vardı. Nevresimleri lacivertti. Bir konsol eşlik ediyordu. Lambaderi açınca sarı ışık odaya aydınlık verdi. Diğer lambaların ışığı hemen kapandı. Konsolun yanındaki camekan vitrinden iki bardak çıkardı ve birer viski doldurdu. Bana uzattı ve bir yudum aldım. Ciğerlerim yandı ama etkilenmedim. Tarık annesini sevip sevmediğimi dahası neler konuştuğumuzu sordu. Gülümseyerek dinledi. Sonra biten bardaklarımızı alıp beni öpmeye başladı. Nazik ve tutkulu. “Lütfen” dedim “Eve gitmek istiyorum.” Tarık gözleri tutkuyla kararmış bakışlarıyla “Ama yatağımda hiç yapmadık değil mi? Ateş saçlarınla yatağımı süslemeni arzuluyorum.” dedi. “Ayrıca lütfen derken bunun olmasını istiyor gibisin.” Bir kez daha öptü ve iki büyük eliyle iki mememi kavradı. İhtiyaçla inledim ağzına. Tarık bundan cesaretle daha da derinleştirdi öpücüğünü. Elleri bu sefer kalçalarımı avuçladı. Beni kendine çekerek kalçalarımdan tutup kaldırdı. Bacaklarımı ona doladım ve ateşli öpüşmemiz dillerimizin dansıyla devam etti. Bu adamın öpücüğüne eridiğimi, beni altına alma düşüncesinin beni hiç olmadığı kadar heyecanlandırdığını ve ıslattığını farkettim. Bu benim oldukça fazlaydı. Islak ve sıcak öpücükler, kulağıma dolan emme sesleri, inilti seslerim, nefeslerimizin sesleri odayı şimdiden dolduruyordu. Kalbimin ritmini bile hissedebiliyordum onun kalbi de en az benim ki kadar gürültülü atıyor olmalıydı. Şimdiden bacak aramdaki ıslaklık çoğalmıştı. Bacak aram zonkluyordu daha fazlası için. Rahmim nabız gibi atıyor ve onun sikişini istiyordu. Menisinin kokusunu ve içimi doldurma hissini özlemiştim. Yatağına usulca uzandırdı beni, bacaklarımı açarak onu davet ettim. Üzerimizdeki kıyafetler yerli yerinde dursada birazdan onların olmayacağını biliyorduk. Seksin kölesi ben bu adamın bana vereceği herşey için yalvarabilirdim… Devam edecek…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD