Bölüm 14

1113 Words
Gözlerimi açtığımda yine yalnız olduğumu farketmem uzun sürmedi. Telefonumu bulup baktığımda Tunç’tan, Engin’den arama olduğunu gördüm. Saatin nerdeyse 16 sularında olduğunu farkettim. Oldukça geç olmuş. Kalkmaya çalıştım ama tüm kaslarım ağrıyor, bacak aramsa fena halde sızlıyordu. Yaşadığımız harika üstü seks seansını düşününce istemsiz gülümsedim. Epeydir böyle doyurucu bir seks yapmamıştım. Tunç’a geri döndüm Engin’i görmezlikten geldim. Telefon ilk çalışta açıldı belli ki benim aramamı bekliyordu. “Alo? Arsu nerdesin?” “Konum atacağım birazdan bana kıyafet getir lütfen Leyla’ya söyle iç çamaşırı da koysun.” Tunç sessizlikten sonra “Tamam” diyerek kapattı. Bende nefesimi bırakıp konumu yolladım ve duşa girdim. Giyecek kıyafetim olmadığı için yine bornoz ve havluyla çıktım. Çıkar çıkmaz yine dün giyimimde yardımcı olan Buse karşımdaydı. Büyük bir nezaketle gülümseyerek beni selamladı ve elindeki kıyafetleri giymeme yardımcı olacağını söyledi. Gerek olmadığını kendim halledebileceğimi söyledim. İç çamaşır, ayakkabı hatta benim zevkime uygun aksesuarlar bile mevcuttu. Çok şaşkındım ve itiraf etmem gerekirse hepsi bana uygundu. Ayakkabı numaram hatta iç çamaşır bedenim. Hemen giyindim. Tunç’a binanın önünde beklemesini söyledim. Makyaj yapmaya lüzum görmedim ve aksesuar seçiminde güneş gözlüğü olduğu için teşekkür ettim. Hemen çıktım. “Kocam arıyor?” “Kocam” mı? Kim ki bu?! “Alo?” dedim ve karşı sesin sahibinin Tarık olduğunu anladım. “Merhaba güzelim iyi dinlendin mi?” Cevap beklemeden konuya girdi. “Bu akşam yemek yiyelim?” “ Olmaz!” diyorum hemen. “Şey ben çok yorgunum gerçekten eve dönmek istiyorum.” “Pekala öyle olsun. Yarın akşam öyleyse.” diyerek cevabımı da beklemeden kapatıyor. Sanırım emir kipiyle konuşmaya alışkın. Sorularıyla bile cevabı istediği gibi yanıtlıyor aslında sormuyor bile bu yüzden. Dışarı çıktığımda serinleyen hava yüzünden ürperdim. Tam karşımda Tunç kaşları çatık beni izliyordu. Gözgöze geldik. Sorgular biçimde bakıyor, çenesini sıktığı belli oluyordu. O kadar çok tanıyordum ki onu birazdan beni cezalandıracağını adım gibi biliyordum. Bişey demeden arabaya bindim ve kemerimi hızla bağladım. Hemen yerine yerleşip arabayı sürmeye başladı. Tek kelime etmiyordu, bu da huzursuzca kıpırdanmama sebep oldu. “Açım.” dedim. Yandan bakıp yine tek kelime etmedi. Sahil kenarında her zaman geldiğimiz köfte ekmekçiye geldi. Midemin bayram edeceğini düşünüp zil çalan midemi yatıştırmak için ovaladım karnımı ve kıkırdamaktan kendimi alamadım. Tunç bakışları yumuşamasa da ses etmedi. Bu yeri birgün Tunç’la farketmiştik. Her zaman restaurantta elit kişiliğimizle yemek yemek çok boğucu geliyordu. Ekmek arası ve lezzetli iştah kabartan yiyecekler daha güzel geliyordu bana. Tabii Tunç’ta bundan açıkçası daha memnundu. Zenginlikle ilgili hiçbirşeye önem vermiyordu. Zoraki benim hayatım böyle olduğu için ses etmiyordu. Yinede önceki hayatını pek bilmesemde zengin birinin korumalığını şöförlüğünü yapmazdı eminim. Sırf benim için yaptığını biliyordum. Uzaklara gitmesini istemiyordum ben bencil biriyim hatta çok bencil biriyim. Tunç çok kere demişti gitmeyi, hatta birlikte. Ama neden bilmiyorum yapamamıştım ve onu da bırakamamıştım. “Evet buyrun yarım ekmek köfteleriniz. Afiyet olsun.” diyen babacan köfteci abiye gülümsedim. Düşüncelerimden sıyrılıp iştahla yemeye koyuldum. “Immmh ımm… çok güzel çok açıkmışım. Teşekkür ederim Tunç!” Gülümsedim ama buz gibi bir bakış dışında karşılık göremedim. Bende oldukça neşeli yanımı bastırmak ister gibi denize bakarak köfte ekmeğimin tadını çıkardım. Tunç hesabı ödeyip kalktıktan sonra bende kalktım. “Birşeyler içmeye gidelim mi?” diye öneride bulundum ve açıkçası yine soğuklukla karşılaştım. Bende bir daha hiç konuşmadan sessizce eve doğru yol almasını izledim. Eve geldiğimizde arabayı korumaya verip konağın bahçesine doğru beni yönlendirdi. Sanırım şimdi başlayacaktı ve evdeki çalışanlar duymasın diye beni oraya götürmek istediği çok açıktı. Epey uzaklaştıktan sonra gözlerimin içine bakarak “Ne sikim yaptığını sanıyorsun lan sen?!” diye kükreyerek bağırdı. “Biraz alçalt o sesini! Sen bana bağırıp hesap soramazsın?” “Kim o sikik?” diye başka bir soru daha sordu. Tarık’tan bahsettiğini biliyordum. “Cevap ver!” Tekrar bağırdı. Hiç bu kadar gözü döndüğünü hatırlamıyorum. Evet Engin’i de biliyordu hatta onunla seviştiğimizi anlarsa beni işaretleyip o aslında benim demek istediğini de çoğu kez anlamıştım ama hiç böyle görmemiştim Tunç’u ve bu beni ilk defa korkutuyordu. “Ha söyle! Nasıl der lan o evlenicez bilmem ne?” “Söyle nasıl der?” diyerek ellerimden tutup salladı beni. Ona karşı çok güçsüzdüm ve yaprak gibi sallanıyordum. “Bırak lütfen..” diye savunmasızca söyledim. Beni duymuyor gibiydi. “Söyle” diyip duruyordu. “Söyle!” Hiç onu böyle görmemiştim kontrolünü hiç kaybetmemişti. Ama şu an Tunç beni görmüyordu, duymuyordu, bilinçsizce davranıyordu sanki. Sonra sarıldı sımsıkı. Kemiklerim içiçe geçecek sandım. Soluksuz kaldım. “Sen kimseyle evlenemezsin.” Kulağıma bunu fısıldadı ve vücudumu biraz serbest bıraktığını düşünüp rahatlayacakken dudaklarımı öptü. “Cezanı hemen şimdi çekeceksin. Arsız Arsum..” Elleriyle göğüslerimi tuttu ve canımı yaktı bile isteye. “ Söyle böyle mi tahrik etti?” Amımı kavradı büyük avcuyla ve sıktı. “ Söyle böyle mi avuçladı?” “Ahh” diye bir inilti koptu dudaklarımdan. Tunç kesinlikle sertleşmişti ve çok fena sikecekti. “Bugün kibar ve nazik olmak yok! Kimin olduğunu göreceksin! Seni kim sikerse siksin sen benimsin!” diyerek külodumu acımazsa indirdi. “Çok çabuk olacak ama sen bunu fazlasıyla hakettin diyerek beni ters döndürüp ağaca yasladı. “Ağaca ellerini koy ve kalçanı çıkar!” diye emretti. Daha tam ıslanmadım bile acıyacağını biliyorum ama ne dersem diyim bunun değişmeyeceğini de biliyorum. Tunç’un bu cezasını kabullenmem gerektiğini biliyorum ve cezama razı oluyorum. Kıç yanaklarımı tokatlıyor ve zevkten inliyor. Saçımı arkaya doğru çekerek dudaklarımı acımasızca ısırarak öpüyor. Fermuar sesini duyuyorum. Penisini içime itip haykırıyor tam ıslanmadığım için acıdan inliyorum ama Tunç bunu zevkten sanıyor. “Söyle böyle mi sikti seni? Ha yarrağı bu kadar büyük mü? İnledin mi ha? Söyle zevk aldın mı?” Her sert itişinde bir soru soruyor ve zorlanmadan dolayı kızaracağımı biliyordum. Sert sikişinden sonra biraz benim zevk almamı istedi sanırım sertleşip kabaran meme uçlarımı ovmaya başladı. İnledim ve aşk sularım amımdan aşağı akmaya başladı. Sert penisi itişlerine devam ederken klitorisimi çekiştirip sıkıştırmaya başladı parmaklarıyla. “Ah geliyorum!” diye bağırdım. “Oh bende geliyorum birlikte boşalalım ohh” Sertçe pompalarken boşalıp kasılmaya başladım o da kükreyerek menilerini içime bıraktı. Sakinleşmek için bana sarıldı ve boynumu ısırdı ve emdi. Hala içimde olan siki küçülürken dudaklarıma tekrar yapıştı ve içimden çıktı. “Canın yandı mı?” diye sordu. Penisi boşalmadan olayı yarı ereksiyon halinde beni kendine döndürdü ve tekrar sarıldı. Meni ve aşk sularımızın toprağın üstünü suladığını görebiliyordum. Ne diyeceğimi sanırım bilmiyordum. Daha önce böyle birşey yapmamıştı. Çoğu kez birlikte olmuştuk ama başka biriyle bunu yapmamı hiç önemsemediğini düşünmüştüm. Sadece işaretlemekten memnun olduğunu ve bunun ona yettiğini düşündürmüştü. Şimdi ise bulunduğu cinsel saldırı için ne diyeceğimi bilemez haldeydim. Üstümüzü toparladıktan sonra beni kucakladı. Odama taşıdı ve küveti hazırlamak için banyoya yöneldi. Yatakta uzanırken sanırım içim geçmiş. Üzerimdekileri el çabukluğuyla çıkarıp beni küvette oturttu. Sonrasında temizlemeye başladı. Bu süre zarfında sessizdim. Oysa sanırım yaptığı seks yetmemiş olacak ki “Tohumlarımının fazlasının içinden akıyor olması çok yazık. Daha çok tohumlamam gerekecek seni..” Devam edecek…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD