Bölüm 34

865 Words
Off başım yine çatlıyor. Şu lanet ışık gözüme gözüme girmek zorunda mı? Ben kesinlikle sabah insanı değilim. Harika gün doğumlarını hayatım boyunca izleyebileceğimi sanmıyorum. Nerede olduğuma bakınca yatağımda uyanmanın sevincini yaşıyorum. Doğrulup geriniyorum. Duşa girmeden Tunç’la dün gece yaptığım çılgın anılar aklıma hücum ediyor. Birinin kafasını şişeyle patlattıktan sonra Tunç beni hızlıca bardan dışarı koşturarak çıkardı. Hala bacaklarım ağrıyordu. Taciz etmeye kalkınca gerisini pek düşünmeden hareket etmiştim aslında ve Tunç her zamanki gibi kurtarıcım olmuştu. Lavabodan çıkar çıkmaz beni o halde gördüğünde dehşetle açılan o yeşil güzel gözleri aklıma gelince gülümsedim. Kendi etrafımda dönerek dans ederken telefonum çalmaya başladı. Engin arıyor… “Neden arıyor bu yine?” diyerek oflayarak açtım. “Ne var?” diye açtım kabaca. “Oo güzellik çok da kibarsın. Öğlen buluşalım mı? Konuşacaklarım var.” diyor. Ben konuşmasına tahammül bile edemediğimin farkına vararak “Benim yok!” diyerek yüzüne telefonu kapatıyorum. Ohh iyi oldu. Bunca yıl boşuna dinledim Engin’i, daha önce bunu yapmam gerekiyordu. Kısa bir duş alıp salona indiğimde Yüksel beyi gördüm. Kısa bir baş selamı verdim sadece. “Gel Arsu kahvaltı edelim.”dedi beni şaşırtarak. Yine ne konuşacak düşüncesi iç sıkıntısına sebep oldu. İç çekerek masaya oturdum. “Bu saatte sizi görmek alışılmadık bir durum.” dedim. Yüksel çirkin bir sırıtışla “Eee manevi kızımı bugün istemeye geliyorlar. O yüzden evdeyim.” demez mi? Ne? Ne? Ne? Aldığım ilk lokma boğazımda kaldı. Yüksel şaşkınlıkla boğulmamı bir süre izledi sonra yalandan sırtımı iki patpatladı. “Gerek yok! İsteme olmayacak!” diyerek hemen oturduğum yerden fırladım. Anında Tarık’ı aradım. İkinci çalışında açtı. “Alo Arsu’m?” diye duyar duymaz devam etmesine izin vermeden sözünü kestim. “İsteme de nerden çıktı? Bu şart mı? Neden bana söylemedin?” diyerek üst üste sorularımı sordum. Tarık’tan ses gelmeyince sinirlenmeye başlamıştım ki karşı taraftan sesi gülme sesi olarak gelmeye başladı. “Tüm bu olanlara bir de gülüyor mu bu adam” derken içimden dişlerimi sıkıyordum. Dişlerimin çarpma sesi gelince “Bir de gülüyorsun!” diyerek patladım. Tarık “Sinirlenme güzelim annemin isteği, onu da anla biricik oğlunu evlendiriyor nihayetinde…” demez mi? “Off Tarık senin canını alacağım.” diye bezgin bir şekilde abartılı bir tepki gösteriyorum. Çünkü bu isteme saçmalığının yaşanmasını istemiyorum. “Lütfen Arsu geleceğiz bu akşam, annemi bu konuda üzmek istemiyorum.” diye nazikçe ricada bulunur gibi söylüyor Tarık. “Peki” diyorum yenik bir kabullenişle. “Oo harika annem çok sevinçli… Kız istemeye gideceği yetmedi bir de üstüne Hülya’nın hamile olduğunu öğrendi.” diyerek sevincini paylaştı Tarık. Ben şaşkınlıktan “Hülya hamile mi?” diye tekrar sordum ve “Evet hamileymiş hatta evlenmeden hamile kalmış. Biz de öyle olmayalım Arsu…” diye konuşmayı sürdüren Tarık’ı artık kulaklarım duymuyordu. Engin pisliği karısı hamileyken bir de benimle konuşmaya hatta benimle olmaya, beni istemeye nasıl cürret edebiliyordu! Oldukça sinirlenmiştim ki “Arsu? Arsu?” diye bana seslenen Tarık’ın sesini işittim. “Özür dilerim…” diye mırıldandım “Dalmışım.” dedim. “Önemli değil canım bugün işe gelmene gerek yok akşam için hazırlan! Öpüyorum.” dedi ve telefon konuşmasını sonlandırdık. Tekrar salona döndüğümde Yüksel hala kahvaltı masasında gazetesini okuyordu. Yanına yaklaştım ve “Yüksel baba Tarık’ın ailesi oldukça ısrarcı bu konuda. Sanırım akşama gelecekler.” diyerek mırıldanıyorum. Sesim içime kaçıyor sanki konuştukça. Yüksel bunu umursamaz gibi gazetesini katlayıp kenara koyuyor ve “Evet tüm çalışanlar bunun için bugün hazırlık yapacaklar sende kendi hazırlığınla meşgul olabilirsin.” diyerek beni salonda yalnız bırakıyor. “Bir kez bile nasıl olduğumu isteyip istemediğimi sormuyor bu adam… Sözde manevi babam… Merhametli iş adamı Yüksel Aydın…” Kendi oğlu bile evlatlık olarak biliniyor. Çünkü o çok merhametli!? Sinirlenme Arsu, hiç kız arkadaşım olmaması beni üzüyor. En azından hazırlanmama yardımcı olabilirdi diye içimden geçiriyorum ki Leyla beni selamlayıp misafirim olduğunu söylüyor. Mine. Tam karşımda beni selamlıyor. “Arsu isteme törenin için sana yardımcı olmak için geldim.” diyor. Çok mutlu hissediyorum kendimi hızlıca onu kucaklayıp sarılıyorum. “Çok teşekkür ederim.” diyorum gözlerimin dolmasına mani olamayarak. Daha sonra bir süpriz daha beni şaşırtıyor. Biz Mine’yle odamdaki kıyafet seçeneklerini değerlendirirken kapım bir kez tıklanıyor. Gel dediğimde karşımda Leyla elinde bir kaç paket ve dahası otel odasında bana yardımcı olan Buse içeriye kıyafet askıları ve kıyafetlerle birlikte “Merhaba” diyerek giriyor. Ardından yine kutu ve kıyafet taşıyan bir kaç kişi daha odama elindekilerini bırakıp çıkıyorlar. Bu da yetmezmiş gibi bir makyöz ve kuaför de giriyor odama. İnanamıyorum tüm bunlara. Gözlerim nereye bakacağını bilemez halde şaşkınlıktan konuşamıyorum. İlk şoku atlatınca Tarık’ı arıyorum. Hemen açıyor. Bu da hoşuma giden başka bir detay oluyor onunla ilgili. “Tarık inanmıyorum tüm bunlar için çok teşekkür ederim.” diyerek büyük bir çoşkuyla söylüyorum. Tarık “Herşeyi senin adına düşüneceğim ve yapacağım. Senin tamam veya evet demen yeterli..” diyor ve adeta gözlerim kalp atıyor mecazen. “Çok teşekkür ederim.” diyorum kısık bir sesle, kendimi oldukça heyecanlı hissediyorum. “Bir şey değil Arsız suyum. Seni seviyorum.” diyor ve telefon kapanıyor. Elimde telefon “Seviyorum dedi. Beni seviyor. Seviyor beni.” diye telefonu göğsüme yaklaştırıyorum elimle sıkıp salınıyorum genç bir kız gibi. Gençtim zaten 23 yaşındaydım bir kere! Sevinçle kahkaha atıyorum ve telaşlı gözlerle karşılaşıyorum. Herkes elindeki bırakıp bana dönünce kendimi tuhaf hissediyorum. Neyse başlasın hazırlıklar diye el çırpıp yerimde deviniyorum. Tarık beni seviyor!! Heyoo!! Devam edecek…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD